Germen Mitolojisinde Yaratılış

Öz: Çalışmamızda Germen Mitolojisinde ortaya çıkan yaratılış öyküsüne yer vermeye
çalıştık. Mitolojik öyküler farklı toplumlarda ve kültürlerde de gelişse, birbirlerinden
etkilendikleri aşikardır. Sanata ve yazınsal yapıtlara kaynaklık eden mitoloji ile ilgili kı-
saca bilgiler vermeye çalışarak her kültürde ortaya çıkan yaratılış öyküsünü biz Germen
mitolojisinde ele almaya çalıştık.
“Başlangıçta Ginnungagap yani uçurum vardır” diye başlayan söylencenin devamında
gelişen devlerin yaratılışı, sonrasında tanrıların yaratılışına yer vererek “Yggdrasil”
diye adlandırılan yaşam ağacı, Germen mitolojisindeki dokuz alemi oluşturmaktadır. İlk
canlı olan dev Ymir’in vücudunun her bir uzvundan deniz, dağ, taş vs. yaratılmıştır. Aynı
zamanda Germen mitolojisindeki önemli tanrı ve tanrıçalar hakkında bilgi vermeye çalıştık.
Özellikle tanrılar ve devler arasındaki Ragnarok, Tanrıların alacakaranlığı, dünyanın
sonu, ya da kıyamet günü olarak adlandırılan savaşın meydana gelmesinde kendini
gösterecek olan işaretlere değinmeye çalıştık.
Anahtar Kelimeler: Germen Mitolojisi, Yaratılış, Tanrılar, Yggdrasil, Ginnungagap,
Devler, Odin, Loki, Ymir, Ragnarok.
Creation in Germen Mythology
Abstract: In our study we tried to include creation story arisen in Germanic mythology.
Even though mythologic stories are developed in various societies and cultures, it is clear
that they are affected by one another. Trying to give information associated with mythology
that provides inspiration for art and literary works shortly, we aimed to address myth of
creation in Germanic mythology which appears in every culture.
In the continuation of the legend saying “There is Ginnungagap id est abyss initially.”
creation of titans, and then gods and goddesses were ranked and the life tree called
“Yggdrasil” constituted the nine universes of Germanic myth. The sea, stone, mountain
etc. were all created from every limb of Ymir’s body, the first living being, giant. The study,
at the same time, attempts to give information about gods and goddesses in Germanic
Mythology. We also examined some signs such as Ragnarok that will be seen during the
war named twilight of Gods, eschaton or domesday.
Keywords: Germen Mythology, Creation, Gods and Goddess, Yggdrasil, Ginnungagap,
Titans, Odin, Loki, Ymir, Ragnarok
Germen Mitolojisinde Yaratılış
*) Yrd. Doç. Dr., Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü.
(e posta: yildizercan@atauni.edu.tr)
Cemile AKYILDIZ ERCAN (*)
Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2014 18 (1): 121-132
122 / Cemile AKYILDIZ ERCAN Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi 2014 18 (1): 121-132
Giriş
Doğaüstü olaylar, tanrılar, tanrıçalar, insanüstü gücü olan kahramanlar, periler, cadı-
lar, tepegözler, devler, mistik güçleri olan hayvanları vb. gibi canlıları konu eden mitolojik
efsaneler geçmişten günümüze kadar hep ilgi odağı olmuş ve olmaya da devam etmektedir.
Biz bu çalışmamızda Germen1 mitolojisine, kısaca bir yolculuk yaparak onların
yaratılış söylencelerine yer vereceğiz.
Mitolojinin ilham veren tanrıları, kahramanları ve bunlarla ilintili söylencelerin sosyal
bilimlerine, fen bilimlerine ya da iki insanın mitolojik göndermelerin arka planını
bilsin ya da bilmesin kullandığını herhalde göz ardı edemeyiz. Özellikle sanatsal yapıtlar
ve eserler geçmişten günümüze kadar mitolojiden beslenmiş ve beslenmeye de devam
edecektir. Yazın ile mitolojinin karşılıklı etkileşimi iki şekilde oluşur: Birincisi doğrudandır
ve mitin edebiyata “akıp gelmesi” şeklinde kendini gösterir, yani mitolojik olaylar
ya da kahramanlar doğrudan doğruya edebi metinlerin konusunu oluşturur. İkincisi ise
dolaylı ilişkidir ve bu durumda da mitle edebiyatın ilişkisi, güzel sanatlar, kutsal ayinler
ve benzeri araçlarla gerçekleşir (Beydili, 2004: 380). Özellikle Alman edebiyatının
romantizm döneminde mitolojik söylencelere, masallara oldukça yer verilmiştir. Grimm
Kardeşler (Jakob Ludwig Karl/Wilhelm Karl Grimm) romantizm döneminde hem Alman
mitolojisini hem de Alman masallarını derlemişlerdir.
Mitolojiyi anlamadan insanlığın en eski tarihini anlamamız ve o toplumların düşüncesini,
hayata bakış açısını ve nasıl yapılandıklarını anlamamız çok zordur. Fernard Comte,
“eski insanlar, mitolojileri anlaşılmaksızın anlaşılamazlardı” der ve şöyle devam eder:
Bu insanlara göre Tanrılar, kutsalı oluşturan iki şeyi ifade etti ve onlara
şeklini verdi: Öz ve madde. Onlar gerçeklikten daha çok kalplerde
var oldular, fakat insanların ihtiyaçlarını, arzularını ve gayelerini ifade
ettiler; davranışlarının sınırlarını, girişimlerinin risklerini ve maddi ya-
şamlarının ötesindeki bir şeyleri gösterdiler. (Comte, 2000:1)
Görülüyor ki mitolojik söylenceler insanlığın gelişim sürecinde önemli bir etkiye sahiptir
ve aynı zamanda söylencelerin ortaya çıkmasındaki gerçeklik payının tamamen
insanların ihtiyaçları, arzuları ve amaçları olduğu yönündedir.
Philip Wilkinson hemen hemen tüm mitlerin “Evren nasıl ortaya çıktı?” sorusuna
cevap bulmaya çalışarak başladığını ifade eder ve bunların cevaplarının her toplumda
farklılıklar gösterdiğini belirterek, onları anlatan kişilerin kültürel kimliklerini pekiştirdiklerini
ifade eder. Mitlerin canlılığı ve önemi sadece sayısız kere anlatılmalarından de-
ğil, tanrıları, kahramanları doğaüstü yaratıklarıyla sanatçılara esin kaynağı olmalarından
da kaynaklandığını belirten P. Wilkinson’a katılmamak olanaksızdır (Wilkinson, 2010:
7-9).
1) Bazı kaynaklarda Germen sözcüğü yerine “Cermen” veya “Germania” sözcüğü kullanılır. Biz bu
çalışmamızda Germen sözcüğünü tercih ettik.
Germen Mitolojisinde Yaratılış 123
Coğrafi konumları ne olursa olsun, evrenin yaratılışıyla ilgili söylencelerin hemen hemen
hepsinde karşımıza çıkan ortak özellik ya da olaylar şunlardır: Öncelikle ilk yaratıcı,
sıklıkla gökyüzü ya da yeryüzü tanrısıdır. Yaratıcı tanrı, ilk insanı genellikle ağaç, kaya,
bitki ya da çamur gibi yeryüzüne ait olan bir maddeden yaratır. Tanrıların ölümlülere ait
dünyayı, onları cezalandırmak için en az bir kez büyük tufanla yok etmesi ise diğer ortak
bir olaydır.
Yaratılış sürecinden sonra yeryüzünde insanlar arasında bazı kahramanlar ortaya çıkar
ki, bunların ortak özellikleri arasında şunları sayabiliriz: Alışılmadık biçimde doğarlar,
olağanüstü bir güce sahiptirler ve özel silahlarla canavarları öldürürler. Ayrıca çetin yolculuklara
çıkmak, görevlerinin bir parçası olarak yeraltına inmek gibi doğaüstü şeyler
yaşamak da bu kahramanların öyküsünde yer alır. Bu kahramanların ölümleri de bilindik
insan ölümü gibi olmaz. Bunlar zaten ya tanrı çocukları ya da yarı tanrı çocuklarıdır.
Örneğin Yunan mitolojisinde Odysseus, yer altı dünyasına (Hades) inip ölülerle konuşup
tekrar yeryüzüne çıkarken, Germen mitolojisinde ise tanrılar tanrısı Odin’in oğlu
Hermod, abisi Balder’i kurtarmak için ölüler diyarına Niflheim’a gider.
Tanrıların verdiği ceza konusunda bir benzerlik de oldukça dikkat çekicidir. Cezalandırılan
bir türlü ölmez, cezanın sürekli olabilmesi için cezalandırılan sürekli ya dirilir
ya yenilenir, böylece verilen cezanın nihai noktasını yaşamaz. Örneğin tanrılardan ateşi
çalıp insanlara verdiği için Zeus’un cezalandırdığı Prometheus’un kartallar tarafından
parçalanan ciğeri her günün sonunda ertesi gün cezanın sürmesi için kendini yeniler.
Germen mitolojisinde ise, bu süreklilik, yüzüne yılan zehri akan Loki’de nihai sonu bir
türlü yaşamaz. Kocasının yüzünü zehirden korumak için eşinin tuttuğu kasede Loki’yi
kurtaramaz, çünkü kase zehir ile dolduğunda boşaltmak için uzaklaşılır ve böylece Loki
zehirlenmenin acısını yaşar, ama bunun bir türlü sonu gelmez.
Tufan, ölüler diyarına yolculuk, insanın yaratılması, yeryüzü yani toprak genellikle
bir tanrıça ile ve gökyüzünün tanrı ile eşdeğerde tutulması, kehanet- öngörü, kardeşlerin
birbirleriyle evlenmesi, baba-oğul çatışması gibi konular hemen hemen dünya mitolojisinin
ortak özelliği gibidir.
Germen Mitolojisi
İlk alman mitoloji kitabı Elias Schedius (1615-1641) tarafından yazılmış ve ölümünden
sonra 1648 yılında Amsterdam’da yayınlanmıştır. Çalışmanın adı de diis Germanis
sive veteri Germanorum, Galorum, Britannorum, Vandalorum religione’dır ve çoğunlukla
klasik dönem ve Ortaçağ yazarlarının, İskandinav halkının tanrıları, din adamları ve
kutsal inançları, kahramanları ve kötü ruh kültleri hakkındaki çalışmalarından alınarak
yapılmış olan bir derlemedir. 505 sayfalık kapsamlı bir kitap olmasına karşın gerçek Germen
tanrı inançlarıyla ilgili hemen hemen hiçbir bilgi bulunmamaktadır. (Golther, 2011:
20)
124 / Cemile AKYILDIZ ERCAN Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi 2014 18 (1): 121-132
Her mitolojik anlatının kendine özgü tarihsel ve sosyal yapısı vardır, ama yine de
özellikle Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğu Hint- Avrupa dil grubunun üyesi oldukları
için mitolojileri de birbirine benzerdir. Germen topluluğu Kuzey İskandinavya’da
ve kuzey Almanya’da yaşamışlar, aynı kültürel yapıya sahip olmuşlar ve bundan dolayı
da ortak bir mitolojik bilinci de paylaşmışlardır. “Germenler” adı altında eski çağlarda
hemen hemen aynı kültürel özelliklere sahip olan farklı boylar vardı. O dönemdeki toplumların
benzer hikayelere ve benzer söylencelere sahip olması aynı kültürel özelliklere
sahip olmasından kaynaklanmaktadır.
Reiner Tetzner, Germenlerin edebi eserlerinin, başlangıçta ağızdan ağıza aktarıldığını,
büyü amaçlı kullanılan Run harfleriyle neredeyse tek bir şiirsel cümle bile yazılmadığı-
nı ve Hristiyanlaşmayla birlikte Alman dilinin kullanıldığı bölgelerde en radikal şekilde
yok edilenlerin tanrı mitleri olduğunu ifade ederek, Germen manzum eserlerinin ve tanrı
destanlarının günümüze kadar gelmesini İzlanda’da korunmasına bağlar. (Tetzner, 2004:
629)
Viking mitolojisi şimdiki İskandinavya ve Orta Avrupa bölgelerine yerleşen Germen
topluluğun efsanelerine dayanmaktadır. “İskandinavlar” sözcüğünü duyduklarında
İngilizlerin aklına hemen MS 800 ile 1100 yılları arasındaki üç yüz yıllık süre zarfında
dört bir yanı fethetmiş, sömürgeleştirmiş, yağmalamış, ticaretle uğraşmış ve hatta
İskandinavya’nın doğusunda ve batısında yerleşim yerleri kurmuş olan gözü pek ve acı-
masız Viking halkı gelir.
Bu mitolojinin etkisi MS 1000’e doğru Batı Rusya’nın bazı kesimlerine ve Kuzey
Amerika’nın doğu kıyısındaki Vinland bölgesine kadar ulaşır. MÖ. 400’den MS 10. yüzyıla
kadar kuzey İtalya Lombardları ve İzlandalılar gibi Germen kabilelerinin temsil ettiği
kültürler ortaya çıkmıştır. Bu kültürlerin hepsi temelde benzer dinsel inançlara, benzer
bir mitolojiye ve kozmolojiye sahipti (NTV, 2010: 226). Bu mitolojilerdeki benzerlikler
daha öncede belirtiğimiz gibi aynı dil - aile grubundan ve birbirlerini besleyen ortak
kültürel yaşamdan kaynaklanmaktadır. İlk Hint-Avrupa göçlerini (Hititler, Hint-İranlılar,
Yunanlar, İtalikler) sonunculardan (Cermenler, Baltık Slavları) ayıran yüzlerce yıl nedeniyle,
ortak miras tarihsel dönemin söz dağarında, teolojilerinde ve mitolojilerinde her
zaman ayırt edilememektedir söylemiyle de bu düşünceyi desteklemek olanaklıdır (Eliade,
2003: 236). Bundan dolayı İskandinav ve Alman mitolojileri ortak kültürel yapıdan
beslenmiştir.
Bu insanların pagan dinleri ve epey karmaşık bir pagan mitolojileri olduğu konusunda
hiçbir kuşku yoktur. Vikingler pek okuryazar insanlar değillerdi ve inançlarının ancak bir
kısmını, mitlerinin ise pek azını kayda geçirmişlerdir (Page, 2009: 15). Tanrılar ve inanç-
lar konusunda o döneme ait çok az yazılı kaynak vardır.
İskandinav mitleri hakkındaki bilgilerin başlıca üç kaynağa dayandırılmaktadır. Bunlardan
ilki, Romalı yazar Tacitus’un (MS 55-117) Germenia adlı yapıtıdır. İkincisi, 1100
yılları civarında yaşamış olan Bilge Saemund isimli İzlandalı bir bilginin birçok şiiri
Germen Mitolojisinde Yaratılış 125
ve şarkıyı topladığı Elder Edda’dır (Baldwin, 2009: 14). Üçüncüsü ise, ondan yaklaşık
yüzyıl sonra Snorri Sturluson’un derlediği, birbiriyle bağlantılı ama dağınık kısa ya da
orta uzunluktaki oluşan Younger Edda’dır. Bu derlemenin kalbini ‘Kraliyet Elyazması’
anlamına gelen Codex Regius oluşturmaktadır. Codex Regius, İzlanda’nın Hıristiyanlığı
resmi din olarak kabul etmesinden yaklaşık olarak üç yüzyıl sonra, 13. yüzyılın ikinci yarısında
kaleme alınmış tirşe elyazmasıdır. Bu elyazması, on bir tanesi mitolojik konuları
ele alan, on altı tanesi ise nesir tarzındaki iki ek metinle birlikte Germen eskiçağının erkek
ve kadın kahramanları hakkında yazılmış olan, toplam yirmi dokuz şiir içermektedir
(Page, 2009: 19).
Snori Sturluson Younger Edda’yı yeni yetme şairlere yol gösterebilmek amacıyla bir
çeşit mitoloji el kitabı olarak derlemiştir. Younger Edda dört bölümden (bazı kaynaklarda
üç bölüm olarak geçer) oluşmaktadır: Giriş, Gylfaginning (Kral Gylfi’nin Kandırılması),
Skaldskaparmal (Şiir Dili), ve Hattatal (Nazım Biçimleri Listesi). Younger Edda,
şiir sanatıyla uğraşmaya yeni başlayan şairlerin şiirlerde karşılaştıkları yaygın mitolojik
göndermeleri doğru anlayabilmelerine yardımcı olmak amacıyla yazılmış olan, açıklayıcı
nitelikte şiir sanatı öğreti kitabıdır. Üçüncü kaynak ise Skald Şiirleri’dir ve bunlar
“skaldlar” diye bilinen, saray şairleri tarafından kaleme alınan şiirlerdir. (Page, 2009: 28,
29, 38)
R. Tetzner, Sturluson’un Edda’sını, tutarlı metinlerle aktarılmayan kuzey mitolojisini,
mantıksal ve nedensel ilişkiler açısından eksikler gösterse de, belirli bir çerçeveye oturtmaya
çalıştığı için önemli bulur. (Tetzner, 2004: 638)
Elbette ki Edda derlemeleri Hristiyanlığın yayılması sırasında yazılmış oldukları için,
bu bilgilerin Germen mitolojisi için kaynak olarak taşıdığı değer tartışmalıdır. Ama yapıt
hala Germen mitolojisinde söz konusu olan tanrı ve söylencelerle ilişkili olarak en önemli
kaynaklardan birisi olarak kabul görür. (NTV, 2010: 227)
İlk kez Elder Edda’daki Fafnir şarkısında, daha sonra Younger Edda’da Niflunglar
ve Gjukunlglar efsanesinde, İzlanda’nın “Volsunga Saga”sında ve çeşitli şekillerde farklı
dillerde sürekli tekrarlanan Sigurd ve onun tuhaf kahramanlıklarına, büyük ve eski Alman
şiiri Niebelung Destanı’nda da görülür. (Baldwin, 2009: 15)
Niebelungen Destanı2 13. yüzyıl başlarında yazılmış olsa da 6. ve 7. yüzyıldaki
olayların anlatılmasından dolayı bazı otoritelerin bu eserin farklı tarihlerde ve kökenlerde
yazılmış yirmi şarkıdan meydana geldiğini ve bazıları da bu eserin tek bir yazara
ait olduğunu düşünürler. Tek bir yazara ait olduğunu düşünenler, bu şiiri Conrad von
Kürenberg’e, Wolfram von Eschenbach’a, Heinrich von Ofterdingen’e ya da Walther von
der Vogelweide’ye atfederler. Şiir 2459 dörtlükten meydana gelmiş ve otuz dokuz serüvene
ayrılmıştır (Guerber, 2009: 385). Niebelungen Destanı’ndaki olaylar otuz yıllık
bir süreyi kapsar ve aynı zamanda bu destan kaynağını Volsunglar Destanı’ndan alır.
1) Bu destan hakkında aşağıda künyesi verilen ayrıntılı bir çalışma vardır: Nejdet Keleş, Nibelunglar
Destanı, Tarih-Kültür - Edebiyat Analizi, Bozkır Yayınları, Erzurum, 2010.
126 / Cemile AKYILDIZ ERCAN Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi 2014 18 (1): 121-132
Her iki destandaki konu hemen hemen ortak gibidir, kahramanların özellikleri ve isimleri
de benzerlik göstermektedir, örneğin Volsunglar’daki Sigurd, Niebelungen Destanı’nda
Siegfried’e, Gunnar Gunther’e, Atli Etzel’e, Gudrun Kriemhield’e dönüşmüştür. Öyküler
de benzerdir, örneğin hem Sigurd ve hem de Siegfried öldürdükleri ejderhanın kanıyla
vücutlarını yıkarlar, bundan dolayı yaralanmaz ve hatta ölmezler. Her iki kahramanda
ejderhanın kanıyla yıkanırken iki omuzunun arasında ıhlamur yaprağı düşüp yapışır ve
zayıf noktalarını oluşturur. Her ikisi de aynı yerden öldürülür (Guerber, 2009: 427-431).
Bu zayıf nokta ve bu zayıf noktadan alınan yarayla ölme, Yunan mitolojisindeki yarı tanrı
yarı insan olan Aşil’in durumuyla benzerlik göstermektedir. Aşil’in bu zayıf noktası topuğundadır
ve buradan aldığı yarayla ölür. Bu iki kahraman, tıpkı Homeros’un Odysseia
Destanı’ndaki Odysseus gibi aşılması güç engellerle karşılaşır, canavarlarla, ejderhalarla
savaşır.
Bu destanı, 1812 yılında doğan ve Alman romantizminin en önemli bestecilerinden
ve eşsiz müzikal dramların yaratıcısı olan Richard Wagner Der Ring des Niebelungen
(Niebelungen Yüzüğü) adlı dört opera dizisinde, Das Rheingold (Ren Altını), Die Walküre
(Valkyrler) Siegfried ve Die Götterdämmerung (Tanrıların Alacakaranlığı) dört bölümde
işlemiştir. Wagner operalarında mitolojiyi, Kuzey Avrupa efsanelerini ve kahramanlık
öykülerini konu edinmiştir. Özellikle son yıllarda J. R. R. Tolkien’ın Yüzüklerin Efendisi
üçlemesi adlı kitap ve film serisinde kendi bilgilerinden yola çıkarak Germen ve Kelt mitolojisini
harmanlayarak emsalsiz bir bütünlük sağlamıştır. Tolkien’in eserleri mitolojik
bir sistemde kendini göstererek iyi ve kötü arasındaki savaş, dünyanın yaşamın ve diğer
canlıların yaratılması gibi ortak konuları ele alır. (Golther, 2011: 1)
Yaratılış
Germen mitolojisinde başlangıçta, hatta tanrılardan önce kuzeyde karanlık ve soğuk,
güneyde ise şiddetli sıcaklar ve aydınlık vardı:
Kuzeyin ve güneyin tam ortasında ise Ginnungagap denen o ilk bü-
yük uçurum bulunurdu. Bu çağda ne gökyüzü, ne toprak, ne tanrılar, ne
de bir tutam çimen vardı. (Tetzner, 2004: 11)
Mircea Eliade çalışmasında, MÖ. 8000’e doğru buzul çağının sona ermesiyle
Avrupa’nın Alpler’in kuzeyinde kalan bölgesinde ikliminin, manzarasının ve bundan
dolayı da flora ve faunasını kökten değiştirdiğini, buzulların geri çekilmesiyle, faunanın
kuzeye doğru göç etmesine yol açtığını belirtir. “Kuzey kutbuna yakın bölgelerdeki
bozkırların yerini yavaş yavaş ormanlar aldı” diyerek Germen mitolojisinde söz konusu
edilen kuzeydeki buzlarla kaplı alan ve güneydeki ateşlerden oluşan alana da açıklık getirmiş
olur.
Evren, kaosla ve doğanın temel karşıt unsurları olan buz ve ateş arasındaki bir yarılmayla
başlar. Kuzeydeki buzlarla, sislerle kaplı, tehlikelerle dolu olan bu alana Nifl Di-
Germen Mitolojisinde Yaratılış 127
yarı ve güneydeki ateşlerle kaplı alana ise Muspell Diyarı deniyordu. Ateşlerle kaplı olan
Muspell Diyarı’nın sıcaklığı kuzeydeki buzları eritir ve böylece uçurumdan aşağı düşen
damlalar ve ateşin gücü sayesinde can bulurlar. Kar ve buzun egemen olduğu kuzey ile
ateş ve alevlerin egemen olduğu güney bölgesi bir araya gelir ve bu tezat gücün etkile-
şiminden ilk yaratık Dev Ymir meydana gelir. Hem kadın hem erkek olan Ymir uyurken
terler, sol elinin altından erkek ve kadın meydana gelir, bir ayağı öteki ayağından oğul
doğurur böylelikle neslini oluşturur. Ymir bütün devlerin atasıdır (Golther, 2011: 614),
buz ve zorba dağ devleri Ymir’den türer.
Ymir eriyen zehrin damlalarından meydana gelmiştir ve bu zehir onu acımasız, vahşi
ve kötü yapmıştır. Bütün buz devlerinin atasıdır ve buz devleri de Ymir gibi şeytani ve
kötücüldür. Tanrıların en büyük düşmanlarının “devler” anlamına gelen “iotnar” olduğu,
ama bunu Page, çirkin, korkunç ve kötü niyetli yaratıklar ‘demonlar’ ya da ‘troller’ olarak
da adlandırabileceğimizi ifade etmiştir. (Page, 2009: 12)
Muspell Diyarı’nda ise çözülen buzlardan, boynuzu olmayan bol süt veren ve memelerinden
dört tane süt nehri akan Audumla (Besleyici) adlı inek meydana gelir. Dev Ymir
inanılmaz devasa boyutlara ulaşıncaya kadar bu sütlerle beslenir. Audumla adlı bu inek,
çimen olmadığı için tuzlu buz kütleleri ile beslenir. İlk gün taş kadar sert tuzlu buz kütlesini
yaladığında, akşama doğru bu kütleden bir adamın saçları ortaya çıkmaya başlar,
ikinci gün kafası, üçüncü gün ise güzel görünüşlü, iri, güçlü ve tüm tanrıların atası olan
Buri ortaya çıkar. Sonra Buri’nin bir oğlu olur ve ismi Bor’dur. Bor bir devin kızı olan
Besta ile evlenir ve bu birliktelikten insanlara runik alfabeyi hediye eden Odin (tahrik,
hiddet ve şiir), Vili (istek) ve Ve (kutsal) dünyaya gelir (Tetzner, 2004: 11-12). Ataları
anne tarafından bir dev olan bu üç Germen/İskandinav tanrısının en önemlisi, hiddet ve
aklı sembolize eden Odin/Wotan’dır.
Odin ve diğer tanrılar önce, gittikçe büyüdüğü ve artık bedeni çok yer kapladığı için,
hem dişil hem de eril özellikler taşıyan ilk canlı Ymir’i, sonra da diğer devleri yok etmeye
başlarlar. Çok zeki bir dev olan Bergelmir ve ailesi dışındaki bütün buz devleri Ymir’in
yaralarından akan kan selinde boğularak ölürler. Bergelmir, karısı ve hizmetçileri bir kayığa
binerek kaçıp kurtulurlar. Böylece Bergelmir ile karısı, ileride her fırsatta tanrılara
kötülük yapmak için fırsat kollayacak olan şeytani devlerin atası olmuş olurlar. (Rosenberg,
2006: 332-333)
Tanrılar tanrısı Odin ve kardeşleri öldürdükleri Ymir’in dev vücudundan evreni ve
dünyayı oluştururlar. Dünyayı oluştururken Ymir’in vücudunun parçalarını kullanırlar.
Etinden toprağı, kanından suyu ve denizi, kemiklerinden dağları, çene kemiği, yanakları,
dişleri ve küçük kemiklerinden taşları, saçlarından ağaçları, beyninden ise bulutları meydana
getirirler. Kafatasından oluşturdukları bu dünyanın dört köşesine Vestri (Batı), Sudri
(Güney), Austri (Doğu) ve Nordri (Kuzey) adlı cüceleri yerleştirirler. (Dahn, 2010: 35)
Tanrılar “Midgard” denen orta dünyayı ve orada yaşayacak olan insanları yaratırlar.
İlk insanlar dişbudak ve karaağaçtan meydana getirilir. Tanrılar Odin, Vili ve Ve (baş-
128 / Cemile AKYILDIZ ERCAN Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi 2014 18 (1): 121-132
ka bir versiyonda Odin, Hönir ve Loki) deniz kenarında yürürlerken birbirlerinden ayrı
duran iki ağaç gövdesi görürler ve dişbudak ağacından Ask adındaki ilk erkeği ve karaa-
ğaçtan da Embla adındaki ilk kadını yaratırlar. Onlara Tanrılar tanrısı Odin hayat nefesini
üfler, Vili duygu ve düşünce, Ve ise görme ve duyma yetisini armağan eder. Böylece
Midgard’da yaşayacak olan insanların ataları yaratılmış olur. (Dahn, 2010: 38)
“Utgard” denilen bölgede ise dağlar buzlarla kaplıdır, demirden kazıklara benzeyen
ağaçlardan oluşan büyük orman aşılamaz özellikte olup, bataklıklarla dolu bu bölgeye
tanrılar, dev Bergelmir ve onun soyundan gelenleri sürgün ederler. Aynı zamanda bu bölgede
cinler ve başka canavarlar da vardır.
Tanrılar kendilerine “Asgard” adı verilen bir dağın üzerine gökyüzüne uzanan bir yapı
inşa ederek, bir dünya oluştururlar (Tetzner, 2004: 13-14). Tanrıların, yaşadıkları yere
“Asgard”, orada yaşayan Odin’in soyundan gelen tanrılara da “As”lar denirdi. As tanrıları,
verimli ve bereketli bölge olan Midgard’ı yaşamaları için insanlara, çorak ve verimsiz
bölge olan Utgard’ı devlere ve cinlere vermişlerdir.
Tanrılar, Asgard’da kendilerine uygun kaleler yaparak, bütün canlıların üstünde bir
konum elde etmiş, gökyüzündeki kalelerinde onların üzerinde egemenliklerini kurmuş-
lardır. Hatta Odin burada bulunan gözetleme kulesinden bakarak bütün dünyaları izler,
ayrıca “Huginn” (Düşünce) ve “Muninn” (Bellek) adlı kargalarını dünyalara gönderip
orada olup bitenleri öğrenirdi. Bazen problem yaratan buz devlerini cezalandırması için
oğlu Thor’u görevlendirirdi. Tanrılar ve insanlar çoklukla huzur içinde yaşar ve tanrılar
insanlara yaşamın büyülü yönünü mutlu olmayı öğretirlerdi.
Asgard’da tanrı Odin tarafından yönetilen ve savaşırken ölen kahramanların toplandığı
640 kapısı olan Valhalla sarayı da vardır. İskandinavya halkı için iki ölüm şekli vardır:
Doğal olarak ölenler ve savaşta ölenler. Doğal olarak ölenler, kendilerini cehennem
imparatorluğunda bulurlar; Savaşta kimlerin öleceğine ise Valkyryler (Valkürler) karar
verir. Valkyrler’in verdikleri kararla ölenlerin en büyük özelliği yaşarken kahramanlık
sergilemiş olmalarıdır. Bundan dolayı da öldükten sonra Valhalla’ya konulurlardı. Bu
ölen cesur kahramanların ruhlarının sonsuz mutluluk içinde olduğuna inanılır ve onların
Valhalla’da dünyanın sonunu bildirecek olan savaşı -Ragnarok’u- bekleyen kahramanlar
olduğu ve aynı zamanda bu savaşta Odin’in yanında olacakları bilinirdi.
Valküren ya da Valkyrler, Odin’in bakire, cesur, savaşçı kadınlarıdır ve aynı zamanda
Asgard tanrılarına bira ve yiyecek servisi yaparlardı. Bu genç ve güzel bakireler ata binen
miğfer ve mızrakla donatılmış aynı zamanda savaşçı özellikleriyle bilinirler. Valkyrler de
Yunan mitolojisindeki savaşçı Amazon kadınları gibi sadece kadınlardan oluşan bir topluluktur.
Edda’da Valkyrler’in isimleri Skuld, ölüm getiren, Brünhild (Brynhild), Göll,
Gondul (dişi Kurt), Hrist (Fırtına), Mist (Sis), ve Thrud (güç kullanan) gibi çeşitli isimlerle
adlandırılırlar (Biedermann, 1998: 1157).
Yaklaşık olarak MS 1. yüzyılda Avrupa’nın kuzeyinde yaşayan Germenler de tanrı-
larına kutsal saydıkları korularda/ormanlarda taparlardı. Odin ve kardeşlerinin Ymir’in
Germen Mitolojisinde Yaratılış 129
cesedini kullanarak yarattıkları dokuz dünyadan oluşan evreni, “Yggdrasil” denen bu bü-
yük alıç ağacının yeraltının en derinlerindeki kökleriyle ayakta tuttuğuna inanırlardı. Bu
ağacın dalları dünyayı baştanbaşa sararak göklerin üzerine yayıldığı söylenirdi. Hayat
ağacının evrenin farklı bölümlerini nasıl bir arada tuttuğu konusunda yazarlar arasında
bir görüş birliği olmamasına karşın, ağacın dünya için destekleyici bir belkemiği olduğu
konusunda hemfikirdirler. (Wilkinson, 2010: 92)
Dokuz katlı alemden oluşan Yggdrasil ağacının en üst dallarında Tanrıların bulunduğu
Asgard vardır. Ağacın köklerinin bulunduğu yeraltında ise, ölüm tanrıçası Hel’in
yaşadığı Niflheim vardır. Aradaki katmanlar, Vanir tanrılarının yaşadığı Vanaheim, buz
devlerinin dünyası Jotunheim, ateş devlerinin dünyası Muspelheim, kötü cinlerin (kara
elfler) dünyası Svartalfheim, iyi cinlerin (aydınlık elfler) dünyası Alfheim; cücelerin dünyası
Nidavellir ve yaşam ağacını tam ortasında da insanların dünyası Midgard vardır.
Alfheim bazı kaynaklarda Gimle olarak geçer ve aynı zamanda gökyüzünün yüksek bir
yerinde konumlanmış pırıltılı bir mekan olarak söz konusu edilir. Ortaçağda Hristiyan
kültüründen etkilenmeye başlayan İskandinav yazarlar Gimle’yi bir tür cennet olarak dü-
şünmüşler ve aydınlık elfleri de Hristiyan meleklerinden bazı özelliklere sahip periler gibi
görmeye başlamışlardır. (NTV, 2010: 240)
Germen mitolojisinin en önemli tanrıları ve tanrıçalarına göz atacak olursak, en önemli
Tanrı olan Odin, bilgelik uğruna tek gözünü feda eden tanrıların tanrısı, aynı zamanda
şiirsel ilhamın, gizem ve büyünün tanrısı, savaşçıların kumandanı ve koruyucusudur.
Odin’in karısı, doğmuş ve doğacak her insanın yazgısını bilen yeryüzü tanrıçası Frigg’dir.
Diğer tanrı ve tanrıçaların bazıları Odin ve Frigg’in çocukları olarak bilinir. Ezeli devlere
karşı tanrılar diyarını koruyan ve günümüzde de belki en tanınmış olan elinde çekiciyle
(çekicinin ismi Mjöllnir) betimlenen gök gürültüsü ve savaş tanrısı Thor’dur. Bir diğer
önemli Tanrıça da, Odin’in oğlu hitabet ve şiir sanatı tanrısı Bragi ile evli olan ebedi
gençlik sunan altın elmaların sahibi Idunn’dur. Bir başka Tanrı ise, Ay Tanrıçası Nanna
ile evli olan, kör kış tanrısı Hod tarafından kazara öldürülen ve talihsizliğiyle ünlü, erkek
güzeli olarak nitelendirilen tanrı Balder’dir. Kurt Fenrir’i zincirlenmesine yardım ederken
sağ elini kaybeden savaş tanrısı ve aynı zamanda bilge olan Tyr da Odin’in oğludur.
Kaderi dokuyan Tanrıça ise Bil’dir. Heimdall adlı Tanrı, şafak tanrısı ve gökkuşağı köprüsü
Bifrost’un nöbetçisidir. Dokuz kadın tarafından doğurulmuş, insan toplumunun sorumlusu
olan Heimdall’ın kölelerin, köylülerin ve asilzadelerin babaları olduğu söylenir.
(Comte, 2000: 95)
Yukarıda saydığımız Asgard’da yaşayan tanrıların yanı sıra bereket, bolluk ve zenginlik
tanrıları olarak bilinen Vanir tanrıları da vardır. Denizcilik ve balıkçılık tanrısı olan
Niord bir Vanir tanrısıdır. Onun birlikte olduğu dişi devden meydana gelen çocukları,
bereket ve doğurganlık tanrıları olan Freyr ve aşk ve güzellik tanrıçası Freyia da bu gruptandır.
Bir diğer önemli Tanrıça ise Loki’nin kızı ve ölüm tanrıçası olan Hel’dir. Loki ise
Farbauti adlı bir devin çocuğudur ve istediği kılığa girebilme gibi bir özelliği vardır. Ba-
130 / Cemile AKYILDIZ ERCAN Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi 2014 18 (1): 121-132
zen tanrıların dostu bazen de düşmanı olur. Hatta dünyanın yok olmasını sağlayacak olan
Ragnorak savaşında düzeni yok etmek için kötülerin yanında yer alacaktır (Page, 2009:
12, 98). Loki, aynı zamanda Odin’in evlatlığıdır. Tanrıların bütün itirazlarına karşın Odin
kendi kanıyla Loki’nin kanını karıştırarak oğlu olduğunu ilan eder ve onunda bir As olmasını
sağlar.
Tanrılar günlük toplantıları için Dünyalar Ağacı’nda yani Yggdrasil’de buluşurdu.
Bu ağaç çok büyük ve dalları bütün dünyaların üstüne ulaşır, Midgard’ı korur ve tepesi
gökyüzünü taşır. Aynı zamanda yaşam ağacı/kader ağacı da olan Yggdrasil, her zaman
yemyeşildir, kuruyan dallarının yerine hemen yenisi çıkar ve üç köklü geniş bir alana
yayılmıştır. Ağacın ilk kökü tanrılara ve insanlara, ikinci kökü devlere ve üçüncü kökü
de Nifl Diyarı’na uzanır. Yggdrasil’in en tepesinde altından olan ve aynı zamanda güneş
vurduğu zaman ışıl ışıl parlayan bir horoz nöbet tutardı (Tetzner, 2004: 23). Bu horozun,
Hristiyanların kutsal mekanı kiliselerin çan kulelerinde bulunan horoz simgesiyle bir
bağlantısının olup olmadığı araştırılmaya değer bir konudur.
İskandinav/Germen mitolojisini ya da Kuzey mitolojisini Yunan ya da Roma mitolojisiyle
karşılaştırınca, bu mitolojideki tanrıların Yunan ya da Roma mitolojisindeki tanrılar
gibi birer ölümsüz olmamaları en önemli ayırt edici özellik olarak karşımıza çıkar.
İskandinav/Germen mitolojisindeki tanrılar da tıpkı insanlar gibi belli bir kaderi yaşamak
zorundadırlar. Germen tanrıları, tanrı fikrinin ideal insan görüntüsüne bürünmüş hali olarak
karşımıza çıkarlar.
Tanrılar, çoğunlukla yaya ya da at üzerinde betimlenmişlerdir, sadece Thor iki keçinin
çektiği araba ile betimlenir. İnsani özelliklerinin yanı sıra tanrılar gökyüzünde ve suyun
üzerinde tıpkı yeryüzündeki gibi atlarıyla birlikte hareket edebilme ve aynı zamanda insanların
arasında göze batmayan sade kıyafetlerle dolaşırken birden bire kaybolma yetenekleri
vardır. Ortadan yok olmak istediklerinde kullandıkları sihirli sözcük “Odin yok ol
buradan”dır (hverfan, Opinn hvarf pa) (Golther, 2011: 250).
Yunan tanrılarının Olimpos dağında yaşadıkları gibi Asgard’da yaşayan bu tanrıların
sayıları tam olarak bilinmemekle birlikte Yunan mitolojisinde olduğu gibi on iki tane olduğu
düşünülür (Golther, 2011: 251). Ancak Yunan tanrılarından farklı olarak doğar, ölür,
yer içer, uyur, sever, üzülür, korkar, kıskanır, tamamen insana özgü özellikler taşırlar. Ancak
Idunn’un (Gençlik/Bahar Tanrıçası) gençlik elmaları sayesinde Ragnorak’a (büyük
savaş ya da kıyamet/ tanrıların alacakaranlığı) kadar yaşayabileceklerdir. Ragnarok, yani
son büyük savaş başlayınca devlere karşı savaşacaklar, insan soyundan gelen kahraman
savaşçılar bu savaşta tanrılarla birlikte savaşacaklar, ancak savaşta kazanan taraf olmayacaktır.
Odin, tanrıların hükümdarı olarak bütün bunları bilir, ancak bunu değiştirmek için
hiçbir şey yapamaz. Kadere karşı gelmek ve isyan etmek yerine sonucunu bile bile kadere
boyun eğmeleri belki de Kuzey mitolojisindeki tanrıların en belirgin ve ilginç özelliğidir.
Bu yüzden kuzey halkları, kaderlerini ve bu söylenceleri sorgulamadan, isyan etmeden
kabul etmişlerdir. (Rosenberg, 2006: 327, 328)
Germen Mitolojisinde Yaratılış 131
Üç yıl sürecek bir kış ve bu kışın sonunda yeryüzünün karanlığa gömülmesi, Ragnarok
ya da Tanrıların Alacakaranlığı’nın geleceğinin göstergesidir. Ama en belirgin
özelliği tanrıların en sevileni, en bilgesi ve en nazik olanı Balder’in ölümüdür. Balder
düşünde ölüler ülkesi Niflheim’da kendisini ölüm tanrıçası Hel’in kucakladığını görür.
Babası Odin bunun kıyamet gününün en önemli işareti olduğunu bildiğinden oğluna zarar
gelmemesi için bütün tanrılarla bir araya gelip, çözümler aramaya çalışır. Balder’in
annesi tanrıça Frigg yeryüzündeki bütün hayvan, bitki, metal, toprak, taş, dağ vb. şeylerle
konuşarak oğluna zarar vermemelerini ister ve hepsi çok sevdikleri tanrı Balder’e zarar
vermeyeceklerine dair söz verirler. Bunu öğrenen Loki yaşlı kadın kılığına girer ve Frigg
ile konuşur. Ondan sadece zararsız olan ökseotuyla konuşmadığını öğrenir ve ökseotunu
kopartarak sapını keskinleştirir. Balder’in kör olan kardeşinden bu ökseotunu Balder’e
atmasını ister ve böylece Balder ölür. (Rosenberg, 2006: 345-348)
Bütün tanrılar, özellikle Odin, bu olaya çok üzülür, çünkü Odin bunun kendi ve insan
soyunun yok olması anlamına geldiğini bilmektedir. İyiliğin ve güzelliğin kaynağı olan
Tanrı Balder’in ölümüyle dünyada her şey kötüye gitmeye ve insanlar her yerde birbirlerine
zarar vermeye, dünya sarsılmaya başlar, ağaçlar sökülür ve dağlar çöker. Midgard
yılanı karaya çıkar ve beraberinde büyük dalgalar getirir. Loki ve Fenrir (tanrıların zincire
vurduğu korkunç kurt ve aynı zamanda Loki’nin çocuğudur) zincirlerini kırıp devlerle,
aynı zamanda yer altı tanrıçası olan Hel canavarlarıyla birlikte Asgard’a yönelik bir saldırıya
girişirler. Tanrılar da kavgaya hazırlanırken, savaş çağrı borazanı dünyanın her
tarafına ulaşır ve yaşayan her canlı bu savaşa katılır. Valhalla’daki savaşçıların ruhları
bile Aesir için savaşır.
Sonunda devler ve tanrılar arasındaki savaştan geriye birçok ölü ve yıkık bir dünya
kalır, kazananı olmayan bir savaştır Ragnarok. Bütün dünyalar alev alev yanmış, güneş
kaybolmuş ve yavaş yavaş denize gömülerek yok olmuşlardır (NTV, 2010: 238). Daha
sonra ise dünya tekrar denizin içinden yükselerek yeşerir. Asgard’ın dayanıklı duvarlarının
arkasına sığınmış olan Vidar (sessiz Tanrı) ve Vali, Modi (Cesaret) ve Magni alevlerden
kurtulmuşlardır. Odin ve Thor ölür. Balder ve Höd, Hel’den (yer altı/ölüm diyarı)
geri gelip Thor ve Odin’in oğullarıyla birlikte hırsların, fesatlıkların olmadığı bir dünya
yaratırlar (Tetzner 2004: 224).
Yukarıda sayılanlardan başka bir de ateş devi Surt, ayrıca Yggdrasil’in dalları arasında
saklanmayı başarabilen birkaç hayvan ile bir çift insan, Lif (hayat) adlı bir erkekle Lifthrasir
(yaşamın özlemini çeken) adlı bir kadın, sağ kalırlar. Bu kadın ile erkek dünyayı
yeniden insanlarla doldurmak için yeni bir aile kurarlar. (Wilkinson, 2010: 98)
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız Ragnarok, İzlandalı eski yazarlar tarafından evrenin
sonunun gelmesine neden olacak savaş olarak tanımlanmıştır. Akademisyenler de Ragnarok
ile Hristiyan yazarların tasvir ettikleri Kıyamet (Mahşer) arasında pek çok paralellik
bulmuşlardır. Kıyametten sonra olduğu gibi Ragnarok’tan sonra da yeni bir hayat başlayacaktır.
(Wilkinson, 2010: 99)
132 / Cemile AKYILDIZ ERCAN Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi 2014 18 (1): 121-132
Sonuç
Sonuç olarak, Germen mitolojisinde ve genel anlamda İskandinav mitolojisi olarak
söz konusu edilen yaratılış efsanelerinde olay örgüleri birbirine geçmiş, karmaşık bir yapı
oluşturmuştur. Bu konudaki çalışmalar incelendiğinde bazen iç içe geçmiş öncelik ve
sonralık durumları, okuyucuda kafa karışıklığına yol açmaktadır. Çalışmamızda bu karmaşık,
birbirine geçmiş öyküleri daha anlaşılır bir düzen içinde sunup, özellikle Yunan
mitolojisiyle benzerlik gösteren taraflarına dikkat çekmeye çalıştık.
Bir ulusun kültürünün, gelişiminin özünü oluşturan masal, mit, destan ve türküler
ortaya çıktığı zamanki insanlığın yaratıcı gücüyle bağlantılıdır. Hemen hemen bütün mitlerde
ortak paydaların olduğunu ve insanlığın ilk ortaya çıkmasında tıpkı kutsal metinlerde
olduğu gibi Adem ve Havva gibi iki farklı biyolojik cinsin yaratıldığına tanıklık
ederiz. Bu farklı iki cinsin meydana getirdiği çocuklar insan soyunu devam ettirir. Nuh
Tufanı’nda olduğu gibi mitolojilerde de, Tanrı başkaldıran, ahlaki değerleri kaybolan toplumları
büyük bir felaket yaşatarak cezalandırır, insan soyunun sürmesi için yalnız iyi
ahlaklı bir kadın ve erkeğin hayatta kalmasını sağlar. Yeniden kurulan dünya düzeninde,
bir önceki insanlığın sonunu hazırlayan kötülük ve düşmanlık olmayacaktır ve insanlar
mutlu, barış ve huzur içinde yaşayacaktır.
Kaynakça
Baldwin, J. (2009). Siegfried’in Hikayesi. (Çev. N. Benzergil,). İzmir: İlya Yayınları.
Beydili. C. (2004). Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük. (Çev. E. Ercan). Ankara: Yurt
Kitap Yayın.
Biedermann H. (1998). Knaurs Lexikon der Symbole. Verlag Droemer Knaur.
Comte, F. (2000). Mitoloji Sözlüğü. (Çev. M. Erkan). İstanbul: Zed Yayınları.
Dahn, F./Th. (2010). Germanische Götter und Heldensagen. Germany: Marixverlag.
Eliade, M. (2003). Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi Cilt I - Taş Devrinden Eleusis
Mysteria’larına. (Çev. A. Berktay). İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Golther, W. (2011). Germanische Mythologie. München: Marix Verlag.
Guerber, H. A. (2009). Destanlar Kitabı. (Çev. S. B. Çağlan). İzmir: İlya Yayınları.
Keleş, N. (2010). Nibelunglar Destanı, Tarih-Kültür- Edebiyat Analizi. Erzurum: Bozkır
Yayınları.
NTV, (2010). Mitoloji Başvuru Kitapları. İstanbul: NTV Yayınları.
Page, R. I. (2009). İskandinav Mitleri. (Çev. İ. Yılmaz). Ankara: Phoenix Yayınevi.
Rosenberg, D. (2006). Dünya Mitolojisi-Büyük Destan ve Söylenceler Antolojisi. (Çev. K.
Akten & E. Cengiz). Ankara: İmge Kitabevi.
Tetzner, R. (2004). Cermen Tanrı ve Kahramanlarının Efsanesi I, II. (Çev. A. Yarbaş).
İzmir: İlya Yayınları.
Wilkinson, Ph. (2010). Efsaneler&Mitler. (Çev. E. Lakşe). İstanbul: Alfa Yayınları.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar