AVRASYATİK DİL TEORİSİ BAĞLAMINDA TÜRKÇE VE FARSÇA’NIN KONUMU

Türkbilig, 2013/25: 27-38.

Özet: Son zamanlarda büyük dil aileleri hakkında pek çok araştırma
yapılmıştır. Bu alanda ortaya atılan en önemli teorilerden biri Avrasyatik dil
teorisidir. Bu teori birkaç dil ailesinin, bir kökten geldiğini savunmaktadır;
bu dil ailelerinin en önemli temsilcileri Hint-Avrupa, Ural ve Altay alt
gruplarıdır. Biz, Hint-Avrupa, Ural ve Altay dil ailelerinin önemli
üyelerinden sayılan Türkçe ve Farsçayı, söz konusu dil teorisi kapsamında
değerlendirmeye çalıştık. Çalışmanın ana konusunu Ana Türkçede kelime
başı p- meselesi oluşturmaktadır.
Anahtar Sözcükler: Avrasyatik Dil Teorisi, Hint-Avrupa Dil Teorisi, Ural,
Altay Teorisi, Türkçe, Farsça, Kelime Başı p- Meselesi.
The Place of Persian and Turkish in the Eurasiatic Theory
Abstract: Recently, there have been so many researches pertinent to macro
families of languages. One of the most significant theories put forward on this
subject is the Eurasiatic language theory. The theory asserts that IndoEuropean,
Finno-Ugric and Altai language families descend from a common
origin. And in this paper, we have strived to examine Turkic and Persian,
which are eminent members of those families, in respect of the theory. The
basic subject of this study is the initial p- in proto-Turkic.
Keywords: Eurasiatic language theory, Indo-European language theory,
Finno-Ugric and Altai language theory, Turkish, Persian, initial p- in
Eurasiatic.
Giriş
İnsanoğlunun konuştuğu diller hep ilgi odağı olmuş ve dillerin menşei hakkında
öne sürülen teoriler birçok kişinin dikkatini çekmiştir. Bu doğrultuda dilciler büyük
dil aileleri üzerinde de çalışmalar yapmışlardır. Hint-Avrupa, Hami-Sami, Ural,
Altay gibi dil aileleri daha önceden dilciler tarafından tanıtılmışsa da, Avrasyatik
veya Nostratik dil teorileri üzerine araştırmalar, ancak geçen yüzyılın sonlarına
doğru yapılmıştır.
1980’li yıllarda Joseph Harold Greenberg’in ortaya attığı Avrasyatik Dil Teorisi,
geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu teori Hint-Avrupa dilleri, Ural, Altay, Kore,
Japon, Aynu, Gilyak, Çukçi-Kamçatka, Eskimo-Aleut dillerinin bir kökten geldiğini
savunmaktadır. Yurt dışında bu alanda çalışmalar artarken Türkiye’de bu tür
çalışmaların sayısı son derece yetersiz görünmektedir.
                                                            
   Doktora Öğrencisi, Gazi Üniversitesi.
Mehdi REZAEİ
28
Bilindiği gibi Hint-Avrupa dillerini konuşan kavimlerin ana yurdu hakkında
farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bazı kaynaklarda Rusya’nın güneyi, Dinyeper
Nehri’nin doğusu, Kafkasların kuzeyi ve Ural Dağları’nın batısı, bu kavimlerin ana
yurdu olarak tespit edilmiştir (Abolghasemî 2007: 17). Karadeniz’in kuzeyini ve
Doğu Avrupa’yı bu kavimlerin ana vatanı olarak savunanlar vardır. Birçok arkeolog
ve dil bilimci tarafından kabul görmüş Marija Gimbutas’ın Kurgan Toerisi’ne göre
de Hint-Avrupa kavimlerinin ilk yurdu olarak Hazar Denizi’nin kuzeyi
belirlenmiştir. Uralların batısını Hint-Avrupa kavimlerinin ana yurdu olarak kabul
edenler de vardır (Ercilasun 2007: 43). Türklerin yaşadığı bölgelerden pek uzak
olmayan bu kavimlerin bir bölümü de İran’a doğru hareket etmişlerdir. Bu
komşuluk ve belki de birlikte yaşama, Avrasyatik dil teorisine destek veren bir
unsurdur.
Dil alanında ortaya çıkan değişmeler veya gelişmeler iki farklı yönde meydana
gelir. Biri dil içi değişmeler, öbürü ise dil dışı değişmeler; yani komşu dillerden
etkilenmedir. Diller arasında ortak ve benzer özelliklerden söz etmek, bir ana
kökten gelmek yanında diller arası ilişkilerden bahsetmek anlamına da gelmektedir.
Bu da dil teorileri çerçevesinde incelenirse, daha sağlam sonuçlar doğuracaktır.
Avrasyatik dil teorisi bir ana dilin birkaç yönde ilerlemesinden bahseder.
Elimizdeki kaynaklara göre, Türkçe ve Farsça ilişkisi, yazılı tarihten çok daha
eskilere uzanmaktadır; ancak yoğun bir ilişki İslamiyet’in yayılmasından sonra
başlamıştır. Söz konusu dillerin her birinden diğerine yüzlerce kelimenin verilmesi
bu olaya bariz bir tanıktır. Fakat iki dil hakkında, sadece komşuluk ve kelime
alışverişinden bahsedilmemekte, daha ileri gidilerek dil teorileri kapsamında bu iki
dilin akrabalığı hakkında da görüşler ortaya atılmaktadır.
Bu yazıda Altay dillerinin en önemli kolunu oluşturan Türkçe ile Hint-Avrupa
dillerinin önemli bir kolu sayılan Farsçayı söz konusu teori çerçevesi içinde ele
alacağız. Her iki dilin, bütün ortak dil özelliklerinin bir makaleye sığamayacağı
açıktır. Biz sadece, Avrasyatik teorisine göre Ural, Altay ve Hint-Avrupa ailelerinin
akrabalığında önemli bir faktör sayılan, Ana Türkçede belirli sayıda, kelime başı p
meselesine odaklanacağız. Başka tabirle p sesinin varlığı ve daha sonraki
dönemlerde erimesi meselesi yazımızın ana konusunu teşkil edecektir. Dolayısıyla
konumuzun kapsamına dayanarak daha çok kelimeler üzerinde duracağız.
Ana Türkçede kelime başı p’nin var olması için bugünkü Türk lehçelerinde p
sesinden herhangi bir izin tespit edilmesi beklenmektedir. Bu konu bazı araştırıcılar
tarafında az çok ortaya atılıp tartışılmıştır. Örneğin Halaç Türkçesinde söz konusu
durumda h- ünsüzünün varlığı dilcilerin dikkatini çekmiştir. Genel Türkçede birçok
örnekte kelime başı “y-“ ve türevlerinin (c, j, ç, ś vb.) varlığı da konumuz
kapsamında incelenebilir. Kimi örneklerin Türkmen Türkçesinde ilk hecede uzun
ünlülere denk gelmesi, Türkçede asli uzunluk meselesine de farklı bir bakış açısı
kazandıracaktır. Ayrıca Hint-Avrupa ailesine mensup olan bazı dillerde “p” sesinin
korunması söz konusu teoriyi desteklemektedir. Sözü gelmişken şu konuyu
belirtmemizde de yarar var: p sesi birçok ses gibi tarih içinde kendine yakın diğer
AVRASYATİK DİL TEORİSİ BAĞLAMINDA TÜRKÇE VE FARSÇA’NIN KONUMU
29
seslere (b, f, v, w, m) dönüşebilir, dolayısıyla kelimeleri dikkate aldığımız zaman bu
konuyu gözden kaçırmamamız gerekir. Örnek olarak Farsçada “ışık, aydınlık”
anlamında olan furūġ kelimesi kaynaklarda värâġ (Mo’in 1992: 4997) ve en eski
metinlerde payrōg (Amuzegar; Tafazzoli 2006: 159) biçimlerinde de geçmektedir;
bu kelime Türkçede yaruḳ “ışık, aydınlık” sözcüğüne denk gelmektedir.
Varsayımlar kendi içlerinde her zaman sorular ve sorunlar da
barındırmaktadırlar; her zaman ve her yerde düzenli ve sistematik biçimde sağlam
bir çizgi üzerinde ilerlemezler. Bunu açıklamak için pek çok nedenin etkisinden söz
edebiliriz. Dil ilişkilerinden coğrafî koşullara kadar etkileyici unsurlardan
bahsetmek mümkündür. Bu gerçekleri göz önünde bulundurursak, Avrasyatik dil
teorisi de bu durumun dışında kalmamaktadır. Söz konusu teori bağlamında henüz
yanıtlanmamış pek çok sorunun ortada olduğu muhakkaktır.
Ana Türkçede kelime başı p meselesi, Türk lehçelerinin hepsinde aynı kaderi
paylaşmamıştır. Daha önce işaret ettiğimiz gibi, Halaç Türkçesinde bazı durumlarda
h sesini kendinden miras bırakmak yanında, kimi Türk lehçelerinde ünlü uzaması
veya y yarı-ünlüsünün türemesine neden olmuştur. Bazen de kendinden hiçbir iz
bırakmamıştır. Türk lehçeleri yanında Altay ailesine ait olan diğer dillere bakmakta
da yarar vardır. Biz bazı örneklerde söz konusu dil ailesinin farklı kollarından tanık
getirmeyi uygun gördük. Özellikle Mançucadaki örnekler son derece dikkat
çekicidir. Ses değişmeleri Hint-Avrupa kolunda da gerçekleşmiştir; ancak oradaki
değişmelerin farklı bir çizgi üzerinde olması tabiidir. Avrasyatik dil teorisi
doğruysa, büyük bir zaman dilimi içinde şu ses değişmelerini tasarlayabiliriz:
Ural ve Altay kolu:
p- > b- > v- > w- > ø-
p- > b- > v- > w- > ünlü ikizleşmesi
p- > b- > v- > w- > ünlü ikizleşmesi > y- türemesi
p- > f- > hp-
> fp-
> bp’nin
korunması
Hint-Avrupa kolu:
p- > b-
p- > v-
p- > w-
p- > f-
p- > mp’nin
korunması
Mehdi REZAEİ
30
Uzun bir zaman dilimi içerisinde, bir dilde seslerin, eklerin veya bütün dil
birimlerinin değişime uğraması ya da büsbütün kaybolması son derece doğal bir dil
olayıdır. Değişmeler bazen o kadar ileri bir seviyeye ulaşır ki, onları tespit etmek
sadece uzmanların yapabileceği bir iş hâline gelir; hatta bazen uzmanlar bile işin
içinden çıkamaz duruma düşerler. Sonuç olarak tarihȋ ve tarih öncesi dönemlerde
birçok ses olayı ortaya çıkmıştır ve bunların hepsinin tespit edilmesi mümkün
değildir. Bunun en önemli nedeni de elimizde yeterince yazılı metnin
bulunmamasıdır. Bazı seslerin başka seslere değişme nedeni açık görünse de,
kimilerinde açıklık bulunmamaktadır. Birçok dilde çeşitli ses değişmeleri
sonucunda, kelimeler eski şekillerine göre daha kısa bir biçime girerler. Günümüzde
bile bu olaya rastlamamız mümkündür.
Farsçada, kimi ses değişmeleri Türkçede olduğu gibidir; bazı durumlarda da
farklı nitelikler göstermektedir. Örneğin Eski Türkçede var olan ḍ sesi günümüzde
Türk lehçelerinde farklı seslere dönüşmüştür; birçok Türk lehçesinde y sesine
dönüşürken bazı lehçelerde de z, t seslerine dönüşmüş veya korunmuştur. Ancak
aynı ses Farsçanın kendi içinde çeşitli seslere dönüşmüştür (d>y, d>h, d>z); bu da
bugünkü Farsçanın lehçeler (Farsçayla akraba olan) karışımı bir dil olduğunu akla
getirir. Burada coğrafya darlığı ve lehçelerin birbirine çok yakın olması etkili
olabilir. Mesela Farsçanın, aralarında anlaşma oranı çok az olan iki diyalekti
arasında mesafe birkaç yüz kilometre olurken, aynı durum Türkçe için söz konusu
değildir; nadir istisnalar hariç binlerce kilometre mesafeden söz etmek mümkündür.
Bu tür çalışmalarda en eski metinlere ulaşmakta yarar var. Ne kadar eskiye
gidersek ortaklık çok ve ne kadar günümüze yakınlaşırsak benzer özellikler daha az
görünmektedir. Ancak biz çalışmamızda Türkçe ve Farsçanın en eski kaynakları
yanında, günümüz kaynaklarından da başarabildiğimiz kadarıyla yararlandık; bazen
de Altay ve Hint-Avrupa dillerinden örnek vermeyi uygun gördük. Ne yazık ki,
Farsçanın eski dönemlerine ait olan metinlere denk gelen Türkçe metinler, şimdilik
bulunmamaktadır. Farsçanın tarihi, dilciler tarafından şu üç döneme ayrılmıştır:
Eski Farsça (M.Ö. 550-330), Orta Farsça (M.Ö. 250- M.S. 651) (Bagheri 2007: 46),
Yeni Farsça (VII. yüzyıldan günümüze kadar) (Amuzegar; Tefezzoli 2006: 12).
Avrasyatik dil teorisiyle ilgili olarak elde ettiğimiz malzemeler, kuşkusuz bize bu
teoriyi genişletmekte yardımcı olacaktır. Fakat şu konuyu da vurgulamamızda yarar
var: Üzerinde durduğumuz diller, yani Türkçe ve Farsça, Avrasyatik dil teorisi
bağlamında çok dar bir alanı kapsamaktadır. Söz konusu teorinin çok geniş bir
çalışma alanına sahip olması herkese açıktır. Bu tür çalışmalar tek bir kişinin
yapabileceğinden hariç görünür; sağlam yapıya sahip bir grubun ulaşacağı sonuçlar
kesinlikle daha temelli ve daha güvenilir olacaktır.
Böyle bir çalışmada uzun bir kelime listesinin oluşmasından bahsedemeyiz.
Birçok kelimenin zaman içinde kullanımdan düşmesi, dillerin farklı çağlarda komşu
dillerin ağır baskısı altında kalması, büyük dil ailelerine mensup olan bazı dillerin
ölmesi ve benzeri durumlar bu tür çalışmaların çok sayıda örneklendirmesini zor bir
hâle sokmaktadır. Ancak az sayıda tespit olunmuş kelimeler de gelecekte yapılacak
AVRASYATİK DİL TEORİSİ BAĞLAMINDA TÜRKÇE VE FARSÇA’NIN KONUMU
31
çalışmalara ışık tutabilir. Zamanın akışıyla kelimeler sadece fonetik bakımdan değil
semantik açıdan da değişimlere uğrayabilirler; ancak karşılaştırmalarda temel
anlamın çerçevesinden pek uzağa gitmemesi beklenmektedir; dolayısıyla bazı
örneklerde anlam farklılığını da bu bağlamda değerlendirmemiz gerekir.
Bizim kaydettiğimiz kelimelerin listesi aşağıdaki gibidir; bu listeye daha fazla
kaynak taramak veya üzerinde çalıştığımız dil ailelerine ait diğer dilleri devreye
sokmakla, pek çok örnek eklenebilir.
TTü.: ayak1 “ayak”, ETü.: aḍak, Hal.: hadak, < *padak (Doerfer 1971: 290),
Eski bir Tibet harfli dokümanda ha-dag (Doerfer 1995: 6 ), Moğ.: adak, Man: fatan,
Ko: pataƞ < *patak “dip, ayağın tabanı” (Choi 2010: 81); YFar.: pā (pāy) “ayak”,
OFar.: pāy, EFar.: pâda- (Bagheri 2007: 134), Avs.: paiđyaŊuha “ayak basmak”,
Sans.: pádyasva ay. (Jackson 1997: 120).2
                                                            
1   Dilciler Türk lehçelerini sınıflandırmak için, Eski Türkçedeki ḍ sesini bir ölçüt olarak
kullanmışlardır. Bu konuyla ilgili en önemli örnek olarak da aḍaḳ “ayak” kelimesini
göstermişlerdir. Bir temel kelime sayılan ayak kelimesi, büyük dil teorileri kapsamında
da önemli bir ölçüt olarak değerlendirilmiştir. Avrasyatik ve Nostratik dil teorilerinde de
büyük bir yere sahip olan söz konusu kelime, Ural, Altay ve Hint-Avrupa dillerinin
birçoğunda ortak bir köke bağlanmaktadır. Morris Swadesh’in belirlediği yüz temel
kelimeye baktığımızda, ayak kelimesi en temel kelimelerden biri olarak gösterilebilir.
Gerçekten de ilk insanı ilgilindiren temel varlıklardan biri kendi vücududur ve vücudun
da başta gelen üç temel organından biri ayak’tır (İlk insan vücut organlarını her halde
işlev, önem ve büyüklük sırasıyla adlandırmıştır; yani ilk başta baş deyip daha sonra saç,
burun vb. organları adlandırmaya çalışmıştır. Başka tabirle ilk önce topuk daha sonra
ayak demesi mantıksızdır. Dolayısıyla ilkel bir insanın kendi organlarını adlandırmakta
üç organ ön plana çıkmaktadır, bunlar büyük bir olasılıkla ayak, el ve baş (kafa)
olmalıdır.). Bu tahminlerden yola çıkarak konumuzla ilgili iki büyük dil ailesinin önemli
kollarında bu kelimenin biçimine bakmakta fayda var. Ayrıca Dravid dillerine ait olan
Telegu dilinde de söz konusu sözcüğün Türkçeye benzerlik göstermesi son derece dikkat
çekicidir. ayak kelimesinin farklı dillerdeki biçimi: Altay Grubu: Türkçe: ayak, Halaç
Türkçesi: hadaḳ, Yakut Türkçesi: ataḫ, Tuva Türkçesi: adak, Hakas Türkçesi: azak, Sarı
Uygur Türkçesi: azak, Moğolca: adag, Mançuca: fatan, Korece: pataƞ “ayağın tabanı”.
Ural Grubu: Fince: jalka, Estonca: jalg. Hint-Avrupa Dilleri, Avrupa Kolu:Yunanca:
pódi “πόδι”, Ukraynaca: fut “фут”, Litvanyaca: pėda, Norveççe: fot, Portekizce: pé,
Rusça: fut “фут”, İsveçce: fot, İtalyanca: piede, İzlandaca: fæti, Katalanca: peu, Latince:
pes, Letonca: pēda, Galiçyaca: pé, İspanyolca: pie, İngilizce: foot, Danca: fod,
Felemenkçe: voet, Fransızca: pied, Almanca: Fuß, Çekçe: úpatí. Asya Kolu: Gucerat:
pan̄jō “પજો ં ”, Hintçe: paira “पैर”, Ermenice: votk’ “ոտք”, Farsça: pā/pāy “پا”, Bengalca:
pādadēśa “পাদেদশ”. Dravid dilleri: Telegu: aḍugu “అడుగు” (Hindistan’da en fazla
konuşulan ikinci dil Telegu dilidir. Dravid dil ailesine ait olan bu dil, diğer Dravid dilleri
gibi eklemeli bir dil olarak bilinmektedir. krş. Es. Tür. aḍaḳ), Tamilce: aṭi “அடி”,
Kannadaca: aḍi “ಅಡಿ”.
2 Ayrıca bkz.: ETü.: yaḍaġ “yaya”, Y. Far.: piyāde “yaya”.
Mehdi REZAEİ
32
TTü.: erte “erte, ertesi”, EUTü: ärtä ay. (Caferoğlu 1968: 75), Özb.: yertä
“yarın” (Kıpçak lehçesi), YUyg.: ertä, Bşk.: irtägä, Kzk.: erten, Trkm.: īr “erken”,
Moğ.: erte (Gülensoy 2007: 340); YFar.: färda (pärda) “yarın”, OFar.: färtāk
(Bagheri 2007: 145).
TTü.: ot “ateş”, EUTü: oot ay. (Caferoğlu 1968: 142), Hal.: hot (Doerfer 1994:
50), Trkm.: ōt, Yak.: uot, Çuv.: vot, Tür.: odun, Hal.: hūotun “Brennstoff,
Brennholz”, Trkm.: ōdun (Barutçu 1989: 12); YFar.: pod (pud, pode) “odun,
alevlenmeye neden olan, çabuk ateşlenen” (Dehkhoda 1993: 4727).
OTü.: arıḳ “zayıf, cılız,” (DLT), AzTü.: arıq, Trkm.: arrık, Hal.: harqān “zayıf”
(Doerfer 1973-1974: 11), OMoğ.: hari-, Moğ.: ari- < *pari- “ershöpft sein” (Poppe
1960: 96), Man.: fara- “şuurunu kaybetmek” (Barutçu 1989: 9); YFar.: bārȋk “ince,
genişliği az olan” (Dehkhoda 1993: 3508).
TTü.: er “er, adam”, Hal.: här “erkek, kişi” (Cemrasi 2006: 244), här < härä <
färä < pärä (*p- / *-A) (Doerfer 1973-1974: 7), Brahmi Uyg.: here teg “koca gibi”
(Barutçu 1989: 21), Mo.: OMoğ.: ere “man”, Moğ.: ere ay. (Poppe 1960: 79);
YFar.: pīr “yaşlı, genç olmayan, eski, yıllar üzerinden geçmiş, tecrübeli”,
(Dehkhoda 1993: 5152). (krş.: Es. İng.: wer “adult male”, Sans: vira- “adam”, Lat.:
vir ay., Es. İr.: fer ay.).3
TTü.: ele- “elemek”, Hal.: häylä- “durchsieben” < *pälgä- (Doerfer 1971: 292),
Uyg.: elge- “elemek, elekten geçirmek”, Çuv.: ala-, alla- ay.; YFar.: pāl(i)-, pāl(u)-4
“elemek, elekten geçirmek, temizlemek” (Dehkhoda 1993: 4684).
TTü.: en “en, genişlik”, OTü.: i:n (DLT), Özb. (Kıpçak lehçesi): yen (Tekin
1994: 62), Hal.: hǟn “Breite, Weite”, Trkm.: īn, Yak.: ien < *ǟn. *pǟn (Doerfer
1972: 292); YFar.: pähn “geniş”, ( Dehkhoda 1993: 5105), OFar.: pähän (Bagheri
2007: 149).
OTü.: yıḍ “koku” (KB), ATü.: iy, Kaz.: iyis, Hal: yi:d “koku” (Doerfer 1995: 8),
OMoğ.: hünir “koku”, Tung.: hun’ŋukte “koklamak”, Sol.: ũ
̄ “koku”, Ul.: pū(n-) ay.
Nan.: pũ
̄ “koku”, Man.: fun “güzel koku” (Barutçu 1989: 32); YFar.: bū (būy)
“koku”, EFar.: baodah (baudah) (Abolghasemi 2010: 23).
OTü.: yaruḳ “ışık, aydınlık” (KB), Kzk: jarık, Krg.: carık, Özb.: yåruġlik, Uyg.:
yoruk (Gülensoy 2007: 421); YFar.: furūġ “ışık, aydınlık” (Dehkhoda 1993:
15098), värâġ ay. (Mo’in 1992: 4997), EFar.: payrōg (Amuzegar; Tafazzoli 2006:
159).
TTü.: aydın “ışıklı, aydınlık”, OTü.: aydıŋ “ay aydınlığı” (DLT); YFar.: peydā
“açık, aşikar”, OFar.: paitāk, EFar.: paityank- (Bagheri 2007: 139).
                                                            
3 http://www.etymonline.com (man (n) maddesi) 4 Farsçada iki tür fiil kökü bulunmaktadır: 1. Geniş zaman kökü; 2. Geçmiş zaman kökü.
AVRASYATİK DİL TEORİSİ BAĞLAMINDA TÜRKÇE VE FARSÇA’NIN KONUMU
33
TTü.: ast “alt, aşağı”, OTü.: ast ay. (KB); YFar.: päst “aşağı, dip, değersiz, hor”
(Dehkhoda 1993: 4886).
TTü.: es- “esmek”, Hal.: häs- “wehen, blasen” (Barutçu 1989: 21); YFar.: väz-
“esmek”, OFar.: väz- ay. (Mo’in 1992: 5020).
TTü.: aç- “açmak” , Hal.: haç- “açmak” (Cemrasi 2006: 242); YFar.: bāz “açık”
(Dehkhoda 1993: 3513) .
T. Tü.: iş “iş, görev”, ETü.: i:ş ay., Trkm.: ῑş, Hal.: i:ş (Doerfer 1995: 7); YFar.
pῑşe “iş, meslek, davranış” (Dehkhoda 1993: 5237)
Tü.: ürün “mahsul”, Soy.: ürüŋ “tene, tohum” (< *hürön < * pürön), (Barutçu
1989: 17), OMoğ.: hüre “meyve, ürün, çocuk”, Moğ.: üre ay., Hlh: ür “tane, tohum”
(Choi 2010: 88), Tung.: Evk.: hute (çok. huril, hutel) “çocuk”, Ul.: pikte (çok.
purul) “çocuk”, Man.: fursun, fusen “filizler, (sebze); çoğalma (canlı); yuvadaki kuş
yavruları” (Barutçu 1989: 18); YFar.: pūr (pūre) “oğul, erkek çocuk”, OFar.: pūs
(pūhr), EFar: puθre (Dehkhoda 1993: 5032 ), Avs.: puÞra- “erkek çocuk”, Sans.:
putre ay. (Jackson 1997: 451).
OTü.: yaḳ “akraba, yakın” (KB); YFar.: fäk “yakın, akraba” (Dehkhoda 1993:
14952). Farsçada fāmȋl (akraba) ile sürekli birlikte kullanılan fäk kelimesi (fäk u
fāmȋl) tek başına kullanılmamaktadır.
TTü.: ağız “ağız”, Kzk.: awız, Krg.: ooz, Hal.: āğız, AT: *āgır (Tekin 2003:
310); YFar.: pūz (pūzeh) “ağızın çevresi” (Dehkhoda 1993: 5042).
Tür.: Yak.: üön (*ȫn < *ögün) “siğil” (Poppe 1960: 61), Moğ.: egüün “siğil” (<
*ögün < *pögün) (Poppe 1960: 11), Tung.: Evk: heŋte “siğil”, Man.: fuḫu “siğil,
yara kabuğu” (Barutçu 1989: 16); YFar.: pīne “nasır, deri üzerinde oluşan
kalınlaşmalar ve sertleşmeler” (Dehkhoda 1993: 5283).
TTü.: eğir- “eğirmek”, Hal.: häyir- “spinnen”, OMoğ.: hergi- “bir daire
etrafında dönmek”, Tung.: Evk.: herke- “birbirine bağlamak, birleştirmek”, Ev.:
härkä-, hörkö-, herke, erkel- “sarmak, çatmak, Oroç.: ḫekkele “bağ”, Man.: ḫergi-
“dolamak, dönmek, iplik sarmak” (Barutçu 1989: 9, 10); YFar.: pärgār “halka,
tasma, pergel” (Dehkhoda 1993: 4804).
TTü.: in, O. Tür.: yin “in, hayvan ini” (DLT), AzTü.: hin, Trkm. (ağ.) ve Özb.
(ağ.) hin “in”, Hal. hîˉ n ͥ (Barutçu 1989: 25); YFar.: būm “yer, yurt, memleket”,
OFar.: būm, EFar.: būm (Dehkhoda 1993: 4416), Avs.: būmî- (Jackson 1997: 457).
EUTü.: yazuḳ “suç, günah” (Caferoğlu 1968: 292); YFar.: bézéh “günah, suç”,
OFar.: bäçäk ay. Peh. (Pazend): bäzäh ay. (Dehkhoda 1993: 4093).
ETü.: ürüƞ “beyaz” (OrhTü.), Hal.: hirin ay. (Ferahani 2012: 385), Moğ. Kalm.:
ör “sabahın alaca karanlığı, gündüz”, Tung. Evk.: urim (uriŋ) “gri, kül rengi, boz,
kır” (Barutçu 1989: 23); YFar.: būr “kırmızımtırak kül rengi” mūy būr “beyazımsı
saç” (Dehkhoda 1993: 4397).
Mehdi REZAEİ
34
TTü.: ara “ara, mesafe”, Hal.: hāᵃra “Abstand, Intervall, Zeitspanne,
Zwischenraum”, Trkm.: āra, Yak.: āra “yol, mesafe, ara” (Barutçu 1989: 18), Jap.
E. Jap.: piro (bugün hiro-i) “geniş” (Tekin 1985: 71); YFar.: ferāḫ “geniş, açık,
çok”, OFar.: ferāḫ (Amuzegar; Tafazzoli 2006: 158).
OTü.: ōr- “kesmek, biçmek” (DLT), Hal.: hōġraq , hōġrax
, hōġrax “orak”
(Barutçu 1989: 28); YFar.: bor- “kesmek, biçmek” (Dehkhoda 1993: 4060).
OTü: örü “yüksek, dik, üst” (KB), SUyg.: yür “yüksek yer”, örü tur- “ayağa
kalkmak”, Trkm.: ȫr tur- “ayağa kalkmak” (Tekin 2003:322); YFar.: bär “yukarı,
üst”, bär xastän “ayağa kalkmak”, bär daştän “kaldırmak” (Dehkhoda 1993: 3877).
TTü.: iz “iz”, Trkm.: īz ay., Kum.: hiz ay., SUyg.: yiz ay. (Tekin 2003: 316), O.
Tür.: īz (DLT); YFar.: päs “arka, geri, arkada” (Dehkhoda 1993: 4879).
Tür.: Hal.: holu- “geri dönmek, dönmek” (Cemrasi 2006: 244), Çağ.: ola- “rund
herum drehen”, Moğ.: olom “geçit, nehir geçidi”, Tung.: olo- “geçmek, dönmek,
aşmak”, Man.: olo- ay. (Barutçu 1989: 23); Y. Far.: pol “köprü” (Dehkhoda 1993:
4943).
TTü.: at “at”, Hal.: hat ay., Moğ.: aġta “kastriertes pferd, wallach”, < *pakta
(Doerfer 1975- 1976: 29); YFar.: peyk “ulak, postacı”, Avs.: pedika ay. (Dehkhda
1993: 5250 ).
TTü.: ağaç, Hal.: haġaç, Uyg.: ıı “orman, ağaçlık”, Ural dil ailesi: puu “ağaç”,
Mac.: fa (Barutçu 1989: 4); YFar.: bāġ “meyve ağaçlığı, bostan”, Peh.: bāġ, Soğ.:
bāġ, Gil.: bāk (Dehkhoda 1993: 3605).
TTü.: öç “öç”, Özb. (Kıpç.): höç, Hal.: hîˉᵉçäş- (Barutçu 1989: 5), Trkm.: ȫç,
OMoğ.: öš “kin, garaz, intikam”, Moğ.: ös < * ȫç “öç” (Poppe 1960: 109); YFar.:
bōc (bōç) “bencillik, gurur” (Dehkhoda 1993: 4392).
TTü.: arış “çözgü, araba oku”, Moğ.: arăş “shaft or thill of a cart; boody of a
cart”, OMoğ.: haral < *paral ve Moğ. aral ay., Man.: fara < *fāral < *pāral, Nan.:
para “sledge” (Tekin 2003: 368); YFar.: pärré “tekerlekte kullanılan mil, ordudaki
yayalar ve süvarilerin oluşturduğu halka” (Dehkhoda 1993: 4860).
TTü.: ısı (Osm.: ıssı), Hal.: hissi “sıcak” (Starostın; Dybo; Mudrak 2003: 316),
Tung.: Evk.: hiγit-/ç- “ısınmak”, Ul.: pekki- “ekmek pişirmek”, piskiçi- “ısıtmak”,
Man.: fa’ḳu- “ısınmak (ateşte)” (Barutçu 1989: 11); YFar.: päz- “pişmek, pişirmek”
(Dehkhoda 1993: 4874).
TTü.: iri “iri, büyük”, EUT: irig ay. (Caferoğlu 1968: 96), Trkm.: ῑri ay., Hal.:
ῑre ay., Özb.: yirik ay., Uyg.: jirik ay. (Gülensoy 2007: 438); Avs.: būiri- “çokluk,
fazlalık”, Sans.: bhūri- ay. (Jackson 1997: 459).
TTü.: üst “üst”, Uyg.: üzdün, üstün, Çuv.: vir (Gülensoy 2007: 997); Yen. Far.:
poşt “vücudun belden yukarı kısmı, arka, üst, yukarı” (Dehkhoda 1993: 4910).
AVRASYATİK DİL TEORİSİ BAĞLAMINDA TÜRKÇE VE FARSÇA’NIN KONUMU
35
OTü.: yaş- “gizlemek, saklamak” (DLT), T. Tür. (hlk.): yaşmak “başla birlikte
yüzü, ağzı kapatan örtü” (Gülensoy 2007: 1086), YUyg.: yoşur- “gizlemek”, Krg.:
caşirū ay., Özb.: yäşir- ay.; YFar.: pūş- “giymek, gizlemek”, pūşῑ “türban ve eşarp
gibi giyim ürünleri için kullanılan bez” (Dehkhoda 1993: 5058).
TTü.: uşak “çocuk, erkek hizmetçi”, EUTü.: uşaḳ (uvşaḳ) “ufak, küçük”
(Caferoğlu 1968: 268/269 ), EFar.: wişūdag “çocuk” (Amuzgar; Tafazzoli 2006:
143). Türkçeden Yeni Farsçaya geçtikten sonra voşāq “uşak, köle” (Mo’in 1992:
5029) biçimini alan söz konusu kelimede, olay herhâlde kelime başı /v/
türemesinden ibarettir.
ETü.: alp, alpagu, yılpagut “yiğit, kahraman” (OrhTü.); YFar.: pählävan “yiğit,
pehlivan”, OFar.: pähläv “pehlivan, yiğit” (Bagheri 2007: 131). Farsçada pählävan
ikincil bir biçim olmalıdır. Orta Farsçada çoğul eki –an olarak bilinmektedir,
pählävan herhâlde pähläv’in çoğul şeklidir, bu çoğul biçim daha sonra tekil
şeklinde kullanılmış olabilir, aynı durum Eski Türkçede oğlan sözcüğü için de
geçerlidir: ogul-an “oğullar” > oğlan “oğul”.
Tür. (OrhTü., Uyg): üz- “kırmak, koparmak, yırtmak”, Hal.: hiz- “zerreiβen”,
OMoğ.: hürü- “ovmak, rendelemek, toz haline getirmek”, Tung.: Evk.: huru-
“ufalamak, parçalamak, doğramak”, Ul.: pori- “ezmek, toz haline getirmek”, Man.:
furu- “ufalamak, parçalamak, küçük küçük kesmek” (Barutçu 1989: 11, 12); YFar.:
pāré “yırtılmış, parçalanmış” (Dehkhoda 1993: 4652).
Aşağıdaki üç örneğin benzer biçimlerine Türkçede rastlanılmamıştır.
Tung.: hūγī “deli”, Moğ.: ükence “kuvvetsiz, zayıf, çelimsiz; aptal”, Bur.: üüḫi
“ağır kanlı, dar kafalı”, Ko.: pugi “aptal” (Barutçu 1989: 31); YFar.: pūk “boş, içi
boş, beyinsiz” (Dehkhoda 1993: 5063).
Man.: fodo “söğüt”, OMoğ.: huda “söğüt”. Moğ.: uda ay., (Poppe 1960: 52);
YFar.: bīd “söğüt” (Dehkhoda 1993: 4482).
Tung.: Nan.: furde ~ ferde “kürk”, Man.: furdehe ay. OMoğ.: hürtesün “bez
parçası; kırpıntı”, Bur.: ürtehe(n) “bez parçası” (Barutçu 1989: 34); Y. Far.: pärdéh
“bez parçası, perde, engel, sayfa, örtü” (Dehkhoda 1993: 4776).
KISALTMALAR:
AT.: Ana Türkçe
Avs.: Avesta Dili
AzTü.: Azerbaycan Türkçesi
Bşk: Başkurt Türkçesi
Bur.: Buryatça
Çuv.: Çuvaşça
DLT: Divanü Lûgat-it-Türk
EFar.: Eski Farsça
E. Jap.: Eski Japonca
Mehdi REZAEİ
36
Es. İng.: Eski İngilizce
Es. İr.: Eski İrlandaca
ETü.: Eski Türkçe
EUTü.: Eski Uygur Türkçesi
Ev.: Evence
Evk.: Evinkice
Gil.: Gilekçe
Hal.: Halaçça
Hlh: Halhaca
Kalm.: Kalmukça
KB: Kutadgu Bilig
Ko.: Korece
Krg.: Kırgız Türkçesi
Kum.: Kumuk Türkesi
Kzk.: Kazak Türkçesi
Lat.: Latince
ME.: Mukaddimetü’l-Edeb
Man.: Mançuca
MJpn: Orta Japonca
Moğ.: Moğolca
Nan.: Nanayca
OFar.: Orta Farsça
OMoğ.: Orta Moğolca
OrhTü.: Orhun Türkçesi
Oroç.: Oroçi
Osm.: Osmanlı Türkçesi
OTü.: Orta Türkçe
Özb.: Özbek Türkçesi
Peh.: Pehlevice
PJpn.: İlk Japonca
PTung.: İlk Tunguzca
Sans.: Sanskritçe
Soğ.: Soğdca
Sol.: Solonca
Soy.: Soyot
SUyg: Sarı Uygurca
TDAY: Türk Dili Araştırmaları Yıllığı
TDK: Türk Dil Kurumu
Trkm.: Türkmen Türkçesi
TTü.: Türkiye Türkçesi
Tung.: Tunguzca
Tür.: Genel Türkçe
Ul.: Ulçaca
Uyg.: Uygur Türkçesi
AVRASYATİK DİL TEORİSİ BAĞLAMINDA TÜRKÇE VE FARSÇA’NIN KONUMU
37
YFar.: Yeni Farsça
Yak.: Yakut Türkçesi
YUyg.: Yeni Uygur Türkçesi
KAYNAKÇA
ABOLGHASEMİ, Mohsen (2010), Rīşe Şenasī (Etimoloji) [Köken Bilgisi (Etimoloji)],
Tahran: Qoqnoos Yayınları.
………………, (2007), Tarix-e Moxtäsär-e Zäban-e Farsī (Fars Dilinin Kısa Tarihi),
Tahran: Tehurî Yayınları.
AMUZEGAR, Jale; TAFAZZOLİ, Ahmet (2006), Zäban-e Pählävi- Ädäbiyat vä Dästūr-e
Ân (Pehlevi Dili - Edebiyatı ve Dil Bilgisi-), Tahran: Moin Yayınları.
ARAT, Reşit Rahmeti (1979), Kutadgu Bilig III (İndeks), İstanbul: Türk Kültürü Araştırma
Enstitüsü.
ARIKOĞLU, Ekrem (2007), “Greenberg’in Avrasyatik Dil Teorisi ve Türkçe”, Dil
Araştırmaları Dergisi, Cilt: I Sayı: 1, Güz, Ankara: 109 -114 .
………….., (2009), “Nostratik Dil Teorisi İçerisinde Altay Dilleri”, Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or
Turkic, Volume 4/8 Fall: 177- 184.
ATALAY, Besim (2006), Divanü Lûgat-it-Türk IV (Dizin), Ankara: TDK Yayınları.
BAGHERİ, Mehri (2007), Târīx-e Zäbân-e Farsī (Fars Dilinin Tarihi), Tahran: Ghatreh
Yayınları.
BARUTÇU, Sema (1989), “Altaycada Kelime Başı /p/”, Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal
Bilimler), Cilt: III, Sayı: 2, Elazığ: 1-40.
CAFEROĞLU, Ahmet (1968), Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, İstanbul: TDK Yayınları.
CHOI, Han-Woo (2010), Türkçe, Korece, Moğolca ve Mançuca-Tunguzcanın
Karşılaştırmalı Ses ve Biçim Bilgisi, Ankara: TDK Yayınları.
CEMRASİ, Aliesgher (2006), Qarşu Baluqqa Səlam, Tahran: Endişeye Now Yayınları.
CLAUSON, Gerard (2004), “Altay Teorisinin Leksikoistatistiksel Bir Değerlendirmesi”
(Çev. İsmail ULUTAŞ), Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: X, Isparta: 153-174.
DEHKHODÂ, Aliakber (1993), Loġätnâme (Sözlük), Tahran.
DOERFER, Gerhard (1971), Khalaj Materials, Bloomington.
………………,., (1973- 1974), “Eski Türkçe ile Halaçça Arasında Şaşırtıcı Bir Koşutluk”,
(Çev. Semih Tezcan), TDAY Belleten, Ankara: 1-12.
……….., (1975-1976), “Proto- Turkic: Reconstruction Problems”, TDAY Belleten, Ankara:
1-59.
……….; TEZCAN, Semih (1994), Folklore- Texte der Chaladsch, Wiesbaden.
……….., (1995), “Eski Türkçe ı- ~ yı- Hakkında” (Çev. Mehmet Ölmez), Türk Dilleri
Araştırmaları 5, Ankara, s. 5-11.
ERCİLASUN, Ahmet B. (2004), Türk Dili Tarihi Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla, Ankara:
Akçağ Yayınları.
………………,., (2007) “Türkçenin En Eski Komşuları”, Makaleler, (Haz. Ekrem Arıkoğlu),
Ankara: Akçağ Yaynları: 41-62.
………………,., (2007), “Büyük Aile Teorileri İçinde Türkçenin Yeri”, Makaleler, (Haz.
Ekrem Arıkoğlu), Ankara: Akçağ Yaynları: 62-69.
ERGİN, Muharrem (2007), Orhun Abideleri, İstanbul: Boğaziçi Yayınları.
GÜLENSOY, Tuncer (2007), Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi
Sözlüğü, Ankara: TDK Yayınları.
Mehdi REZAEİ
38
GREENBERG, Joseph H. (2000), Indo-Eurppean and Its Closest Relatives, California:
Stanford.
JACKSON, A. V. E. (1997), Destūr-e Zäban-e Ävestayi (Avesta Dilinin Grameri), (Çev.
Rukiye Behzadi), Tahran.
KATZNER, Kenneth (2005), The Languges of the World, London.
MO’İN, Mohammad (1992), Färhäng-e Farsī, Tahran.
POPPE, Nikolaus (1960), Vergliechende Grammatik Der Altaischen Sprachen, Wiesbaden.
RÄSÄNEN, Martti (1969), Versuch Eines Etymologischen Wörterbuchs Der
Türksprachen, Helsinki.
STAROSTIN, Sergei; DYBO, Anna; MUDRAK Oleg (2003), Etymological Dictionary of
The Altaic Languages, Boston.
TEKİN, Talat (2003), “Türk Dillerinde Önseste y- Türemesi”, Makaleler 1 (Haz. Nurettin
Demir & Emine Yılmaz), Ankara: Grafiker Yayınları: 308-324.
………….., (2003), “Ön Türkçede Ünsüz Yitimi”, Makaleler 1, (Haz. Nurettin Demir &
Emine Yılmaz), Ankara: Grafiker Yayınları,: 93-106.
…………., (1985), Japanese and Turkish: ls Japanese Related to Turkish, Ankara:
Dışişleri Bakanlığı Yayınları,.
VASHGHANİ FARAHANĪ, Abdullah (2012), Mäbani-ye Dästur-e Zäban-e Xäläçī – Xäläç
Tili Bilgisi Quraqı (Halaçça Dil Bilgisinin Esasları), Tehran.
YÜCE, Nuri (1993), Mukaddimetü’l- Edeb, TDK Yayınları, Ankara.
http://www.etymonline.com

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar