EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT VE NEFİS MUHASEBESİ

EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT VE NEFİS
MUHASEBESİ
YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
ÖZ
İnsan, hata yapmaya eğilimli yaratılmıştır. Ayrıca insan, dünyaya
belli sorumluluklarla gelmiştir. Klasik Türk şiirinde, tasavvufi konulardaki
metinlerde, nasihat, sıklıkla ele alınır. Bu eserlerdeki maksat,
insanın dünya ve ahiret mutluluğu ve kendini muhasebe etmesidir.
Dinin nasihat olduğu bilinciyle tasavvufi eserler oluşturan Eşrefoğlu
Rûmî, insanı doğru yola sevk eden, Allah’ın emir ve yasaklarını göz
önünde bulunduran mısralar oluşturur. Rûmî’nin eserlerinde, insanın
‘varlık’ına dair sorgulama yapması, nefis mücadelesi, dünya ve
ahiret mutluluğu, yaratanın rızasını kazanması için yapması gerekenler
vardır. Bu çalışmada, Eşrefoğlu Rûmî’nin gazellerindeki nasihatler
ve insanın yaptığı hatalar karşısındaki nefis muhasebesi, beyitler üzerinden
bir okuma çalışması halinde anlatılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Eşrefoğlu Rûmî, gazel, nasihat, nefis muhasebesi.
ABSTRACT
Human beings are created apt to make mistakes. Besides, human
comes to world with some responsibilities. Counsel is frequently
handled in Classical Turkish poems and sufistic texts. The aim of these
texts is to judge human’s worldly and heavenly happiness and
himself. Eşrefoğlu Rumî who created works with consciousness that
the religion is advice, formed lines taking God’s permissions and
prohibitions into account. In Rumi’s works there are questioning of

 Yrd. Doç. Dr. Nazire Erbay, Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk
Dili ve Edebiyatı Bölümü. erbayn@hotmail.com.
 YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
296
‘existence’, lower self-struggle, worldly and heavenly happiness, and
things to do to attain God’s consent. In this study, counsels and one’s
self judgement following his mistakes in Eşrefoğlu Rumi’s gazelles
are narrated through a reading on couplets.
چکیده
انسان متمایل برای خطا کردن آفریده شده است. از طرف دیگر انسان با مسولیت های
مشخصی به دنیا آمده است. در شعر کالسیک ترکی، در متون با مضامین تصوف، نصیحت به
کرات به چشم می خورد. هدف این آثار سعادتمندی انسان در دنیا و آخرت و رسیدگی به
احوال درونی خویش می باشد. اشرف اوغلو رومی آثار تصوف خویش را با درون مایه نصیحت
دینی و مصراع هایی که امر و فرمان خداوند را نشان می دهد بوجود آورده است.
در آثار رومی در مورد نفس وجودی انسان، سعادتمندی دنیا و آخرت و اعمالی که مخلوق
باید برای رضایت خالق انجام دهد گنجانده شده است. در این پژوهش نصایح موجود در غزلیات
اشرف اوغلو رومی، خطاهایی که انسان مرتکب می شود، محاسبه نفس و امثال آن ها در ابیات
وی مورد بررسی قرار گرفته است.
کلیدواژه ها: اشرف اوغلو رومی، غزل، نصیحت، محاسبه نفس
GİRİŞ
İnsanın dünyaya gönderiliş hikâyesinin temelinde, işlediği günahı
vardır. İnsan yaptığı/yapabileceği günahlara ve hatalara karşılık,
“telkin, ikaz, uyarı, nasihat” gibi kavramlar ya da hataların karşılı-
ğında, onları telafi eden eylemler hep var olmuştur. Yine insanın
dünyaya gönderilme macerasının başlangıcında, bahsedilen emre
uymayarak yaptığı hata, kuvveyi fiile dönüştürmesi en önemli gerek-
çe olarak dikkat çekmektedir. Aslında insan, hata yapmaya meyyal
olarak yaratılmıştır. Bundan dolayı, Allah nasihatleriyle insanı uyarır
ve yol gösterir. Daha açık bir ifadeyle Allah, insanın ruhen tekâmüle
ulaşması için katetmesi gereken güzergâh üzerinde, ona uyarıcı bir-
çok işaretler, rehberler göndermiştir.
Bahsedilen bu kavramlardan nasihat sözlükte: “saf, halis olmak,
kötülük ve bozukluktan uzak bulunmak; iyi niyet sahibi olmak ve
EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT... 
297
başkasının iyiliğini istemek” anlamlarındaki nush kökünden türetilmiştir.
Nasihat kelimesi ‘başkasının hata ve kusurunu gidermek için
gösterilen çaba; iyiliği teşvik, kötülükten sakındırmak üzere verilen
öğüt; başkasının faydasına ya da zararına olan hususlarda bir kimsenin
onu aydınlatması ve bu yönde gösterdiği gayret’ manalarında da
kullanılmaktadır.” (Çağrıcı 2006: 408-409) Kur’an-ı Kerim’de de nasihat
kavramı, en başta Allah’ın peygamberlerinin insanlar karşısındaki
vazifelerinin tebliğ olması dolayısıyla, sıklıkla yer alır. “Allah ve
Resulü için (insanlara) öğüt verdikleri takdirde, zayıflara, hastalara
ve (savaşta) harcayacak bir şey bulamayanlara günah yoktur. Zira
iyilik edenlerin aleyhine bir yol (sorumluluk) yoktur. Allah çok bağış-
layan ve çok esirgeyendir.” (9/91)
Buradan yola çıkarak güvenilirlikleri hususunda şüphe duyulmayan
şahsiyetler olan peygamberlerin en büyük nasihatçi olduğunu
söylemek mümkündür. “Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum
ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.” (7/68) Çünkü insanın nasihate
ihtiyacı olduğuna dair bilgi, onu yaratan tarafından İlâhi kelam
aracılığıyla dikkat çekici oranda vurgulanmaktadır. “Sen yine de öğüt
ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.” (51/55)
Esası insan denen varlığın içine düştüğü hatalara karşılık dünyadaki,
ahiretteki huzurunu ve mutluluğunu yakalamak üzerine oluş-
turulmuş olan nasihat olgusu, başta tasavvufi göndermeleri olan metinler
olmak üzere, klasik Türk şiirinde de sıklıkla yer alır. Klasik
Türk şairinin neredeyse şiir yazma amaçlarından olan nasihat üzerine
Latîfî, tezkiresinin giriş kısmında şairlerin şiir söylemeleri üzerine
görüşlerini ifade ederken bu hususu şu şekilde belirtir: “Şairlerin dili
cennetin anahtarıdır kuralı gereği, dil anahtarları, keşf ve beyan hazinesi
kapısının kilidi, cennet kapılarının açıcısı olan şu bilgili şairler ve
gerçeği dile getiren söz ustaları, şiir sanatları ve güzel hikâyeler ile
gerçek hazinelerini bildirip inceliklerin sembollerini gizleyip bazen
mesnevi nazım şekliyle tasavvuf erbabının mertebelerini bildirir, bazen
de manalı beyitlerle gafilleri uyarırlar.” (İsen 1999: 9)
Daha çok nasihat-nâme veya pend-nâme türleri ile manzum şekillerde
yazılan ve amacı dinî, ahlâkî ve sosyal yol göstermeler olan nasihat
tavrının gazellerdeki varlığı da açıktır. Özellikle 13, 14 ve 15.
 YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
298
yüzyıllarda eser veren mutasavvıfların esas gayeleri, değişik türdeki
eserleriyle tasavvufi yaşayış şeklini öğretmektir. Bunun için bir öğüt
üslubuyla eserler vücuda getiren mutasavvıflar, nazmı da dikkat çekici
oranda kullanarak maksatlarını sade bir anlatımla yapmışlardır.
Zaten, “Klasik Türk şiirinin bir kısmında dil hünerlerine, zekâ cambazlıklarına
ve tezyinata boğan, süsü daima birinci plana getiren,
fikir maddesini yok denecek derecede aza indirip o süslerin ağırlığı
altında ezen şey tasavvufi ruhtan uzaklaşma değil midir Oysaki fikir
ve mana eserin cevheri, süsü ise onun ârâzıdır?” (Tarlan 1981: 132-
133) Bahsedilen bu sadelik ve abartıdan uzak oluş mutasavvıfın tasavvufi
ruhtan uzaklaşmasını engelleyen önemli bir etken olmuştur.
Bu çalışmada, Eşrefoğlu Rûmî’nin gazellerinde yer alan nasihat
kavramı ve özellikle insanın nefsi anlamda kendini sorgulaması gerektiğine
dair gönderme yapan beyitlerin varlığına dikkat çekilmiştir.
Benzer şekilde yine insanın yaratılışını, dünyada var oluş gayesini ve
muhtelif yapıp etmelerini muhasebe etmesinin ve bunun gerekliliği
adına, gazel mısralardan tespitler ve tahliller yapılmıştır. Eşrefoğlu
Rûmî’nin gazellerinde genel anlamda insanın dünyevi olarak kendini
bilmesi ve yaratanını tanıması üzerine çok sayıda gazel vardır. Rûmî,
gazellerinde bahsi geçen bu konulara dikkat çekerken, üslubunu insanın
kendisini sorgulamaya vesile olacak mısralarla ya da topluma
doğrudan nasihat verme şeklinde yapar. “Eşrefoğlu Rûmî, hayatı
boyunca zaten yaşadığı toplumda aktif rol almıştır. Bir mürşid olarak,
daima halka doğru yolu göstermiş ve onları ehl-i sünnete uygun
olmayan çeşitli tasavvufi ekoller konusunda uyarmıştır. Etrafındaki
insanlara iyiliği ve güzeli tavsiye etmiş ve o günün şartları içerisinde
toplum huzurunun sağlamasında önemli bir görevi yerine getirmiş-
tir. Anadolu’da tasavvuf cereyanının revaçta olduğu bir zamanda
irşat faaliyetine başlayan Eşrefoğlu, insanın terbiyesi ve yetiştirilmesi
konularında fikirlerini de ön plana çıkarmıştır.” (Güneş 2006: 58)
1- Eşrefoğlu Rûmî’nin Doğrudan Nasihati İşaret Ettiği Beyitler
Eşrefoğlu Rûmî Divanı’nda yer alan gazeller, nasihat etme maksadının
tezahürü olarak daha çok öğretici konulardan oluşur. Bu gazellerden
bazılarında Rûmî, nasihat verdiğine/ceğine dair mısralarını
doğrudan söyler. Nasihatin yer aldığı beyitler, gazelin makta beytin-
EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT... 
299
de, şairin kendi adını zikrederek şahsına hitaben yazdığı gazellerken,
bazı beyitlerde de genel olarak nasihatini tutanların dünya ve ahiret
mutluluğunu yakalayacağını belirtir. Rûmî, nasihat üslubunda söylediği
mısralarında emir, istek, gereklilik ya da şart kiplerini, anlattığı
temalara uygun olarak özellikle kullanır. Şair, bu mısralarında –e, -
ısa, -ise, gerek gibi kelime ve ekler bu amacı gerçekleştirirken kullandığı
dile ait diğer dikkatlerdendir:
Eşrefoğlı Rûmî her kim pendüni tutarısa
Görmeye iki cihânda ol melâmet tâ ebed (4/18)
Eşrefoğlu Rûmî bu sözüm sanadur key işit
Cân kuşın uçurmadın gözini aç aklunı dir (20/14)
Eşrefoğlu Rûmî’nin aşağıdaki gazelinin makta beytinde insanın
dünyaya bağlanmaması gerektiğine ve özellikle elindeki varlıklarına
kanaat etmesinin gerekliliğini anlatan mısraları nasihat kavramına
dâhil edilecek özelliktedir:
Eşrefoğlu Rûmî bu pendi yüri sen sana vir
Var kanâ’at cübbesin giy uzlet eyle ihtiyâr (19/11)
2- Dertli Olmanın Gerekliliği Üzerine
İnsan sorumluluk sahibi olarak yaratıldığı için diğer mahlûkattan
farklıdır. Sorumluluk duygusu insana olaylar, durumlar ve nesneler
üzerinden değişik bakış açıları geliştirmesine vesile olur. Sorumlu
yaratılan insan, kendi dışındakiler hakkında dertlendiğinde meselelerle
ilgili çözüm üretilmesine imkân sağlayabilir. Bu özellik zaten
Müslümanda var olmalıdır. Müslüman, kendine ve dışarıya dair
olanlarla ilgili duyarlı, dertli hatta hüzünlü olduğu zaman çözüm
üretme adına gayret sarf edecektir:
Varunı vir dost derdinden ala gör bir zerrece
Tâ ki sana da diyeler derdi var dermân diler (6/3)
 YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
300
Eşrefoğlu Rûmî, ayrıca insanın dertli olmasını, onu hayvandan
ayıracak bir gösterge olarak niteler. Rûmî, dertli olmayan insanın
insan bile olamayacağını belirtir. Aslında dertli insan, meşgul insan
da demektir. Bu surette dertli insanın dünyaya meyli belli bir oranda
da olsa azalacaktır. Dolayısıyla insanın bu şekilde ruhen bir doluluk,
meşguliyet ve sarhoşluk da yaşayacağı aşikârdır:
Her kimün gönlinde kim dost derdi yok âdem degül
Düşmiş ol hayvân ‘ışka düni gün hüsrân diler (6/4)
Bu derdden mest olup mestânelik kıl
Başundan gitmesün hummâr hirgiz (43/12)
Rûmî, insanın dertli olması üzerine yazdığı nasihat muhtevalı mısralarında,
insanın sorumsuz ve dertsiz bir hayat tarzı tercih etmesi
halinde avareliği ve tembelliği de üzerine alacağını ifade eder. Çünkü
o insan, hayata dair öğretilerden, kendini yetiştirmek için çabasından
uzaklaşacak ve tekâmülünü tamamlayamayacaktır:
Kim ki bu derde düşmedi bir mürşide irişmedi
Çiğdür ol dahi bişmedi pes süstligi andanımış (46/9)
Başkalarının derdi ile dertlenen insan, dert sahibi ile aynı şeyleri
düşündüğü için sıkıntılar bile farklı algılanacak, belki de paylaşımdan
kaynaklanan bir lezzet de ortaya çıkacaktır:
Eşrefoğlu Rûmî yarı sevenlerün budur kârı
Ol dost içün aguları sükker gibi yutmak gerek (56/8)
Eşrefoğlu Rûmî, Müslümanın derdi ile dertlenmemesi konusunda
oldukça kesin hükümlerle de beyitler oluşturur. Rûmî’ye göre, Müslümanın
derdi ile dertlenmeyen insan ya da hiç derdi olmayan insan,
sonunda cehenneme gidecektir:
Gel dost derdine düş yüri bî-derd olandan gin yüri
Bî-derd olanların yiri cehennemde katranımış (46/8)
3- Âşıklık ve Dua Üzerine
EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT... 
301
Rûmî Hazretleri, müminde bulunması gereken özellikleri nasihat
üslubunda verdiği imkânlarla anlatırken, bazı beyitlerinde özellikle
insanın her yerde ve zamanda kendisini yaratanı unutmadan yaşaması
gerektiğini ima eder. Bunun yanında Rûmî, insanın hem kendisi
hem de başkası (âşıklar) için sürekli dua etmesinin lüzumlu olduğunu
da belirtir:
Tûr ne hâcet âşıklara çün her yirde ma’şûk ola
Dâ’im münâcât ideler bir dem ayru olmayalar (10/6)
4- Mürşide Tabi Olmak Üzerine Nasihatler
Müslümanın esas rehberi, Kur’an-ı Kerim ve Peygamber efendimizin
hayatı ve söyledikleridir. Bunun dışında İslâm medeniyeti içinde
insanlara yüzyıllarca veliler, İslâm âlimleri Allah’ı ve hakikati gösteren
kılavuzlar olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Eşrefoğlu Rûmî de
gazellerinin bazı beyitlerinde doğru yola erişmek, ruhen girdiği sıkıntılardan
kurtulmak ve kısaca iki cihan mutluluğunu yakalamak için
belli tarikatlara girmek gerektiğini ifade eder. “Tarikat demek, şer’î
emir ve hükümleri fiilen yaşayarak Allah ve Resûlüne gönülden sevgi
ile tam bağlılık, şeriat dairesinin içinde -kitap ve sünnete dayanarak-
meşâyihin vaz’ ettikleri râbıta, zikir, murâkabe ve huzur gibi
usûl ve âdâbı tatbik etmek, Resûlullah’a kalben ve fiilen tam bağlılık,
Allah ve Resûlünün emirlerine gerçek mânâda ittibâ etmektir.” (İz
1990: 5) Dolayısıyla Müslüman, sonsuzluğu yakalama yolunda ilerlemek
istiyorsa mutlaka bir mürşidin rehberliğinde ilerlemelidir:
İşte bul Tanrı hâsın sildür gönlünün pâsın
Gir evliya yolına cânun rahmete yatur (16/7)
Bu fâni ömri dost yolına harc it
Dilersen bulasın ömr-i bekâyı (133/2)
Eşrefoğlu Rûmî, divanında dikkat çekici orandaki gazellerinde yer
alan nasihat üslubunu, İlâhî kelama göndermeler yapan beyitlerle de
oluşturur. Rûmî, Kur’an-ı Kerim’deki “Onlarla dünyada iyi geçin. Bana
yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır.”
(31/15) ayeti gereğince, bir mürşide tabi olan kişi aslında dünya ve
 YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
302
ahiret adına soru sormadan, bütün bildiklerini unutarak tarikat yoluna
girmelidir ifadelerini kullanır:
Evvel mürşid elin tuta kalmaya dünyâ ahrete
Hîç dimeye hâlüm nite bildügin unutmak gerek (56/2)
5- Şöhrete Kapılmak Kötüdür
Müslümanın dünyaya dair olanlara meyletmemesi gerektiği İlâhî
ve beşerî öğretilerde ifadesini bulur. Ahiret hayatının bâki olduğu
düşünüldüğünde dünyaya ait olanların gelip geçiciliği de kendiliğinden
ortaya çıkar. Şöhret de insanın dünyada sahip olduğu, oyalanma
vasıtalarından birisi olarak görülür. Eşrefoğlu Rûmî de şöhrete kapılmanın
afetle eş değer olduğunu hatta şöhretin kibirlenmeye sebep
olacağı için, insanı helake götüreceğini ifade eder. Bütün insanların
sonu toprak olduğu aşikârdır. Dolayısıyla anlatılan bu olumsuz duruma
pişmanlığın bile çare olamayacağı da açıktır:
Şöhreti ko şöhret âfetdür didi Hayrü’l-beşer
Seni komaz oda illâ işbu nâmûsıla âr (19/10)
Çek mezellet dârına kibr ü kine virme amân
Şöhreti küllî şöhret oldı âfet tâ ebed (4/6)
Kim ki şöhret bendine bunda giriftâr oldısa
Âkıbet toprak olup kaldı nedâmet tâ ebed (4/7)
6- Âşıkta Olması Gereken Haller Üzerine Nasihatler
Eşrefoğlu Rûmî, insanın ya da âşıkların dertli olmalarının yanında
başlarına gelebilecek belaların O’ndan geldiğini düşünmelerini ister.
Bunun, insanın tekâmülü tamamlaması ve Allah’ın rızasını kazanma
yolunda bir nimet sayılmasını öğütler:
Sen Eşrefoğlu Rûmî âşıkısan belâ-keş ol
Gör sadefi ki belâyıla katre’i gevher kılur (27/6)
Eşrefoğlu Rûmî, Kur’an-ı Kerim’de de ifadesini bulan “Allah sabredenleri
sever.” (3/146) ayetine gönderme yaparak âşığın bir vasfının
EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT... 
303
sabır olduğunu belirtir. Zaten Allah’ın esmasından biri de esSabûrdur.
Âşık olan kimse de başına gelen bütün sıkıntı ve belalar
karşısında sabretmesini bilmelidir:
Eyyûb gibi sabr eyle belâdan inleme zinhâr
Işk eri belâ zehrini sabrıla şeker kılur (27/7)
Eşrefoğlu Rûmî’ye göre âşık olan kimse, bütün varlığı ile Allah’a
teslim olmalıdır. O’nun sevgisini kazanmak uğruna, utanmayı bir
tarafa bırakmalıdır. Yine Onun sevgisini ve rızasını kazanmak için
bütün ‘var’ını ortaya koyarken dünyaya dair bütün “var”lardan da
vaz geçebilmelidir:
Yâra yâr olmak gerek yâr isteyen
Yâr içün komak gerekdür ârını (134/6)
Kim ki bunda bulmak ister yârını
Varsun ol hep yâra virsün varını (134/3)
Âşık olan yine başına gelen sıkıntılar karşısında asla şikâyetçi olmaz.
O, adeta bela peşinde koşan bir avcıdır. Bu mevzuda Müslümana
Eyyüp peygamberin hayatı da örnektir:
Eyyûb gibi sabr eyle derdüne kılma şikâyet
Işk avcısına belâdan özge şikâr ele girmez (41/8)
7- Allah Yolunda Çile Çekmek Gerek
“İnsanın Allah’a yakın olmak, yaratıcısıyla devamlı bir ilişki kurmak,
olması gerektiği gibi olmak, yani fıtratının aslına dönmek, mutlak
iyiliğe yakın olmanın hazzını yaşamak, kısacası ’kurtuluş’ veya
‘vahdet’ denilen mertebeye ulaşmak isteği söz konusudur.” (Schuon
2012: 100) İnsanın bunu gerçekleştirebilmesi için ona yaratan tarafından
sunulan nimetlerin yanında bir imtihana tabi tutulduğu dünyada,
sıkıntılara da katlanmak durumunda kalır. Dünya nimetlerinin
gelip geçici olduğunu bilen başına gelen sıkıntılara tahammül eder ve
bunları gerekirse hoş karşılar. “Dervişlerin nefis idmanı, ruhsal eğitim
amaçlı tenha ve ıssız yerlerde belli sürelerde perhiz ve nefis mü-
 YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
304
cadelesine girerek çile çekmelerinin” (Uludağ 2012: 96) yanında hak
yolda ilerlemek için günlük hayatta bazı zahmetlerin, çilelerin üstesinden
gelmek gerekmektedir. Rûmî’ye göre de Allah yolunda ilerlerken
zahmetlere katlanmak gerekmektedir. Çünkü Allah yolunda
ilerleyen “Kutlu insan, çileyle baş edebilen kimsedir.” (Schuon 2012:
100)
Çeke bu yolın zahmetin râhat bile her mihnetin
İki cihân sa’âdetin cümle hîçe satmak gerek (56/3)
8- Her yerde Allah’la Olmak
Âlemdeki her şey Allah’ın tecellilerinden ibarettir. Bunun idrakinde
olan insanlar her yerde, O’nu zikretmelidir. “Ey inananlar! Allah'ı
çokça zikredin ki felaha eresiniz” (33/41) ayeti gereğince de kurtuluşa
erecektir. Aynı şekilde aşağıdaki beyte bakılmaya devam edildiğinde,
‘şahit’ kavramı üzerinde durarak yorum yapmak yerinde olacaktır.
Bu kavram, Allah’ı çokça zikretme hususunda ele alınmalıdır. ‘Şahit’
kelimesinin “bulunan, yer alan” anlamında olduğu ve sevgiliye de
şahit denilir. Bunun nedeni, sevgilinin âşığın dilinden ve gönlünden
bir an uzak olmamasıdır. (Hakîki 2008: 161)
Yârdan ayrı bir nefes olmayasın
Çün viresin yâra gönül şârını (134/9)
Eşrefoğlu Rûmî’ye göre, Müslüman her yerde Allah ile beraber olduğu
zaman kendine ya da dünyaya ait olanlardan da doğrudan
vazgeçecektir. “Yeryüzünde görülen, oluşagelen her şey, her eylem
ve her nesne aslında bir hakikatin, bir gerçekliğin dışa vurumudur.
Hakikat sabittir. (…) Dışta görülen her şey görüntüdür. O zaman
‘var’ değillerdir. Görünen şeylerin asıl kaynakları içte yatmaktadır ki
asıl olan, var olan onlardır.” (Kılıç 2006: 103) Dolayısıyla insan hem
yaratılışındaki manayı çözmesi hem de Yaratanın dış âlemdeki tezahürlerini
idrak ederse dünyadaki büyük yolculuğunu anlamlandırmış
olur:
Kanda baksan yârı göresin hemân
Görmeyesin bir dahi deyyârını (134/10)
EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT... 
305
Hak yoldan sapıp batılda zaman kaybedenlerden olunmaması gerektiğini
beyitlerinde vurgulayan Eşrefoğlu Rûmî, insanın işlerinin
rast gitmesi için bunun gerekli olduğunu tavsiye eder:
Bâtıl yola günden güne çaşut oldun döne döne
Ayagını Hakk yolına ki rast idersin sen dahı (139/5)
9- Kötü Huylularla Beraber Yaşamamak
Eşrefoğlu Rûmî’nin gazellerinde nasihat ettiği konulardan biri de
kötü huylardan kurtulma meselesidir. İnsanın günlük hayatında sözlerinde
tutarlılık ve ahenk olmayan, değersiz insanlarla beraber olmaması
gerektiğini şair beyitlerinde sık sık öğütler:
Sözin işitme değme bir hasîsün
Refîk idinme her bir bî-nevâyı (133/4)
10- Allah’ı Sevmek ve Tanımak
Her şeyi yoktan var eden Allah tarafından yaratılan insanın yine
Allah ile arasında ‘var olma’ manasında bir zıtlık mevcuttur. “Şurası
izahtan varestedir ki Kur’an’a göre Allah, yalnız üstün varlık değil,
aynı zamanda var denmeğe layık tek gerçek varlıktır, kâinatta kendisine
karşı (denk) olabilecek hiç bir şey yoktur.” (İzutsu 1975: 69)
Allah onu sevenlerle beraberdir. Eşrefoğlu Rûmî de insanın daima
Allah ile beraber olması gerektiği ifade ederken Allah’ın da O’nu dü-
şünenlerin yanında olacağını Kur’an-ı Kerim’deki ayette geçtiği şekliyle
belirtir. “Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın
kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler
ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (4/69)
Hakkı sev Hakk sevenlerden tulundurmaz cemâlini
Velî sevmeyene hirgiz taturmaz vasl-ı balını (132/1)
Bunun yanında “Allah’ın yeryüzündeki tecellileri ile ayetleriyle
(işaretleriyle) gösterdiği yol doğru yoldur. Kur’an’da bu demektir ki
eğer insan o yol çizgisini takip eder, giderse kurtuluşa erer. Allah’ın
yolu, doğruluğu ile bütün her şeyden ve diğer yollardan ayrıdır.”
(İzutsu 1975: 135) Daha açık bir ifadeyle insanın kendine ve âleme
dair olan sırları çözmesi gerekmektedir ki kurtuluşa erebilsin. Kendi-
 YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
306
ni varlığın sırlarını çözmeye adayan arif kimselerdir. Rûmî’nin nasihatlerinden
biri de böyle insanlardan olmak adınadır. Çünkü arif
olanlar, Allah’ın nurlarını idrak etmekte zorlanmayan kişilerdir:
Ârif ol kim bilesin esrârını
Bu gözinle göresin envârını (134/1)
11- Nefis Muhasebesi ve Nasihat
“Nefs ya da nefis sözlük anlamı olarak can, benlik, ruh; aşağı duygular
anlamına gelirken tasavvufta kulun kötü huyları ve çirkin vasıfları”
(Uludağ 2012: 274) anlamına gelir. Nefis, bedende aktif olan
kuvvet, beden de nefsin tabii âletidir. Nefis ile beden mütezayif (connontatifs-birbirinde
konuk) olup, mantık bakımından, birbirinden
ayrılamazlar. Vakide (gerçekleşende) ise, birbirinden ayrılamaz derecede
birleşmişlerdir. (…) Nefis bedende bilkuvve (tasavvur halinde)
mevcut olan şeyin bilfiil gerçekleşmesidir. (Janet ve Seailles 1978: 193)
İnsan nefsi, dünyaya ait olanlara sahip olmak için her türlü hileye
başvurur, fakat nefsine hâkim, gafil olmayan insan da bedenindeki ya
da ruhundaki bu düşmanla mücadele etmek zorundadır:
İy gâfil iy miskîn uyan top gaflet uykısına kan
Yagmaya virdi cân u ten nefsün güdersin sen dahı (139/4)
Var riyâset putın uşat yire sal nâmûsını
Halk içinde nefsi hor it bul sa’âdet tâ ebed (4/5)
12- Nefsine Uymama, Ben’in Islahına Yönelik Nasihatler
Eşrefoğlu Rûmî gazellerinde, insanın nefsine uymamasının gerekliliğini
ve bunu nasıl gerçekleştireceğini gazellerinde sık sık ifade
eder. Burada ‘nefsinden ayrılmak’ kavramına dikkat çekmek gerekmektedir.
Nefisten ayrılmak nefs-i emmâreyi terk etmek şeklinde
vuku bulur. Bu yolda ilerlerken dünyayı sevmek sıfatını öldürmelidir.
Kişiyi dünyadan iğrendirecek şekilde ölümü hatırlamalıdır. Bunun
yanında nefs-i emmâre, ara sıra varlık göstermeye kalktığı zaman
ölümü hatırlamak gerekmektedir. (Eşrefoğlu Rûmî 1983: 126)
Kes enâniyyet başını teskin-i sikkîn ile
Kaz çıkar benlik kökini ardına at tâ ebed (4/14)
EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT... 
307
Geç bu benlik da’vâsından yoklıgı eyle kabûl
Hazrete varasın âhir bâri yoklıgıla var (19/8)
İnsanın kendisini dünyaya meyletmesine sebep olan nefsinden
kurtulabilmesi şarttır. Bunun için de nefsin, insanı doğru yoldan çıkaran
yönü ayaklar altına alınmalıdır. Ayrıca nefsi öldürürken Yaratanda
yok olmak (fena) da gerekmektedir:
Nefs putlarını hurd idüben sen de Halîl ol
Gir âşıkun esrarına kim esrâr ele girmez (41/4)
Hep varluğını dost yolına küllî fenâ kıl
Yok ol yüri var bu varlıgıla var ele girmez (41/5)
13- Nefisten Geçmek Üzerine Nasihat
İnsan iki benlik’e sahiptir, fakat iki asli benlik manasında değil; iki
ben yan yanadır, belki de bir ‘gerçek benlik’ ve bir de ‘benlik ötesi’
olan, ama insanın bu ‘benlik ötesi’ni ‘benlik’ olarak düşündüğü bir
‘zanna dayalı benlik’ vardır. Ben’le mücadele etmek gerekir dedikleri
o ‘ben’ hayali ve zanna dayalı olan ‘ben’dir; senin o olduğunu dü-
şündüğün, fakat o olmadığın şeydir. Gerçek ve aslî bir ‘ben’dir ki,
‘gerçek ben’ odur. Gerçek ve aslî ‘ben’in insanda perdelerin arkasından
çıkıp görünmesi için zanna dayalı ve hayali ‘ben’i öldürmek gerekmektedir.
(Mutahhari 2008: 147) İnsanın nefsinden vaz geçip fenada
yok olması için imanî yönünü kuvvetlendirme Mutlak Varlık’a
teslim olması gerekmektedir. Çünkü, mutasavvıflara göre iman, nefsin
kötülüklerinden sıyrılmış olan insanın kalbinde tecellî eden bir
ışıktır. Bu ışık insanın kalbine Allah’tan gelir ve egosundan temizlenmiş
nefse, yani nefs-i mutmainne’ye bir lamba veya mum/şem‘
şeklinde görülür: (Feyzî Çelebi 1991: 6)
Şol kim geçe kendüzinden ne cânın ana ne hod-ten
Cânsuz gider dosta giden dahı diyem nitmek gerek (56/6)
Cânlular varmaz bu yola cânum diyen yolda kala
 YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
308
Cân terk iden dostı bula cândan sefer itmek gerek (56/7)
14- Kibirden Vazgeçip Şöhretin Peşinden Koşmamak Üzerine
Eşrefoğlu Rûmî’nin özellikle emir kipini kullanarak çalışmanın,
gayret etmenin gerekliliğini ifade ederken, kibir ve kinden uzak
durmayı da öğütler. “Çalışmak, üretmek mü’minin vasıfları arasındadır.
Çalışmayı terk eden kimse tamahkâr olur, ameline güvenen ise
kendini beğenir ve aldanır. (…) Mülk ve malik bir arada bulunmaz.
Bunun gibi Yaratıcı ile yaratılan da bir arada bulunmaz.” (Abdülkadir
Geylani 2004: 181-195) İnsan aldanır, kendisine verilenlerden dolayı
yaratanını unutup, dünya ve ahirete dair görevlerini unutabilir:
Çek mezellet dârına kibr ü kine virme amân
Şöhreti ko küllî şöhret oldı âfet tâ ebed (4/6)
15- Dünyaya Bağlanmama, Dünyayı Terk
“Dünya, insanı Allah’tan uzaklaştıran ve gaflete düşüren her şeydir.
Ayrıca dünya tasavvufta kavram olarak, mal ve menfaat, itibar,
mevki, hırs, şan ve şöhret için meşgul olunan bir yerdir.” (Uludağ
2012: 112) Eşrefoğlu Rûmî’ye göre, dünyada insanın kendisine verilen
nimetlerle övünmesi Firavunla eş değer olmak anlamına gelmektedir.
Dünyaya ait olanların gelip geçici olduğunu bilen insan sonsuzluğu
da yakalamış demektir:
Yüri var dünyâyıla fahr eyleme Fir’avn gibi
Bitmez illâ ol tefahürden şekâvet tâ ebed (4/8)
Mülkün ıssı bellüdür yâ bu da’vâlar nedür
Var utan da’vâyı ko top yüz karasın artur (16/6)
Konuz bu dünyâ hâlini terk idün kîl ü kâlini
Varun erenler yolını bir yire cem’ olı görin (59/2)
Gayrı terk eyle ki ‘ayna iresin
Yuyasın ‘aynıyla gayrun bârını (134/8)
EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT... 
309
Sen vücudun safhasından yuy gider benlik adın
İki cihân devletinden ol ferâgat tâ ebed (4/4)
Kim bu fâni dünyâyı terk eylese
Dost ebed mülke anı sultân eder (11/2)
16- Mal Mülk Geçicidir
Klasik Türk şiirinde insana dünyaya dair verilenlere kanaat etmesi
anlamında en çok kullanılan hadislerden biri “el-fakru fahrî -
fakirliğimle iftihar ederim” anlamına gelen hadistir. Bu hadisin işaret
ettiği kadarıyla, insanın kalbinde Allah’tan başka bir şey olmamalıdır
ki hem Allah’a yaklaşsın hem de dünya işlerinden uzaklaşsın. “İnsan
dünya işleriyle uğraşmazsa Allah dünya yaşantısında göndereceği
yardımlarla insana destek çıkar ve dünyadan alınma vakti gelince
insana başarı ihsan eder. Dünyadan bir şey alındığında onu bereketlendirir.
İnanan kimse hem dünyası hem ahireti için çalışır. Yolcunun
azığı kadar bir mal onu dünyada kanaat sahibi yapar ve o, daha fazlasını
istemez”: (Geylani 2004: 70)
İşbu mal u mülk ogul kız bâğ u bahçe ton u tay
Bunda kalur sen gidersin sinleye nâ-çâr u çâr (19/2)
Fakrıla fahr eyle çün ‘El-fakrü fahrî’ dir Resûl
Mâla mülke mağrur olma dime heyhât tâ ebed (4/9)
17- Dış Görünüşe, Güzelliğe Aldanmamak Üzerine
İnsan; nefis, heva ve tabiatına uyarsa fani olanlarla aldanabilir.
Gerçekten uzaklaşıp surete meyledebilir. Dünyanın aldatıcılığı insanı
yaratılış maksadından uzaklaştırabilir. Eşrefoğlu Rûmî de bir gazelinde
dış görünüş ile oyalanıp, onu halk edeni unutmanın sakıncasını
dile getirir. Bunun için de insanı doğru yola ulaştıran rehberlerle,
âlimlerle beraber olmasını öğütler:
Nakşa aldanma ki nakkâşdan cüdâ düşmeyesin
Dost yüzünden gözün ayırma cânunı başuna dir (20/15)
 YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
310
18- İnsanın Kendini Sorgulaması, Muhasebe Etmesi
“Salikin hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çekmesi muhasebe-i
nefs denir.” (Uludağ 2012: 254) Bu, hata yapmaya meyyal insanın
bir anlamda nefsini kınamasına veya cezalandırmasına vesile olacak
bir iştir.
İnsan her yaşında ve hayatının her döneminde kendini, yaptıklarını
sorgulamasının nihayeti düşünülemez. İç sesi ile muhasebeye
giren onunla konuşan insanlar, çoğu zaman dünyaya dair olanlarla
ilgili hakikati görme fırsatını da yakalarlar. Çünkü ahireti bir tarafa
bırakıp sadece gaflet içinde dünyevi olanla ilgilenenlerin de sonu
herkes gibi ölümdür. Eşrefoğlu Rûmî de gazellerinin çoğunda insanın
kendi ile muhasebesini bazı gazellerinde monolog üslubuna yakın bir
anlatımla vermeyi tercih eder. Monolog insan için aslında güzergâhı
belli olmayan bir yolda iç yolculuğa çıkmaktır. Rûmî de bu üslubu
birçok mısraında özellikle kullanarak, farklı konularda öğüt verme ve
insanın kendini muhasebe etmesi adına fırsatları, işaretleri göstermiş-
tir:
Bana işbu müdde’îler niçe tâ’n iderse itsün
Hele şimdi hâsıl oldu bana bunda vuslat-ı dost (3/2)
Kanı bunda gelenler mülk benümdür diyenler
Şimdi gör niçe anlar toprak oluben yatur (16/5)
19- Allah’ın Tekliğini Bulmak İçin Kendini Sorgulama
“Allah’ın mutlak, sonsuz ve ezeli bir varlık, bütün var olan, tedricen
bir akosmism (Tanrı’nın tek ve nihai gerçeklik olduğunu, sonlu
nesne ve olayların bağımsız olarak var olmadıklarını savunan görüş)
şeklini alan bir vahdet-i vücut anlayışı söz konusu edilebilir. Buna
göre, görülen âlem, hakikatin ötesinde uzanan sadece geçici bir gölgedir.
Sonlu ve zamanda olan her şey, hayal mahsulü ve gerçek dışı-
dır.” (Affifi 1998: 70) İnsanın mutluluğu ‘tek’liği idrak ettiği zaman
gerçekleşecektir. Âlemde yaratılan her şey mutlak olanın bir tezahü-
rüdür. İnsanın sonsuz mutluluğu yakalaması da ‘Mutlak Varlık’ı tanıması
ile gerçekleşecektir. İnsanın ikilikten vazgeçip ‘tek’liği yakalaması
için, ‘asl’ olanı görebilmesi şarttır:
EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT... 
311
Ben bu birlik didügi yoklukdur anlarsan sözi
İkilik bu varlıgun komaz varasın aslına (1/7)
20- Dünyaya Geliş ve Varlık Muhasebesine Dair
İnsan, dünyaya belli görev ve sorumluluklarla gelmiştir. Bunun
yanında insanın vazifelerini yerine getirirken nefsi ile mücadele etmesi
de gerekmektedir. Bu uğraşıyı başarı ile neticelendirmek isteyenlerin,
her daim Yaratanı düşünmesi ve fani olana meyletmemesi
kurtuluş yolunu gösterecektir:
Bu fenâya sen neden böyle gönül virdün iy yâr
İy aceb düşmez mi hirgiz önüne o Bâkî yâr (19/1)
İnsanın ‘varlık’ına dair sorgulaması ilk yaratıldığından beri hep
vardır. Mükemmeli arayan insan, varlığını sorguladığı ve neticede de
yoktan var edilmediğini düşündüğü zaman, var olma sebeplerine de
bir anlam kazandırma çabası içine girer. ‘Varlık’ kavramların en kendiliğinden
anlaşılanıdır. Bir şeyleri bildiğimizde, onları ifade ettiğimizde
ya da var olanlarla kurduğumuz her türlü ilişkinin yanı sıra
kendi kendimizle kurduğumuz ilişkilerde “varlık” ifadesini kullanı-
rız. (…) Hep belirli bir varlık anlayışı içinde yaşıyor olmamız ve varlığın
anlamının aynı zamanda hep karanlıklar içinde kalıyor olması,
esasen “varlık”ın anlamına ilişkin soruyu tekrar sorma zorunluluğunu
kanıtlamaktadır.” (Heidegger 2008: 3) Açıkçası insanın varlığına
dair sorgusu yaratıldığından beri devam etmektedir. Edebi ve felsefi
metinler, bu varlık sorgusunun belli kurallar, teoriler, kuramlar ya da
estetik yönden farklı adlandırmalarını içerirler:
Seni Hakk niçün yaratdı neye geldün bunda sen
Anı bil kim bilmege getürdi seni bir ü yâr (19/7)
Kimse hâlüm bilmezidi derdüme em kılmazıdı
Derdümi kime söylesem eydürdi bana zî-ahmak (53/4)
İnsanın kendisinin Allah tarafından bilinmesi yine kendisiyledir,
yani o, Allah’ın bilincidir. İlâhî bilginin kendisi olmaktan ziyade,
 YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
312
onun muhteva ve esasıdır. Onda bilen, bilinen ve bilgi birdir. Âlem
onunla tecelli etmiştir. ‘Oluş’ âlemin akıl edilir ve ilk örnek idelerinin
‘hazinesidir’. (…) O, âlemin tecelli eden ilkesi olarak tasavvur olunan
Allah’tır. Başka bir deyişle o, külli bilinç şeklinde bir tezahür, belirli
hiçbir zaman ve mekânda değil, bütün hakikatlerin altında yatan hakikat
ve bilinci kendi Zat’ı ile aynı olan bir varlık olarak Allah’tır.
(E.A Affifi 1998: 4) Rûmî’nin insanın dünyaya, kendi varlığına dair
sorgulama yaparken, Allah’ın varlığına gönderme yapması, akıldaki,
varsa, sorulara cevap açısından önemlidir:
Ne vücûd u ne adem var ne zamân u ne mekân var
Ne pîş ü pes ne fevk ü taht ne yesâr u ne hod yümnâ (2/5)
21- Nefis Muhasebesi
İlâhî marifetten sonra hiçbir marifet, insan nefsini tanımaktan daha
yararlı ve şerefli değildir. “Kim nefsini tanırsa rabbini tanır.” hadis-i
şerifi gereği kim kendi zat ve hakikatini varlığının tüm cüzlerine
üstünlük ve ihata sıfatı yoluyla tanırsa ve bütün melekî ve şeytanî
orduları, cismanî ve ruhanî hakikatleri, kendi zatının ihatası altında
alem-i sagirde müşahede ederse, Mutlak Zat’ı aynı nispetle ruhanî,
cismî, melekî, şeytanî, insanî varlıkların varlığının bütün cüzleriyle
alem-i kebirde tasavvur eder”: (İzettin Kâşâni 2010: 88)
Dâ’im işüm nefs arzûsı açılmadı gönlüm pası
Bencileyin Hakka âsî olmamışdur hîç bir dahı (140/2)
Nefis kötülüğü emreder, doğası budur. Nefsin, kalbin buyurduğu
şeyleri buyurması çok sonraları olur. Her halde nefsinle mücadele
etmek gerekmektedir. Eriyip yok olunca o kalbe ısınır, sonra kalp
sırra ısınır, sonra sır Allah’a ısınır. İşte o zaman nefis, kalp ve sırdan
her biri o kaynaktan içer. Nefis bütünüyle eridiği zaman kalpten “Nefislerinizi
öldürmeyin. Şüphe yok ki Allah size pek merhametlidir.”
(4/29) çağrısı gelir. “Allah’ın bu hitabı, nefis bütün bulanıklarından
temizlenip kötülükleri eridikten sonra ve kalp de Allah’ı anarak ve
Ona kulluk ederek temizlendikten sonra gelir”: (Abdülkadir Geylani
2004: 196)
Nefs ölümini anmaz işün sonını sanmaz
EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT... 
313
Öğüt versen hîç almaz sanki bir katı taşdur (12/8)
22- Muhasebe Sonunda Ulaşılanlar
İnsan yaratılış gayesine uygun olarak dünyaya meyletmeden ilim,
ibadet ve güzel ahlakla ruhunu donatırsa, gönül Allah ile bir rabıta
kurar ve sağlığına ulaşır. Dolayısıyla insanın kendini iman ve inanç
anlamında sık sık muhasebeye çekmesi ve nefsinin ona söylettiklerinin
peşinde koşmadan yaşaması gerekmektedir. Bu, onun kurtuluşu
için elzemdir:
Menem Eşrefoğlı îmâna virdüm küfrümi
Vîrâne gönlüm şehrini tâ’mîr itdi de gönderdi (145/4)
Sonuç
Klasik Türk şiirinde özellikle tasavvufi konuları ele alan metinlerin
diğerlerine göre ayırt edici özellikleri olduğu muhakkaktır. Kendine
has anlatımının, sembol ve kavramlarının yanında tasavvufi
söylemde toplumun ve insanın yararını gözetmek esastır. Özellikle
13, 14 ve 15. yüzyıllarda yetişen sanatkâr-mutasavvıfların sade anlatımları
ile İslâmî bakışı ve yaşayışı eserlerinde yansıttıkları görülmektedir.
Bu maksadı yerine getiren vasıta nazım şekillerinden biri de
gazeldir. Bu döneme ait gazellerde alışılagelen gazel konularına ilave
olarak, tasavvufi içerik dikkat çekicidir. Bu eserlerde, insanın ‘varlık’ına
dair sorgulamaları, dünya ve ahiret mutluluğu ve en önemlisi
Yaratan’ın rızasını kazanması için insanlara nasihatlerle yol gösterildiği
görülür.
Bu mutasavvıflardan biri de Eşrefoğlu Rûmî’dir. Eşrefoğlu Rûmî,
gazellerini oluştururken sosyal, siyasal ya da ideolojik bir fayda ummaz.
Sadece hayata olan İslâmî bakışını, yaşayışını yansıtır. Divanındaki
gazellerde insanın kendini, hayatı sorgulaması muhasebe etmesi
gerekliliğinin yanında, Hak ehlinin bu amacını nasihatleriyle de şekillendirdiği/ceği
belirtilir. Bu nasihat içerikli anlatımların süs ve özentiden
uzak, sadece insanın faydasına sunulan metinler olarak düşü-
nülmesi yerindedir.
Dinin nasihat olduğu bilinciyle tasavvufi manada eser oluşturan
Eşrefoğlu Rûmî, nasihatlerini bahsedilen samimi ve açık diliyle gazel-
 YRD. DOÇ. DR. NAZİRE ERBAY
314
lerinde ifade eder. Rûmî, bu metinlerinde Allah’ın emir ve yasaklarını
göz önünde bulunduran mısralar oluşturur. İnsanların toplum yararı
için aslında ilk önce kendilerine zarar vermemelerinin gerekliliği,
dünya ve ahirete dair bilinçlerini geliştirmeleri mevzuları dikkate
alınırsa, nasihatin insanlar için önemi ortaya çıkacaktır. Rûmî’nin de
eserlerindeki özellikle bu dikkatten yola çıkarak, nasihatin dinin emri
ve bir vecibesi olduğu tekrar düşünülmelidir. Ayrıca bu gazellerde
olduğu gibi, nasihatlerin insanların hayrını ve iyiliğini gözetmesi
gerektiği için, inandırıcı ve samimi olmasının gerekliliği de göz
önünde bulundurulmalıdır.
KAYNAKÇA
Geylani, Abdülkadir, Âlemlerin Anahtarı, Gelenek Yayıncılık, İstanbul
2004.
Affifi, E.A. Muhyiddin Arabi’de Tasavvuf Felsefesi, (Çev. Mehmet Dağ),
Kırk Ambar Yayınları, İstanbul, 1998.
Çağrıcı, Mustafa, “Nasihat”, DİA, c. 32, İstanbul, 2006.
Çelebi, Feyzî Çelebi, Şem ü Pervâne, (Haz. Gönül A. Tekin), Harvard,
1991.
Eşrefoğlu, Rûmî, Müzekkin-Nüfus, Salah Bilici Kitabevi, İstanbul 1983.
Eşrefoğlu Rûmî’nin Hayatı-Eserleri ve Divanı (haz. Mustafa Güneş), Sahaflar
Kitap Sarayı, İstanbul, 2006.
Hakîki, Kerim, Tehalli (Kalbin Süslenmesi), İnsan Yayınları, İstanbul
2008.
Heıdegger, Martin, Varlık ve Zaman (Çev. Kaan H. Ökten), Agora Kitaplığı,
İstanbul 2008.
Izutsu, Toshihoko, Kuran’da Allah ve İnsan, (Çev. Süleyman Ateş),
Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1975.
İsen, Mustafa, Lâtifi Tezkiresi, Akçağ Yayınları, Ankara 1999.
İz, Mahir, Tasavvuf, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1990.
Kâşâni, İzettin, Tasavvufun Ana Esasları, Kurtuba Kitab, İstanbul 2010.
Janet, Paul ve Seailles, Gabriel Metalib ve Mezahib, (Çev. Elmalılı M.
Hamdi Yazır), Haznedar Ofset, İstanbul 1978.
EŞREFOĞLU RÛMÎ’NİN GAZELLERİNDE NASİHAT... 
315
Kılıç, Mahmud Erol, “Padişah-ı Âlem Olmak Bir Kuru Gavga İmiş”,
Cogito, 16 (Bahar/2006), 103.
Mutahhari, Murtaza, Ahlak Felsefesi, Ağaç Kitabevi, İstanbul 2008.
Schuon, Frithjof, Beşer Tecellisi, İnsan Yayınları, İstanbul 2012.
Tarlan, Ali Nihat, Edebiyat Meseleleri, Ötüken Yayınları, İstanbul 1981.
Uludağ, Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Kabalcı Yayınları, İstanbul
2012.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar