İran Türkleri

YENİ TÜRKİYE 53/2013 1
İran Türkleri
Bilgehan Atsız Gökdağ*
Tarih boyunca Türklerin yönetimi altında olan İran coğrafyası M.Ö.3000’lerde
Türkler tarafından kurulan “Kuti” Devletinin
de üzerinde yer aldığı bir toprak parçasıdır.
Türklerin ana yurdunun bu bölge olduğuna
dair araştırmalar günden güne artmaktadır.
(Celilov, 2000:34). İran’da Fars-Med-Sasanî
egemenliği ise yaklaşık 500 yıl sürmüştür. Bu
tarihî gerçeklerden yola çıkıldığında İran’ın
çok eski bir Türk yurdu olduğunu apaçık
görmek mümkündür. Başta Azerbaycan
Türkleri olmak üzere Türkmenler, Kaşkaylar, Horasan Türkleri, Halaçlar, Sungurlar,
Ebiverdiler, Kazaklar ve Özbekler gibi Türk
grupları İran’ın belirli bölgelerinde yaşamaktadır.(Blega, 1997:272). İran İstatistik Merkezine göre ülke nüfusu 2011 yılında yapılan
sayımda 75.149.669 olarak tespit edilmiştir.
(http://www.amar.org.ir/Portals/1/Iran/90.
pdf) İran’da yaşayan Türklerin nüfusu ile
ilgili kesin bir rakam bulunmamaktadır. Ali
Rıza Sarrafi İran Türklerinin 2005 yılındaki
sayısını yaklaşık 30-33 milyon olarak vermektedir.(Sarrafi, 2005:2). Aygün Attar sayı
belirtmeyip Türklerin ülke nüfusunun en az
%40’lık oranına sahip olduğunu zikreder.
(Attar, 2006:223). Cevat Heyet, 2008 yılı için
30 milyon Türkün İran’da yaşadığını belirtir. (Heyet, 2008:282). İran üzerine yapılan
en son çalışmalardan biri olan “Türklerin
İran’ı” adlı eserde ise toplam Türk nüfusu
30.855.205 olarak kaydedilirken, 2006 yılındaki 70.049.262 olarak tespit edilen nüfus
esas alınmıştır.(Albayrak, 2013:370). Yalçın
Sarıkaya İran Türklerinin oranını genel nü-
fusun içinde üçte bir olarak verir. (Sarıkaya,
2007:135). Bradley’e göre İran’daki Azerbaycan Türkleri, nüfusun dörtte birini oluş-
turmaktadır. (Bradley, 2007:187). Brenda
Shaffer İran’da Sadece Azerbaycan Türklü-
ğünü genel nüfusun üçte bir veya dörtte birini oluşturduğunu belirtir.( Shaffer, 2002:225)
2011 yılında İran Dışişleri Bakanı olarak Türkiye’ye gelen Ali Ekber Salihi, “Türk milleti
bizim kardeşimizdir. Karşılıklı ilişkilerimizin
gelişmesinden mutluluk duyuyoruz. Kültürel
benzerliklerimiz bu iki toplumu bir araya getirmek için önemli bir etken. Neredeyse aynı dili
konuşuyoruz. İran’ın yüzde kırkı Türkçe konu-
şuyor. Bu zaten büyük bir bağ” diyerek İran’da
30 milyonluk Türk varlığına işaret etmiştir.
(Salihi, 2011)
İran’da yaşayan Türklerin büyük bir
çoğunluğu, ülkenin resmî mezhebi olan Şiî-
liği benimsemiştir. Ülkede Sünnîlik, Musevilik, Hıristiyanlık ve Zerdüştlük de yasaldır.
Türkler ve Kürtler arasında mensupları bulunan Şiîliğin Heterodoksi yorumu da sayılan
Alevîlik, Kızılbaşlık, Bektaşîlik diye de adlandırılan anlayışlar ise yasadışı sayılarak tanınmamaktadır. İran’da Türkmen Sahra olarak
adlandırılan ve Gülistan ile Kuzey Horasan
eyaletlerini içine alan geniş bir coğrafi alanda
2 milyon civarında Türkmen Türk’ü yaşamaktadır. Sünnî anlayışa sahip olan Türkmenler,
bundan dolayı zaman zaman ayrımcılığa da
tabii tutulmaktadır. İran’da en kalabalık Türk
Topluluğu olan Azerbaycan Türkleri ile birlikte Kaşkay, Halaç, Sungur, Ebiverdi ve Horasan Türkleri Şiî dairesi içinde bulunan Türk
topluluklarıdır. Sünnî İran Türkmenlerinin
dışında kalan İran Türklüğünün sayısı 29 mil-
(*) Prof. Dr., Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi. Karadeniz Araştırmaları Merkezi
Başkanı.
YENİ TÜRKİYE 53/2013 2
yondur. Bu rakam aynı zamanda İran’daki Şiî
Türklerin de sayısını göstermektedir.
Türk nüfus İran’ın hemen her yerinde dağınık olarak görülebilir. Ancak, İran’ın
kuzeybatı, kuzeydoğu ve güney toprakları
Türk soylular için sıkışık, yoğun hayat alanı-
dır. “Azerbaycan Türkleri bugün Doğu Azerbaycan (hepsi), Erdebil, Zencan, Batı Azerbaycan (alanının yarısı), Hemedan (alanının
çoğu), Gilan, Merkezi Tahran (az bir kısmı),
Kürdistan (az bir kısmı), Kazvin (hepsi),
Kum (az bir kısmı) ‘ostan’larına bölünmüş
olan “Azerbaycan” toprakları ile Horasan
Ostanının kuzeyi Elburz dağlarından Basra
körfezine, Afganistan’dan Irak sınırına dek
uzanan Güney Merkezi İran’da Türkmenler, Horasan ve Mazendaran Ostanlarında
yani Türkmen Sahrada–Yomut boyu Bendere Türkmen, Gamıştepe, Akkale, Ecemli,
Hocanefes, Ayderviş, Gombet ve çevresi,
Peyker, Deveci, Aksahne, Daşlıburun, Gamışan, Dügüncü, Yılga vd., Göklen boyu,
Kalele, Cergelan, Ayderviş, Gildağı, Karabalkan, Muravetepe, Hisarce, Göklen, Gombet
yakınları, Bocnurd kentinin kuzeybatı dağlık
kesimine uzanan alanlar, 1.Dünya Savaşı sı-
rasında gelip yerleşen Nohilli, Miçerli ve Tekeler ise, Cergelan, Gombet yakınları ve Bocnurd’un batısı, Tekeler Türkmen Sahra’nın
uzak doğusunda Hesarçe’de. Türkmenler
son yıllarda Gombedi Kavus’da yoğunlaş-
mışlardır. Deregez ve Serahs bölgelerinde
de Türkmenler vardır. Halaçlar, Save, Kum,
Erak, Tefreş kentleri arasında serpilmiş 40-50
köyde, Halacistan’da yaşarlar. Halacistan’ın
önemli bölümü Caferabad ve Kohek ilçeleri
ile birlikte Merkezi Ostan’dan ayrılıp Kum
Ostan’ına bağlanmıştır. Kazaklar Horasan ve
Mazendaran Ostanlarında, Gorgan’da Benderi Türkmen’de Gombedi Kavus’da (Çay
boyunda); Özbekler Afganistan iç savaşı sı-
rasında gelip yerleşenler Gorgan’da Kuçan,
Şirvan, Deregez, Kelat, Dugai ve Lenger’de
10-30.000 kişi civarında bulunurlar.” (Barut-
çu-Özönder, 2002:102-103).
Bin yıla yakın İran yönetimini elinde
bulunduran ve ülke nüfusunun yaklaşık yarı-
sını oluşturan İran Türklerinin siyasi durumu
oldukça ilginçtir. Kaçarlar döneminde Türklerin İran’daki konumunu anlatan Mehmet
Emin Resulzade; İran Türklerinin ne Rusya’da olduğu gibi mahkûm, ne de Türkiye’de
olduğu gibi hâkim bir millet olmadıklarını ve
Farslarla hukukta eşit vatandaş hâlinde olup
aynı haklara, aynı imtiyazlara sahip olduklarını belirtiyor. Resulzade’ye göre İran hü-
kümdarlarının Türk olması Türklere özel bir
ayrıcalık bahşetmediği gibi, Fars milletinin
tazyikine de sebep olmamıştır. (Resulzade,
1993:17). Fakat ne yazık ki, Kaçarların hâkimiyetinin sona ermesi ve Pehlevi sülalesinin
iş başına gelmesiyle İran Türkleri, ikinci dereceli vatandaş düzeyine düşerek üvey evlat
muamelesi gördüler.
20. yüzyılda İran Türkleri arasında
bazı millî hareketlerin vuku bulduğunu görmekteyiz. Rusya’da 1905 ihtilalinden sonra
Azerbaycan’da özgürlük ve millî hükümet
kurma fikirleri kuvvetlenmiş ve bu gibi fikirlerin yarattığı hareketler İran’da Meşrutiyet
inkılâbına sebep olmuştur. Meşrutiyet tarihinin de gösterdiği gibi, İran’da Meşrutiyet inkılâbı hem düşünce hem de hayata geçirilmesi bakımından en çok Azerbaycanlı yazar ve
şairlere borçludur. O dönemde, Settar Han
önderliğinde Tebriz merkez olmak üzere baş-
layan özgürlük hareketi başarıyla ilerlemiş,
1907’den itibaren Rus-İngiliz anlaşmaları
karşısında sıkıntıyla karşılaşılmıştır. Rıza Han
döneminde etnik gruplara uygulanan asimilasyon politikası İran’da millî hareketlerin
biçimlenmesine yol açtı. 1945’te Seyid Cafer
Pişeveri önderliğinde kurulan Azerbaycan
Özerk Hükümeti Tahran yönetiminin kanlı
müdahelesi sonucu bir yılsonunda yıkılmasına rağmen onun taraftarları düşüncelerini
devam ettirdiler. 1945-1946 yılları arasında
Pişeveri önderliğindeki Azerbaycan Özerk
Hükümeti özellikle kültür ve eğitim alanında
önemli reformlar gerçekleştirmiştir. Bu kısa
sürede Türkçe, Azerbaycan Özerk Hükümeti sınırları içinde resmî dil olarak ilan edilmiş,
okullarda ve devlet kurumlarında kullanıl-
YENİ TÜRKİYE 53/2013 3
maya başlamış ve ilkokul öğrencileri için Ana
Dili adlı altı ciltlik ders kitabı yayınlanmıştır.
Tebriz Üniversitesi’nde Türkçe eğitim ve öğ-
retim; Tebriz radyosunda ise Türkçe yayın yapılmaya başlandı. Azerbaycan gazetesi Azerbaycan Demokrat Partisi’nin (Fırkasının)
resmî organı olarak siyasî, edebî ve sosyal konularda makaleler neşretti. Onlarca Türkçe
kitap, dergi ve gazete yayımlandı. Tebriz’de
Güney ve Kuzey Azerbaycan şairlerinden
ibaret bir şairler meclisi oluşturuldu. Sahir,
Sehend, Balaş Azeroğlu, Medine Gülgün, H.
Biluri, Y. Şeyda ve birçok ünlü şair ilk Türkçe
şiirlerini orada okudular. Şairler meclisinde
okunan şiirler toplanarak 1945 yılında Şairler
Meclisi adlı 80’den fazla şairin şiirlerini içeren bir antoloji şeklinde neşredilmiştir. 1941-
1946 yılları arasında ülkenin yabancı güçler
tarafından işgali sırasında ve merkezî hükü-
metin zayıfladığı bir dönemde Azerbaycan
sosyal ve siyasal mücadelelerin odak noktası
hâline geldiği gibi Azerbaycan Türk edebiyatı
da canlanmaya başlamıştır. O zamana kadar
daha çok gazel ve hiciv türünde şiirler yazan
Ali Fitret, M. Biriya, H. Sahaf ve Mahzun
gibi şairler artık millî ve içtimaî konularda şiir
yazmaya başladılar. Uzun yıllar yasaklı ve sı-
kıntılı ortamda yaşadığından dolayı Farsça şiir
yazan Habip Sahir’in Türkçe şiir yazması için
güzel bir ortam sağlandı. Azerbaycan Özerk
Hükümetinin 1946 yılında kanlı şekilde ortadan kaldırılmasından sonra Türkçe yayınlanmış olan bütün kitaplar toplatılıp imha edildi
ve Türkçe yeniden yasaklandı.
1960’lı yıllarda rejim millî azınlıkların
tarihine, diline, edebiyatına, folklor ve etnografyasına ait bazı eserlerin neşrine imkan tanıyordu. Azerbaycan’ın ayrı ayrı şehirlerinin
etnografyası hakkında monografi ve makaleler de yayımlandı. Azerbaycan Türk folkloruna ait kitapçıklar neşredildi. Bu yıllarda Tebriz, Erdebil ve Urmiye şehirlerinde aralıklarla
çıkan Farsça 7 adet haftalık dergi, bir adet de
günlük (Azerbaycan) gazete vardı. 1970’lerde ise bu sayı beşe düştü. Tarih ilmi tamamen
siyasî polisin nezareti altındaydı. Şah rejimi
millî şuurun artmasında edebiyatın büyük rolünü dikkate alarak, Türkçe edebî eserlerin
neşrine izin vermiyordu. Azerbaycan edebiyatının büyük zorluklarla yayımlanmış (bazı-
ları gizli) eserlerinin sayısı çok azdır. (Nesibzade1997:93-94).
1979’da İran İslam Cumhuriyeti kurulana kadar çok az sayıda Türkçe eserin basılmasına izin verilmiştir. Bu eserler arasında
M. A. Ferzane’nin Mebani-yi Destur-i Zeban-i
Azerbaycan (Azerbaycan Dili Gramerinin Temel Kuralları) adlı eseri önemlidir. Pehlevi
rejiminin Farslaştırma siyaseti sonucunda,
ruhsuz ve sönük bir hâle gelip resmî kullanı-
lışı yasaklanmış olan Türk dili ve edebiyatının
yeniden canlanmasında Şehriyar’ın Héyder
Baba’ya Selam şiirinin büyük rolü olmuştur.
Muhammed Hüseyin Şehriyar 1953’te annesinin tavsiye ve isteği üzerine ana dilinde şiir
yazmaya başlamış; ilk yazdığı Héyder Baba’ya
Selam manzumesi, kendisinin de beklemedi-
ği bir şekilde bir şaheser olmuş ve şaire yalnız
İran’da değil, bütün Türk ülkelerinde ün kazandırmıştır. Héyder Baba’ya Selam manzumesi yayınlandıktan sonra kısa bir zamanda
halk tarafından sevilerek okunup ezberlenmiş ve İran’daki Türk edebiyatında bir dö-
nüm noktası olmuş ve Güney Azerbaycan şiirinde de yeni bir dönem başlatmıştır. İran’da
Türkçe yazma temayülünün güçlenmesiyle
Türkçe bazı kitaplar yayımlanmıştır. Pehleviler döneminde yayımlanmış olan Türkçe
kitapların büyük kısmını şiir ve halk edebiyatına ait eserler oluşturmaktadır
İran’da Fars milliyetçiliği 19. yüzyıldan
günümüze kadar ideolojik biçim ile gelmiş-
tir. Fikrî temellerini daha çok Fars olmayan
grupların attığı Modern Fars Milliyetçiliği
1924’te Kaçar Hanedanının devrilmesiyle
iktidara gelmiş ve Pehlevîler döneminde hâ-
kim ideoloji olmuştur Pehlevî rejiminin Panfarsizm uygulamalarına dayanak yaptığı Azerî
Yâ Zebân-e Bâstân-e Azerbaycan (Azeri veyahut Azerbaycan’ın Eski Dili) adlı eser 1921
yılında Ahmet Kesrevî tarafından yazılmıştır.
Kesrevî bu eserinde Türklerin Arî ırkından
YENİ TÜRKİYE 53/2013 4
olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. Azerbaycanlıların Türk olmadıkları, Azerî adlı ayrı bir
ulus oluşturduklarını ifade eden Kesrevi’ye
göre Azeriler, Selçukluların İran’a gelmesiyle
özellikle de Safevîler zamanında Türkleşmiş-
lerdir.
Modern Fars milliyetçilerinin esas
amacı diğer etnik grupların Farslaşmasına
yöneliktir. Fars milliyetçilerine göre Azerbaycan Türkleri sonradan Türkleşmiş olan Türk-
çe konuşan bir halktır. Sovyetler Birliğinin
“Türk Dilli Halklar” görüşü ile İran Pehlevî
idaresinin bakışının benzerliği dikkat çekmektedir. İran’da Fars şovenistleri, özellikle
Pehlevi zulüm döneminde “Azerbaycan” tabirinin sadece Güney Azerbaycan’a ait oldu-
ğunu, İslam’dan önce bu coğrafyada “Azeri
Farisi” lehçesini konuşan bir halkın bulunduğunu, bunların “Türkleştirildiklerini” iddia
ederek tıpkı Ruslar gibi Azerbaycan’ı Türk
dünyasından koparmağa, ona uydurma bir
tarih yamamağa çalışıyorlar. Fars şovenistlerinin bu tavrı “İran İslam Inkılabı” döneminde biraz zayıflamışsa da günümüzde yeniden
daha güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır. (Akpı-
nar, 1997:3-10)
12 Şubat 1979’da kurulan İran İslam
Cumhuriyeti geçmişte Şah yönetiminin etnik ve kültürel asimilasyonuna uğrayan başta
Türkler olmak üzere, Fars olmayan halkların
talepleriyle karşılaştı. İlk dönemlerde bu halklara bazı idarî ve kültürel hakların verileceği
yönetim tarafından ifade edilmiştir. 1979’da
Şah rejiminin devrilmesi ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Türklerin
sahip olduğu nispî hürriyet ortamında birden
bire Türkçe matbuat ve kitapta bir patlama
yaşanır. Onlarca gazete ve dergi ana dili ile
yayın yapmanın heyecanı ile ilk yıllarda millî
şuuru kuvvetlendirici yazılara ağırlık vermiş-
tir. Devrimden hemen sonra kurulan Tebriz
Şairler ve Yazarlar Cemiyeti 1980’li yılların
başında yayın organı Ülker dergisinde devrimi öven yazılara Türk dilinde yer veriyordu. Yine bu yıllarda Tebriz’de Genç Şair ve
Yazarlar Cemiyeti Genclik adlı yayın organı
ile aynı doğrultuda yayın yapmaktaydı. 1979
Nisan’ında Tahran’da kurulan Azerbaycan
Şairler ve Yazarlar Cemiyeti 1981 Şubat’ında
Güneş mecmuasını çıkarmıştır. 1979 Mart’ında Tahran’da faaliyete başlayan Azerbaycan
Medeniyeti Cemiyeti ünlü şair Habib Sahir’in
öncülüğünde kurulmuştur. Yoldaş, İnkılâp
Yolunda, Yeni Yol gibi birçok dergi İran Türklerinin sorunlarını ve taleplerini ele alan yazıların yanı sıra Marksist görüşlere yer verdi-
ğinden zaman zaman rejim tarafından kapatılmıştır. Adı geçen dergilerin çıkarılmasında
Hüseyin Düzgün’ün hizmetleri büyüktür.
Tahran’da Azerbaycan meselelerini
araştıran bir grup Çenlibel gazetesini çıkarmıştır. Hiçbir grup ve partiyle ilgisi olmayan
bazı dergiler de bu dönemde yayımlanmaya
başlamıştır. Cevat Heyet’in öncülüğünde çı-
kan Varlık, Tebriz’de yayınlanan Dede Korkut
dergileri ve Furûg-i Azadi gazetesinin ünlü
şair Yahya Şeyda’nın denetimindeki Türkçe
bölümü Türk kültürü yolunda önemli gö-
revler görmüşlerdir. 50 yıllık Pehlevî idaresi
yayın yapmanın açlığı içinde onlarca dergi,
yüzlerce kitap neşrini devrimin ilk yıllarında
gerçekleştirdiler. Yukarıda ismini saydığımız
dergi ve gazetelerin dışında bir kısım Türk-
çe ve Farsça çıkan bazı dergi ve gazeteler ise
Tebriz’de Odlar Yurdu, Ulduz, Araz gazetesi, Molla Nesreddin, Dede Korkut dergileri;
Sarab’da Veten Uğrunda gazetesi; Tahran’da
Azadlık, Köroğlu, Azerbaycan’ın Sesi dergileridir. Bu dergilerin tamamına yakını 1979-1980
yılları arasında neşredilmiş bir çoğu birkaç
sayı çıkabilmiş, bazıları maddî sıkıntılardan
yayın hayatına son vermiş, bir kısmı ise İran
yönetimi tarafından çeşitli bahanelerle kapatılmıştır. Varlık dergisi ise zamanımıza kadar
yayınını sürdüren yegane dergidir.
1980 yılından itibaren Türk aydınları
arasında kullanılan Arap alfabesi ıslah edilerek Türkçeye uygunluğunun sağlanması
yolunda bazı adımlar atılmıştır. Bu konuda
Hamit Nutki alfabe üzerinde çalışan diğer
âlimlerin (K. Meşruteçi, H. M. Savalan, M. T.
Zehtabi, B. Behzadi vs.) de görüşlerini dikka-
YENİ TÜRKİYE 53/2013 5
te alarak Arap alfabesini Türkçeye uygunlaş-
tırmaya çalışmış, Farsça ve Arapçada olmayan
ö, ı, ü gibi sesler için bazı harfler ve işaretler
ekleyerek, tespit ettiği yazı kurallarını Varlık
dergisinde uygulamıştır. Hamit Nutki’nin bu
çalışmaları İmla Kılavuzu veya Yazı Kâideleri
adıyla hem Varlık’ta hem de ayrıca kitap şeklinde yayımlanmıştır. 2000-2001 yıllarında
Arap alfabesinin yeniden gözden geçirilmesi
ihtiyacı duyulunca Tahran’da iki ayrı Ortografi Semineri gerçekleşmiştir.
Güney Azerbaycan’da Türkçe yayın yapan radyo ve televizyon bulunmasına rağmen
tüm okullarda eğitim Farsça yapılmaktadır ve
tüm resmî işler resmî dilde gerçekleştirilmektedir. İran’ın içinde bulunan etnik grupların
komşu devletlerdeki soydaşlarıyla yakın kan
ve dil bağları bulunmaktadır. 1991’de bağımsızlığını kazanan Azerbaycan Cumhuriyeti ile
İran arasında ilişkiler sorunludur. Güney ve
Kuzey Azerbaycan arasındaki ilişkilerin genişlemesi ve dolayısıyla da İran’da Türklük ve
Azerbaycanlılık şuurunun artması iki devlet
arasındaki münasebetleri etkileyen en önemli
faktördür.
İran’ın bünyesinde yer alan ve özellikle
Azerbaycan ve Türkmen Türklerinden oluşan
Türk unsurları, bu ülkenin Türk Cumhuriyetlerine yönelik tutumunda sorunlar meydana
getirmektedir. (Erol, 2002:66-75). Kafkaslarda İran’ın politikasını belirleyen hususlar
Türkiye ve Rusya’nın bölge politikalarıyla
Azerbaycan’ın yönelimleri olagelmiştir. Kafkaslarda İran’ın Türkiye’nin lehine olacak gelişmelerden kaygılandığı, bunun aynı kaygıyı
taşıyan Rusya ile konjonktürel bir uzlaşmaya
yol açtığı ifade edilebilir. İran’da nüfusun bü-
yük bir bölümünü oluşturan Güney Azerbaycan’ı Kafkaslar konusunda belirleyici kılan,
Güney Azerbaycan meselesinin gelecekte
alacağı boyuttur. (Sarıkaya, 2002). Bu geliş-
meler başta Azerbaycan Cumhuriyeti olmak
üzere İran, Türkiye ABD ve Rusya’nın bölgesel politikalarını şekillendirmektedir.
1997’de Hâtemi döneminin başlamasıyla Türkçe dergi ve gazeteler bir birinin ardınca yayımlanmaya başlamıştır. İran
Türkleri Farsça eğitim aldıklarından ve bazı
konuların Türk olmayan İranlılar tarafından
okunmasını istediklerinden dolayı gazete
ve dergileri iki dilli Türkçe ve Farsça olarak
yayımlamışlardır. Bazı dergilerin tamamen
Farsça (örneğin Yaprak dergisi), bazılarının
da tamamen Türkçe çıktığı (örneğin Yurt dergisi) görülmektedir. Bu tip yayın organlarının
sayısı azdır. İran Türklerinin çıkardığı dergi
ve gazeteler genellikle iki dillidir. Öyrenci
adlı dergi Türkçe, Farsça ve İngilizce çıkarken Arap alfabesinin yanında bazen Lâtin
alfabesini de kullanmaktadır. İran resmî dairelerinin denetimi altında Kuzey Azerbaycanlılar için yayımlanan Körpü adlı gazete Kuzey
Azerbaycan yazı dilini ve Kiril (son zamanlarda Lâtin) alfabesini kullanır. Türkmen Türklerinin Yaprak adlı dergisi ve Türkmen Türk-
çesiyle çıkan Sahra gazetesi bulunmaktadır.
Özellikle son beş yıldır İran’da üniversite
öğrencilerinin çıkardığı dergiler dikkati çekmektedir. Günümüzde hemen hepsi yönetim
tarafından kapatılsa da Tahran, Tebriz, Erdebil, Hoy, İsfahan, Zencan, Merend, Hemedan gibi şehirlerde bulunan üniversite öğrencileri millî şuuru yükseltmek, Türk kültürünü
araştırmak ve yaşatmak amacıyla otuz civarında dergi çıkarmışlardır. Araz, Bakış, Baykuş, Birlik, Çağrı, Çiçek, Dan Ulduzu, Erdem,
Heyder Baba, Kimlik, Kopuz, Koroğlu, Nesim,
Öyrenci, Sav, Seher, Toprak, Ulduz, Yurt, Işık,
Ildırım, Barış, Ulkam adlarını taşıyan dergilerin ad olarak seçtikleri kelimelerin Türkçe
olması ve sembolik anlam taşımaları da dikkati çekmektedir. Öğrencilerin çıkardığı dergilerde kullanılan dilin Türkiye Türkçesinden
bir hayli etkilendiği görülmektedir. Öğrenci,
öğretmen, uçak, özel, olay gibi onlarca kelime Türkiye Türkçesinden geçmiştir. Bunda
bölgede seyredilen Türkiye televizyonlarının
ve Türkçe kitapların payı olduğu kadar, Türkiye üniversitelerinde okuyan İran Türklerine ait öğrencilerin de önemli katkısı olmuş-
tur. Ayrıca Güney Azerbaycan öğrencilerinin
yeni Türkçe kelime türetme eğilimlerinin
güçlenmesi de dikkati çekmektedir. Eskiden
YENİ TÜRKİYE 53/2013 6
dârülfünun ve medrese-ye âli denilen kelimeye karşılık olarak İran’da Farsça dâneşgah ve
Kuzey Azerbaycan ve Türkiye’de üniversite
kelimesi kullanılmaktayken Güney Azerbaycan’da Özbek Türkçesinde enstitü anlamına
gelen bilim yurti kelimesinden türeyen biliyurt terimini kullanmaya başlamışlardır.
Azerbaycanlı “biliyurtlular” topluluğunun teşebbüsü ile hazırlanan öğrenci dergilerinin ortak sayısında Dr. M. A. Çehregani öğ-
rencilere hitaben yazdığı “Yolunuz Milletçilik
yoludur, tepeden tırnağa kadar milletçi olmalı-
yız” diyerek onların yayın politikalarını şekillendirmektedir. Aslında öğrenci dergilerinin
hepsi Türk milliyetçiliği, Türkçenin İran’da
hakim kılınması, sözlü ve yazılı edebiyatın
örneklerinin halka ulaştırılması, Azerbaycanlılık şuurunun uyandırılması gibi konulara
yönelmişlerdir. Örneğin, Araz dergisi kendisine, geçmişi tanıtmak ve anayasanın 15. ve
19. maddelerinin uygulanmasını sağlamayı
en önemli hedef olarak seçmiştir. Barış dergisi “seninle barışmak, seninle sevişmek, seninle
öpüşmek ebedî borcumdur menim, anayurdum:
Azerbaycan” parolasıyla çıkmaktadır. Çağrı
dergisinin ortak sayıda yer alan sayfalarında
onun yayın politikası hakkında çok açık bir
fikir edinmek mümkündür: “Çağrı’nın geniş
kitleler tarafından alkışlanması tuttuğu siyasette, yani milletçilik ve milletleşme sürecimizi ele
alan yazılara yer vermesindedir... Bugün hangi
ideolojiye sahip olursak olalım siyasî çizgimizin
esas istikameti Türkolog ağırlığı ile Azerbaycancılık olmalıdır”. Şehriyar dergisi çıkış gayesini “Biz yalnız öz dilimizi seviyoruz, onun yok
olmaması için bir millî vazife olarak dilimizi
hıfzetmek kararına vardık. Şehriyar dergisi bu
yolda ilk adımdır” diyerek açıklamaktadırlar
(Öğrencisel Dergilerin Özel Sayısı, 7 Mart
1380).
İran’da konuşulan Türkçenin değişik
varyantları vardır. Bu varyantlar daha çok
fonetik farklılıklarla meydana gelmiştir. İlmî
literatürde söz konusu varyantlar için Azerî,
Sungur (Sonkur), Horasan, Kaşkay, Halaç,
Türkmen Türkçesi gibi isimler kullanılmakta olup bunlar arasında Halaççanın diğerlerinden ayrı bir gelişim çizgisi takip ettiği
bilinmektedir. Halaçça dışında kalan diğer
varyantlar arasında farklılıklar çok azdır.
Özellikle Kaşkay ve Sungur Türkçeleri Azerbaycan Türkçesinin bir ağzı olarak da değerlendirilebilir.
İran’da Farsça’dan sonra en fazla konuşanı olan dil Azerbaycan Türkçesidir. X.
Asırdan itibaren bölgeyi yurt tutan Oğuz
Türkleri aynı zamanda 1924 yılına kadar
burada devletler kurarak yönetici sınıfı da
oluşturmuşlardır. Azerbaycan bir coğrafyanın
adıdır. Bu coğrafî addan hareketle burada
yaşayan Türklere Sovyetler Birliği ve İran’ın
siyasetlerine de uygun düşecek biçimde Azerî
adı verilmiş, bu yanlış isimlendirme ne yazık
ki günümüzde etnik kimliğin şekillenmesinde kullanılır olmuştur. Azerî terimi Ahmet
Kesrevî ve onun gibi Panfarsizmin ideologları
tarafından sonradan Türkleştirilmiş toplulukları işaret etmektedir. Bu propaganda İran’da
yaşayan Türkler üzerinde çok etkili olmamış-
tır. İran’ın Azerbaycan bölgesinde yaşayanlar
kendilerini Türk, dillerini Türkî diye adlandırmaktadırlar. İran’da Türkler her ne kadar
bin yıldan beridir yönetici olsalar da devletin
resmî dili her zaman Farsça olmuştur. Türkçe
Sokak, ev, folklor dili olarak varlığını sürdürmüş, yazı dili hâline gelememiştir. İlmî literatürde kendisine kullanım alanı bulan ve bizim
de kullanmak zorunda kaldığımız Azerî veya
Azerbaycan Türkçesi İran’ın Azerbaycan ve
Erdebil eyaletinde konuşulmaktadır. Bunun
dışında Tahran, Save, Hamedan gibi İran’ın
değişik bölgelerinde de çok sayıda konuşucusu bulunmaktadır. 14. yüzyıldan itibaren Eski
Anadolu Türkçesi içerisinde ayrı bir kol olarak ortaya çıkan Azerî Türkçesi, Hasanoğlu
adlı bir şairin birkaç şiiri ile ilk mahsullerini
vermiş, 19. yüzyılda Mirza Fethali Ahundzade’nin eserleriyle yazı dili olarak formalaşmış
ve Azerbaycan Cumhuriyetinin yazı dili olmuştur.
Doerfer ve Hesche, İran’dan derlenen
Kaşkay ve Sungur Türkçesine ait materyallerle
YENİ TÜRKİYE 53/2013 7
Afganistan Kabil Afşar ağzını fonetik ve morfolojik açıdan inceledikleri araştırmada Gü-
ney Oğuzca olarak adlandırdıkları dil bölgesi
için İran’da Songor, Qal’a-ye Farhad-Xan,
Qorwa, Qal’a-ye Soleymān-ābād, ‘Ali-Qurči/
Aräk, Şahrak, Paradomba, Hoseyn-ābādwe
Sarmaşad ve Firūz-ābād; Afganistan’da ise
Afşar-e Nānakçi/Kābol alanını kaydetmiş-
lerdir. Dil malzemesinin derlendiği bölgede
Kaşkay, Sungur ve Afşar Türkleri yaşamaktadır. Bunların dili de Güney Oğuzca içinde ele
alınmıştır. (Doerfer-Hesche, 1989). İran’ın
Fars eyaletinde konar-göçer olarak yaşayan
Kaşkay Türklerinin nüfusu hakkında farklı rakamlar zikredilmektedir. Kaşkay Türklerinin
nüfusu 570.000 ilâ (Boeschoten,1998:1-15)
yaklaşık 1,5 milyon(Çelik, 2002:658) olarak
gösterilmektedir. Bugüne kadar yazılı bir dile
sahip olamadıkları için dillerinde bir standartlaşmadan söz edilemez. Muhittin Çelik tarafından Kaşkay Türkçesi üzerine bir doktora
tezi hazırlanmıştır. (Çelik, 1997) İran’ın batı
sınırlarına yakın olan Kirmanşah şehrinin 70
km kuzeydoğusundaki Sungur şehrinde konuşulan Türkçeye Sungur Türkçesi denmektedir. Sungur Türkleri, Moğollar döneminde
bölgeye gelip yerleşmiştir. Türkçe, Farsça ve
Kürtçe arasında sıkışmış olup yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Azerbaycan ve Eynallu lehçeleri arasında kalan ve Azerbaycan
Türkçesinin bir ağzı sayılabilecek derecede
benzerlikler gösteren Sungur Türkçesi ile ilgili G. Doerfer ve C. Heyet birer makale yazmıştır. (Doerfer,1977; Heyet,2002)
Kaşkay Türkleri ile iç içe yaşayan Ebi
Verdilerin sayısı 40.000 civarındadır. Osman
Nedim Tuna tek bir konuşucunun dilinden
hareketle bu diyalektin özelliklerini ve Kaş-
kay Türkçesinden farklı durumlarını ortaya
koymuştur. (Tuna,1984:215-245).
Horasan Türkçesi, Eski Anadolu
Türkçesi döneminde karşımıza çıkan “olgabolga sorunu”nu da çözecek olan bir anahtar şive durumundadır. Horasan Türkçesinin
bir alt diyalekti olarak kabul edilen Özbek
Oğuzcasındaki dilsel karışıklıklar ve 13. yüzyılda Anadolu’ya yapılan göçlerin esas merkezinin burası sayılması bu sorunun esasını
oluşturmaktadır. (Akar, 2005:243). Horasan
Türkçesi hem Oğuzların tarihindeki kimi
boşlukları kapatmakta hem de şimdiye kadar
yorumlanamamış eski Osmanlıca kimi ögeleri aydınlatmaktadır. Doerfer’e göre Horasan
Türkçesi aslında 14. yüzyılda Anadolu’da bir
edebî dil olarak bulunmaktaydı. Şimdi ise sadece Horasan’daki Türk şivelerinde yaşamaktadır. (Doerfer, 1999:304) Dört Oğuz dilinin
tarihsel gelişimi şöyle olmalıdır: Selçukça X.
Yüzyılda bölünür. Horasan, Azerî ve Anadolu Türkleri topluca bir öbek oluştururlar.
Türkmenlerden ayrılırlar. Horasan Türkleri
batıya yolculuklarını sürdürürler. Horasanca
Türkmencedeki kimi özellikleri korur. XVI.
Yüzyılda Türkmen yayılması sonunda Horasan ikiye bölünür. Oğuz Özbekçesi adı verilen Kuzey Horasanca Güney Horasancadan
ayrılır. Kuzey Horasanca Kıpçak ve Özbek etkileri ile gelişir. Merv ve Belh ağızları oluşur.
Batıda ise Azerîce ile Osmanlıca birbirinden
ayrılır. Azerîce kimi noktalarda Doğu Oğuzcaya bağlı kalır. Bu noktalar Azerîceyi Horasancaya yaklaştırır. Horasanca Oğuz dilleri
arasında Türkmence, Horasanca, Azerîce ve
Türkiye Türkçesi dizilişi içindedir. (Bozkurt,
1999:420).
Horasan Türkçesi İran’ın kuzeydoğusunda, Horasan eyaletinde, güneye doğru
daha az Türkmenistan sınırında ve Özbekistan sınırındaki Amu Derya’nın biraz doğusunda, takriben 1,5 milyon insan tarafından
konuşulmaktadır. Lehçe olarak Oğuz dil grubu içinde Türkmence ve Azerbaycan Türkçesi arasında yer alır. (Tulu, 2005:1-2).
İran Türkmenlerine yaşadıkları bölgenin adından dolayı Horasan Türkmenleri
de denilmektedir. (Özkan,2006:80). Ancak
Gürgen ve Günbet gibi yerlerde yaşayan
Türkmenlerin dili, Türkmenistan Türkmenlerinin diline Horasan Türkçesinden daha
yakındır.
Batı İran’da Hemedan ve Save arasındaki dağlık bölgede bulunan, Türkçenin
YENİ TÜRKİYE 53/2013 8
konuşulduğu bir bölge olarak anılan Bayadistan’da daha çok Afşar, Bayat, Halaç ve
Şahsevenler yaşamaktadır. Bu bölgede yaşayan Türklerin dil kullanımı yaş ortalamasına
göre değişmektedir. Altmış yaşın üzerindeki
kadınlar sadece Türkçe bilmektedir. Aynı
yaş grubunun erkekleri ise İran dilini konuş-
malarına rağmen daha çok Türkçeyi tercih
ederler. Otuz ile altmış yaş arası iki dilli olup
yaşlılarla Türkçe konuşurlarken, çocuklarıyla
Farsça ile iletişim kurmaktadırlar. Otuz yaşın
altındaki gruplarda eğitimin de tesiriyle artık
Türkçenin yerini Farsçanın aldığı gözlenmektedir. (Bulut,2002:679-692).
İran’da Türkmensahra olarak adlandırılan ve Gülistan ile Kuzey Horasan eyaletlerini içine alan geniş bir coğrafi alanda 2
milyon civarında Türkmen Türk’ü yaşamaktadır. Sünni anlayışa sahip olan Türkmenler
bundan dolayı zaman zaman ayrımcılığa da
tabii tutulmaktadır. Yazı dili olarak Türkmenistan’da kullanılan edebi dil benimsenmiş
olup, konuşmada farklı ağızlar mevcuttur.
Türkmenistan’da olduğu gibi Türkmensahra’da da Yomut, Teke, Gölken, Nohurlu, Salır gibi boyların ağızları ayırt edilmektedir.
İran Anayasası’nın 15. maddesine göre
İran vatandaşları anadilde eğitim hakkına sahiptir. Ancak bu madde Ermeniler gibi gayrımüslimler için uygulanırken Türkler gibi
Müslüman toplumlarda işletilmemektedir.
Anayasanın 15. maddesi uyarınca devletin
anadil eğitimi için bütçe oluşturması, öğretmenler yetiştirmesi, azınlık dillerinde kitap
basması gerekmektedir. Ayrıca azınlıkların
kendi dillerinde kendi bütçeleriyle kitap basma hakları vardır. İran Türkmenleri için ne
devlet tarafından ne de Türkmenlerin kendi
katkılarıyla kurulmuş bir dil öğretim merkezi
bulunmamaktadır. Türkmen çocukları Türkmenceyi aile ortamında öğrenmektedirler.
Anadil eğitimindeki kısıtlamalar sebebiyle
Türkmence Farsça karşısında gittikçe gerilemektedir. Temmuz 2009’da alınan bir kararla
milli azınlık dillerinin üniversitelerde 2 kredilik seçmeli ders olarak okutulmasına karar
verilmiştir. Bu karar Azerbaycan Türkçesi,
Türkmence, Kürtçe ve Beluççayı kapsamaktadır. (Deveci, 2009:51-60).
İran Türkmenlerinde basın yayın faaliyetleri pek gelişmemiştir. 1998 yılında yayın
hayatına başlayan ve 8 sayfadan oluşan “Sahra” adlı gazete Farsça-Türkmence iki dilli olarak çıkmaktadır. 1998 yılında “Yaprak”, 2000
yılında ise “Fıragi” dergileri Farsça-Türkmence olarak neşredilmişlerdir. 1958 yılında kurulan Türkmen radyosu ile; Gülistan vilayetinin merkezi Gürgen’de haftada yarım saat
Türkmence yayın yapan televizyon programı
anadildeki etkinlikler olarak sıralanabilir.
Eftalitlerden itibaren Afganistan, Pakistan, Hindistan ve İran coğrafyasında görü-
len Halaçlar, Gazne ve Delhi Türk sultanlığı
devletleri içinde önemli roller üstlenmişlerdir.
8.-9. asırda Halaç kızlarının saraya gelin getirilmesi ile ilgili kayıtlarda Halaç adının geç-
mesi önemlidir. Afganistan’da Türklerin varlığı Bahterce yazılmış belgelerle de tanıklanmaktadır. Türkçe ad ve unvanlarının geçtiği
en eski belge 630 tarihlidir. Belgelerin birinde bir Halaç prensesinden bahsedilmektedir.
(Sims-Williams, 2001) 9.-10. yüzyıllarda Arap
seyyahlarının eserlerinde Halaçlardan bahsedilmektedir. Harezmî’nin Mefâtihu’l-Ulûm
adlı eserinde Halaç ve Kencine Türkleri, Eftalitlere dayandırılmaktadır. (Ölmez1995:15)
Afganistan’da yaşayan Halaçların bir
kısmı 10. yy.dan itibaren İran’a göç etmiş-
lerdir. Khilji-Khalji-Khalaj-Ghilji-Ghilzai adlarıyla Afganistan’da kalanlar ise Peştunlaş-
mıştır. Khilji-Gılzay adıyla Peştunlar içinde
önemli bir grubu oluşturan Afganistan Halaç-
ları, Sünnîdir. İran’da Halacistan bölgesinde
yaşayan Halaç Türkleri, kendi özgünlüklerini
koruyabilmiş; Afganistan, Pakistan ve Hindistan’dakiler yerli etnik gruplara karışarak
asimile olmuşlardır. Türkmenistan, İran,
Azerbaycan, Irak, Anadolu ve Balkanlar’da
çok sayıda Halaç adlı Türk grubuna ve yerle-
şim yerine rastlanmaktadır. Ancak bunlar da
Oğuz Türkleri arasında karışmış olup dilleri
Oğuzcalaşmıştır.
YENİ TÜRKİYE 53/2013 9
İran’da yaşayan Halaçlar, Tahran’ın
160 km. güneybatısında Save, Kum, Erak ve
Tefriş illeri arasında yer alan bölgede meskûndurlar. Yaklaşık elli bin nüfusa sahip olan
Halaçlar, kendi aralarında iki gruba ayrılmaktadırlar. Helec-i Sava veya Kahır adlı ilk grup,
Save, Herekan ve Novberan bölgesinde bulunmaktadır. Kum, Erak bölgesindekiler ise
Helec-i Emir Hüseynli olarak adlandırılmaktadır.
Halaç Türkçesi Telhab ve Herrab ağzı
olmak üzere iki ana kola ayrılır. Telhab ağzındaki ö ve ü sesleri, Herrab ağzında ė’ye dönü-
şür. Telhab ağzı köz, kün, söz, öz; Herrab ağzı
kez, ken, sez, ez. Halaç Türkleri arasında Halaççanın durumu, Farsçanın karşısında gerilemiş durumdadır. İran’da ülkenin resmî dili
olan Farsça karşısında Türkçenin hemen bü-
tün yörelerde dilsel gerileme içinde olduğu;
ses, şekil, söz dizimi ve kelime hazinesi bakı-
mından Farslaşmaya başladığı görülmektedir.
Resmî dilin sıkıştırması sonucu, İran’da Horasan, Halacistan gibi bölgelerde Türkçenin
tamamen ortadan kalkacağı söylenmektedir.
(Doerfer,1999 ; Menz,2003). Dil ölümlerinin
çok çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Bunlardan biri kültürel asimilasyondur. İnsanların
üzerindeki siyasî, sosyal ve ekonomik baskı-
lar sonucu iki dillilik ortaya çıkar. İnsanlar
eski dillerini anlarken yeni dillerini gittikçe
daha iyi kullanmaya başlar. Sonra genelde, oldukça hızlı şekilde bu iki dillilik düşüşe geçer
ve eski dil yerini yenisine bırakmaya başlar.
Bu, üçüncü aşamaya götürür ki bu aşamada
genç nesil, yeni dilinde iyice ustalaşır, kendini onunla tanımlar ve ihtiyaçlarını karşı-
lamak için birinci dilinin gereksiz olduğunu
fark eder. Anne babalar, çocuklarıyla konu-
şurken veya onların yanında eski dili daha az
kullanmaya başlar ve çocuklar yeni toplumda doğdukça yetişkinler onlarla dillerini konuşabilecek daha az fırsat bulurlar. Bir nesil
içinde bazen 10 yıllık bir sürede aile içindeki
sağlıklı iki dillilik durumu, tek dilliliğe kayıp,
dili ölüme bir adım daha yaklaştırır. (Crystal,
2007:98-99). Halaç Türkçesi, diğer birçok
Türk lehçesi gibi (Karay, Tuva, Şor, Altay vd.)
tehlikede olan diller arasındadır. Genç neslin
bilmediği, yaşlı nüfusun konuştuğu bu dilde
bu zamana kadar (Cemrasi’nin Qarşu Baluqqa Selam adlı şiir kitabı hariç) yazılı herhangi bir eserin bulunmayışı, Halaç Türkçesini gittikçe geriletmektedir. (Gökdağ, 2012).
Halaçça, Türkçenin eskicil özeliklerini
koruyan bir dil olması bakımından önemlidir.
Ana Altayca */p/ sesini /h/ ’ye değiştirerek sistemli olarak koruyan Halaççada Eski Türk-
çe söz içi ve söz sonu /d/ sesi değişmeden
kalmıştır. Ana Altaycada *padak, Halaççada
hadak, Halaçça udan- “uyan-”, aslî uzun ünlülerin varlığı, ayrılma hâli eki olarak –dA’nın
kullanılması, sıfat-fiil eki -gIlI’nın (Eski Türk-
çe –glI) yaygınlığı (kelgili “gelen” gibi örnekler), Halaççanın, Eski Türkçe özellikleri en
iyi barındıran Türk dili olduğunun bir göstergesidir. Ayrıca kendine has söz varlığı, diğer
Türk lehçelerinde bulunmayan sözler, Halaç-
çayı ilgi çekici kılmaktadır. Doerfer, qudghu
“uçuş” kelimesini hapax legomenon olarak işaretlemektedir. (Doerfer, 2005:429-431)
Halaç Türklerini Argu olarak adlandıran Kaşgarlı Mahmud, Argulara ait bazı
kelimeleri de sıralamıştır. “Bu kelimelerin
bugünkü Halaççada yer alması, Argu-Halaç
paralelliğini gösterir.” diyen Doerfer’e Cevat
Heyet karşı çıkmaktadır. Heyet’e göre Sogdluların Türkleşmesinden meydana gelmiş
olan Argularla Halaçları birleştirmek yanlıştır; Halaçça, Ana Türkçenin özelliklerini
günümüze taşıyan bir dildir; Sogdlular ise
miladi 7. yüzyıldan sonra Türk hâkimiyeti
ve nüfuzu altına girerek Türkleşmeye başlamışlardır. (Heyet, 2008:378). Gürer Gülsevin Kaşgarlı Mahmud’un Argu dili hakkında
verdiği izahatlardan hareketle Argu dili ile
Halaççayı karşılaştırmış ve Doerfer’in ileri
sürdüğü Halaçça-Argu paralelliğini bilimsel
olarak çürütmüştür. Divan u Lugat-it Türk
adlı eserinde Kaşgarlı Mahmud Arguların
d’leri y’ye çevirdiğini zikreder. Çiğil Türkleri “karın doydu” anlamına olarak “karın todtı”, yukarıda söylemiş olduğumuz boylar buna
YENİ TÜRKİYE 53/2013
10
“tozdı” derler. İsim ve fiillerin geri kalanlarını
buna göre ölçümle. Sözün kısası, Çiğil dilinde
bulunan zad( ) harfi Rum diyarına kadar olan
Yağma, Toxsı, Oğuz boylarıyla Argulardan bir
takımlarının dilinde –Çin’e doğru gidilerek bü-
tün boylarda y olur. Yani, Kaşgarlı Mahmud,
Argucayı Eski Türkçedeki d/ sesini XI. Yüzyılda korumuş olan lehçeler arasında değil
de, y/ haline getirenler arasında zikretmiştir.
Gülsevin’e göre Kaşgarlı kelime başı h/ sesini Hotan ve Kençeklilerden duyup diyalekt
tasnifinde ayırıcı bir özellik olarak kaydederken Argucada duymaması düşünülemez. Halaççanın en karakteristik özelliklerinden biri
olan sözbaşı asli h/ sesinin Argucada olsaydı
mutlaka Kaşgarlı tarafından tespit edileceği
fikri de Gülsevin’in Halaççanın Argu kökenine getirdiği en önemli itiraz noktalarından
biridir. (Gülsevin: 2008; 286-292).Halaç
Türklerinin Argu kökeninden ziyade Eftalit,
Akhun, Kuşan Türkleriyle bağları daha açık
olarak görülmektedir. Tarihi kaynaklarda Eftalitlerin ilgili olduğu Türkler arasında Karluklar, Abdallar ve Halaçlar da belirtilmektedir. (Kurbanov, 2010: 239-242)
Halaç dil malzemesini bilim âlemine
tanıtan V. Minorsky olmuş; ancak O, Halaç-
çayı, Azerbaycan Türkçesinin bir ağzı olarak
görmüştür.(Minorsky, 1940). Ferhad Zeynelov da Minorsky ile aynı paralelde düşünmektedir. M. Mukaddem, Gûyişha-yı Vefs
ve Aştiyan ve Tefriş, İran Kunde Tahran 1318
(1939) adlı eserinde Vefs, Aştiyan ve Tefriş
bölgesindeki Azerbaycan ve Halaç Türkçesi
dil malzemelerini derlemiş ve incelemiştir.
Halaç Türkçesinin gerçek anlamda bilimsel
keşfi Gerhard Doerfer, W. Hesche ve Semih
Tezcan tarafından yapılmıştır. 1968 yılında
Halaçların yaşadığı bölgede derlemeler yapan
ekip daha sonra bu dil malzemesini işleyerek
neşretmiştir. Halaçça malzemeler, gramer,
sözlük, folklor metinleri; kitap olarak Doerfer
ve öğrencilerinin gayretli çalışmalarıyla bilim
âleminin önüne konulmuştur. Ayrıca Halaçça
malzemelerin ışığı altında Türk dili tarihine
ışık tutacak birçok makale, aynı ekip tarafından yazılmıştır.(Tezcan, 1999:203-212).
Ülkenin resmi dili olan Farsça karşısında Türkçenin hemen bütün yörelerde dilsel
gerileme içinde olduğu ses, şekil, sözdizimi
ve kelime hazinesi bakımından Farslaşmaya
başladığı gözden uzak tutulmamalıdır. Yoğun
bir Türk nüfusunun yaşadığı Tebriz şehrinde
Farsça tesirinin yöre ağzındaki etkileri bir
hayli fazladır. (Kıral, 2001). Resmi dilin sıkış-
tırması sonucu İran’da Horasan, Halacistan
gibi bölgelerde Türkçenin tamamen ortadan
kalkacağı öngörülmektedir.
Nüfusunun yarısından fazlası Fars olmayan etnik gruplardan oluşan İran’da kültü-
rel kimlik ve anadil haklarını savunan Türkler
“Pan-Türkizm yayılmacılığı yaparak ülke gü-
venliğine karşı eylemlerde bulunmak” suçlamalarıyla karşılaşmaktadırlar. Ülkede Farsça
olmayan dillerin kullanımına büyük zorluklar çıkarılmaktadır. Kültürel hakları savunan
çok sayıda Türk aydını, gazeteci, yazar İran
hapishanelerinde çeşitli işkencelere maruz
kalmıştır. Küreselleşen dünya’da İran’ın daha
açık politikalar izlemesi Türk topluluklarını
da gelecekte rahatlatacaktır.
Kaynakça
Akar, Ali; (2005), Türk Dili Tarihi, İstanbul,
Akpınar, Yavuz; (1997), “Türkçülük ve Azerbaycancılık Kavramları Hakkında Bazı Düşünceler”,
Kardaş Edebiyatlar, Sayı 39, s.3-10.
Albayrak, Recep; (2012), Türklerin İranı, Berikan Yayınları, Ankara.
Attar, Aygün; (2006), İran’ın Etnik Yapısı, Divan Yayıncılık, Ankara
Barutçu-Özönder, F.Sema; “İran ve Türkler”,
KÖK Araştırmalar, C. IV, s. 2, Güz 2002, s.102-103.
Blaga, Rafael; (1997), İran Halkları El Kitabı.
Boeschoten, H.; (1998),“The Speakers of Turkic Languages”, The Turkic Languages,( Editörler: L.
Johanson, Eva A. Csató), London, New York, s. 1-15.
Bozkurt, Fuat; (1999), Türklerin Dili, Ankara,
Bradley, John R.;(2007) “Iran‟s Ethnic Tinderbox”, The Washington Quarterly, 30, 1, ( 2006-2007),
s.181-190.
Bulut, Christiane; (2002), “Bayadistan
(İran)’daki Türk Kavimleri”, Türkler, (Editörler: H.C.
Güzel, K. Çiçek, S. Koca), Cilt 20, Ankara, s. 679-692.
Celilov, Feridun; (2000), Azer Halkı, Bakı
YENİ TÜRKİYE 53/2013
11
Crystal, David; (2007), Dillerin Katli (çev.
Gökhan Cansız), İstanbul, Profil Yay.
Çelik, Muhittin; (1997), Kaşgay Türkçesi (Giriş,
İnceleme, Metinler, Sözlük), İnönü Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Malatya.
Çelik, Muhittin;( 2002) “Kaşkay Türkleri”,
Türkler,(Editörler: H.C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca),
Cilt 20, Ankara, s. 658-674.
Deveci, Abdurrahman; (2009), “İran Türkmenleri: Türkmensahra “, Ortadoğu Analiz, Ekim 2009,
Cilt I, Sayı 10, s.51-60
Doerfer, G.;(1997), “Das Songortürkische”,
Studia Orientalia, Vol. 47, Helsinki, s. 43-56;
Doerfer, G.;(1999) “İrandaki Türk Dil ve Leh-
çeleri ile Bunların Hayatta Kalma Şansı”, 3. Uluslar
Arası Türk Dil Kurultayı 1996, Ankara, s. 303–310
Doerfer, G., (2005), “Khalaj”, Encyclopadedic
Ethnography of Middle East and Central Asia I (ed. R.
Khanam), Nev Delhi: Global Vision Publishing House,
s. 429-431.
Doerfer , G. – W. Hesche; (1989), Südoghusische Materialien aus Afghanistan und Iran, Wiesbaden,
Erol, M. Seyfettin;(2002), “İran’ın Orta Asya
Politikası. Deneyimli Aktörün Güvenlik Sorunu Ya Da
Ava Giden Avlanır”, Stratejik Analiz, Sayı 28: s. 66-75.
Gökdağ, Bilgehan Atsız; (2012), Ali Asqer Cemrasi, Qarşu Balıqqa Selam, Ankara Vizyon Yay., Ankara
Gülsevin, Gürer; (2008), “Kaşgarlı Mahmut’un
Verdiği Bilgilere Göre Arguca Eski Halaçça Olabilir
mi?”, Doğumunun 1000. Yılı Dolayısıyla Uluslararası
Kaşgarlı Mahmud Sempozyumu, Bildiri Metinleri, Editör: Muhsin Kalkışım, Rize, s.286-294
Heyet, Cevat; (2002), “Sungur Türkleri”, Türkler,( Editörler: H.C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca ),C. 20,
Ankara, s. 675-678.
Heyet, Cevat; (2008), Türk Dilinin ve Lehçelerinin Tarihî Seyri (çev. Mürsel Öztürk), Ankara: TDK
Yay.
Kıral, Filiz;(2001), Das gesprochene Aserbaidschanisch Von Iran, Eine Studie zu den syntaktischen Einflüssen des Persischen, Wiesbaden,
Kurbanov, Aydogdy; (2010),TheHephthalıtes:Ar
chaeologicalandHistoricalAnalysis ; PhD thesis submitted to the Department of History and Cultural Studies
of theFree University, Berlin.
Menz, Astrid; (2003), “Endangered Turkic
Languages: The case of Gagauz In”, Language death
and language maintenance: theoretical, practical and descriptive approaches (ed. Mark Janse & Sijmen Tol), Amsterdam: Benjamins, s. 143-155.
Minorsky, V., (1940), “The Turkish Dialect of
the Khalaj”, Bulletin of the School of Oriental Studies, V.
10.2: 417-439. (Türkçesi: F. Güley, “Halaç Türk Diyalekti”, TDED, C. 4.1-2,1950: 83-106).
Nesibzade, Nesib; (1997), İran’da Azerbaycan
Meselesi, Bakı,
Ölmez, Mehmet; (1995), “Halaçlar ve Halaç-
ça”, Çağdaş Türk Dili, S. 84, s. 15-22.
Özkan, Nevzat; (2006), Türk Dilinin Yurtları,
Akçağ Yay.,Ankara,
Resulzade, M.Emin;(1993), İran Türkleri, (Hazırlayanlar: Y.Akpınar, İ. M. Yıldırım, S. Çağın), İstanbul, 1993,
Salihi, Ali Ekber;(2011) http://www.dha.com.tr/
dunya/iran-disisleri-bakani-ali-ekber-salihiden-muzakereaciklamasi-son-dakika-haberleri-_259918.html)
Sarıkaya, Yalçın;(2002) “Hatemi Döneminde
İran’ın Dış Politikası, Geleneksel Dış Politika İçin Atı-
lım İmkanı mı?” 2023, Sayı 14.
Sarıkaya, Yalçın; (2007), İran’da Milliyetçilik Ve
Bölgeye Yansımaları, Gazi Ü. Sos.Bil. Enst. Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara.
Sarrafi, Ali Rıza; (1383/2005), “İran’da Türklerin Coğrafiya ve Ahali Sayısı”, Dilmaç, S.2, Tebriz
Shaffer, Brenda; (2002), Borders and Brethren:
Iran and the Challenge of Azerbaijani Identity, The MIT
Pres Cambridge, Massachusetts,
Sims-Williams, Nicholas, 2001, Bactrian Documents from Northern Afghanistan I, USA: Oxford University Press.
Tezcan, Semih; (1999),“Halaççanın Önemi
ve Halaçça Araştırmalarının Sürdürülmesi Gereklili-
ği”, Issues in Turkic Languages description and language
Contact (ed. S. Fujishiro, M. Shogzito), Kyoto, 1999,
s. 203-212.
Tulu, Sultan;(2005), Horasandan Masallar ve
Halk Hikâyeleri, Ankara,
Tuna, Osman Nedim; (1987), “ Ebi Verdi:
İran’da Bir Türk Diyalekti”, TDAY-Belleten 1984, Ankara, s. 215-245.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar