KLASİK TÜRK ŞİİRİ ESTETİĞİNDE SİHİR

Turkish Studies
International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015, p. 1503-1536
DOI Number: http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.8266
ISSN: 1308-2140, ANKARA-TURKEY
ÖZET
Geçen zamanla birlikte kültür de az ya da çok değişir, gelişir;
edebi eserlerle nesilden nesile taşınır. Böylelikle bir toplumun ortaya
koyduğu edebi eserler, o toplumun geçmişi ile geleceği arasında bir
köprü vazifesi görür. Dolayısıyla, toplumların kültürleri edebi eserler
sayesinde devamlılık gösterir. Klasik Türk edebiyatı, medeniyetimizin
izlerini 13. yy.dan 19. yy.a kadar takip edebileceğimiz çok zengin bir
edebiyat geleneğidir. Daha çok nazım alanında gelişim göstermiş bu
edebiyat geleneğinde farklı anlam katmanlarını içerisinde barındıran
beyit, toplumu başta sosyal, kültürel, dini, siyasi yönleriyle yansıtan
zihniyet unsurlarını son derece estetik bir şekilde okuyucuya sunar. Bu
anlamda, 13. yy.dan itibaren ortaya konan klasik Türk şiiri ürünlerinde
eski Türklerin olduğu kadar Müslüman Türklerin hayatında da önemli
bir yeri olan sihir olgusunu çeşitli özellikleriyle görmekteyiz.
Sihir, gizli birtakım yöntemlerle insan ve tabiat üzerinde
olağanüstü etki yapma ilmi ya da sanatı olarak tanımlanabilir. Sihir gibi
insanı etkileme gücüne sahip güzellik ve çekicilik, sihrin özel anlamları
arasındadır. Genel anlamda etkili ve güzel söz söyleme sanatı olan
edebiyat, özel anlamda ise şiir sanatı, gerek kaynağı gerekse de
muhatap üzerinde oluşturduğu olağanüstü etki sebebiyle sihir ve büyü
ile ilişkilendirilir. Özellikle en eski türlerden olan şiirin kaynağı birçok
kültürde doğaüstü bir yetenek, ilham, keşif ya da ruhsal bir varlığa
dayandırılır. Ayrıca, güzel söz ve şiirin muhatap üzerindeki olağanüstü
denilebilecek etkisi de sihir olarak görülür.
Klasik Türk şiiri, bir geleneğe yaslanan, bu geleneği asırlarca
işleyip harmanlayan bir şiirdir. Bu anlamda, gerek sosyal hayatta eski
Türklerden beri var olagelen sihir olgusu gerekse de sanat ve edebiyatın
poetik ve estetik yapısı, sihir ve büyünün klasik Türk şiirinde yoğun bir
şekilde kullanılmasında etkili olmuştur. Büyücüler sihir ve büyü
sayesinde güç elde ederler, dolayısıyla sihir kavramıyla ilgili
kullanımların şiire mistik ve mucizevî çağrışımlar katacağına inanılır.
Sihir ve büyü bir anlamda güç elde etmek için yapıldığına göre sihir ve
sihirle ilgili diğer kavramların şiirde sıklıkla kullanılması bunların şiire
güç katacağı düşüncesinden ileri gelmiştir demek yanlış olmaz. Zira
şiirde bazı kelimeleri kullanmak şiiri daha etkili ve güçlü yapar. Klasik
şairlerden bazıları şiirlerinde sihir gücünü ifade eden mahlaslar

Bu makale Crosscheck sistemi tarafından taranmış ve bu sistem sonuçlarına göre orijinal bir makale olduğu
tespit edilmiştir.
** Dr. MEB, El-mek: karamanglay@yahoo.com.tr
1504 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
kullanırlar. Bu anlamda, klasik Türk edebiyatı geleneği içerisinde bir
kavram etrafında toplanan mahlaslara örnek teşkil edebilecek Sihrî ve
Sâhirî mahlasları dikkat çeker. Sihir kavramıyla ilgili olan bu
mahlasların tercih edilmesinde sözün sihir ve büyü kabul edilmesi
önemli bir etkendir. Klasik Türk şiirinde şair, sâhir-i nazm, sâhir-i
suhan perdâz ve şair-i sihr-âferîn olarak vasıflandırılır. Şairin sözü yani
şiir de efsundur. Bu durum şiir estetiği ile de bağlantılıdır. Klasik şiir
estetiği içerisinde şairin şiirde ulaşmak istediği son nokta olan i’caza
giden yolunda bir estetik ölçüt de sihirdir. “Güzel” olanı anlatmak için
özellikle seçilen sihr-i mübîn, sihr-i beyân, sihr-i helâl vb. kalıp ifadeler
estetik bir değer ifadesi olarak şiirde kullanılır.
Sihir ve büyü, klasik Türk şiirinin her asrında, hemen her şair
tarafından söz konusu edilmiştir. Büyüleyici güzellik, etkileme gücü
anlamlarına paralel olarak sihir ve büyü, klasik Türk edebiyatında ve
özellikle şiirde şairlerin sihir özelliğinde şiir söylemekle övündükleri
estetik bir ölçüt, bir mertebedir. Söz ve şiir sihirle ilişkilendirildiğinde
genellikle şair ya da yazarın söz, şiir ya da şairi övdüğü görülür. Şairin
bir söz büyücüsü, şiirinin de sihir olarak sunulması aslında şiirde
şairin ulaştığı ya da ulaşmak istediği bir mertebenin ifadesidir. Bundan
başka, konusunu büyük ölçüde aşk ve güzellikten alan şiirde sihir ve
büyü sevgilinin güzellik unsurları çevresinde ele alınırken sevgili,
büyüleyici bir güzellik olur. Klasik Türk şiirinde sevgili, güzelliği ile
âşıklarını büyüleyen bir büyücü, bir cadıdır. Sevgili, âşığın gözünde en
güzel ve en nitelikli olandır. Bu nedenle sevgili adeta kutsallaşır ve
sevgilinin göz, kirpik, kaş ve bakış gibi güzellik unsurları çoğu kez
büyülü olarak nitelenir. Özellikle, çoğu kez cadı olarak nitelenen gözler
âşığı büyüler. Güzel söz gibi sevgilinin güzelliğinin de mertebeleri vardır.
Sihir, sihr-i helal ve i’caz, bu mertebeleri ifade eden estetik birer
terimdir.
Klasik Türk şiirinde şairin, şiir ve sözün gücünden bahsederken,
olağanüstü güzellik ve özellikleriyle sevgiliyi vasfederken kullandığı dil,
seçtiği kelimeler klasik Türk şiirinin asırlarca işlenerek yükselen estetik
temelleri ile yakından ilgilidir. Bu anlamda, güzelin sihir ve büyü ile
ilişkilendirilerek sâhir, sehhâr, câdû gibi kelimelerle vasfedilip ona ait
durumların büyülü olarak sunulması klasik Türk şiirinin estetik
anlayışının bir sonucudur. Geleneğe göre sihir, sadece şiirde değil
hemen her sanat dalında yüksek bir mertebenin ifadesi sayılan estetik
bir ölçüt, bir değer ifadesidir.
Her edebiyat geleneği, içinden çıktığı toplumu az ya da çok
yansıttığı gibi Osmanlı toplumunun edebiyat alanında altı asırlık güçlü
sesi olan klasik Türk edebiyatı, hayatı ve toplumu farklı safhalarıyla
yansıtma gücüne sahiptir. Klasik Türk edebiyatı şiir geleneği, toplumda
ve kültürde var olan, gelenek ve sanat anlayışında karşılığını bulan
“sihir ve büyü” olgusunu dönüştürerek sunmayı başarmış, bu anlamda
sosyal olduğu kadar sanatsal ve estetik bir açılım yakalamıştır.
Anahtar Kelimeler: Sihir, büyü, divan, klasik Türk şiiri, estetik
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1505
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
MAGIC IN THE CLASSICAL TURKISH POETRY AESTHETICS
STRUCTURED ABSTRACT
Culture changes and grows up more or less by the time, is often
enshrined and handed down from generation to generation by literary
works. In this way, literary works of a society are charged with a bridge
among its past and future. Consequently cultures of societies continue
by literary works. Classical Turkish literature, is a very rich literary
tradition that we can follow the traces of our civilization from the 13th
century until the 19th. In this literary tradition that showed more
development in the field of poetic, the couplet that has different layers
of meaning that reflects the mindset elements of the society especially
the social, cultural, religious and political aspects, provides a highly
aesthetic manner to the reader. In this sense, in the products of
classical Turkish poetry revealed by 13th century we see magic with a
variety of features which has an important place in the lives of Muslim
Turkish people as ancient Turks.
Magic, can be defined as the science or art of making an
extraordinary impact on people and nature by secret set of methods.
Having the power to influence people like magic beauty and charm are
among the special sense of magic. In general terms, literature the art of
effective and eloquence, poetry in particular sense, both sources formed
due to extraordinary impact on collocutor also are associated with
magic and sorcery. In particular, in many cultures, the source of poetry
that is one of the oldest types is based on a supernatural ability,
inspiration, discovery or a spiritual being. In addition, the effect of fine
word and poetry on collocutor which can be said extraordinary is seen
as magic.
Classical Turkish poetry is a poetry that leans on a tradition and
blends it by processing for centuries. In this sense, both the case of
magic that has been in social life since the ancient Turks and the poetic
and aesthetic structure of art and literature have been effective in using
magic and sorcery intensively in classical Turkish poetry. Magicians
gain power with magic and sorcery, so it is believed that uses related to
the concept of magic will add mystical and miraculous connotations to
the poetry. As in one sense magic and sorcery are made to achieve
power, it is not wrong to say magic and the other concepts often used in
poetry have come forward with the idea that these will add power to the
poetry. Because using some words in poetry makes the poem more
effective and powerful. Some of the classic poets use pen names express
the power of magic in their poems. In this sense, the pen names Sihrî
and Sâhirî which are collected around a concept in the tradition of
classical Turkish literature attract attention. The fact that word is
accepted as magic and sorcery is an important factor in prefering these
pen names that are related to magic. In classical Turkish poetry, the
poet is described as magician of poetry, sorcerer of word and poet who
fascinates with magic. The word of poet, in other words poem is charm
too. This state is also connected with astehetics of poetry. In aesthetics
of classical poetry, on the way of ijaz which is the last point that the
poet wants to reach in poetry magic is an aesthetic criterion too. The
1506 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
phrases like sihr-i mübîn, sihr-i beyân, sihr-i helâl that are especially
chosen to describe the “fine” are used in poetry as an aesthetic value
statement.
In every century of classical Turkish poetry, magic and sorcery
have been mentioned by almost every poet. In paralel to the meanings of
enchanting beauty and the power of influence, in classical Turkish
literature, especially poetry magic and sorcery are a degree in art and
aesthetics which the poets are proud of saying poems with the
properties of magic. When word and poetry are related with magic and
sorcery generally it is seen that the poet or the writer praises word,
poem or poet. In fact, presenting the poet as a magician of word and
also his poem magic and sorcery is an expression of a position that the
poet wishes to reach or has reached in the poetry. Furthermore, when
the magic and sorcery are discussed around the beauty elements of
beloved in the poetry that has greatly the topics of love and beauty,
beloved becomes magical beauty. In classical Turkish poetry, beloved is
a magician and a witch that enchants his lovers with beauty. For the
lover, beloved is the best and the most qualified. For this reason beloved
virtually becomes holy and beauty elements of him like eye, eyebrow,
eyelash and the glance are usually described as magic. Especially eyes,
usually described as witch, enchant the lover. Like fine word, the
beauty of beloved has some degrees too. Magic, permissible magic and
ijaz are aesthetic terms that express these degrees.
In classical Turkish poetry the language the poet uses, the words
he chooses when he talks about the power of word and poem, draws the
beloved by the extraordinary beauty and qualifications are closely
related to the basis of classical Turkish poetry’s rising aesthetic
treatment for centuries. In this sense, drawing the “fine” related to
magic and sorcery with the words like magician, sorcerer, witch;
presenting his situations magic is a result of aesthetic mentality of
classical Turkish poetry. According to the tradition, magic not only
poetry but also in almost all the arts is an aesthetic criterion, a value
statement that considered an expression of a higher order.
As every literary tradition reflects the society comes from more or
less, classical Turkish poetry that is Ottoman society’s six centuries old
strong voice in the field of literature has the power to reflect the life and
the society with different stages. The poetry tradition of classical
Turkish literature has achieved to offer converting the case of magic and
sorcery which exists in society and culture, has response in tradition
and understanding of art, in this sense, it has caught an artistic and
aesthetic expansion as social as well.
Key Words: Magic, sorcery, divan, classical Turkish poetry,
aesthetics
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1507
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Giriş
Sözlükte “Bir şeyi olduğundan başka türlü göstermek, aldatmak, oyalamak; birinin ilgisini
çekmek, gönlünü çelmek” manalarında sülâsî bir masdar olan Arapça “sihr” kelimesi “hile,
aldatma; sebebi gizli kalan iş” anlamlarında isim olarak da kullanılır (Çelebi, 1992: 170). “Sihir”
kelimesinin sözlük anlamıyla ilgili olarak Arap dilbilimcilerin özellikle üzerinde durdukları iki
özellik, sebebinin yani oluşumunun gizli olması ile latif ve ince oluşudur.1
Elmalılı Hamdi Yazır’ın sihre verdiği anlam geleneksel yaklaşımı yansıtır: “Esas lügat
anlamıyla sihir, her ne olursa olsun, sebebi gizli olan ince şey demektir. Nitekim fecr vaktinin
başlangıcında da ufuk çizgisinin inceliğinden dolayı ‘sîn’in fethi ile ‘sehar’ denilir. Bu anlamda,
yani sebebi gizli olan ince şeyleri bilmek ve tanımak anlamında sihrin küfür olmayacağı açıktır.
Ancak dinî geleneklerdeki anlamıyla sihir sadece bu demek değildir. Sebebi gizli olmakla beraber,
gerçeğin aksine tahayyül olunan yıldızcılık, şarlatanlık, hilekârlık yolunda cereyan eden herhangi
bir şey demektir. Halk dilinde de bu anlamda kullanılır; yani sihir denildiği zaman bu anlaşılır ve
bu da çirkin bir şeydir. Çünkü bunda esrarengiz bir şekilde hakkı batıl, batılı hak; hakikati hayal,
hayali hakikat diye göstermek vardır.” (Yazır (1), 1992: 366). Buna göre sihir, oluşum sebebi
uzmanı olmayan kişilere gizli kalan, görünüş itibarıyla çekici olduğu için insanda şaşkınlık ve
hayranlık uyandıran şeylerin kötü amaçlarla kullanılmasıdır. Elmalılı Hamdi Yazır’ın ifadeleriyle
“esrarengiz, gizli sebep ile incelik, dış görünüşü itibariyle çekicilik ve bir de kötü maksat sihrin
niteliğini belirler.” (Yazır (1), 1992: 366).
“Sihir” kelimesi Almanca ve Fransızcada “magie”, İngilizcede “magi, magic” ile
karşılanır. Yunanca “magos” kelimesinden geldikleri bilinen Batı dillerindeki bu karşılıklarına
paralel olarak kelimenin Pehlevi dili yani eski Farsçada “magu” şeklinde bir kullanıma sahip
olduğu görülür (Tanyu, 1995: 501). Tam olarak karşılamasa da sihir kelimesinin Türkçe karşılığı
“büyü”dür. Büyü, eski Türkçede “sihirbaz, din adamı” anlamına gelen “bügi, bügü” kelimesinden
türemiştir. Dîvânü Lûgati’t-Türk’te “bügü”nün; bilgin, akıllı, hakîm anlamlarına gelecek şekilde
kullanılması, kelimenin zaman içerisinde anlam değişimine uğrayarak Kaşgarlı Mahmud çağında
“akıllı” anlamını kazandığını göstermektedir. Bilge kelimesiyle birleştirilerek “bügü bilge” şeklinde
de kullanıldığı (Kâşgarlı Mahmud (III), 2006a: 228; Ögel, 1998: 339, bkz.: Dipnot: 91) belirtilen
kelimenin bilge ile anlamdaş olduğu gözükmektedir. Arapça bir kelime olan sihrin Araplarla
ilişkilerin arttığı bir dönemde, özellikle de İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türkler arasında yaygın
olarak kullanılmaya başlandığı söylenebilir.
Türkçede sihir için farklı kelimelerin kullanıldığı görülür. Sihir, tılsım, büyü, efsun,
gözbağcılık zaman zaman birbirinin yerine kullanılsa da aralarında küçük anlam farklılıkları da
bulunmaktadır. Bunların yakın anlamlı kelimeler olması, sözlüklerde bu kelimelerden biri
açıklanırken diğer kelimelerin kullanılmasına neden olur. “Sihir” kelimesi Türkçe sözlüklerde
“büyü, büyücülük, cadılık, efsun, füsun, nirenk, gözbağcılık, bağı” (Şemseddin Sami, 1999: 711;
Muallim Nâcî, 2009: 620; Ayverdi (3), 2005: 2793; Devellioğlu, 1997: 952; Türkçe Sözlük (2),
1998: 1980; Pakalın (3), 1983: 212) gibi kelimelerle karşılanır. Kelimeye verilen bu ilk anlamların
dışında kaynaklarda sihir kelimesine çeşitli özel anlamlar verildiği ya da anlamı vermek için sihrin
tanımlanma yoluna gidildiği görülür. Bu bağlamda, sihrin olağanüstü hâller ortaya koyma hâli ya
da doğaüstü güçlerle ilişki kurmak için yapılan büyüsel işlem olduğu yönündeki tanımlamalar
zikredilebilir (Pala, 1998: 353; Hançerlioğlu, 1984: 542). Sihir gibi insanı etkileme gücüne sahip
güzellik ve çekicilik sihrin özel anlamları arasındadır: “Sihir kuvvetine hâ’iz olan câzibe-i şedîde,
fettanlık. Şi’r ü fesahât gibi insanı meftûn eden hüner ki buna sihr-i helal dahi derler, ya’ni haram
olmayan büyücülük.” (Şemseddin Sami, 1999: 711), “Karşı konulmaz çekicilik, güçlü etki, kuvvetli

1 Arap dilbilimcilerin sihir kelimesini nasıl ele aldıklarını ayrıntılı olarak görmek için (Bkz.: Özbek, 1994: 17-19).
1508 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
cazibe.” (Ayverdi (3), 2005: 2793), “Büyü kadar te’sîri olan şey, fettanlık.” (Devellioğlu, 1997:
952) gibi anlamlar özellikle sanat, edebiyat ve tasavvufta sıklıkla söz konusu edilir. Klasik Türk
şiirinde sevgili, güzelliği ile âşıklarını büyüleyen bir büyücü, güzel söz ve şiir ise sihr-i helaldir.
Eskiler, herhangi bir şeyin tarif ve tanımını yaparken “Efradını câmi, ağyarını mâni
olmalı” demişlerdir. O halde, sihir ve büyü için tanım yaparken sihir ve büyünün her türünü içine
alan, başka alanlardan farkını ortaya koyan bir tanım yapılmalıdır. Bu bir gereklilik olmakla
birlikte okült yani gizli ilimlerin hemen hepsinde olan net bir tanıma girmeme, girememe özelliği
sihir için de söz konusudur. Şurası bir gerçektir ki evrensel sihir için bütün zamanları kapsayan bir
tanımın yapılabilmesi hemen hemen imkânsızdır. “Bir tanım önerdiğimiz anda, hem kadim hem de
modern uygulayıcılar orasından burasından birer parça koparır ve sonunda geriye bir şey
kalmaz.” (Burton ve Grandy, 2005: 51) diyen araştırmacı, sihri tanımlamanın zorluğuna dikkat
çeker. Bu konuda yapılmış çeşitli tanımlardan yola çıkarak sihrin anlam çerçevesini oluşturmaya
çalışacağız.
“El çabukluğu, göz boyama ve yaldızlı sözler söyleme yoluyla gerçekleştirilen hile ve
aldatma işi, şeytanla yakınlık kurup ondan yardım alma ve nesnelerin şeklini değiştirme iddiası”
(Çelebi, 1992: 170) sihir için yapılan tanımlardan biridir. İbn-i Haldun, sihir ve tılsım ilimleri için
“Bunlar birtakım istidatların keyfiyetlerine dair ilimler olup bu sayede beşeri nefsler, unsurlar
âleminde tesirler husule getirmeye muktedir olurlar. Bu tesir ya herhangi bir yardımcıya
başvurmadan veya semavi hususlardan bir yardımcı sayesinde vukua gelir. İlkine sihir (büyü,
efsun, sorcery, magic), ikincisine tılsım denir.” (İbn Haldun, 1977: 1179) der ve sihrin yardımcısız
olarak insan ruhunun bir etkisi olduğunu, tılsımda ise etkiyi oluşturmak için yardımcı bazı güçlere
ihtiyaç duyulduğunu belirtir. Mehmet Zeki Pakalın, “Bir kimseye dubara, hile etmek ve batılı hak
suretinde göstermek yerinde kullanılır bir tâbirdir. Bunun yerine ‘büyü’ de kullanılır. Bunu
yapanlara ‘Sihirbaz’ denir. Tılsım ile beraber sihir eskilerce bir ilim sayılmış bunun için eserler
yazılmıştır.” (Pakalın (3), 1983: 211) derken sihrin hile ve aldatma esası üzerine dikkat çeker, sihir
karşılığı olarak “büyü”nün de kullanıldığını belirtir. Gürbüz Erginer ise büyüyü sihirden ayırır ve
büyü için “Doğaüstü varlıklar ve gizli birtakım güçlerin yardımını alma savıyla ya da gizli güçleri
bulunduğuna inanılan bazı doğal ya da yapay nesneleri kullanarak, bu konuda ehil olduğu kabul
edilen kişiler tarafından birine, bir şeye zarar vermek, fayda sağlamak veya korumak amacıyla
yapılan işlemlerin geneline verilen addır.” (Erginer, 2003: 50-51) tanımını yapar.
Tanımlardan yola çıkarak sihir ve büyü hakkında şunları söyleyebiliriz:
1. Sihir, çok eskilere dayanan bir ilimdir. Sihre büyü de denilir fakat sihir, büyüye göre
daha kapsamlı, daha geniş bir anlama sahiptir. Büyü, sihrin alt basamaklarından biridir, pratiktir ve
pratik olduğundan amaçları, uygulamaları açısından tamamen dünyevidir.
2. Sihir ve büyüde amaç insana, tabiata ve dünyaya egemen olmak, onların üstünde
olağanüstü etki yapmak, bu yolla güç elde etmektir. Bilgi de bir çeşit güçtür. Büyücü, işine
yarayacak her türlü güç ve bilgiyi kaynağı ne olursa olsun kullanma eğilimindedir. Fakat büyücüye
madde üzerinde hâkimiyet tanıyan güçler çoğu kez doğaüstü ve ruhsal kaynaklı olanlardır.
3. Sihir ruhsal bir etki-güç aracıdır. Sihri anlamak için ruhu ve özelliklerini iyi anlamak
gerekir. Sihir, insan ruhunun bir eseri olarak kabul edilir ve onun insan bedeni üzerinde etkileri
olduğu iddia edilir. Sihir, aldatmak ya da aldanmanın olmadığı durumlarda dünyevi bir çaba
sonucu bazı ruhsal güçleri elde etmek suretiyle maddeye istenilen yönde etki etmektir. Bu noktada
sihir, velilerin ve peygamberlerin gösterdikleri olağanüstülükler gibi değerlendirilse de sihirbaz ya
da büyücünün gücü hiçbir zaman onlara yetişmez. Çünkü sihirbaz, çalışma ve ruhsal idman
sayesinde bu gücü elde eder. Oysa velilerin ve peygamberlerin gösterdikleri olağanüstü hâller
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1509
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
çalışma ile değil ilahî bir ihsan olarak ortaya çıkar. Hem veliler ve peygamberler bu gücü istemez,
çoğu zaman ondan kaçarlar ki ahiret meyvelerini dünyada yemiş olmasınlar.
4. Sihir, din dışı alanda kendini gösterir. Temelini Frazer’ın attığı sihir ve büyüdeki
faydacılık ve menfaat, onu dinden ayıran en önemli farktır.
5. Sihir bir zorlamadır. Gerek kötü ruhlar ve cinleri teshir edip onlara istediğini yaptırma
noktasında gerekse insan ve doğanın olağan hâllerinde gerçekleştiremeyecekleri iş ve fiilleri
efsunlar, büyüler sayesinde yapmalarını sağlama noktasında sihir ve büyüde bir zorlama vardır.
Sihir ve büyünün paleolitik devirlere kadar uzanan çok eski bir geçmişi vardır. Paleolitik
devre ait mağara duvarlarına çizilmiş kargı saplı hayvan resimleri “Benzer, benzeri getirir.”
ilkesiyle oluşturulmuş ilk büyüsel uygulamalar arasındadır. Yine paleolitik devre ait mumyalarda
görülen, ölülerin cesetlerini mumyalamak için kullandıkları kırmızı bir maddenin ölülere kan gibi
hayat vereceği, bu madde sayesinde yeniden dirilişin gerçekleşeceğine inanılması da büyüsel bir
düşünüş ve uygulamadır (Bkz.: Tanyu, 1995: 503). Eski uygarlıklarda sihir ve büyü, evreni
anlamanın ve yaşamanın bir yolu olmuş; sihir, kehanet ve tılsım önemli bir bilgi alanı ve kaynağı
olarak görülmüştür (Bkz.: Sarıtaş, 2014: 746-747).
Sihirbazlık ve büyücülük insanlık tarihinde ilk ortaya çıkan ilgi alanlarından, sihirbaz ve
büyücü de ilk mesleklerden sayılır. Sihir ve tılsım ilimleri bazı toplumlarda diğerlerine göre daha
fazla gelişmiş ve yayılma imkânı bulmuştur. Hindistan, Mısır, Yunanistan, Afrika, Babil halkları
ile Yahudilik dinine mensup toplumların sihir ve büyü işlerinde meşhur olup bu alanda diğer
toplumlardan ileri oldukları görülür.
Sihir ve tılsım ilimleri Babil sakinlerinden Süryanîler ve Keldanîler, Mısır halkından
Kıptîler ve daha başka kavimler arasında yaygındır. Bu kavimlerin sihir ve tılsıma dair eserleri
vardır. Bazı nüshalarında İbn-i Vahşiya’ya ait olduğu kaydedilen el-Felâhatu’n-nabatiye
Babillilerin bir eseridir. Halk, sihir ilmini bu kitaptan öğrenmiş ve zamanla burçlar ve yıldızlarla
ilgili bilgilerle bu ilmi daha da genişletmiştir. Tumtum-ı Hindî ve benzeri kitaplar bu şekilde ortaya
çıkmıştır. Sonra Doğu’da İslam toplumlarındaki sihirbazların büyüğü olan Câbir b. Hayyân ortaya
çıkarak sihirle uğraşan kavimlerin kitaplarını taramış, sihrin özünü bulmak için yaptığı bu
çalışmalar neticesinde hem sihir hem de simya üzerine eserler yazmıştır. Mesleme b. Ahmed
Macritî matematik ve sihir ilimlerinde Endülüslerin üstadıdır. Câbir b. Hayyân’dan sonra ortaya
çıkarak sihre dair yazılan söz konusu kitapların hepsini özetlemiş ve bir düzene sokmuştur.
Gâyetu’l-hakim adını verdiği eseri ünlüdür ve İbn-i Haldun’a göre sihir ilmine dair ondan sonra hiç
kimse daha iyi bir şey yazmamıştır (İbn Haldun, 1977: 1179, 1180).
Yahudilerin sihir ve tılsım ilimleri ile çok meşgul oldukları Kur’an ayetlerinde ve
hadislerde dile getirildiği gibi tarihî kaynaklarla da sabittir. Fahreddin-i Râzî, sihir ayeti olarak
bilinen Bakara suresinin 102. ayeti2
nin tefsirine geçmeden, “Bil ki bu, Yahudilerin bir başka çirkin
fiilleridir ki bu da, onların sihirle meşgul olmaları, ona yönelmeleri ve insanları da ona davet
etmeleridir.” (Fahruddin er-Râzî (3), 1988: 255) diyerek bu ayeti, dolayısıyla da sihri Yahudilerle
ilişkilendirir. Kıskanç bir topluluk olan Yahudilerin, bekledikleri ve kitaplarında vasıflarını
okudukları peygamberin Araplardan çıkmasını bir türlü kabul edemeyerek Hz. Peygamber’e büyü
yapmaya cesaret ettikleri hadislerde zikredilir. Yahudilerin bugün de aynı doğrultuda modern sihir

2
“Ve onlar, şeytanların Süleyman’ın mülkü hakkında söyledikleri şeylere uydular. Oysaki Süleyman asla kâfir olmadı.
Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe, Hârut ve Mârut’a indirilen şeyleri öğretmeleri sebebiyle kâfir
oldular. O iki melek: “Biz ancak bir imtihan vesilesiyiz, sakın sen kâfir olma!” demedikçe, sihir öğretmiyorlardı. Onlar
bu iki melekten, karı ile kocanın arasını ayıracakları şeyi öğreniyorlardı. Oysaki onlar, Allah’ın izni olmadıkça, bu
sihirle hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine zararı dokunacak, faydası olmayacak şeyi öğreniyorlardı.
Andolsun ki onlar, o sihri satın alan kimsenin ahirette hiçbir nasibi olmayacağını biliyorlardı. Mukâbilinde kendilerini
satmış oldukları şey gerçekten ne kötüdür. Keşke bunu bilselerdi.” (Kur’an-ı Kerim, Bakara, 2/102).
1510 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
tekniklerini kullanarak dünya siyasetinde etkin rol oynadıkları bir gerçektir. Bu bağlamda kabala,
bir çeşit modern Yahudi büyücülüğüdür.
Eski Türk kavimleri arasında sihir, büyü, fal, kehanet, cincilik gibi farklı adlarla anılan
sihirsel uygulamalar vardır. Eski Türk şiirinde Burkan muhitinde yazılan eserlerde “bügü” ve
“yilvi” kelimeleri sihir, büyü, tılsım anlamlarıyla sık bir kullanıma sahiptir (Bkz.: Arat, 2007: 75,
96, 98, 120, 146, 160, 170, 182). Divanü Lûgati’t-Türk’te “arwaş, arwış, arkış, yalwı” kelimeleri
afsun, büyü anlamında kullanılır. Büyü “kam”lar tarafından yapılır ve kamların yaptığı bu işe
“arwaşmak, arwalmak” adı verilir: “Kamlar kamuğ arwaşdı = Kamlar-kâhinler anlaşılmayan
birtakım sözler söylediler.” (Kâşgarlı Mahmud (I), 2006a: 236-237, 249). Kamlar yaptıkları
afsunlar karşılığında “örünğ” denilen bir para alırlar (Kâşgarlı Mahmud (I), 2006a: 134). Kaşgarlı
Mahmud büyü, sihir anlamına gelen “yalwı”yı açıklarken büyücüye “yalwıçı” dendiğini söyler.
Kam, şaman, ozan, baksı, oyun adlarıyla da anılan bu büyücüler; tanrılar, ruhlar ve cinlerle ilişki
kurabildiğine inanılan kişilerdir. Kam ya da şaman, davul eşliğinde afsunlu sözler söyleyerek afsun
yapar, gaipten haber verir, kötü ruhlardan kaynaklandığına inanılan cin çarpması başta olmak üzere
türlü hastalıkları tedavi eder (Tanyu, 1995: 503; Öger ve Gönel, 2011: 234-235). Türk toplulukları
arasında şaman, kam, ozan, baksı gibi farklı adlarla anılan bu kişiler; hâkimlik, hekimlik, kâhinlik,
sanatkârlık, şairlik, sihirbazlık gibi birçok görev üstlenirler, bu nedenle şamanlar toplumda çok
saygın, çok önemli bir konuma sahiptirler. Ayrıca bu ozanların Türk ordu ve saraylarında
hükümdarın yanında önemli bir yeri vardır. Eski Türk hükümdarlarının şairlere önem vermesi ve
onları koruması, şairin yukarıda bahsi geçen özelliklerinin yanı sıra gaybdan haber verme
gücünden kaynaklanır.
Türk boyları, 10. yy.dan itibaren büyük kitleler hâlinde İslamiyet’i kabul ederler. İslam
dininin sihir ve büyüyü şiddetle yasaklamasına rağmen Türklerin eski âdetlerini bir şekilde devam
ettirdikleri görülür. Bunda İslamiyet’i kabul etmeden önce Türkler arasında çok önemli ve saygın
bir yeri olan kamlar ile Budist ve Maniheist rahiplerin eski konumlarını ve mesleki çıkarlarını
korumak amacıyla eski inanışları İslami bir kisve altında halka sunmalarının rolü büyüktür. Eski
Türklerin İslami dönemde ortaya koydukları ilk eserlerden olan Kutadgu Bilig ve Divanü Lügati’tTürk,
İslamiyet etkisinde kaleme alınmakla birlikte birer ara dönem eseri olmaları itibarıyla
Türklerin İslamiyet’i kabul etmeden önceki hayatlarını, eski âdet ve inanışları da yansıtırlar.
Türklerin İslamiyet’i kabullerinden önceki âdet ve inanışlarını bir şekilde İslami dönemde de
devam ettirdiklerini büyük ölçüde bu eserler sayesinde tespit etme imkânı buluruz.
Bu eserlerden İslami döneme ait ilk eser olma özelliğini gösteren Kutadgu Bilig, Yusuf Has
Hacib tarafından 1070’te tamamlanmıştır. Eserde aklı temsil eden ve vezirin oğlu olan Öğdülmiş,
kanaati temsil eden ve vezirin kardeşi olan Odgurmış’a hastalıkları ilaçlarla tedavi eden “otacı”
denilen hekimler ve hastalıkları efsun, muska gibi sihirsel yollarla tedavi eden “muazzim” denilen
efsuncular hakkında öğüt verir. Eserde “Otaçılar Birle Katılmaknı Ayur” bölümünden hemen sonra
gelen “Muazzimler Birle Katılmaknı Ayur” başlığını taşıyan bölümde toplumda cin ve peri
çarpmasından kaynaklanan hastalıkları “muazzim” denilen kişilerin efsunla tedavi ettikleri
bilgisine yer verilir:
“4361 bularda basa keldi afsunçılar
bu yil yeklig igke bu ol emçiler
Bunlardan sonra efsuncular gelir;
Cin ve periden gelen hastalıkları tedavi ederler.
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1511
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
4362 bularka yime ök katılgu kerek
bu yil yeklig igke okıgu kerek
Bunlarla da görüşmek tanışmak gerektir;
Cin ve peri çarpmasından gelen hastalıkları okutmak gerekir.
4363 kalı asgı tegsün tise sen sanga
yime edgü tutgıl ay ersig tonga
Eğer sana faydaları dokunmasını istersen,
ey mert yiğit, onlara karşı da iyi davran.” (Yusuf Has Hacib, 2006: 750, 751).
İslamiyet’i kabul eden Türklerin eski inanışlarını tamamen bırakamamış oldukları; cin, peri
çarpması gibi durumlarda hastayı efsuncuya okuttukları anlaşılmaktadır. Günümüzde de varlığını
koruyan modern tıp ile batıl inançların çatışması, 11. yy.da tabipler ve efsuncuların
uygulamalarındaki fark ile çok eski tarihlere kadar uzanır:
“4364 Otaçı unamaz mu’azzim sözin
mu’azzim otaçıka evrer yüzin
Otacı efsuncunun sözünü beğenmez;
Efsuncu da otacıya değer vermez.
4365 ol aymış otug yise igke yarar
bu aymış bitig tutsa yekler yırar
Birinin sözüne göre, ilaç alınırsa hastalığa iyi gelir;
diğerinin sözüne göre, muska taşırsan cinler senden uzaklaşır.” (Yusuf Has Hacib,
2006: 750, 751, 752, 753).
Yusuf Has Hacib’in de belirttiği gibi tabip hastaya ilaç kullanmasını, muazzim ise muska
takmasını önerir. Tabip ile muazzimin uygulamaları farklı olduğu gibi birbirlerine bakışları da
olumsuzdur. Zira ne tabip muazzimin sözünü beğenir ne de muazzim tabibe bir değer verir.
Müslüman bir âlim olan Yusuf Has Hacib’in eseri aracılığıyla muazzimlere saygılı olmayı
öğütlemesi de ayrıca dikkate değer bir husustur. Bu durum, eski şaman ve kamların ruhlarla
iletişime geçip çeşitli efsunlar okuyarak hastalığı tedavi etmelerinin sadece bir isim değişikliği ile
muazzimler tarafından devam ettirildiği, 11. yy.da Müslüman Türklerin, eskiden şaman ve kamlara
olduğu gibi, muazzimlere saygı duydukları şeklinde algılanabilir. Muazzimlerin eski büyü sözlerine
İslami ayet ve duaları katarak eski inanışları yeni dinin kisvesinde halka sunarak mesleki itibar ve
çıkarlarını korumayı nisbeten başardıkları söylenebilir: “Böylece eski kam ve rahip geleneğini
yürütenlerin artık “muazzim” adını aldıkları, eski afsun geleneğine dinî-İslâmî bir veche vermek
1512 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
niyetiyle Kâbe, levh-i mahfûz, arş, kürsî, zemzem vb. terimleri, Kur’an’dan bazı âyet ve sûreleri
büyü unsuru veya malzemesi olarak kullandıkları görülmektedir. Doğu Türkistan azâimcileri,
mesleklerinin Hz. Fâtıma’ya dayandığını ispat etmek için Risâle-i Perîhân’ı yazmışlardır. Aslında
Mezopotamya, İran ve Mısır büyü geleneklerinin karışımı olan bu telakki, Anadolu’da eski
putperest dinlerin ve Hıristiyanlığın da dâhil olduğu kültür etkileriyle daha çok çeşitlendi.” (Tanyu,
1995: 504).
Daha sonraları bu alanda Risâle-i Perîhân gibi çok sayıda eser yazılmıştır. 14. yy.da
yaşamış Cezayirli Ahmed Bûnî’nin Şemsü’l-maârif-i kübrâ adlı Arapça eseri, dört yüze yakın
tılsım şekli ile binlerce efsuna yer veren, benzerleri arasında en ünlü eserdir. Yazar, Mısır büyü
geleneğini kabaladaki mistik rakamsal sistemle birleştirip buna Kur’an’dan ayetler, esma-i hüsna,
dinî duaları da ekleyerek eski sihir ve büyü geleneğini İslami bir forma sokmuştur. Bûnî’nin eseri,
bu alanda eser veren pek çok kişiye kaynaklık etmiştir. Seyyid Süleyman el-Hüseynî tarafından
kaleme alınan Kenzü’l-havâs, Bûnî’nin eserinin Türkçeye çevirisinden ibaret olmakla birlikte
çeşitli ilavelerle aslının iki misli bir hacim kazanmıştır (Bkz.: Tanyu, 1995: 504).
Türkler yaşadıkları zaman ve mekân içinde ister istemez eski sosyokültürel yaşantılarının
da etkisiyle İslam’a kendilerine has bir yorum ve uygulama getirmişlerdir. Bu yorum ve uygulama,
Türklerin eski inançlarından kalıntılar taşıyan, yer yer sihirsel özellikler gösteren bir İslam
anlayışını beraberinde getirir. Mesela Oğuzlar, Selçukluları kuran Türk boyudur. Çeşitli Türk
kabilelerince çok eski zamanlardan beri bilinen “yada taşı” denilen yağmur taşıyla istenildiği
zaman yağmur yağdırma sihirbazlığı olan yadacılık Oğuz Türkleri arasında da yaygındır.3
Sonuç olarak eski Türklerin İslamiyet’i kabul etmeden önceki âdetlerinden olan sihir ve
büyü ile ilgili motifleri, Müslüman Türklerin hem sosyal hayatında hem de onun yansımalarını
barındıran edebi ürünlerinde 11. yy. gibi çok erken bir zamandan itibaren gözlemlemek
mümkündür. Dolayısıyla din değişikliği hayat ve kültür alanında büyük değişimleri beraberinde
getirse de sihir ve büyü söz konusu olduğunda aslında değişen sadece şekil olmuş, asıl öz aynen
korunarak modern zamanlara kadar gelmiştir.
1. Şiir Sanatı ve Sihir
Genel anlamda etkili ve güzel söz söyleme sanatı olan edebiyat, özel anlamda ise şiir
sanatı, gerek kaynağı gerekse de muhatap üzerinde oluşturduğu olağanüstü etki sebebiyle sihir ve
büyü ile doğrudan ilişkisi olan sanatlardır. Öncelikle en eski türlerden olan şiirin kaynağı doğaüstü
bir yetenek, ilham, keşif ya da ruhsal bir varlığa dayandırılır. İsmail Güleç’in dediği gibi şairler
büyülü güçleri olan, kâhinlerin ve cinlerin öğretmesiyle şiir söylediğine inanılan sıra dışı kişilerdir
(Güleç, 2014: 4). Cahiliye devri Arap şairlerinin cin ve ruhlarla bağlantısı olduğu, onlardan
aldıkları ilhamla şiir söylediklerine inanıldığı gibi eski Türklerdeki şamanın şiir söylemesi de
doğuştan gelen bir yetenekle birlikte koruyucu ruhların etkisine bağlanır. Dansı, esrimeye hazırlıkta
kullandığı davulu ve bir tiyatro oyununu aratmayan söz ve hareketlerinin bütünü düşünüldüğünde
şaman, bir çeşit sanatçı olarak karşımıza çıkar. Onun koruyucu ruhları ile bağlantısı sonucu ortaya
çıkan doğaçlama şiir söyleme yeteneği ise başlı başına bir sanattır.
Kişinin gördüğü bir rüya üzerine saz çalıp şiir söylemeye başlaması, başka bir deyişle
badeli âşık olması halk şiirinde âşıklık geleneğinin bir parçasıdır. Klasik Türk şiiri geleneğinde ise
özellikle tarih ve mesnevi yazma söz konusu olduğunda şair genellikle “hatif” denilen cismi

3 Fuad Köprülü konuyla ilgili olarak şu bilgiyi nakleder: “‘Mücmelü’t-Tevârih’, efsaneye göre Nuh’dan Yafes’e kalan bu
yağmur taşının Oğuz tarafından hile ile alındığını ve Oğuzlar ile sâir Türkler arasında bu sebeple hâlâ harp ve darp
eksik olmadığını söylüyor.” (Köprülü, 2005: 110; Yada taşı ile ilgili efsane için ayrıca bkz.: Kılıç, 2011: 511).
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1513
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
görünmeyen, sadece sesi duyulan metafizik bir varlığın ilhamıyla şiire başlar (Mengi, 2009: 142).
Dolayısıyla birçok kültürde, şiir geleneğinde şiir, kaynağı itibarıyla metafizik alan ve kutsallıkla
ilişkili görülür.
Güzel ve etkili söz genellemesi, bütün edebi türleri kapsasa da bu türler arasında şiirin özel
bir yeri olduğu kesindir. Çünkü şiir; sözün süzülmüş, en ince, en saf şeklidir. Şiir hakkında ve
sözün sihirle ilişkisi konusunda Hz. Peygamber’in hadisleri vardır. Ebu Dâvud’da İbnu Abbâs’tan
yapılan bir rivayete göre “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a bir bedevî geldi. (Dikkat çekici bir
üslupla) konuşmaya başladı. Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm): ‘Şurası muhakkak ki beyanda
sihir vardır, şurası da muhakkak ki şiirde de hikmetler vardır.’ buyurdu.” (Ebu Dâvud, Edeb 95,
(5011); Tirmizi, Edeb 63, (2848)). Übey İbnu Ka’b’ın rivayetinde, Hz. Peygamber’in “Şiirde
hikmet vardır.” (Buhârî, Edeb 90; Ebu Dâvud, Edeb 95, (5010); Tirmizî, Edeb 69, (2847); İbnu
Mâce, Edeb 41, (3755)) diye beyan ettiği belirtilmektedir. Öneminden dolayı bu hadis ve
açıklamasını Fahreddin Râzî’den aynen aktarmak yararlı olacaktır:
“Rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s)’e Zebarkan İbn Bedr ile Amr İbn el-Ehtem
geldiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s)Amr’a, ‘Zebarkan’ı bana tanıt!’ dedi. Bunun üzerine
Amr şöyle dedi: ‘O meclisi içinde saygı görür, gücü kuvveti yerindedir, arkasına sığınanı himâye
eder.’ Bunun üzerine Zebarkan: ‘Vallahi o, benim kendisinden daha üstün olduğumu biliyor.’ dedi.
Bunun üzerine Amr, şöyle dedi: ‘Onun kişiliği zayıf, sabırsız, babası ahmak ve dayısı kötü bir
adamdır... Ya Resûlallah, onun hakkındaki bu iki sözümde de doğru söyledim. Çünkü o beni razı
etti, ben de onun hakkında bildiklerimin en güzelini söyledim; beni kızdırdı, ben de ikinci kez, onun
hakkında bildiklerimin en kötüsünü söyledim.’ Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s), ‘İnne mine’l
beyâni lisihran’ ‘Sihir gücünde olan ifadeler vardır.’ buyurdu ve bazı ifâdeleri böylece sihir olarak
adlandırdı. Çünkü böylesi ifâde sahibi olan kimse müşkil bir meseleyi açar ve güzel ifâdesiyle,
beliğ sözleriyle onun hakikatini ortaya koyar.
Eğer, ‘Hakkı açıklayan ve ondan haber veren şeyi sihir diye isimlendirmek, nasıl câiz olur?
Çünkü bunu söyleyen kimse, açık olan şeyi gizlemek için değil, ancak gizli olan şeyi ortaya
koymayı kastetmiştir. Halbuki sihir lâfzı, açık olan şeyi gizlemek manasını ifade eder.’ denilirse
deriz ki Hz. Peygamber bu sözü, iki sebepten dolayı sihir olarak isimlendirmiştir:
a) Bir söz, ancak güzelliği ve nüktesiyle kalbleri kendisine meylettirir. Böylece de bu
söz, kalblerin kendisine meyletmiş olduğu sihre benzemiş olur. Bu bakımdan, o söze sihir adı
verilmiştir. Yoksa senin zannettiğin gibi değildir.
b) İfâde gücü olan kimse kötü olan bir şeyi güzel göstermeye; güzel olan bir şeyi de
kötü göstermeye muktedirdir. İşte bu bakımdan, bu kimsenin sözü sihre benzer.” (Fahruddin erRâzî
(3), 1988: 261-262).
Sünbül-zâde Vehbî, Hz. Peygamber’in şiir ve sihir ile ilgili olan hadisini
Olundu Fahr-i ‘Âlem'den rivâyet
Beyâna sihr denmek şi’re hikmet
Sünbül-zâde Vehbî Divanı, K6/23
beytinde dile getirir. Aynı şair başka bir beytinde “Beyanım sihir içinde sihir, şiirim hikmetin ta
kendisi.” diye övünür:
Beyânım sihr-ender-sihr ü şi’rim ‘ayn-ı hikmetdir
Bu rütbe intisâbım var fünûn-ı şi’r ü inşâya
Sünbül-zâde Vehbî Divanı, K29/54
1514 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Dolayısıyla şairlerin beyana sihir, şiire hikmet demeleri Hz. Peygamber’in hadisine dayandırılmış
olmakta ve beyanın sihir, sözün hikmet olması şiir ve söz söylemede şair için ulaşılması gereken
bir hedef hâline gelmektedir. Bundan başka, sihrin bir aldatma sanatı olduğu da hatırlanmalıdır.
Füsun, efsane ve yalanlarla söze parlaklık verilip insanların duygu ve düşüncelerine istenilen yönde
etki etmek amaçlanır:
Füsûndan çün söze virdi fürûğ ol
Didi bir iki efsâne dürûğ ol
Celîlî, Husrev ü Şîrîn/883
Sözün sihir gücünü taşıması, sözü karşısındakini etkilemek için yalanlarla süslemenin
yanında sözünü ettiği kişi ya da varlığı göz boyayan, etkileyici sıfatlarla vasfetmek yani aşırı
övgülerle medhetmek ile de ilgilidir:
Kılı kıldan yarub vasfında anuñ
Akıtdı göñlini serv-i revânuñ
Bu sihrile mehi dîvâne kıldı
Bu şem’i Husreve pervâne kıldı
Ahmed-i Rıdvân, Hüsrev ü Şîrîn/887-888
Cadıların en başta gelen vasıflarından biri en kötüyü bile çeşitli söz oyunları ile medhederek
erişilmez bir mertebede tasvir etmeleri, böylece insanları sözle aldatmalarıdır. Bu durumu cadı
tasvirinin yapıldığı şu dizelerde görmek mümkündür:
Düzüp destân ile sözler yaraşık
İder keyvân-ı pîre mihri ‘âşık
Firîb ü sihr içinde itse ger güft
Kılurdı peşşe vü sîmürgi hem cüft
Virür itdürmege ‘âlem zinâsın
Ataya kızın oglına anasın
Göreydi Delletü’l-muhtâle anı
Kılurdı yâ ana yâ hâle anı
Kılaydı hîle ebvâbında fikr ol
İderdi mâzer-i eyyâmı bikr ol
Lâmiî Çelebi, Ferhâd ile Şîrîn/6675-6679
Klasik Türk şiirinde söz kutsaldır. Yaratılışın, Allah’ın kün emriyle gerçekleşmesi ve ilahî
kelamın varlığın başlangıcını oluşturması kuvvetli bir ihtimal olarak söze atfedilen kutsiyetin çıkış
noktasını oluşturur (Bkz.: Avşar, 2007: 166, 175). Bu bağlamda, büyük bir değer atfedilen söz
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1515
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
söyleme, şiir ve şairlik hakkında gerek şairler gerekse tezkire yazarları “sihir”, “mucize”, “vahiy”
kelimelerine ve bunlardan türetilen kelimelere sıklıkla yer verirler. Bu kullanımlar bir değer ifadesi
olmanın yanında sözün kaynağının doğaüstü olduğuna ve insan üzerinde olağanüstü etki yaptığına
işaret eder. Söz bazen vahiy, bazen sihir ve büyü; şair ise mucize gösteren sihirbaz ve vahiy
söyleyen büyücü olarak tarif edilir. Sözün büyülü oluşu içinde hikmetlerin oluşundan ve taraf-ı
ilahîden gelmesinden kaynaklanır. Fuzulî, Farsça Divan’ının ön sözünde sözün önemini onun
arştan gelmiş olmasına bağlar ve ona değerli bir inci gözüyle bakar:
Söze küçümseyerek bakılamaz.
Söz yüce arştan inmiş bir şeydir.
Dilimiz söze nasıl meyletmesin ki,
O inci tanesi özellikle her birimizin gönlü için inmiştir (Doğan, 2009b: 126).
Söz, Yunus Emre’ye göre Yaradan’dandır:
Söz karadan aktan değil yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil Hâlik avazından gelir
Yunus Emre Divanı, 42/3
Başka bir deyişle söz, ilham-ı Hak’tır. Nâilî’ye göre ârifin konuşması hikmetin özüdür, sözü
Allah’ın ilhamıdır. Şair ne İlhanlıların yıldız cetvelinden ne de usturlabdan söyler:
Suhen ilhâm-ı Hakdır nutk-ı ârif lübb-ı hikmetdir
Ne zîc-i İlhânîden ne usturlâbdan söyler
Nâilî Divanı, G83/2
Sözün arştan gelmesi, Yaradan’dan oluşu, ilham eseri ortaya çıkması onun kutsallıkla anılmasına
sebep olur. Nef’î’nin aşağıdaki beyitleri sözün kutsî ve ilahî oluşuna gönderme yapar mahiyettedir:
Bir güherdir kim nazîrin görmemişdir rûzgâr
Rûzgâra âlem-i gaybın armağanıdır sözüm
Ben ne Keşşâf’ım ne sâhib-keşf ammâ ma‘nâda
Mû-şikâf-ı nüktehâ-yı âsmânîdir sözüm
Nef’î Divanı, K1/2, 21
Mine Mengi, “Divan şiirinin başında da sonunda da mucize vardır. Çünkü şiir istidat yani
yetenekle ve ilhamla doğar. Yetenek de ilham da Allah vergisi olmaları nedeniyle olağanüstülük,
farklılık, fizik ötesi oluş ya da daha doğrusu kutsallık özelliklerine sahiptir.” (Mengi, 2009: 136)
sözleriyle şiirin kaynağı açısından klasik şiir geleneğimizde önemli bir noktaya değinir. Geleneğe
göre mana, tılsımlı gizli bir hazinedir. Şeyh Gâlib’e göre bu tılsımı açmak parlak fikirle değildir.
Zira akıl ve fikir sönük bir kandildir, onun ışığı gizli mana hazinesini ortaya çıkarmaya yetmez:
Fikr-i rûşenle değil feth-i tılısm-ı ma'nâ
Zâhir eyler mi bu gencîne-i pinhânı çerâğ
Şeyh Gâlib Divanı, K14/14
1516 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Nef’î ise kendisini büyücü olarak niteledikten sonra büyücülerden farklı ve üstün olan tarafını
söyler. Şairin üstadı, ilahî düşüncenin yaratmasıdır:
Nef’î-i sâhirim ki üstâdım
Sun’-ı endîşe-i İlâhîdir
Nef’î Divanı, Kıt’a-i Kebire1/1
Ahmet Paşa’ya göre şairin dilinde ilahî sırlar hazinesinin tılsımı vardır. Büyüklerin, mesela
şahın sohbet meclisinde şairin söze başlamasıyla bu tılsım açılır, ilahî sırlar ortaya çıkar:
Dilimden açmış idi bezm-i şâhî
Tılısm-ı genc-i esrâr-ı ilâhî
Ahmet Paşa Divanı, K4/4
Şeyh Gâlib’in
Söz olsa da menba’-ı kerâmet
Kur’ân’a nazîre olmaz elbet
Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk/40
beytinde dile getirdiği gibi söz kerametin kaynağı olarak görülür fakat buna rağmen onun Kur’an’a
benzemesi söz konusu değildir. İslam düşüncesine göre sözlerin en beliği Kur’an-ı Kerim,
insanların en beliğ ve en fasîhi ise Hz. Muhammed’dir. Elbette diğer bazı kitaplar ile meşhur
ediplerin eserlerinde de belagat vardır fakat bunların hiçbiri Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in
belagatındaki dereceye erişemez. Çünkü Kur’an’ın kaynağı vahiy, Hz. Peygamber’in sözünün
kaynağı da yerine göre ya vahiy ya da en üst düzeyde ilhamdır. Dolayısıyla bu ikisinin güzel ve
etkili söz söyleme noktasındaki mertebesine ulaşmak imkânsız olmakla birlikte sözünü onların
sözüne benzetmek, onlardan ders alarak onlar gibi söylemeye çalışmak mümkündür.
Her peygamber elçi olarak gönderildiği toplumun hayatında önem arz eden hususlarda
Allah tarafından mucizelerle donatılmış olarak gönderilir. Hz. Musa devrinde sihir ve kehanet
revaçta olduğu için Hz. Musa’nın sihirleri iptal eden asası gibi en önemli mucizeleri sihirle ilişkili
olarak gelmiştir. Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderildiği zaman ve mekân ise şiirin ve
şairlerin revaçta olduğu, şairlerin adeta kutsallıkla anıldığı bir dönemdir. Hz. Muhammed, güzel
sözün ve şairlerin itibar gördüğü bir toplumda yetişmiş, onlara elçi olarak gönderilmiştir. Kur’an-ı
Kerim, Peygamberimizin en büyük, en açık mucizesidir. Zira öyle bir belagat ve fesahatla gelmiştir
ki dönemin büyük şairlerine parmak ısırtmış, bir tek ayetindeki belagat Müslüman olmadığı hâlde
nicelerini secdeye kapanmaya sevk etmiştir. Hz. Muhammed, getirdiği ayetleri şiir şaibesi altında
bırakmamak için hayatında, bir iki istisna hariç, şiir söylememiş olmasına rağmen yine de şairlikle
suçlanmış, onun ilahî kelam olan vahye sadece bir tercüman olduğu gerçeği görmezlikten gelinmek
istenmiştir.
Lâmiî Çelebi, şiiri evliya makamı olarak görmekle birlikte ne kadar sihr-i mutlak olsa da
şiirin Kelâmu’llâh’ın derecesine ulaşamayacağını
O kim ‘ışk ile ney-veş pür-nevâdur
Didi şi‘ri makâm-ı evliyâdur
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1517
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Bu böyleyken girü iy şâh-ı ekber
Kelâmu’llâha olsun meylüŋ ekser
Ne deŋlü sihr-i mutlak olsa eş‘âr
Kelâm-ı mu‘ciz olur vird-i ebrâr
Lâmiî Çelebi, Ferhâd ile Şîrîn/1258-1260
sözleriyle dile getirir.
Kur’an-ı Kerim, belagat noktasında bir mucizedir. Kur’an’ın her bir ayeti ona
inanmayanları kendisiyle muarazaya, kendisine nazire yazmaya davet ettiği gibi dostlarını da
kendisine benzemeye teşvik eder. Müslümanlar için Kur’an’ın belagat ve i’cazı güzel ve etkili söz
noktasında varılacak nihaî hedeftir. Bu bağlamda, klasik şairlerin kendi söz ve şiirlerini zaman
zaman
Tûti-i mu‘cize-gûyem ne desem lâf değil
Çarh ile söyleşemem âyinesi sâf değil
Nef’î Divanı, G71/1
beytinde olduğu gibi vahiy, mucize, i’caz gibi ilk bakışta yakışık almayacağını düşünebileceğimiz
kelimelerle tavsif etmeleri çok görülmemelidir. Zira Kur’an, ayetlerin açık ve işarî manalarıyla
muhataplarını kendisine benzemeye sevk eder, güzel söz söylemeyi kendi belagatını örnek
göstererek teşvik eder. Bâkî’nin, Kur’an’a nazire yazmaya telmihte bulunan
Hak budur Bâkî nazîr olmaz bu mu’ciz nazmuña
Şi’re âgâz itseler şimden girü sehhârlar
Bâkî Divanı, G85/7
beytinde şair, kendi sözlerini nazirini yapmanın imkânsız olduğu mucize şiir görüp başka şairlerin
sözlerini sihir olarak niteler.
2. Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir
Estetik, varlıkların güzellik yönü üzerinde incelemelerde bulunan felsefe ağırlıklı bir bilgi
alanıdır. Felsefede ve özellikle güzel sanat alanlarında bir yaklaşım olarak kullanılan estetik,
varlıkların insanda uyandırdığı güzelliğe ait duygu ve düşünceyi araştırır. Dil denilen malzemeyi
kullanarak duygu ve düşünceleri estetik bir biçimde ifade etme sanatı olan edebiyatta “güzelin
seçilmiş kelimelerle güzel söylenmesi yönünde oluşan bir sonuç olarak estetikten söz edilebilir.
Söyleyişin güzel olması, zevk vermesi, söz ve mana sanatlarının kullanımı ise söz edilene ait
güzellikten doğmaktadır.” (Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü
(2), 2003: 407). Dolayısıyla edebiyatta herhangi bir varlık ya da kavramın “güzel”liğini anlatırken
seçilmiş, ona yakışan “güzel” kelimelerin kullanılması esastır. Her ne kadar güzellik algısı kişiden
kişiye, toplumdan topluma hatta aynı toplum içinde devirden devire farklılıklar gösterse de belli bir
edebiyat geleneğinde bunun bazı estetik temelleri bulunur.
Klasik Türk edebiyatında şiir, asırlarca işlenerek kıvamını bulan bir geleneğin ürünüdür.
Bu şiir geleneğinde sihir ve büyü ile ilgili kavram ve kelimelerin sıklıkla kullanıldığı görülür.
Sihirle ilgili kavram ve kelimelerin şiirde kullanılmaları şiiri daha etkili ve güçlü yapar. Sihir bir
anlamda güç elde etmek için yapıldığına göre sihir ve sihirle ilgili diğer kelimelerin şiirde sıklıkla
kullanılmasının bu kelimelerin şiire güç ve güzellik katacağı düşüncesinden ileri geldiğini
1518 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
söylemek yanlış olmaz. Doğrudan sihir ve büyüye işaret eden beyitler dışında klasik Türk şiirinde
sihir ile ilgili kullanımların daha çok sözün gücü ve sevgilinin güzelliği çevresinde kümelenmesi,
sihrin “güzel”in övgüsünde bir değer ifadesi olduğunu düşündürür. Bu durum şiir estetiği ile
bağlantılıdır. Klasik Türk şiiri estetiği içerisinde şairin şiirde ulaşmak istediği son nokta olan i’caza
giden yolunda bir estetik ölçüt de “sihir”dir. “Güzel” olarak nitelenen bir varlık ya da kavramın
insan üzerinde bıraktığı olağanüstü etki ve estetik hazzın bir çeşit sihir olarak algılanıp sihrin bu
durumda şiirde estetik bir değer ifadesi olarak kullanıldığını söylemek mümkündür.
Klasik Türk şiirinde şairin şiir ve sözün gücünden bahsederken, olağanüstü güzellik ve
özellikleriyle sevgiliyi vasfederken kullandığı dil, seçtiği kelimeler klasik Türk şiirinin asırlarca
işlenerek yükselen estetik temelleri ile yakından ilgilidir. Bu anlamda, güzelin sihir ve büyü ile
ilişkilendirilerek sâhir, sehhâr, câdû gibi kelimelerle vasfedilip ona ait durumların büyülü olarak
sunulması klasik Türk şiirinin estetik anlayışının bir sonucudur. Neşâtî’nin
Tarf-ı la'linde olan hâl-i siyâhın seyr it
Nigeh-i sihrini gör şive-i i'câzına bak
Neşâtî Divanı, G70/2
beytinde de dile getirildiği gibi sevgili, büyüleyici özellikteki güzellik unsurlarıyla birlikte tasvir
edilirken sihir ve i’caz terimlerine yer verilir. Demek oluyor ki güzel söz gibi sevgilinin
güzelliğinin de mertebeleri vardır. Sihir ve i’caz, bu mertebeleri ifade eden estetik birer terim
olarak karşımıza çıkar. Nef’î’nin
Gamze değil bu şu’bede-bâz-ı girişmedir
Sihri bitirdi şîve-i i’câza başladı
Nef’î Divanı, G126/3
beytinden anlaşıldığı üzre i’caz, sihirden üstün bir mertebeyi ifade etmektedir. “Güzel”in güzellikte
erişebileceği son noktası, şiirde “mucize göstererek insanı şaşırtma, aciz bırakma” anlamına gelen
i’caz terimiyle karşılanır: “… bir şiir terimi olarak i’câz, şairin şaşırtacak güzellikte, incelikte ve
zekice şiir söyleyerek dinleyeni şaşırtması, kendine hayran bırakması diye bilinir. Öyleyse i’câz;
şiirde bir estetik ölçüt; daha doğrusu şairin estetik beklentisi, amacı, şiirde ulaşmayı istediği son
nokta, en üst basamak olmalıdır.” (Mengi, 2009: 136). İ’caz başından beri klasik Türk şiirinde
estetik bir ölçüt olmasına rağmen her şair ve her dönemde ön planda olmamıştır. İ’caz ve onunla
ilgili kelimelerin klasik Türk şiirinde özellikle 17. yy.da Nef’î, Fehim-i Kadîm gibi Sebk-i Hindî
şairlerinin dilinde kullanım sıklığı kazandığı görülür. Bu durum, 17. yy.ın şiirde incelik ve ustalık
devri oluşuyla ilgili olduğu kadar bu devir şairlerinin farklı estetik arayış ve beklentiler içinde
olduklarının da göstergesidir (Mengi, 2009: 139-140).
İ’cazın aksine sihir, klasik Türk şiirinin altı yüzyıllık seyri içerisinde her asırda, hemen her
şairin söz konusu ettiği bir olgu olmuştur. Söz ve şiirin sihirle ilişkilendirildiği durumlarda
genellikle şair ya da tezkire yazarının söz, şiir ya da şairi övdüğü görülür. Şairin bir söz büyücüsü,
şiirinin de sihir olarak sunulması aslında söz ve şiir söylemede şairin ulaştığı ya da ulaşmak istediği
bir mertebenin ifadesidir. Herkes konuşur, söz söyler fakat herkes şair ya da edip olamaz. Şairlik,
insanda doğuştan var olan sözle ilgili birtakım istidatların terbiye, eğitim ve çalışma ile beslenmesi
sonucunda uygun şartlarda ortaya çıkar. Tıpkı ruhun her insanda olması fakat ruhsal gücünün
farkında olarak bunu çeşitli terbiye ve eğitimlerle geliştiren sihirbaz ve büyücülerin sihir ve büyüde
insani çabalarla ulaştıkları mertebe gibi şairlerin de doğuştan getirdikleri şairlik tabiatını
geliştirerek “tab’-ı sihr-âferîn” yani sözle büyüleyen tabiat dedikleri bir mertebeye ulaştıkları
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1519
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
İderse meded tab’-ı sihr-âferîn
Olam belki Firdevsî’ye cânişîn
Cinânî, Cilâü’l-Kulûb/294
Gelip şevke bu tab’-ı sihr-âferîn
Dedi kilk-i zâra hezâr âferîn
Keçecizâde İzzet Molla, Mihnetkeşân/2365
gibi beyitlerde ifadesini bulur. Bâkî’nin dediği gibi şairin büyücü tabiatına gönüller meyleder,
şiirinin şekerleri efsunludur:
Tab’-ı sâhir-pîşene Bâkî göñüller meyl ider
Şekker-i şi’r-i dil-âvîzüñ meger efsûnludur
Bâkî Divanı, Kıt.8/1
Dolayısıyla şairin sözünün sihir olması ile ilgili tabirler, şairin doğuştan sahip olduğu söz söyleme
yeteneğini insani çabalarla geliştirip söz söylemede elde ettiği etkileme gücünü ifade eden bir
mertebedir. Nef’î, benzersiz sözleri ile şiirde elde ettiği mertebeyi sihir ve i’cazın kıskandığını
Benim ol nâdire-gû şâir-i ma’nâ-perdâz
Reşk eder mertebe-i şi’rime sihr ü i’câz
Nef’î Divanı, K57/1
beytinde dile getirirken sihir ve i’cazın şairler için söz söylemede bir mertebe olduğunu ortaya
koyar. Neşâtî’nin
O suhan-perver-i yektâ ki revâdur olsa
Rütbe-i nazmı hased-gerde-i sihr ü i'câz
Neşâtî Divanı, K14/11
beytinde de görüldüğü gibi usta şairlerin nazımda geldikleri nokta, sihir ve i’cazın bile haset edip
kıskandığı çok yüksek bir mertebedir.
Geleneğe göre sihir, sadece şiirde değil hemen her sanat dalında yüksek bir mertebenin
ifadesi sayılan estetik bir ölçüt, bir değer ifadesidir. Bu bağlamda, mesela Evliya Çelebi’nin
Seyahatname’de güzelliği ve sanatındaki üstünlüğü karşısında hayran kaldığı birçok mimari yapıyı
“sihr-i i’caz”, “sihr-i mübin” sıfatlarıyla betimlediği görülür: “Ve mihrab kapusı öyle musannadır
kim gûya sihri icaz sihri mübindir.” (Evliya Çelebi Seyahatnamesi (10), 1938: 254) ve “Amma
bunda olan san’at sihri mübîndir.” (Evliya Çelebi Seyahatnamesi (10), 1938: 206) ifadeleri, sanat
eserinin insanda bıraktığı güzellik etkisinin sihir olarak nitelendirildiğini belirtir. Estetik bir ölçüt,
bir değer ifadesi olduğu anlaşılan sihir, güzeli etkili ve güzel bir şekilde anlatmada son derece
estetik ve güzel bir sözdür. Günümüzde güzel bir eser karşısında beğenimizi ifade etmek üzere
“Büyüleyici!” kelimesini kullandığımız gibi eski devirlerde sihir ve ondan türetilmiş kelimelerin bu
anlamda kullanılması insanın “güzel” karşısında aldığı estetik tavrın bir ifadesidir. Sihrin sanattaki
yüksek bir mertebenin ifadesi olarak estetik bir ölçüt olmasının yanında sanattaki üstün bir
mertebenin sihir olarak algılanıp o yönde değerlendirilmesinin bir gelenek hâlini aldığı, bu noktada
sihrin çoğu zaman gerçek değeri ifade etmeyen bir kalıp söz olduğu da göz önünde
bulundurulmalıdır.
1520 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
2.1. Sihrin Estetik Bir Değer Olarak Söz ve Şiir Ekseninde Ele Alınması
Sihir; mucizevî, mistik çağrışımlarıyla şaire olağanüstülüklerle donatılmış bir şiir gücünü
vaat eder. Bununla beraber sihir ile şiir arasındaki ilişki tek taraflı değildir. Şiir, sihrin gücünden
istifade ettiği gibi sihir de şiirin büyüleyici güç ve etkisini kullanır. Başka bir deyişle, güzel ve
etkileyici söz ya da şiir, büyü gücüne sahiptir. Bu gücün farkında olan kişiler sözün büyüleyici
etkisiyle olağanüstü işler yapabilirler. Bununla ilgili olarak mesela Empedokles’in bir şölen
gününde, kritik bir anda öfke patlaması içindeki bir adamı Homeros’tan tek bir dize okuyarak birini
öldürmekten alıkoyduğu anlatılır. Dize burada tılsıma benzer bir işlev görerek adamı tam
zamanında dönüştürür. Empedokles’in burada yaptığı, Paris büyü papirüslerinde de defalarca
uygulanan bir büyü pratiğidir. Peter Kingsley, “Coşkulara ahenk kazandırmak amacıyla şiirin bu
efsunlayıcı kullanımının Empedokles dönemi Pythagorascılar arasında yaygın bir büyü yordamı
olduğu” (Kingsley, 2002: 243-244)nu kanıtlar. Nedîm’e ait şu dörlükte şiir gücünün farkında olan
şair/âşık, sözüyle sevgiliyi etkiler:
Seni gördüm ki ol şûhun tutup tenhâca dâmânın
Meğer kim 'azm ederdin aşk-ı müşkil râz-ı pinhânın
Şetâretlerle gâhî güldürürdün la'l-i handânın
Ne sihr eylerdin ol şûha ne söylerdin Nedîmâne
Nedîm Divanı, Mus.38/5
Klasik şairlerden bazıları şiirlerinde sihir gücünü ifade eden mahlaslar kullanmışlardır. Bu
anlamda, klasik Türk edebiyatı geleneği içerisinde bir kavram etrafında toplanan mahlaslara örnek
teşkil eden Sihrî ve Sâhirî mahlasları dikkat çeker. Mahlas, şairin edebiyat adıdır ve rastgele
seçilmez. Ömer Faruk Akün’ün ifadesiyle “Rastgele seçilmeyen mahlasta şairin karakterini veya
önde gelen bir eğilimini yahut da gönlünde yaşattığı bir vasfı aksettirmesine dikkat edilir.” (Akün,
1994: 395). Latîfî Tezkiresi’nde Sâhirî mahlasını taşıyan Hamdi adında bir şair, “Şehr-i
İstanbuldan ümenâ kısmından şâ῾ir ü müverrih ve mu῾ammâ ve müverrih-i şâ῾ir-i sâhirdür. Ve bir
lafzdan bir nice ma῾nâ göstermege kâdirdür.” (Latîfî, 2000: 297-298) sözleriyle tanıtılır.
Görüldüğü gibi Sâhirî mahlaslı şairin en önemli vasfı “şâ῾ir-i sâhir” oluşu ve bir sözden nice anlam
çıkarmasıdır ki bunlar, onun mahlasının gereğidir. Sihir kelimesinden türemiş bir mahlası olmasa
da meslek ve yaşam tarzı itibarıyla sihirle yakından ilgili olan klasik şairler vardır. Tezkirelerde
Müneccim-zâde’den remil ve yıldız ilmini öğrendiği (Latîfî, 2000: 263) bilgisine yer verilen Zâtî,
sözünü ettiğimiz şairler arasında en önemlisidir. Beyazıd Camii avlusunda açtığı küçük bir remil
dükkânında remil falına bakıp muska yazarak hayatını kazanan Zâtî’nin remil ile uğraşması, bir
anlamda “remmâl” mahlasıyla tanınmasına sebep olmuştur. Kulakları az işiten Zâtî’nin Ali Paşa’ya
sunduğu kasidede Zâtî mahlasıyla birlikte “remmâl” ve “sağır, işitmez” anlamında “asamm”
mahlaslarının bulunduğu, dolayısıyla bu şiirin mahlas beytinde şairin üç mahlasa birden yer verdiği
anlatılır (Âşık Çelebi (3), 2010: 1581).
Sihir kavramıyla ilgili olan bu mahlasların tercih edilmesinde sözün sihir ve büyü kabul
edilmesinin etkisi büyüktür. Klasik Türk şiirinde şair; sâhir-i nazm, sâhir-i suhan perdâz, şâir-i
mâhir-i sihr-sâz ve şâir-i sihr-âferîn olarak vasıflandırılır. Şairin sözü yani şiir de efsundur. Sözün
sihirle ilişkilendirilmesinde Ahmet Paşa’nın
Beyânda sihr eden câdû-yı üstâd
Bu söz sihrine şöyle urdu bünyâd
Ahmet Paşa Divanı, K4/1
beyti, usta şairleri söyleyiş gücüyle söz sihrinin temellerini atmakla tavsif ederken
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1521
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Ola Sa'di gibi sözüm Bûstân
Nice Bûstân belki câdûstân
Ahmet Paşa Divanı, K2/67
dizeleri farklı bir terimle ortaya çıkar. Güzel, etkileyici ve kalıcı söz câdûstân terimi ile karşılanır.
Sadi-i Şirazî’nin Bostan adlı eseriyle kafiye yapılan câdûstân kelimesi orijinal bir buluştur. Benzer
bir kullanım Nedîm Divanı’nda görülür. Kalem cadısı efsun okur, sayfa bir anda Hârûtistân olur:
Safha bir lahzada hârûtsitân oldu yine
Turfa efsûn okudu bu kalem-i câdû-fen
Nedîm Divanı, K2/3
El değmemiş, ter ü taze fikirler şairin gizli mana hazinesidir. Şair, fikirlerini en sonunda bir
esere dönüştürerek bu gizli mana hazinesinin tılsımını açar:
Efsûnu bikr-i fikrimin âhir edip eser
Açdım tılısm-ı ma'nîyi genc-i nihân gibi
Şeyh Gâlib Divanı, K13/8
Mana bazen deryaya benzetilir. Bu tılsımlı mana deryasının dalgaları kılıç tılsımı olarak tavsif
edilir:
Nice deryâ ki tılısm-ı ma'nâ
Mevcesi tîg-ı-tılısm olmış ana
Nev’îzâde Atâyî, Sohbetü’l-Ebkâr/405
Şiir sanatında sihir denilen mertebenin ne olduğu, ne yapılırsa bu mertebeye ulaşılacağı
sorusuna yönelik olarak şairlerin kendileri bazı görüşler ileri sürerler. Öncelikle, şiirde önceki
şairlerin ulaşamadıkları noktalara varmak, yeni sözler söyleyerek yeni icatlar yapmak sihir olarak
nitelendirilir:
Nâ-resâ mısra’-ı bercestemize çûb-ı Kelîm
Kâdir-i sihr-i nev-îcâd ki derler o biziz
Şeyh Gâlib Divanı, G122/3
Ayrıca eski kıssaların ibarelerini yenileyerek söze canlılık vermek de sihir olarak görülür:
Çü düzdüñ kıssa-i Şîrîn ü Husrev
Kühen destân-ı çarhı eyledüñ nev
İdüb sihrile tecdîd-i ibâret
Gene buldurduñ ol söze tarâvet
Ahmed-i Rıdvân, Hüsrev ü Şîrîn/4880-4881
Çok anlamı bir şekle sokup kısa ve öz söylemek, şairlik tabiatına has bir sihirdir:
1522 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Evsâfına had yok tutalım sihrile tab’ım
Bin ma’nîyi bir şekle koyup muhtasar eyler
Nef’î Divanı, K11/40
Sihirbaz ve büyücülerin insanların duyularına hitap ederek onlara gerçekte olmayan çeşitli
hayaller göstermeleri gibi şair de söz ve mana oyunları ile muhatabın zihninde olağanüstü hayaller
oluşturur. Böylece şair, usta bir sihirbaz gibi göz boyar, kelimelerle insanları etkiler:
Ben turfa rind-i şu’bede-bâz-ı tahayyülüm
Ma’nâ-yı sihr ü sûret-i i’câzdır sözüm
Nef’î Divanı, G78/2
Şair söz söylemede hayal büyücüsüdür:
Biz Nâ’iliyâ sözde füsûnkâr-ı hayâliz
Elfâzda peydâ dil-i ma’nâda nihânız
Nâilî Divanı, G135/8
Şair; su gibi akıcı, ateş parçası gibi yakıcı mazmunlar göstermesiyle bir büyücüdür. Bu söz
büyücüsü, şiirde sihir davası etse şaşılmaz:
Edâsı âb içinde yer yer âteş-pâre mazmûnlar
Acep mi etse Nef’î nazm ile da’vâ-yı sehhârı
Nef’î Divanı, K49/46
Âteşin lehçeyle şi'r-i âbdârum görmeyen
Tarz-ı sihr ü şîve-i i'câz bilmez neydügin
Neşâtî Divanı, G96/5
Son olarak, söz ya da şiirin sihir olarak nitelenmesinde en önemli husus, sözün muhatap
üzerindeki karşı konulmaz etkisidir:
Ne gûne sihr idi âyâ o beyt-i pür-te'sîr
Ki bir senin gibi ser-keş perîyi etdi şikâr
Nedîm Divanı, K6/34
Nef’î, sözünün sihriyle gamı şevke dönüştürüp zehri tiryak yaptığını iddia ederken beyandaki sihrin
nasıl gerçekleştiğine de işaret eder:
Nazmımızla n’ola kılsak gamı şevka tebdîl
Zehri ey Nef’î biz efsûn ile tiryâk ederiz
Nef’î Divanı, G48/5
Neşâtî’ye göre güzel sözün başlıca özelliği hoş tabiatlı ve korkusuzca söylenmiş olmasıdır.
Zira şairin beyandaki sihrini ve gösterdiği i’cazı herkes anlayamaz:
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1523
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Söz Neşâtî böyle hoş-tab'âne bî-pervâ gerek
Şâ'irüñ i'câz ile sihr-i beyânın kim bilür
Neşâtî Divanı, G24/5
Şair sâhirdir, sihirle beyan ipeği üzerine mana incileri dizer:
Benim ol şâ’ir-i sâhir ki tab’ım sihr ile gâhî
Ma’ânî yerine dürler dizer silk-i beyân üzre
Nef’î Divanı, K6/45
Şairin kalemi, memduhun övgüsünde şaşılası cadılıklar yapar, siyah mürekkebi ile adeta söz
gerdanlığına inciler dizer:
Ne câzûluklar eder gör medâyihinde kalem
Ki düzdü âb-ı siyehden nizâm-ı ıkd-ı le'âl
Ahmet Paşa Divanı, K22/46
Nef’î’ye göre, şairlik tabiatı övdüğü kişinin vasıflarına alışık olursa ya da o vasıfları iyi bilirse o
kişinin vasıflarını sayıp onu överken hayret verici sihirler ortaya çıkarır:
Ne sihr eyler yine gör vasf-ı zât-ı bî-nazîrinde
Hele tab’ım biraz evsâfa olsun i’tiyâd üzre
Nef’î Divanı, K44/39
Fehîm-i Kadîm, şiirde mucizeler gösteren mertebesini “büyü dolu şairane bir bakış” olarak
nitelediği sevgilinin gözlerine borçlu olduğunu
Fehim'i itmege ic
câz-ı nazm ile mümtâz
O pür-füsûn nigeh-i şâc
irânedür bâc
is
Fehîm-i Kadîm Divanı, G23/7
beytinde ifade eder. Sözleri ile mucize gösteren şair, sevgilinin gözünü vasfedip dinleyeni büyüler:
Çeşmüñi vasf eyleyüp sihr eylemiş mu‘ciz Fehîm
Şekl-i efsûnıyla bir âhû-yı câdûdur demiş
Fehîm-i Kadîm Divanı, G143/5
Geleneğe göre şair, gözün sihir ve i’caz öğretmesiyle şiirde ustalık kazanır:
Sihr ü ic
câzı Fehimâ eylese tac
lim o çeşm
Sâhir-i muc
ciz-nümâ bir şâc
ir-i üstâd olur
Fehîm-i Kadîm Divanı, G80/7
Şairler kendi sözlerinin “sihr-i beyan” olduğunu iddia edip söz söylemedeki bu
mertebeleriyle diğer şairlerden üstün oluşlarıyla övünürler:
Âferîn Nef’î yine tab’-ı gazel-perdâzına
Penc-beytin nüsha-i sihr-i beyândır her biri
Nef’î Divanı, G132/5
1524 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Ahmedî’nüñ sözidür sihr-i beyân
Dahılar sözi yalan kıssa ayân
Ahmedî, İskender-nâme/7331
Fehîm-i Kadîm, sözünün gücüne sonuna kadar inanan güçlü bir şairdir. Şair, sözünü sihir
değil mucize olarak niteler. Sözlerinin Tûr Dağı’nda Allah ile konuştuğu için Kelîm sıfatıyla anılan
Hz. Musa’nın mucizesi olduğunu iddia eder. Dolayısıyla mucize sihirden ne kadar uzaksa şaire
göre, sözlerinin sihre nisbet edilmesi o kadar uzaktır:
Sözlerüm nüsha-i i‘câz-ı Kelîm oldı Fehîm
Dûrdur nisbet-i sihrî suhan-ı pâkümden
Fehîm-i Kadîm Divanı, G236/8
Bâkî’ye göre, başkalarının şiirini sihr-i mübin farzetsek bile, Bâkî’nin sözü şiir değil
Mesih’in sözüdür:
Serverâ şi’r degül nutk-ı Mesîhâdur bu
Tutalum gayrılar eş’ârı ola sihr-i mübîn
Bâkî Divanı, K26/28
Fehîm-i Kadîm, sözlerinde Rûhü’l-kuds yani Hz. Cebrail’in nefesinin dalgalanmasını,
sözünün Hz. İsa’nın sihir ve mucizesi oluşuyla ilişkilendirir:
Mevc-hîz eyler dem-i Rûhü’l-kuds her dem Fehîm
Sihr-i ‘câz-ı Mesîhâ’dur kelâm-ı pâkümüz
Fehîm-i Kadîm Divanı, G128/7
Şair sözünü sihirle süsler, kelamını fesahat ve belagattan mucize eder:
Benem ol şâ‘ir-i kâdir-beyân-ı sihr-pirâ kim
Kelâmum eyledüm muc
ciz fesahatle belâğatden
Fehîm-i Kadîm Divanı, K15/30
Şair, mucize sözlü büyücü olduğu için füsun ve efsaneye meyletmemesi ile övünür:
Sâhir-i mu‘ciz-kelâmuz şâ‘ir-i şûhuz Fehîm
Ne füsûna râgıbuz ne mâ’il-i efsâneyüz
Fehîm-i Kadîm Divanı, G134/5
Benim ol şâ’ir-i mâhir benim ol münşî-i sâhir
Ki tab’-ı pür-füsûnum lâl ü hayrân etdi dünyâyı
Sünbül-zâde Vehbî Divanı, K34/45
beytinde büyücü tabiatıyla usta şair, büyücü nasir olup dünyayı kendine hayran bırakarak dilsiz
kıldığını iddia eden şairin bir duası vardır. Allah’tan şiirini sihr-i mübin, sözlerini sağlam etmesini
ister:
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1525
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Fünûn-ı şi’rimi sihr-i mübîn et
Mütûn-ı şerh-i güftârım metîn et
Sünbül-zâde Vehbî Divanı, K1/54
2.1.1. Sihr-i Helal
Klasik Türk şiirinde sözün güzelliği, etkileyiciliği ve sihirle ilişkisi bağlamında “sihr-i
helal” tabirine yer verilir. Sihr-i helal, genellikle bir edebi sanat olarak bilinir ve tarif edilir: “Beyt
ve söz arasında hem evvelki kelimelerin tamamlayıcısı, hem de sonraki kelimelerin mukaddimesi
hükmünde bulunacak bir lâfz veya terkip irad etmek sanatına verilen addır.” (Pakalın (3), 1983:
214). Tahir Olgun’un güzel söz makamında da kullanıldığını ifade ettiği sihr-i helal, “İbare
arasında hem üst tarafına hem de alt tarafına bağlanabilecek söz” (Olgun, 1936: 118) söyleme
sanatının adıdır. Şemseddin Sami’ye göre sihr-i helal yani haram olmayan büyücülük “Şi’r ü
fesahât gibi insanı meftûn eden hüner.” (Şemseddin Sami, 1999: 711)dir. Sonuçta sihr-i helal, her
iki tarafa bağlanması mümkün olan bir ibarenin ruha hoş gelmesi hâli olarak tanımlanabilir. Edebi
sanat olmasının dışında, sihir şiirde estetik bir ölçüt olduğu gibi sihr-i helal de estetik bir değer ve
ölçüt olarak şiirde önemli bir kullanıma sahiptir. Aşağıdaki beyitler bu duruma örnek olarak
verilebilir:
Devâtım oldu Çeh-i Bâbil ü sözüm efsûn
Füsûnger-i kalemim arz kıldı sihr-i helâl
Hayâlî Divanı, K10/21
Ey Mesîhî el götür eyle du’â ol servere
Kim tamâm ola bu efsûn-ı hak u sihr-i helâl
Mesîhî Divanı, K13/30
Şi’r-i hikmet-eseri râz-küşâ-yı i’câz
Tavr-ı inşâ-yı füsûn-perveridir sihr-i helâl
Sünbül-zâde Vehbî Divanı, K24/15
Kapın harîmi Şeyhî’ye beytü’l-haramdır
Medhinde tan mı ger sözü sihr-i helâl ola
Şeyhî Divanı, Mus.1/7, 9-10
Egerçi dîn-i Ahmed'de harâm oldu velî
Vasf-ı gamzende sözüm sihri halâl oldu yine
Ahmet Paşa Divanı, G292/4
Sihr-i helal, estetik bir ölçüt olarak zaman zaman i’caz ile birlikte ya da onu çağrıştıracak
şekilde kullanılır. Etkileyici, güzellikte büyüleyici şiir, sihr-i helal ile nitelendirilir. Şeyh Gâlib,
sözün kaynağı olan sâkîye seslendiği
Sâkî kanı ol sihr-i helâl eylediğin
Bir mâhı bölüp sekiz hilâl eylediğin
Bir neş’e idi hak bu ki i’câza yakın
Mestâneye bahş-ı portakal eylediğin Şeyh Gâlib Divanı, Kıt.50
1526 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
dizelerinde sihr-i helalin i’caza yakın bir mertebe olduğunu ifade eder. Fakat klasik Türk şiirinde
şairlerin ve tezkire yazarlarının sözün güzelliği ve etkileyiciliği vasfında bir övgü ve değer ifadesi
olarak yer verdikleri, bu bağlamda estetik birer ölçüt olduğunu düşündüğümüz sihr-i helal, sihir ve
i’caz terimlerinin çoğu zaman gerçek değeri bildirmekten uzak, kalıplaşmış ifadeler oldukları
görülür.
2.2. Sihrin Estetik Bir Değer Olarak Sevgili Ekseninde Ele Alınması
Klasik Türk şiirinde dış dünyadaki güzelliklerin yanı sıra insan doğasındaki güzellikler de
söz konusu edilmiştir. İnsan güzelliği bağlamında sözü edilen güzellik, soyut ve ideal bir güzellik
olarak karşımıza çıkar. Klasik Türk şiirinde güzellik, aşkı ortaya çıkaran bir unsur konumundadır.
Güzellik olmasa aşk olmaz. Aynı şekilde, 20. yy. halk şairi Âşık Veysel’in “Güzelliğin on par’
etmez/ Bu bendeki aşk olmasa” dediği gibi aşk da olmasa güzellik bilinmez. Özellikle tasavvuftaki
tecellî kuramını işleyen beyitlerde aşk, güzelliğin ortaya çıktığı bir ayna olarak görülür:
Kendi hüsnün hûblar şeklinde peydâ eyledin
Çeşm-i âşıkdan dönüp seyr ü temâşâ eyledin
Lâedrî
Klasik Türk şiirinde ortaya konan sihir olgusu en fazla sevgili ve başta sevgilinin câdû
gözleri olmak üzere onun güzellik unsurları çevresinde gelişir. Âşık, sevgilinin gözü sihriyle
meshurdur, büyülenmiştir. Sevgili; saçı, kâkülü, göz ve gamzesiyle hileli bir büyücüdür:
Zülfi sâhir turrası tarrâr şuh-ı şîvekâr
Çeşmi câdû gamzesi mekkâr dirseñ işte sen
Bâkî Divanı, G380/4
Sevgili; aşk ilinin sultanı, aşk bahçesinin gülüdür. Gözleri sihr-i mübin, sözü sihr-i
beyandır. Sadece onun özellik ve güzelliklerini söylemek bile büyüdür. Şair, güzeller güzeli olan
sevgiliyi övmeyi kendine amaç edinir. Söz konusu olan ister beşeri isterse ilahî aşk olsun şairin şiir
yazmak, hele hele gazel söylemekten muradı büyük ölçüde sevgiliyi övmektir. Sevgilinin
övgüsünde kullanılan klişeleşmiş benzetme ve ifade kalıpları hemen her şairce kullanılmakla
birlikte usta şairlerin elinde klişelerin de özgün bir havaya büründüğü görülür. Sevgilinin
güzelliğini sihir ve ona bağlı kavramlarla işlemek de böyledir. Nesîmî, ilahî aşkı konu edinen şu
beytinde Allah ya da mürşit olarak düşünmemiz mümkün olan sevgiliyi
Gözlerin sihr-i mübîndir ey cemâlin lem-yezel
Lâ-yezâli nûr anundur cânım anun pâresi
Nesîmî Divanı, G438/6
dizeleriyle anlatırken sevgilinin gözlerini “Gözlerin sihr-i mübindir.” sözüyle tarif eder. Nev’îzâde
Atâyî ise sevgiliyi “Gamzesi fitne, iki gözü büyücü” şeklinde vasfeder:
Kaşları gurre ruhı tâze bahâr
Gamzesi fitne dü çeşmi sehhâr
Nev’îzâde Atâyî, Sohbetü’l-Ebkâr/1025
İnsan vücudunda güzelliğin en belirgin şekilde kendini gösterdiği uzuv yüzdür. Klasik
Türk edebiyatı metinlerinde ve özellikle de şiirde sevgilinin güzellik unsurlarından göz, kirpik ve
kaş çoğu kez sihir ile ilişkilendirilir ve gözden çıkan bakış (gamze) da büyülü olarak nitelenir.
Sevgilinin güzellik unsurları olan göz, kaş ve kirpiğin büyülü olarak sunulmasının temel nedeni
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1527
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
âşığın sevgilisini bütün güzellerden üstün tutması, hepsinden daha özellikli bulması ve ona ait olan
her şeyi kutsallaştırıp yüceltmesidir demek yanlış olmaz. Yani güzellerin kaşı, gözü güzeldir ama
sevgilinin kaşı, gözü hepsinden güzel ve etkileyicidir. Güzellerin bakışı etkileyicidir ama sevgilinin
bakışı etkileyiciliğin ötesinde büyüleyicidir, âşığın aklını başından alır, gönlünde sabr u karar
bırakmaz. Nâilî’nin de dediği gibi sevgilinin hat ve hâlini bir güzel tasvir eden Bihzad bile sıra
füsun ve fitneye geldiğinde ne yapacağını şaşırır. Sevgilinin güzellik unsurlarının hepsinin toplamı
olan büyüleyicilik, onun en önemli vasfıdır ki tasvire gelmez:
Ne sûret kim çekersin cân bağışlarsın Mesîh-âsâ
Olur hayrân-ı kârın mûşikâfân-ı yed-i beyzâ
Bu san'atde ne Erjeng ü ne Mânîdir sana hemtâ
Güzel tasvir edersin hatt u hâl-i dilberi ammâ
Füsûn u fitneye geldikçe ey Bihzâd n'eylersin
Nâilî Divanı, Mus.8/6
Sevgilinin gözleri şuh dudaklarıyla konuşmaya bir başladı mı kirpiklerinin her
kıpırdanışı bir füsun nakşı oluşturur:
Leb-i şûh-ı nigâh-ı çeşmin oldukça terennüm-sâz
Eder her cünbiş-i müjgânı bir nakş-ı füsûn peydâ
Nâilî Divanı, G1/4
Gamzeleri cünuna, her işvesi bin füsuna sebep olur:
Ey gamzeleri cünûna bâ'is
Her işvesi bin füsûna bâ'is
Nâilî Divanı, G28/1
Klasik şiirin ve onun dayandığı geleneğin en usta sihirbazı, en güçlü büyücüsü şüphesiz
sevgilidir. O, güzellik ülkesinin sultanı bir güneştir. Dolayısıyla güzelliğini oluşturan her şey,
bakış, duruş, konuşma, hatta susma âşık üzerinde büyüleyici bir etki bırakır. Böyle olmakla birlikte
sevgilinin güzellik unsurlarından gözün, sihir ve büyü bağlamında çok önemli bir yeri olduğu
görülür. Öyle ki göz ya da çeşm kelimeleri çok sıklıkla sâhir, sehhâr, câdû, câzû, fettân kelimeleri
ile birlikte kullanılır, böylece gözün etkileyiciliği ve büyüleyici özellikteki güzelliği vurgulanmış
olur. Bu bağlamda, adeta sevgilinin gözleri ile özdeşleşmiş olan özellikle câdû ve câzû
kelimelerinin edebiyatta “çok güzel göz” için kullanılan mecazi anlam kazanmış birer kelime
olduğu hatırlanmalıdır (Bkz.: Devellioğlu, 1997: 121; Onay, 1996: 150). Bununla birlikte
sevgilinin gözlerinin sihir bağlamında işlenmesi sırf güzeli ve güzelliği ortaya çıkarmak için
olmayıp aynı zamanda sihir ve büyünün çağrıştırdığı çok çeşitli inanış, kavram ve hayallerle şiirin
anlam yelpazesini genişletmek amacını da taşır. Gerçekten sihir ve büyü paralelinde işlenen aşk,
âşık, rakîb, gönül, vb. şiire farklı çağrışımlar ve zengin bir hayalin kapısını aralar. Bu açılım şiir
açısından önemlidir.
Göz, sâhir yani sihirbazdır. Bir sihirbaz ya da büyücüye atfedilen her türlü sihir ve büyüyü
gerçekleştirir. Bu bağlamda göz; câdû göz, câdûvâne göz, gözleri sahhâr, çeşm-i sehhâr
örneklerinde olduğu gibi sihirle ilgili kelimelerle birlikte anılır. Sevgilinin gözü sihirbaz ve cadıya
benzetilir, belki göz bizzat bir sihirbaz ve cadı olarak sunulur. Göze yüklenen anlamların hepsi
sevgilinin kendisi için de söz konusu olduğundan parça-bütün ilişkisi çerçevesinde mecaz-ı mürsel
sanatına başvurulduğu görülür. Böyle olunca sevgilinin gözlerinin güzelliği ile ilgili birtakım
1528 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
fiziksel tasvirler ile gözün etkisi ve gücü bağlamında ortaya konan çeşitli düşünceler büyük ölçüde
sihir ve büyü terminolojisi etrafında şekillenir. Kaşgarlı Mahmud; büyü, sihir anlamına gelen
“yalwı”yı açıklarken büyücüye “yalwıçı” dendiğini söyler ve bununla ilgili olarak bir dörtlüğü
zikreder:
“Yalwın anınğ közi
Yelkin anınğ özi
Tolun ayın yüzi
Yardı meninğ yürek”
“Onun gözü büyülüdür. Onun özü konuktur. Yüzü ayın ondördüdür. Benim yüreğimi
parçaladı.” (Kâşgarlı Mahmud (III), 2006a: 33). Bu parça, Eski Türk şiirinde de sevgilinin
gözünün büyülü ya da büyücü olarak nitelendirildiğini göstermektedir.
Şairin “Bu hatâyî gözüni sihre kılurlar nisbet” (Kadı Burhaneddin Divanı, G171/3-1)
dizesiyle ortaya koyduğu gözün sihre nisbet edilmesi, sanatsal ve şiirsel bir açılım sağlar çünkü
gerçek ve mecazi sihirle ilgili birçok anlam katmanını şiire taşımasıyla büyük bir anlam
zenginliğini beraberinde getirir. Sevgilinin gözü tasvirini Şeyh Gâlib “İki çeşm-i câdû efsun okur,
önlerindeki rahle de kaşlardır.” şeklinde okuma ve efsun kavramları etrafında söylediği
Efsûn okur iki çeşm-i câdû
Pîş-i nigehinde rahle ebrû
Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk/345
beytiyle tablolaştırır. Bakışı meclisin gözü olan sâkîye, gözleri kadehe benzeten Nedîm, füsun ve
fitneyi sâkînin elinde iki kadeh olarak tasvir eder:
Nigeh ki sâkî-i ter-dest bezm-dîdesidir
Füsûn u fitne iki câm-ı der-keşîdesidir
Nedîm Divanı, G27/1
Gözün sihre nisbet edilmesi bir şiir geleneği olarak çok eskilere dayansa da şairin kendisi
de bu etkiyi merak etmekten kendini alamaz, bakışın büyüleyici etkisinin kaynağını sorar:
Eser-i sihr ü füsûn-sâzî-i teshîr-i nazar
Çeşmgâhında mı sehhâr nigâhında mıdır
Sünbül-zâde Vehbî Divanı, G72/2
Göz, yaptığı sihirle sâhir yani büyücü olur. Şüphesiz gözün sihri, güzellik ve
etkileyiciliğine işaret eden bir mecazdır:
Dehânum hokka-i dürr [ü] gevâhir
Olupdur gözlerüm sihr ile sâhir
Ûdî, Mâ-cerâ-yi Mâh/447
Ne sihr eyler o sâhir göz ki kaşuñ aña mâyildür
Ne nükte söyler ol leb kim dehânuñ aña kâyildür
Emrî Divanı, G160/1
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1529
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Bununla birlikte sâhirin dinen kâfir sayılmasına paralel olarak sevgilinin sihirbaz ve fettan olan
gözleri de kimi zaman acımasız oluşuna işaretle kâfir sıfatıyla nitelenir:
Eğerçi gâlib olmaz bir müselmâna iki kâfir
Beğim sâhir durur sâhir senin bu çeşm-i fettânın
Necâtî Beg Divanı, K13/8
Sihir ve büyü İslam dinine göre haram olmakla birlikte gözün sihre nisbet edilmesi güzelliğe ve
etkileyiciliğe işaret eden bir mecaz olduğu için helaldir. Şair, gözün sihrinin helal olduğunu
Yârun biline key bahıcağaz hayâl imiş
Sihri şol iki câdû gözinün helâl imiş
Kadı Burhaneddin Divanı, G312/1
dizeleriyle ortaya koyar. Sihr-i helal olarak adlandırılan gözün büyüsü kişide akıl bırakmaz:
Yahın zemânda komadı gözi gişide us
Sihr-i helâli var dir isem dûr olmaya
Kadı Burhaneddin Divanı, G835/4
Sevgilinin gözü üstüne gazel söylemek şairlerce ayrı bir efsun, sihir olarak görülür:
Bir gazel tasnîf kıldum çeşm-i dil-ber üstine
Zâtî'yâ 'âlemde efsûn okıdum sihr eyledüm
Zâtî Divanı, G1001/5
Gözün vasfında söz söylemek “sihr ü beyan” olarak nitelenir:
Çeşminde gerçi sihr ü beyân söylerim sana
Vasf-ı lebinde sıhhat-ı cân söylerim sana
Şeyh Gâlib Divanı, G11/1
Gözün sihir, büyü ve fitnede eşsiz oluşu metinlerde sık sık dile getirilir. Gözün sihir
fenninde ustalığı ve öncelikli oluşu “çeşm-i sihr-âmûz” yani sihir öğreten göz vb. sözlerle ifade
edilir. Füsun ve fitnede gözün benzeri başka bir fettan yoktur:
Füsûn u fitnede çeşmüñ nazîri fettân yok
Niteki hâl-i siyâhuñ lebüñde bir dâne
Emrî Divanı, G492/2
Câdû göz, binler efsun bilen usta bir büyücüdür. Öyle ki simya bilenler bu bilginin birine bile
erişememiştir:
Hezâr efsûn ider câdû gözün ki
Birisin bulmamışuz sîmiyâdan
Kadı Burhaneddin Divanı, G578/4
Sevgilinin gözü, okunu atıp yayını göstermeyen bir büyücüdür. Şaire göre onun yaptığını
sihirbazlar yapamaz:
1530 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Gözün bir sihr eder kim sâhir etmez
Ki okun attı yayın zahir etmez
Ahmet Paşa Divanı, Kıt.7/1
Öyle ki sihirbazlar dahi nergise benzetilen sevgilinin güzel gözünden efsun öğrenir:
Nergisin sihrinden efsûn öğrenir sâhir dahi
Düşmesin zünnâr-ı zülfün bendine kâfir dahi
Ahmet Paşa Divanı, G323/1
Büyücü göz, büyülü bakış sihri de kendine meftun eder:
Nice ben çeşm-i füsûn-kârına dil virmeyeyim
Sihri de eyledi meftûn nigeh-i sehhârı
Fehîm-i Kadîm Divanı, G277/2
Sevgilinin gözünün sihri bütün büyücülerin sihrinden fazladır. Şaire göre bunu işiten Hârût,
utancından yere geçmiş, başını aşağı eğmiştir:
Gözüñ sihri kamu sehhâr sihrinden füzûn olmış
Anı Hârût işitmiş yire geçmiş ser-nigûn olmış
Zâtî Divanı, G602/1
Görüldüğü gibi beyitte hem sevgilinin büyüleyici güzellikteki gözleri mübalağa ile övülmüş hem
Hârût’un kıssasına telmih yapılmış hem de Hârût’un Babil kuyusunda başaşağı duruşu hüsn-i ta’lil
ile sevgilinin gözü sihrinin üstünlüğü karşısında utanıp yere geçmesine bağlanmıştır. Nesîmî’nin
dediği gibi Hârût ve Mârût’un Babil kuyusunda asılmış olmaları gözün sihrindendir dense yeridir:
Gözün sihrinden ol Hârût u Mârût
Asılmış çâh-ı Bâbilde yeridir
Nesîmî Divanı, G113/3
Sevgilinin gözündeki sihir, bulunduğu yeri Babil yapar:
Kûyında gözi sihrini Hamdî görüp eydür
Dünyâda meger memleket-i Bâbil iki oldı
Hamdî Divanı, 184/6
Bundan dolayı olsa gerek, Babil Kuyusu’nda Hârût ve Mârût daha yokken âşığın can ve gönlü
sevgilinin gözleri sihriyle büyülenmiştir:
Çâh-ı Bâbil'de dahı Hârût u Mârût olmadın
Gözlerüñ sihriyile cân u göñül meshûr idi
Hamdî Divanı, 178/5
Sevgilinin güzellik unsurları arasında gözün etkileme gücü diğerlerinden fazladır. Bu
durum zaman zaman sihirle ilişkili olarak dile getirilir. Mesela yine göz ve bakışla ilgili olan gamze
de sihirbaz olarak nitelenmekle birlikte gözün sihirle gamzeyi bile kendine itaat ettirdiği, başka bir
deyişle sihirbaza sihir yaptığı dile getirilir:
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1531
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
Gamzeŋi sihr ile çeşmüŋ râm idübdür kendüye
Gör nice câdûdur ol kim sâhiri meftûn ider
Ca‘fer Çelebi Divanı, G26/2
Gözün füsunla gamzeye naz yapmayı öğretmesi de yine sihirbaza sihir öğretmek
kabilinden olmakla güzellik unsurları arasında gözün üstünlüğüne işaret eden bir durum olarak
sunulur:
Gamzene ta’lim-i nâz eyler füsûn ile gözün
Sâhire sihr öğretir ol nergis-i şehlâyi
Ahmet Paşa Divanı, G54/13
Sevgilinin yüzü parlak bir güneştir, yüze dökülen saçlar hüsn-i ta’lil ile sihirbaz gözün
saçlara sihir öğretmesi sonucu gece gündüz güneşi koynuna alması olarak yorumlanır:
Hey ne sâhirdir gözün kim zülfüne ta'lim ede
Sihr ile her rûz u şeb hurşîd-i rahşân kocmaga
Ahmet Paşa Divanı, G290/2
Gözün kirpikler ve kaşlarla bütünlenen fiziksel yapısı ve klasik Türk şiiri geleneği içinde
kaşların yay, kirpiklerin oka benzetilmesi, câdû gözün sihir yapmasına bağlandığında bambaşka bir
sanatsal boyut kazanır:
Sihr ile câdû gözüñ müjgânuñı şemşîr ider
Geh döner yâ kaşuña her birisin bir tîr ider
Emrî Divanı, Muk.121/1
Göz, i‘caz yani mucize derecesinde sihir gösteren acayip bir büyücü olarak sunulur:
Gösterür sûret-i i‘câzda şekl-i sihri
Bü’l-‘aceb şu‘bede-perdâz-ı füsûndur çeşmüñ
Fehîm-i Kadîm Divanı, G178/3
Böylelikle, sihir ve i’caz terimlerine aynı beyitte yer verilerek gözün güzellik ve etkileyicilikte
benzersiz olup estetik açıdan son noktaya ulaştığı dile getirilir.
Sonuç
Sihir, gizli birtakım yöntemlerle insan ve tabiat üzerinde olağanüstü etki yapma ilmi ya da
sanatı olarak tanımlanabilir. Sihir gibi insanı etkileme gücüne sahip güzellik ve çekicilik, sihrin
özel anlamları arasındadır. Genel anlamda etkili ve güzel söz söyleme sanatı olan edebiyat, özel
anlamda ise şiir sanatı, gerek kaynağı gerekse de muhatap üzerinde oluşturduğu olağanüstü etki
sebebiyle sihir ve büyü ile ilişkilendirilir. Özellikle en eski türlerden olan şiirin kaynağı birçok
kültürde doğaüstü bir yetenek, ilham, keşif ya da ruhsal bir varlığa dayandırılır. Ayrıca, güzel söz
ve şiirin muhatap üzerindeki olağanüstü denilebilecek etkisi de sihir olarak görülür.
Klasik Türk şiiri, bir geleneğe yaslanan, bu geleneği asırlarca işleyip harmanlayan bir
şiirdir. Bu anlamda, gerek sosyal hayatta eski Türklerden beri var olagelen sihir olgusu gerekse de
sanat ve edebiyatın poetik ve estetik yapısı, sihir ve büyünün klasik Türk şiirinde yoğun bir şekilde
kullanılmasında etkili olmuştur. Sihir ve büyü bir anlamda güç elde etmek için yapıldığına göre
sihir ve sihirle ilgili diğer kavramların şiirde sıklıkla kullanılması bunların şiire güç katacağı
1532 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
düşüncesinden ileri gelmiştir demek yanlış olmaz. Çünkü bazı kelimelerin şiirde kullanılmaları şiiri
daha etkili ve güçlü yapar. Sihir ve büyü güçtür, dolayısıyla bunlarla ilgili kullanımların şiire mistik
ve mucizevî çağrışımlar katacağına inanılır.
Klasik şairlerden bazıları şiirlerinde sihir gücünü ifade eden mahlaslar kullanmışlardır. Bu
anlamda, klasik Türk edebiyatı geleneği içerisinde bir kavram etrafında toplanan mahlaslara örnek
teşkil edebilecek Sihrî ve Sâhirî mahlasları dikkat çeker. Sihir kavramıyla ilgili olan bu mahlasların
tercih edilmesinde sözün sihir ve büyü kabul edilmesinin etkisi büyüktür. Klasik Türk şiirinde şair,
sâhir-i nazm, sâhir-i suhan perdâz ve şair-i sihr-âferîn olarak vasıflandırılır. Şairin sözü yani şiir
de efsundur. Bu durum şiir estetiği ile de bağlantılıdır. Klasik şiir estetiği içerisinde şairin şiirde
ulaşmak istediği son nokta olan i’caza giden yolunda bir estetik ölçüt de sihirdir. “Güzel” olanı
anlatmak için özellikle seçilen sihr-i mübîn, sihr-i beyân, sihr-i helâl vb. kalıp ifadeler estetik bir
değer ifadesi olarak şiirde kullanılır.
Klasik Türk şiirinde ortaya konan sihir olgusu en fazla, başta sevgilinin câdû gözleri olmak
üzere, sevgili ve onun güzellik unsurları çevresinde gelişir. Klasik şairin olağanüstü güzellik ve
özellikleriyle sevgiliyi vasfederken kullandığı dil, seçtiği kelimeler klasik Türk şiirinin asırlarca
işlenerek yükselen estetik temelleri ile yakından ilgilidir. Bu anlamda, güzelin sihir ve büyü ile
ilişkilendirilerek sâhir, sehhâr, câdû gibi kelimelerle vasfedilip ona ait durumların büyülü olarak
sunulması klasik Türk şiirinin estetik anlayışının bir sonucudur. Güzel söz gibi sevgilinin
güzelliğinin de mertebeleri vardır. Sihir, sihr-i helal ve i’caz, bu mertebeleri ifade eden estetik birer
terim olarak karşımıza çıkar.
Her edebiyat geleneği, içinden çıktığı toplumu az ya da çok yansıttığı gibi Osmanlı
toplumunun edebiyat alanında altı asırlık güçlü sesi olan klasik Türk edebiyatı, hayatı ve toplumu
farklı safhalarıyla yansıtma gücüne sahiptir. Klasik Türk edebiyatı şiir geleneği, toplumda ve
kültürde var olan, gelenek ve sanat anlayışında karşılığını bulan “sihir ve büyü” olgusunu
dönüştürerek sunmayı başarmış, bu anlamda sosyal olduğu kadar sanatsal ve estetik bir açılım
yakalamıştır.
KAYNAKÇA
Ahmedî (ty). İskender-nâme (Haz. Yaşar Akdoğan). Ed. Ahmet Atilla Şentürk. www.
kulturturizm.gov.tr e-kitap/E.T. 25.12.2012.
Ahmet Paşa Divanı (1992). Haz. Ali Nihad Tarlan. Ankara: Akçağ Yay.
AKÜN, Ömer Faruk (1994). “Divan Edebiyatı”. DİA. İstanbul: Diyanet Vakfı Yay., C.9, s. 389-
427.
ARAT, Reşit Rahmeti (1979). Kutadgu Bilig III İndeks. İstanbul.
ARAT, Reşit Rahmeti (2007). Eski Türk Şiiri. Ankara: TTK Yay.
Âşık Çelebi (2010). Meşairü’ş-şuara İnceleme-Metin (Haz. Filiz Kılıç). İstanbul: İstanbul
Araştırmaları Enstitüsü, C.1-3.
AVŞAR, Ziya (2007). Şairlerin Görüp Unuttukları Bir Rüya: Belâgat, Turkish Studies -
International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007, p. 161-184, ISSN: 1308-2140, www.turkishstudies.net, DOI
Number: http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.166, ANKARA-TURKEY
AYVERDİ, İlhan (2005). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Neşr., C.1-3.
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1533
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
BURTON, Dan ve GRANDY, David (2005). Büyü, Gizem ve Bilim Batı Uygarlığında Okült (Çev.
Yasemin Tokatlı). İstanbul: Varlık Yay.
Cinânî (ty). Cilâü'l-kulûb Giriş-İnceleme-Metin-Sözlük (Haz. Mustafa Özkan). Ed. Ahmet Atilla
Şentürk. www. kulturturizm.gov.tr e-kitap Kültür Eserleri 408/E.T. 25.02.2013.
ÇELEBİ, İlyas (1992). “Sihir”. DİA. İstanbul: TDV Vakıf Yay., C.37, s. 170-172.
DEVELLİOĞLU, Ferit (1997). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat (Yayına Haz. Aydın Sami
Güneyçal). Ankara: Aydın Ktb.
DOĞAN, Muhammet Nur (Haz.) (2008). Şeyh Gâlib Hüsn ü Aşk Metin, Düz Yazıya Çeviri, Notlar
ve Açıklamalar. İstanbul: Yelkenli Yay.
DOĞAN, Muhammet Nur (Haz.) (2009a). Fatih Divanı ve Şerhi (Metin, Nesre Çeviri ve Şerh).
İstanbul: Yelkenli Yay.
DOĞAN, Muhammet Nur (2009b). Fuzulî’nin Poetikası. İstanbul: Yelkenli Yay.
Emrî Divanı (2002). Haz. M. A. Yekta Saraç. İstanbul: Eren Yay.
ERGİNER, Gürbüz (2003). “Anadolu’da Batıl İnanmalar ve Büyü”: Ed. Ekrem Işın. Elemterefiş
Anadolu’da Büyü ve İnanışlar. İstanbul: Yapı Kredi Yay., s. 50-61.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi Mısır, Sudan, Habeş (1672-1680) (1938). İstanbul: Devlet Basımevi.,
C.10.
Fahruddin Er-Râzî (1988). Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Gayb. Ankara: Akçağ Yay., C.3.
Fuzûlî Divanı (2000). Haz. Kenan Akyüz vd. Ankara: Akçağ Yay.
GÜLEÇ, İsmail (2014). “İslam’da Şiir ve Şair Algısına Dair Kimi Tespitler”. Divan Edebiyatı
Araştırmaları Dergisi, S. 13, s. 1-22.
HANÇERLİOĞLU, Orhan (1984). İslam İnançları Sözlüğü. İstanbul: Remzi Ktb.
Hayâlî Divanı (1992). Haz. Ali Nihad Tarlan. Ankara: Akçağ Yay.
İbn Haldun (1977). Mukaddime I (Çev. Turan Dursun). Ankara: Onur Yay.
Kadı Burhaneddin Divanı (1981). Haz. Muharrem Ergin. Metinbankası. www. yahoo.com/E.T.
01.06.2013.
KARAMAN, Gülay (2015). Klasik Türk Edebiyatında Sihir. Yayımlanmamış Doktora Tezi.
Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli.
Kâşgarlı Mahmud (2006a). Divanü Lûgat-it-Türk (Çeviri) (Çev. Besim Atalay). Ankara: TDK
Yay., C. I-III.
Kâşgarlı Mahmud (2006b). Divanü Lûgat-it-Türk (Dizin) (Çev. Besim Atalay). Ankara: TDK Yay.,
C. IV.
KAZAN, Şevkiye (1997). Hamîdî-zâde Celîlî Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Hüsrev ü Şîrîn
Mesnevisi, İnceleme-Tenkidli Metni. Yüksek Lisans Tezi. Süleyman Demirel Üniversitesi,
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta.
Keçezizâde İzzet Molla (ty). Mihnetkeşan (Haz. Ali Emre Özyıldırım). Ed. Ahmet Atilla Şentürk.
www. kulturturizm.gov.tr e-kitap Kültür Eserleri 458/E.T. 25.02.2013.
KILIÇ, Sami (2011). Uşak ve Çevresinde Yağmur Yağdırma Uygulamaları (Takmak Köyü
Örneği), Turkish Studies - International Periodical for the Languages, Literature and
1534 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
History of Turkish or Turkic Volume 6/1 Winter 2011, p. 503-514, ISSN: 1308-2140,
www.turkishstudies.net, DOI Number: http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.1925,
ANKARA-TURKEY
KİNGSLEY, Peter (2002). Antik Felsefe Gizem ve Büyü (Çev. Kenan Kalyon). İstanbul: Kabalcı
Yay.
KÖPRÜLÜ, M. Fuad (2005). Türk Tarih-i Dinîsi (Haz. Metin Ergun). Ankara: Akçağ Yay.
KÜÇÜK, Sabahattin (Haz.) (2011). Bâkî Dîvânı Tenkitli Basım. Ankara: TDK Yay.
Lâmiî Çelebi (ty). Ferhâd ile Şîrîn (Haz. Hasan Ali Esir). Ed. Ahmet Atilla Şentürk. www.
kulturturizm.gov.tr e-kitap Kültür Eserleri 415/E.T. 25.02.2013.
Latîfî (2000). Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (İnceleme-Metin) (Haz. Rıdvan Canım).
Ankara: AKM Yay.
MENGİ, Mine (2009). “Divan Şiiri Estetiği Açısından İ’câz”. Ankara Üniversitesi Türkiyat
Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 39, s. 135-146.
Mesîhî Dîvânı (2014). Haz. Mine Mengi. Ankara: AKM Yay.
Muallim Nâcî (2009). Lügat-i Nâcî (Haz. Ahmet Kartal). Ankara: TDK Yay.
Nâbî Dîvânı (1997). Haz. Ali Fuat Bilkan. İstanbul: MEB Yay., C.1-2.
Naili Divanı (1990). Haz. Halûk İpekten. Ankara: Akçağ Yay.
Necatî Beg Divanı (1992). Haz. Ali Nihad Tarlan. Ankara: Akçağ Yay.
Nedim Divanı (1997). Haz. Muhsin Macit. Ankara: Akçağ Yay.
Nef’î Divanı (1993). Haz. Metin Akkuş. Ankara: Akçağ Yay.
Nesîmî Divanı (1990). Haz. Hüseyin Ayan. Ankara: Akçağ Yay.
Neşâtî Dîvanı (1996). Haz. Mahmut Kaplan. İzmir: Akademi Ktb.
Nev’îzâde Âtâyî (ty). Sohbetü’l-Ebkâr (Haz. Muhammet Yelten). Ed. Ahmet Atilla Şentürk. www.
kulturturizm.gov.tr e-kitap Kültür Eserleri 418/E.T. 25.02.2013.
OLGUN, Tahir (1936). Edebiyat Lügati. İstanbul: Âsâr-ı İlmiye Kütüphanesi Neşr.
ONAY, Ahmet Talât (1996). Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar. İstanbul: MEB Yay.
ÖGEL, Bahaeddin (1998). Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar). Ankara:
TTK Yay., C.I.
ÖGER, Adem ve GÖNEL, Tugba (2011). Uygur Türkleri Arasında Şamanlar ve Tedavi
Yöntemleri, Turkish Studies - International Periodical for the Languages, Literature and
History of Turkish or Turkic Volume 6/4 Fall 2011, p. 233-248, ISSN: 1308-2140,
www.turkishstudies.net, DOI Number: http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.2821,
ANKARA-TURKEY
ÖZBEK, Yusuf (1994). İslâm Açısından Sihir. İstanbul: İz Yay.
ÖZYILDIRIM, Ali Emre (1999). Hamdullah Hamdî ve Divanı. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.
PAKALIN, M. Zeki (1983). Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü. İstanbul: MEB Yay.,
C.1-3.
PALA, İskender (1998). Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü. İstanbul: Ötüken Yay.
Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir 1535
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015
SARITAŞ, Kamil (2014). İbn Haldun’da Bilgi Felsefesi, Turkish Studies - International Periodical
for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/8 Summer 2014,
p. 733-750, ISSN: 1308-2140, www.turkishstudies.net, DOI Number:
http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.7034, ANKARA-TURKEY
Şemseddin Sami (1999). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yay.
Şeyh Gâlib Dîvânı (1994). Haz. Muhsin Kalkışım. Ankara: Akçağ Yay.
Şeyhî Divanı (1990). Haz. Mustafa İsen, Cemal Kurnaz. Ankara: Akçağ Yay.
Tacizade Cafer Çelebi (1983). Divan (Haz. İsmail E. Erünsal). İstanbul: İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Yay.
TANYU, Hikmet (1995). “Büyü”. DİA. İstanbul: TDV Vakıf Yay., C.6, s. 501-506.
TUNALI, İsmail (2012). Estetik. İstanbul: Remzi Ktb.
Türkçe Sözlük (1998). Haz. İsmail Parlatır vd. Ankara: TDK Yay., C.1-2.
Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü (2003). Ankara: AKM
Yay., C.1, 2, 5.
Ûdî (2005). Mâ-cerâ-yi Mâh (Haz. Fatma Sabiha Kutlar). Ankara: Öncü Kitap.
ÜZGÖR, Tâhir (1991). Fehîm-i Kadîm, Hayatı, Sanatı, Divanı ve Metnin Bugünkü Türkçesi.
Ankara: AKM Yay.
YAZIR, Elmalılı Hamdi (1992). Hak Dini Kur’an Dili (sad. İsmail Karaçam, Emin Işık vd).
İstanbul: Azim Dağıtım, C.1.
YENİKALE, Ahmet (Haz.) (ty). Sünbül-zâde Vehbî Dîvânı. Ed. Ahmet Atilla Şentürk. www.
kulturturizm.gov.tr e-kitap Kültür Eserleri 514/E.T. 25.02.2013.
YILMAZ, Nebi (Haz.) (ty). Ahmed-i Rıdvân Rıdvâniyye İnceleme-Metin-Dizin. Ed. Ahmet Atilla
Şentürk. www. kulturturizm.gov.tr e-kitap Kültür Eserleri 515/E.T. 25.02.2013.
Yûnus Emre Divanı (1991). Haz. Mustafa Tatçı. Ankara: Akçağ Yay.
Yusuf Has Hacib (2006). Kutadgu Bilig (Çev. Reşid Rahmeti Arat). İstanbul: Kabalcı Yay.
Zatî Divanı (1970). Haz. Ali Nihad Tarlan. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay.
http://kutubusitte.com
http://www.tdk.gov.tr
Citation Information/Kaynakça Bilgisi
KARAMAN, G., Klasik Türk Şiiri Estetiğinde Sihir, Turkish Studies - International Periodical for
the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 10/8 Spring 2015, p.
1479-1536, ISSN: 1308-2140, www.turkishstudies.net, DOI Number:
http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.8266, ANKARA-TURKEY
1536 Gülay KARAMAN
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/8 Spring 2015

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar