SÂMÎ, Arpaemînizâde Mustafâ (d. ? - ö.1146/1734) divan şairi, vak’anüvîs, hattat, kâtip

Asıl ismi Mustafâ’dır. Diğer isminin “Mehmed” olduğu sadece bir kaynakta belirtilmiştir (Beliğ
1999: 144). İstanbulludur. Doğum yılı bilinmemektedir. Baltacı Mehmed Paşa'nın ikinci kez
sadarete getirildiği dönemde (1122-1123/1710-1711) yazdığı bir kasidesindeki ifadelerine
bakılarak bu yıllarda gençlik döneminde olduğu belirtilebilir. Arpaemîni Osmân Efendi'nin
oğludur. Babasının görevinden dolayı Arpaemînizâde sanıyla tanınmaktadır. Kaynaklarda ailesi
ile ilgili olarak babasının ismi dışında bir bilgi bulunmamaktadır. Dîvânında yer alan tarih
kıtalarından Afîfe ve Zelîhâ isimli iki kızı olduğu, Afîfe’nin (1116/1704-5), Zelîhâ’nınsa
(1134/1721-2)’de vefat ettiği öğrenilmektedir (Kutlar 1996: 13-14, 16).
Sâmî, gençliğinde kâtiplik tahsili görmüş, tahsilini tamamladıktan sonra "arpa kâtibi/arpa emîni"
(Mehmed Cemâleddîn 2003 55, Safâyî Mustafa Efendi 2005: 301) olmuştur. "Hüsn-i hatt-ı
sülüs ve nesh" derslerini "Karakız” namıyla tanınan "Hâcezâde Mehmed Efendi"den almıştır.
Özellikle ta’lîk yazıda mahareti bulunan sanatçı, bir çeşit “şikest-ta’lîk” meydana getirmiştir
(Bursalı Mehmed Tâhir 1333: 232; Müstakîmzâde 1928: 534). Kâtipliğe ne zaman başladığı
bilinmeyen Sâmî'nin hayatı, Afyoncu'nun (2000: 235-239) eserinde verdiği bilgilere göre
aziller ve tayinlerle geçmiştir. Zilkâde 1127/Aralık 1715’te arpa emânetine bağlı ıstabl-ı
âmire-i evvel anbarı ikinci kâtibidir. Takiben rikâb-ı hümâyûnda başmuhasebeci vekilliğine
atanmıştır (1127/1715). Aynı yıl küçük evkâf muhasebeciliğine getirilerek hâcegân zümresine
katılmış ve kâtiplik mesleği ile ilgisi kesilmiştir. Daha sonra sırasıyla şehremîni (1128/1716),
küçük ruznâmçeci (1130/1718), hâslar mukâta’acısı, şehremîni (1132/1720), cebeciler kâtibi
(1134/1722), küçük ruznâmçeci (1136/1724), piyâde mukabelecisi (1138/1726), küçük
ruznâmçeci (1140/1728), piyâde mukabelecisi (1142/1730), arpaemîni (1143/1730) olmuştur. I.
Mahmud zamanında Çelebizâde İsmâ'il Âsım'ın halefi olarak vak’anüvîs tayin edilmiştir
(1143/1730). Üçüncü defa piyâde mukabeleciliğine (1144/1732) getirildiğinde vak’anüvîslik
görevini de sürdürmektedir Sâmî’nin son görevi 15 Şevval 1146/21 Mart 1734’te atandığı
maliye tezkireciliğidir.
Kimi şiirlerinde musıkî terimlerine yer vermesi, musıkî makamları hakkında bir de mesnevî
yazması Sâmî'nin musıkî konusunda da bilgi sahibi olduğunu göstermektedir. Şiirlerinde sıkça
kullandığı tasavvufî özellikler, hatta musıkî makamlarından söz ettiği mesnevîsinde tasavvufla
musıkîyi birleştirerek anlatması ve "Mevlevî" redifli bir de gazel kaleme alması,
Müstakîmzâde'nin (1928: 534) eserinde verdiği şairin, Mevlevîliğe müntesip olduğuna dair
bilginin doğruluğunu güçlendirmektedir. Dîvân nüshalarından (Sâmî 399. vr. 84a)'da
müstensihin, İshâk Efendi'den naklettiğine göre Sâmî "cezbe-i İlâhî ile mizâcsız” olduğunda
İshâk Efendi'nin babası kölelerinden birini ziyaretine göndermiştir. Köle yanına girince de o,
yanmaz kömür ile duvara bir beyit yazmıştır. Onay ise (1992: 116) eserinde Sâmî'nin, bir ara
tımarhaneye girdiğini ve aklı başına geldiğinde nüshada duvara yazdığı belirtilen "Zencîr-i
cünûn oldu benim tavkıma mu’tâd / Meczûb-ı İlâhî’nin olur sübhası fûlâd" beytini söylediğini
belirtmiştir. Dîvân’ında Edirne’den sıkça söz eden Sâmî’nin, Edirne kışını anlattığı şitâiyyesi
muhtemelen M.1712’lerde Şehid Ali Paşa’nın maiyetinde Edirne’de bulunduğunu
düşündürmektedir (Kutlar 2004: 20). Dîvân nüshalarından birinin başındaki "Dîvân-ı Aksarâyî
Sâmî Efendi" kaydına dayanılarak da onun İstanbul'un Aksaray semtinde oturduğu belirtilmiştir
(İKTYDK 1965: 670). İbrahim Paşa'ya sunduğu bir kasidesinden babadan kalma evinin ve
eşyalarının yandığı, maddî sıkıntı çektiği de anlaşılmaktadır (Kutlar 2004: 20-21).
15 Şevval 1146/21 Mart 1734’te getirildiği makama 2 Zilkâde 1146/6 Nisan 1734’te yeni bir
tayin yapıldığını gösteren belge Sâmî’nin, (1146/1734) yılının Mart sonu veya Nisan başında
İstanbul'da vefat ettiğini göstermektedir. Ölüm yılı olarak gösterilen farklı tarihler doğru
değildir. Mezarı Ali Paşa-yı Cedîd Camii hazîresindedir (Kutlar 2004: 21-22).
Eserleri şunlardır:
1. Dîvân-ı Sâmî: Yurt içi ve yurt dışı kütüphanelerde tespit edilen 33 yazma nüshası bulunan
Sâmî Dîvânı, (1253/1837) tarihinde Mısır'da Bulak Matbaasında basılmıştır. Nüshaların tasnifi
ve altı nüshanın karşılaştırmasıyla hazırlanan Dîvân metninde (Kutlar 2004) 2’si Farsça 35
kaside (6’sı tarih), 41 kıt'a-i kebire (hepsi tarih), 1 murabba, 6 şarkı, 2 müseddes (1’i tarih), 2
terkib-i bend, 6 mesnevî, 5’i Farsça 149 gazel, 1’i Farsça 16 rubaî (1’i tarih), 12 kıt'a (2’si tarih),
9 nazm, 6’sı Farsça 128 matla, 5’i Farsça 13 müfred (3’ü tarih) yer almaktadır.
2. Târîh-i Sâmî ve Şâkir ve Subhî: Sâmî’nin vakanüvis olduğu (1143/1730)’dan (1146/
1733)'e kadar meydana gelen olayları anlattığı Osmanlı tarihidir. Çelebizâde İsmâ'il Âsım’ın
eserine zeyl olarak yazılmıştır. Târîh-i Sâmî ve Şâkir ve Subhî ismiyle (1198/1784)'te
İstanbul’da tarihçi Râşid ve Vâsıf Efendilerin yeniden açtıkları matbaada basılan ilk kitaptır.
Subhî Tarîhi ismiyle de tanınan kitabın 1-71. yaprakları arasındaki kısmı Sâmî ve Şâkir’e aittir.
Hanîfzâde, eserin isminin Târîh-i Vekâyî olduğunu ve (1143/ 1730-1147/1734) yılları arasındaki
olayları kapsadığını belirtmekteyse de ele geçen yazmaların hiçbirinde olaylar (1146/1733-
34)’ten ileriye gitmemektedir (Babinger 1992: 296). Eser üzerinde iki çalışma yapılmıştır
(Aydıner 2007, Karadayı 2008).
3. Muhtelif nesirler: Bunlar bir takrîz, Örfî-i Şîrâzî’nin kıt'alarından birine yazılmış bir şerh,
İzzet Paşa’ya sunulan bir arz-ı hâl ve Süleymân Çelebi’ye yazılmış iki mektûbdan ibarettir
(Kutlar 2004: 23; Kutlar 2006: 355).
Sâmî, XVIII. yüzyıl Türk edebiyatının önemli şairleri arasına ismini yazdırmayı başarmıştır.
Gibb'e (1999: 309-310) göre o, İran edebiyatı etkisinde yazanların ve Nâbî'yi izleyenlerin en
sanatkâr olanlarındandır. Şiirlerinde yerellik yok denecek kadar azdır. Dünyevî konulardan çok,
felsefî ya da en azından düşündürücü konularda yazmıştır. Çağdaşı Nedîm'in bir akım haline
getirmeye çalıştığı romantik ve neşe dolu şiirden sadece bir iki nazire yazacak kadar
etkilenmiştir. Söylemeye değer bulduklarını bir ustanın hâkim olabileceği bir dille, etkileyici ve
akıcı bir biçimde söylemiştir. Ancak onun dilini kavramak zahmetli, tarzı genellikle kapalı,
anlaşılmaz ve düşünceleri derindir. Türk şairlerden Bâkî, Nâ’ilî-i Kadîm, Fehîm, Vecdî ve
Nâbî’den; İranlı şairlerden Örfî-i Şîrâzî, Sâ’ib-i Tebrîzî, Şevket-i Buhârî ve Nâmî'den
etkilenmiştir. Bağdatlı Rûhî’nin Terkîb-i Bend'ine yazdığı naziresi ise en tanınmış
şiirlerindendir. Nâ’ilî-i Kadîm ile Şeyh Gâlib arasında köprü sayılan şair, özellikle Leskofçalı
Gâlib, Yenişehirli Avnî ve Namık Kemâl'i etkilemiştir.
Sâmî, eski diye nitelediği ve rağbet etmediği bir vadide (Sebk-i Irakî) bazı şiirler yazmıştır.
Ancak dikkat çekici olan kimi beyitlerinde yeni bir tarza (Sebk-i Hindî) yöneldiğini
belirtmesidir. Şiirde mazmun, nükte ve manayı ön plana almış, bunları şiirin özü olarak kabul
etmiş, fakat lafzın önemini de tamamen dışlamamıştır. Şiirin, akıcı ve kısa olması gerektiğini
düşünmektedir. Muhayyilesi geniştir. Benzerlik ilişkisi farazî ve uzak çağrışımlara dayalı,
özellikle duyu organları ya da duyu organlarının işlevlerini kullanarak oluşturduğu benzetmeleri
dikkat çekicidir. Kimi beyitlerinde nahiv bakımından bağımsız mısralar arasında sağlamaya
çalıştığı "eşitlik özelliği" ve bu nitelikleri taşıyan beyitleri şiirinin öne çıkan özelliklerindendir.
Üç kelimeden oluşan vasıf tamlamalarının yer aldığı, Farsça kurallara göre yapılmış zincirleme
tamlamalardan meydana gelen bir şiir diline rağbet etmiştir. Deyim kullanmaya özen göstermiş,
Farsça deyimleri Türkçe kelimelerle birleştirmiştir. Farsça unsurların diline bu denli hâkim
olmasının bir tesadüf sonucu olmadığını, bilinçli bir tercihten kaynaklandığını, Anadolu’da
Acem ibareleriyle böyle şiirler yazan başka şair bulunmadığını söyleyerek vurgulamıştır.
Yazdıklarının hepsinin aynı güçte olduğunu söylemek mümkün değilse de Sâmî, renkli
hayallerin yer aldığı şiirleriyle dikkati çekmiş, külfetli bir dilin güçlü şiirler kaleme almaya
engel olmadığını kanıtlamış ve sanatının gücünü de bu nitelikleri taşıyan şiirlerinde göstermeyi
başarmış bir şairdir (Kutlar 2004: 31-51).
Kaynakça
Abdulkadiroğlu, Abdulkerim (hzl.) (1999). İsmail Belîğ Nuhbetü'l-Âsâr li-Zeyli Zübdeti'l-Eş'âr. Ankara:
AKM Yay.
Afyoncu, Erhan (2000). “Vekayi’nüvis Arpaemini-zâde Mustafâ Sâmî’nin Hayatı Hakkında Yeni
Bilgiler”. Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 1 (1): 235-242.
Ahmed Rif'at (1300). Lugat-i Târihiyye ve Coğrâfiyye. C.4. İstanbul.
Aksoy, Fatma Yaşar (1992). Dîvân-i Sâmî. Yüksek Lisans Tezi. Kayseri: Erciyes Üniversitesi.
Arslan, Mehmet (hzl.) (2003). Mehmed Cemâleddîn Osmanlı Tarih ve Müverrihleri -Âyine-i Zurefâ-.
İstanbul: Kitabevi Yay.
Aydıner, Mesut (hzl.) (2007). Vak’anüvis Subhî Mehmed Efendi, Subhî Tarihi: Sâmî ve Şâkir Tarihleri ile
Birlikte (İnceleme ve Karşılaştırmalı Metin) 1730-1744. İstanbul: Kitabevi Yay.
Babinger, Franz (1992). Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri. çev. Coşkun Üçok. Ankara: KB Yay.
Bağdatlı İsmail Paşa (1945). Keşf-el-Zunun Zeyli. C.1. hzl. Şerefettin Yaltkaya; Kilisli Rifat Bilge.
İstanbul: MEB Yay.
Bursalı Mehmed Tâhir (1333). Osmanlı Müellifleri. C.2. İstanbul.
Çapan, Pervin (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkiretü’ş-Şu’arâ (Nuhbetü'l-Âsâr Min-Fevâ'idi'lEş'âr)
İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: AKM Yay.
Çifçi, Ömer (hzl.). Fatîn Dâvûd Hâtimetü’l Eş’âr (Fatîn Tezkiresi).
http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-219117/h/metin.pdf [erişim 25.02.2013].
Erdem, Sadık (hzl.) (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurafâ’sı, İnceleme-Tenkidli Metin-İndeks-Sözlük. Ankara:
AKM Yay.
Gibb, E. J. Wilkinson (1999). Osmanlı Şiir Tarihi, A History of Ottoman Poetry. C.IV. çev. Ali
Çavuşoğlu. Ankara: Akçağ Yay.
İnce, Adnan (hzl.) (2005). Tezkiretü'ş-Şu'arâ Sâlim Efendi. Ankara: AKM Yay.
İstanbul Kütüphaneleri Türkçe Yazma Divanlar Kataloğu (1965). III.C. İstanbul: MEB Yay.
Kahramanoğlu, Kemal (1996). Sâmî, Hayatı, Sanatı, Eserleri ve Dîvânı’nın Tenkîdli Metni. Doktora Tezi.
Konya: Selçuk Üniversitesi.
Karadayı, Aynur (2008). Osmanlı Tarih Yazıcılığının Gölgede Kalmış Bir Eseri 'Tarih-i Sâmî': Metnin
Transkripsiyonu. Yüksek Lisans Tezi. Aydın: Adnan Menderes Üniversitesi.
Kocatürk, Vasfi Mahir (1970). Büyük Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara: Edebiyat Yay.
Kurnaz, Cemâl (hzl.) (1992). Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar Ahmet Talât Onay. Ankara: Türkiye
Diyanet Vakfı Yay.
Kutlar, Fatma Sabiha (1996). Arpaemîni-zâde Sâmî Dîvânı: Tenkitli Metin-İnceleme-Özel Adlar Dizini III.
Doktora Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi.
Kutlar, Fatma Sabiha (2006). “Mustafa Sâmi Bey”. İslâm Ansiklopedisi. C. 31. İstanbul: Türkiye Diyanet
Vakfı Yay. 354-356.
Kutlar, Fatma Sabiha (2007). “Sâmî”. Türk Dünyası Ortak Edebiyatı Türk Dünyası Edebiyatçıları
Ansiklopedisi. C. VII. Ankara: AKM Yay. 482-485.
Kutlar, Fatma Sabiha (2009). “Arpaemînizâde Sâmî’nin 'Ta’kid' Örneği Beyti Üzerine”, Turkish
Studies: Şerh- Prof. Dr. Cem Dilçin Adına-. 4 (6): 346-359.
Kutlar, Fatma Sabiha (hzl.) (2004). Arpaemîni-zâde Mustafa Sâmî Dîvân. Ankara.
Mehmed Süreyyâ Bey (1311). Sicill-i Osmânî. C.3. İstanbul.
Muallim Naci (1308). Esâmî. İstanbul.
Müstakîmzâde Süleymân Sa’deddîn (1928). Tuhfe-i Hattâtîn. İstanbul.
Müstakîmzâde Süleymân Sa’deddîn. Mecelletü'n-Nisâb. Süleymaniye Kütüphanesi. Halet Efendi. No.
628 (TDK Fot. 37). vr. 247a.
Müstakîmzâde Süleymân Sa’deddîn. Mecmu’a-i Resâ’il. DTCF Kütüphanesi. M. Özak. No.
I/455. vr. 331a-331b.
Sâmî Arpaemînizâde Mustafa (1253). Dîvân-ı Sâmî. Kahire.
Sâmî Arpaemînizâde Mustafa. Dîvân-ı Sâmî. Millet Kütüphanesi. Pertev Paşa. No. 399. vr. 84a.
Sâmî, Şâkir, Subhî (1198). Târîh-i Sâmî ve Şâkir ve Subhî. İstanbul.
Şemseddin Sâmî (1311). Kâmûsü'l-A’lâm. C. 4. İstanbul.
Tuman, Mehmet Nâil (2001). Tuhfe-i Nâilî. C.1. Ankara: Bizim Büro Yay.
Ün, Cumhur (2009). "Penbe-i Mînâ’ya Dâir", Journal of Turkish Studies: Festshrift in Honour of Cem
Dilçin. 33/II: 221-231.
Anahtar Kelimeler
Sâmî Arpaemînizâde Mustafa, divan şiiri, Anadolu/Osmanlı sahası, 18. Yüzyıl, d.?,
İstanbul, ö. 1146/1734, vak’anüvîs, hattat, kâtip, Dîvân-ı Sâmî, Târîh-i Sâmî ve Şâkir ve Subhî,
takrîz, arz-ı hâl, mektûb.
Key Words
Sâmî Arpaemînizâde Mustafa, divan poetry, Anadolu/Ottoman area, 18th century, b.?,
İstanbul, d. 1146/1734, vak’anüvîs, hattat, kâtip, Dîvân-ı Sâmî, Târîh-i Sâmî ve Şâkir ve Subhî,
takrîz, arz-ı hâl, mektûb.
Doç. Dr. Fatma S. KUTLAR OĞUZ
Madde yazım tarihi: Şubat 2013
Güncelleme Tarihi:
Eserlerinden Örnekler
Kaside
Şitâ’iyye-i Hezl-âmîz Berây-i Edrine
mefâ’ilün fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün
1. Şitâda Edrine şehri garîb hâletde
Ki i’tidâl ile âb ü hevâ bürûdetde
2. Muhâldür reh-i yah-bestesinde âmed-şud
Ki ser takaddüm ider pâydan refâkatde
3. Nihâl-i bâgları mürde-i kefen-ber-dûş
Kenâr-i bâmı sinân-i gamı irâ’etde
4. Şikeste câmları şeh-nişînleri ber-hâk
Kibârı hâne-harâb ehl-i sûkı zilletde
5. Bahârı gerçi cevâhir-nisâr imiş tutalum
Olur rahîs güher buz olursa kıymetde
6. Cevânı berf ile pîr-i sefîd-rîşe döner
Eser kalur mı bu vech ile hüsn-i sûretde
7. Çü i’tidâl-i hevâ ilm ü ma’rifet nâ-yâb
Tıbâ’-i ehl-i beled müttefik cehâletde
8. Misâl-i berf nukûd-i müsâfirân zâyi’
Ricâl-i şehr çü yah cem’ âb-i devletde
9. Siyâh fahm ile âteş bahâsına hîzem
Netîce serdî-i kaht ile dil meşakkatde
10. Virürdi dûzahiyâna cahîmi minnet ile
Bu şehre Mâlik eger gelse kış kıyâmetde
11. Isınmaz âdeme mânend-i seng-i serd-mizâc
Sovuk mu’âmelesi halkınun tabî’atde
12. Kinâyedür garaz ıtlâk-i dâr-i meymeneden
Bu şehre var mı mu’âdil aceb nuhûsetde
13. Sirişk-i dîde nemekveş tonup fütâde ider
Nigâh-ı lagziş-i pâ reh-güzâr-ı hayretde
14. Keser kılıç gibi kış pây-ı merdüm-i çeşmi
Şikâf-ı pencereden taşraya nezâretde
15. Zihâmı râhda gerdûnelerle gâvlarun
Kişiye mâni’ olur bir yere azîmetde
16. Kabâda hubs-ı bakar dâmeninde levs-i vahal
Güzâr iderse de âciz kalur tahâretde
17. O denlü şiddet-i sermâ-yi buhl ü imsâki
Ki dest-i ehl-i kerem cümle ceyb-i hissetde
18. Yine Sıtanbul ile da’vî-i tesâvîde
Edirne halkı aceb rütbe-i hamâkatde
19. Dahı şedâ’id-i sermâyı vasf iderdüm lîk
Midâdum oldı füsürde dem-i kitâbetde
Gazel
fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün
1. Yâd-ı ruhsârunla bezm-i sîne gülşendür bu şeb
Revgan-ı gülden çerâg-ı dâg rûşendür bu şeb
2. Şîve-i müjgân-ı yâre dîde-dûz-ı hasretem
Câme-hâb-ı râhatum leb-rîz-i sûzendür bu şeb
3. İntizâr-ı pây-ı teşrîfünle ey nûr-ı basar
Dûd-ı şem’-i âh kuhl-i çeşm-i revzendür bu şeb
4. Âstîn-efşân-ı şem’ itdi ruhun pervâneyi
Şem’ler raksân olup ber-çîde-dâmendür bu şeb
5. Hasret-i müjgân-ı çeşm-i nîm-mest-i yâr ile
Câme-hâb-ı râhatum leb-rîz-i sûzendür bu şeb
6. Hecr-i rûy-ı tâbnâkünle per-i pervâneden
Şem’-i meclis ser-be-ceyb-i zîr-i dâmendür bu şeb
7. Hâba yer yokdur bu bezm-i hâsda bî-gânedür
Sâmiyâ çeşmüm hayâl-i yâre meskendür bu şeb
Gazel
mefâ’ilün fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün
1. Dile kavâfil-i aşk-ı Hudâ gelür görinür
Gubâr-ı sürme-i savt ü sadâ gelür görinür
2. İzâr-ı yâre hat-ı müşksâ gelür görinür
Kenâra mevce-i anber-nümâ gelür görinür
3. Arak-feşân leb-i dildârdan sıkıldukça
Mey-i sefîdde reng-i hayâ gelür görinür
4. Kirişme-der-bagal-i şerm iken o gamze-i şûh
Neşât-ı bâde-i hâtır-güşâ gelür görinür
5. Olursa elde eger dûr-bîn-i şîşe-i mey
Ne denlü dûr ise dilden safâ gelür görinür
6. Surâdıkât-ı ademden misâl-i zıll-ı hayâl
Hezâr sûret-i hestî-nümâ gelür görinür
7. Derûn-ı mahzen-i târîk-i dilde gevher-i dâg
Şikâf-ı zahm-ı tenümden ziyâ gelür görinür
8. Nühüfte eyleme hüsnün nikâb-ı nahvetden
Sakın sakın hatun ey bî-vefâ gelür görinür
9. Yüki cevâhir-i mazmûn yem-i ma’ânîden
Sefîne-i gazelüm Sâmiyâ gelür görinür
Kutlar, Fatma Sabiha (1996). Arpaemîni-zâde Sâmî Dîvânı: Tenkitli Metin-İnceleme-Özel Adlar Dizini
I-II. Doktora Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar