İRAN TÜRKLERİ VE İRAN TÜRK EDEBİYATl

.-.aA..;.ıIJ.."J•...JTUül[lrkli.LjYY.laLLt.dıA.ı:ırau.stwlrı:ıımllllaIlllJaLLrıuE~n~stjw·tJ.liüsllliju.Dts;e.ı..ırg;.ııjsILi"",S!lI;aYı:.ı'..r<24:L",1;E.ı..rzr..ıluwruıı.ıwIL.i&l20Iıı014 --=-.99­
İRAN TÜRKLERİ VE İRAN TÜRK EDEBİYATl
Dr. Ali KAFKASYALI·
ÖZET
Bu makalede, İran Türkleri'nin yerleşim yerleri, nüfusları,
edebi ve kültürel gelişimleri, Türkiye ve diğer Türk toplulukları
ile sosyal, edebi ve kültürel etkileşimleri, başlangıcından
günümüze kadar bu bölgede yaşamış ve yazmış edebi şahsiyetler
ve onların eserleri değerlendirilmiştir. Ayrıca kurulan edebi ve
kültürel topluluklar onların yayımladığı Türkçe dergi ve gazeteler
ele alınmıştır.
ya'nın sinesinde hayat bulan Türk milleti, zaman içinde dünyanın dört
ir yanına yayılmış, birçok coğrafyada vatan tutmuştur. Kimi yerlerde
obalar, oymaklar, kimi yerlerde devletler, imparatorluklar oluşturmuştur. Gittiği her
yere Türk soyunun kültür ve medeniyetini götürmüş, büyük hizmetler sunmuştur.
Bugün Türk kültürünün ve medeniyetinin izleri ta Çin ortalarından Avrupa içlerine
kadar, Yemen sahiııerinden Sibirya sahiJlerine kadar hemen her yerde
görülmektedir.
Otuz milyondan fazla Türk'ün yaşadığı en eski Türk vatanıarından birisi olan
İran coğrafyasında da durum aynıdır. Türk dili, Türk edebiyatı, Türk musikisi, Türk
töresi, kısa ifade ile Türk kültürü ve medeniyeti bütün incelikleriyle varlığını
sürdürmektedir. İran Türkleri ve edebiyatıarı hakkında yazmadan önce Mustafa
Kemal Atatürk'ün şu direktifini hatırlamak yerinde olur.
"Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır.
Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gı'bı; tıpkı
Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Dünya yeni bir dengeye
ulaşabılir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bılmelidir. Bizim bu dostluğun
idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya
hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak
lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam atarak. Dıl bir
köprüdür. Inanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların
böldüğü tannimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını
bekleyemeyiz. Bizım onlara yaklaşmamız gereklidirı."
• Atatürk Üniv. K. Karabekir Eğt. Fak. Türk Dili ve Ed. Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğrt. Üyesi.
1Atatürk'ün Özel Sohbetleri, 30 Ekim 1933 - Ziraat Bankası Arşivi.
-100- A. Kafkasya!.. Iraq Türkleri ye İrap Türk Edebiyatı
İran cogJ'afyasının, insanların yaşamasına elverişli arazisinin, dörtte birinde
tamamen Türkler meskündur. Bu miktar Türkiye'nin % 40'ına tekabül eder2.
İran cografyasındaki Türkler'in yaşadıkları yerleri üç büyük bölgede
inceleyebiliriz:
I. Kuzey-Batı Türk Yurtları, Tahran'ın güneyi ve dogusundan başlayarak
Türkiye sınırlarına kadar i 000 km. uzanan 170 000 km2'lik bu bölgede İran
Türkleri meskündur. İran Türkleri'nin dörtte üçü, yani 20 milyon kadarı bu bölgede
yaşar. Hoy, Kazvİn, Makü, Meraga, Merend, Save, Nagadey (Nagade), Urmiye,
Zencan ve birçok Türk Devletine başkentlik eden Tebriz ve Erdebil şehirleri bu
bölgededir.
2. Kuzey-Dogu Türk Yurtları: Bu bölgede Horasan Türkleri ve Türkmenler
yaşarlar. Türkmenler'in nüfusu 2 milyon, Horasan Türkleri'nin nüfusları ise 3
milyon civarındadır. Deregez, Küçan, Sebzevar, Şirvan, Türkmen (Bendere
Türkmen) ve Meşhed şehri bu bölgededir.
3. Güney ve Merkez Türk Yurtları: Bu bölgede Türkler dagınık haldedirIer.
Kaşkayi, Bayat, Afşar, Halaç, Agaçeri, Hamse gibi Türk boyları yaşamaktadır. Bir
kısmı göçebedir. Bunların yaklaşık nüfusları 3 milyon civarındadır. Çogunlukla
Türk boylarını sinesinde barındıran Ahvaz, Firuzabad, Kazrun, Şiraz şehirleri bu
bölgede bulunmaktadır. Bazı tarihçiler, Türkler'in İran cografyasına M.Ö. VII.
yüzyılda Sakalar'ın seferleri sırasında geldiklerini ve tedricen hakim ziimreyi teşkil
ettiklerini ileri sürmektedirler} Oysa birçok saygın tarihçi, İran'ın tamamının
milattan 4400 yıl öncesinden Türk yurdu oldugunu ortaya koymaktadırlar. Bu
hususta dünyaca ünlü büyük tarihçi Prof. Dr. Mahmut Taki Zehtabi şöyle yazıyor:
"Bugün tariI:ı elmi get'i olarag gösterir ki, Hind-Avrupa dilli Parslar'ın on
gebilesi ilk dere miladdan 900 ii evvel şerg teretinden İran felatına gelmiş ve İıam
şehzadelerinin hakimiyeti altında olmuş, çagdaş Fars ve Kirman eyaletlerinde, İlam
Hükümeti'nin icazesiyle, yurd salıb, yaşamışlar. Onlardan tegriben 3500 il evvelden
Türkler İran erazilerinde medeniyetler ve hökürnetler yaratmışlar.,,4
Ebülgazi Bahadır Han da "Türkler'in Soy Kütügü" adını taşıyan "Şecere-i
Terakime" adlı eserinde bu bölgenin Türklügli ile ilgili şöyle diyor:
2 Ali Rıza Sarrafı, "İran Türkleri'nin Dili ve Türk Folklorunun Araştırılmasındaki Sorunlar",
Uluslar Arası TOrk Dünyası Halk Edebiyatı Kurultayı (Bildiri), 26-28 Mayıs 2000-İçel.
3 A. Zeki Velidi Togan, İslam Ansiklopedisi, "Azerbaycan" maddesi, M.E.B. Yay., İstanbul,
1979. c. 2, s. 97; Rafael, Blaga, İran Halkları El Kitabı, (yayınevi belli degil)-1997, s. 88.
(Bu kaynakta şöyle deniyor: "İran'da Türkler'in sayıca ilk sıralara tırmanmalarında en
önemli aşamayı Oguz Türkleri'nin Kınık boyundan olan Selçuklular devri oluşturur.").
4 Prof. Dr. Mahmut Taki Zehtabt, İran Türkleri'nin Eski TariJ:ıi, Tebriz-1378 (M. 2000), s.l.
--'lAw. j~'ı...ıT..uüJJrku;iYJ.llall..t .::ı.Aura~ştwır.JIwl.ilaJJlla>urıuE:.uDLiUştl,l,litJllUş ... U .... D .... erLiıı""iş.... i .... S... aY'-'-1""'24ı...o;oE..... rz.... uu ru w w ....2 ... 0""04ı.- ----:-lO1­
"oguz Han'ın zamanından ta Çingiz Han zamanına kadar Tin ve İtil ve
Yayık, bu üç suyun yakasında Kıpçak'tan başka il (el) yok idi. Dört bin yıla kadar o
yerlerde oturdular. Onun için o yerlere Deşt-i Kıpçak derler..,5
Diğer yandan bütiin tarihi kaynaklarda, İran'da Farslar tarafından sadece 4
devletin kuruldugu gösterilmektedir. Akamenis Devleti (M.Ö. 559 - M.Ö. 330);
Sasani Devleti (M.S. 226 - M.S. 652; Pehlevi yönetimi (1925 - 1979) ve İran İslam
Cumhuriyeti (1979'dan günümüze).
Romalılar ve Araplar'ın çok uzun sürmeyen hakimiyetieri bir kenara
koyulursa, İran'ın tarih boyunca, Türk hakimiyetinde bir Türk devleti olduğu
göriilür. İran resmi verilerinde ve genellikle bu verilere dayanarak yayın yapan dış
basında, İran'daki Türkler sadece Azeri Türkleri'nden ibaret gösteriliyor.6 Halbuki
İran'da, Azeri Türkleri'yle birlikte Afşarlar, Bahtiyariler, Halaçlar, Save Türkleri,
Hemedan Türkleri, Huzistan Türkleri (Eşgan Türkleri), Kaçarlar, Karapapaklar,7
Türkmenler, Özbekler, Şahsevenler, Kayarlar, Kaşkayiler 8 gibi birçok Türk boyu
yaşamaktadır.
İran Türklüğü, Türk Dünyası'nın en önemli yerlerinden birisinde
bulunmaktadır. Orta Asya, Uzak ve Orta Doğu, Anadolu, Kafkasya Türk
bölgelerinin geçit yolu üzerindedir. Bu özellik ona Türk Dünyası'nın sanatının ve
kültürünün hülasası olma özelligini kazandırmıştır. Üstelik yeraltı ve yerüstü
kaynaklarının zenginligi, güzel tabiata ve hoş bir iklime sahip olması sebebiyle
ihtiraslı milletlerin sürekli dikkat merkezinde olmuştur. Buna ragmen Azerbaycan
ve İran Türkleri çok büyiik medeni gelişmeler göstermiş, çok köklü kültür ve
medeniyet merkezleri oluşturmuşlardır. Oluşturdukları Bakü, Tebriz, Gence,
Erdebil, Şeki, Kazak, Berde, Nahcivan. Urmiye, Şemkir, Şamahı, Marağa, Meşhed,
Beylegan, Halhal, Save, Sulduz gibi edebi, medeni kültiir merkezleri yiizyıllarca
dünyaya ilim ve kültür sunmuştur.
Bu bölge Türkler'inin edebiyatıarı da diğer Türk devlet ve topluluklarının
edebiyatıarında oldugu gibi sözlü edebiyat geleneği ile hayat bulmuş ve yaşamıştır.
Türk milletinin en belirleyici kültürel kimliği olan Türk halk edebiyatı, Türk
DUnyasl'nın her yerinde gösterdigi benzerliği, ortaklıgı burada da göstermektedir.
5 Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime, Türklerin Soy Kütüğü, Hazırlayan: Muharrem
Ergin, Tercüman 1001 Temel Eser, s. 32 (Esas metin: s. 19).
6 "Le Monde" gazetesi, Paris, Vendredi 8 Mars 1996.
7 Ramazan Özey, Dünya Denkleminde Ortadoğu, Öz Eğitim Yay., İstanbul- i 997, s. 268.
8 Mehmet Emin Resulzade, "İran Türkleri", Türk Yurdu, c. i, Sayı: 4, s. 108-1 LO; Dünyada
Türkler, Margaret Bainbridge-Pierre Oberlin, (Türkçesi: Mehmet Harmancı), Say Yay.,
İstanbul-1995. s. 149; A. Zeki Velidi Togan, a. g. e., s. 91; Ramazan Özey, a. g. e., s. 268;
Ali Rıza Sarrati, a. g. e. s. 7.
-102- A. Kafkasya"; İraq Türkleri ye tnq Türk Edebiyatı
Avrupa içlerindeki Gagauz Türkleri'nin dilindeki manilerin, bilmecelerin
benzerlerini hatta aynılarını İran Türkleri arasında görmek, duymak mümkündür:
"Damdan çiktı üç gözel,
Damın etrafın gezer.
Elinde bir teste gÜı,
Kendi gülden ta gözel.,,9 (Gagauz Türkleri)
"Dama ÇıkmıŞ bir güzel (Delilo...)
Damın etrafın gezer (Delilo )
Elinde bir deste gül (Delilo )
Kendisi gülden güzel (Delilo )" 10 (Anadolu-Diyarbakır)
"Ezizim gülden gözel,
OJ:ıur bülbüiden gözel,
Yar mene bir gül verib,
Özü o gülden gözeL" 11(İran Türkleri)
"Dörd gardaş var,
Her cür gaçar,

Birbirlerine çatmaz." 12 (Araba)

(İran Türkleri)

"Dört kardaş,
Birbirini kovalar,
Bir türlü erişemeerler.
Nedir 0?,,13 (Arabanın tekerlekleri)
(Gagauz TUrkleri)
VII. yüzyılın ortalarından itibaren Azerbaycan ve İran coğrafYası bazen
bizzat Araplar'ın bazen de Arap güdümIü yönetimlerin elinde kalmıştır. Bu
yönetimler Arap dilini ve edebiyatını İslam dini ile birlikte bölge halkına ısrarla
sunnıuşlardır. Hakimiyetin dili Arapça yapılmıştır. Bu sebeple devrin şair ve
9 H. Güngör, M. Argunşah, Gagauz Türkleri, Tarih-Dil Folklor ve Halk Edebiyatı, Kültür
Bakanlı~ı Yay., Ankara-I 991 , s. 158.
10 Selçuk Yıldırım, Besim Akkuş, Cinuçen Tannkorur, Orta OkuUar için Müzik, M.E.B.
Yay., Ankara - 1989, s. 30.
i i Cenubi Azerbaycan Edebiyyatı Antologiyası, Elm Neşriyyatı, Bakl-1994, c. IV, s. 371.
12 a.g.e., Bakı- i 983, c. II, s. 539.
13 H. Güngör, M. Argunşah, a. g. e., s. 97.
-AA..Jİu..'r..ıT..u.Uı:Jirk.ııiYlB.atuA;ur:a:aşŞJlblIlrmIlliIUllllIrLI Eı:.ıDU.stwitııı:lIsIııOi..LDfl:e~reOllliş,,-i.ı;ı;SIIUYLI 2~4wEı:.ırz;ıouııır..ıı.umııı....ır:2001U/.14 -=-103­
yazarlarının ço~u, eserlerini Arapça yazmışlardır. İlk dönemlerde eserlerini Arapça
yazan müelliflerden bazıları şunlardır: Ebu Nesr Mensur ibn Müınkfuı Tebrizi,
Hattat Nizami Tebrizi, Ebül Mehasin Hüseyin ibn Ali Tebrizi, Ali ibn Hibbetullah
Tebrizi, İskafi Zencani, Hatib Tebrizi...
Katran Tebrizi, Kafi Zeher Hemedani gibi bazı Türk şairleri ise Farsça
yazmışlardır.
XI. yüZyılın başlarından itibaren Arap hakimiyetine son veren Selçuklu
Türkleri, bütün Kafkasya, Azerbaycan ve Yakın Do~u'ya sahip olup, bu bölgede
hakim zümreyi teşkil etmişlerse de Fars diline büyük tolerans tanımaları ve
Türkçe'ye yeterince önem vermemeleri sebebiyle bilhassa Farsça yazılan Türk
edebiyatında artma devam etmiştir.
XI. ve XII. asır şairlerinden, elimizde 26 beyti bulunan, Nizamiye
Medresesi'nde tahsil almış devrin büyük dilci ve edebiyatçılarından olan Ömer
Genci (Gence-I085?- Merv-1155), yine aynı dönemde Azerbaycan'ın Hoy şehrinde
dogup büyüyen ve meşhur Arap şairi Ebüllela'nın divanına yazdı~ı "Tenvir" adlı
şerhi ile tanınan Yusuf ibn Tahir; "Medain Harabeleri" adlı meşhur felsefi şiirin
sahibi Hakani Şirvani (1126-1 199), çok önemli eserlerin müellifi, panteist bir filozof
olarak tanınan ve 32 yaşında fanatik cahil din adamları tarafından feci şekilde
öldürülen Eynelguzzat Miyaneci (1099-1131), Gence'de doğup büyüyen ve 44
yaşında Şirvan'a gelerek sarayda "meliküşşüera" rütbesine kadar yükselen, Hakani
ile hiciv çatışmasına giren ve Sovgendname (Anmame) eseriyle meşhur olan
Nizameddin Ebülfila Gencevi (1096-1159), Ebu Nizaın Muhammed Feleki Şirvani
(ölm. 1159/69), Emir İzzeddin Şirvani, EbUlmekarim Mücireddin Beylegani (ölm.
Tebriz, 1190), Kızıl Aslan'a yazdıgı "Raiyye" kasidesi ile meşhur olan Givami
Müterrizi Gencevi (ölm. 1190)... eserlerini Farsça ve Arapça yazmışlardır. Ancak bu
asırlarda bütün Türk illerinde oldugu gibi Azerbaycan ve İran cografyasında da halk
şairleri ve aşıkları, saray hakimlerinin ısmarlamaları ile degil halkın arzu ve talepleri
dogrultusunda Türkçe şiirler, tUrküler koşmuşlar; destanlar, hikayeler söylemişler,
anlatmışlardır. Ne yazık ki bu şair/aşıkların eserlerinden çok azı günUmüze kadar
gelip çıkmıştır.
Azerbaycan ve İran Türkleri'nin XI. ve XII. yüzyıllardaki siyasi, sosyal,
medeni, kültürel ve edebi sahalardaki başarılarının ifadelerini bilhassa Mahseti
Gencevi, Hakani Şirvani ve Genceli Nizami gibi ediplerin eserlerinde bulmamız
mümkündür. Azerbaycan ve İran Türk edebiyatının intibak döneminin ilk ve en
kudretli temsilcisi olan Hakani, siyasi ve sosyal meseleleri mısralara dökerek şiire
büyük sanat gücü kazandırmıştır. Devrin hanlarını, şahlarını ve onların feodal
karakterli yönetimlerini büyük bir cesaretle tenkit etmiş ve bu hususları eserlerinde
ele almıştır. Hacca gitmeyi sebep göstererek saraydan ÇıkmıŞ, Yakın ve Orta
Dogu'nun bütün kUltür ve medeniyet merkezlerini gezmiş, 36 yaşında Mekke'ye
gitmiş, Sasaniler'in başkenti "Tak-i Kesra"nın karşısında durarak "Medain
Harabeleri" adlı şiirini yazmıştır. Bu felsefi şiiri ile devrin karakterini çizmiş, tarihi
kalıntılardan yola çıkarak geçmişi ve hali büyük bir vukufla yorumlamıştır:
-104- A. Kafkasya": İran Türkleri ye İran Türk Edebiyatı
"İbretle baJ:ı, ey könlüm, bu aleme gel bir an,
Eyvan-i Medain'i ayine-yi ibret san.
BaJ:ı, Decle köpüklenmiş, her dalğa dodağında,
Bir eyle uçugdur ki, doğmuş könül ahından.
Zencire düşen Decle zencir kimi gıvrılmış,
Eyvan-i Medain'i görcek yer ile yeksan." 14
Hakani, ülkesine döndükten sonra sarayla ve devrin hakim güçleriyle yine
geçinememiştir. Şahların adaletsizliklerini ve haksızlıklarını dile getirmiştir.
Gerçekleri yazarak sıkıntılara düşmeyi, sarayın debdebeli, dağdağalı hayatına tercih
etmiştir. Şirvan şahlarından Menuçehr ve Ahsitan'ın zamanında iki defa
hapsedilmiştir. Hapishanede de düşünce ve ideallerini terennüm etmiştir:
"Bir guduz it zindanda keşikçim olmuş menim,
Ağlar gözümden şirin yuJ:ıu govulmuş menim.
Sudan gorJ:ıar, deyerler, guduz it gapmış insan,
Bununçündür ki, men de gorJ:ıuram göz yaşımdan." i 5
Türk edebiyatında sayıları çok olmayan kadın şairlerimizden birisi olan
Mahseti Gencevi'yi, XII. yüzyıl Azerbaycan'ında, parlak bir yıldız gibi görüyoruz.
0, bu devir Türk kadınlarının muhabbetini, arzusunu, ıstırabını, rübaılerine mısra
mısra işlemiştir:
"Hicrinde gündüzüm gece oldu, yar!
Zamanın elinden könlüm gan ağlar.
Gönder J:ıeyalını bize bir gece,
Görsün nece üzür meni intizar." 16
Dünya edebiyatına, değerli eserleri, rengarenk fikirleri ve büyük idealleri ile
nefes katan büyük Türk şairi Genceli Nizami de XII. yüzyıl Azerbaycan'ında boy
göstermiştir. Mesnevı türünde, kendisinden sonra gelen bütün Türk ve Fars
şairlerinin hocası olan büyük Türk şairi Nizarnı, sarayların sayesine sığınmamıştır.
Halkla beraber, Hak'la beraber yaşamıştır. Mahzenü'l Esrar (Sırlar Hazinesi) adlı
eserinden birkaç beyit:
14 I:Iagani, Seçilmiş Eserleri, Tertib Eden: Memmedağa Sultanav, Yazıçı Neşr., Bakl-1987, s.
361. (Şiir M. Rehim tarafından tercüme edilmiştir.)
15 Ali Kafkasyalı, İran Türk Edebiyatı Antolojisi, Atatürk Üniversitesi Yay., Erzurum-2002,
c. II, s. 115.
16 A.g.e., s. 103.
.-aA...;.iı.ı.'r...,jIUlÜl1Jrkıı.ı,iYXi3LLl .aAJJr3u.şlwırLllmIl./l311./l13u.rıuE"",n~şlı.uitJoliüş... UuDLIOe.Llrı:;.ıoişu.i .... SiA,3)'J.LI""24:ı....a;E.... rz ... ... u....,rum ........ 20"'O:ı.4 ~-105­
"Kölelik zencirini zilletsiz atmak olmaz,
İztirabsız ezabsız şerefe çatmagl 7 olmaz.
Dünyaya fateh olmaz zulumkarlıg, rezalet,
Yer üzünün fatehi edalettir, edalet!
Sadıg dostun sağaldar şefasıyla yaranı,
Dönük dostun sızladar cefasıyla yaranı." i 8
XIII. yüzyılın, Azerbaycan ve İran Türkleri'nin sosyal, siyasi ve ekonomik
hayatında olduğu kadar medeni hayatında da büyük önemi vardır. Diğer ilim
dallarında olduğu gibi edebiyat alanında da çok büyük edebi simalar yetişmiş,
Azerbaycan ve İran Türk edebiyatı intibah devrini bu dönemde tamamlamıştır.
İlhanlı Devleti'nin (1256-1353) istikrarlı politikası, Türk nüfusuna ve Türk diline
çok ehemmiyet vermesi, Azerbaycan ve İran Türk edebiyatının en güzel çağını
yaşamasına imidin vermiştir.
Azerbaycan ve İran Türk edebiyatının, şimdilik elimizde eseri bulunan,
Azerbaycan Türkçesi ile yazan en kadim şairi, XIII. yüzyılın sonları XIV. yüzyılın
başlarında yaşayan ve Türkçe şiirlerini "Hasanoğlu", Farsça şiirlerini ise "Pür
Hasan" mahlasıyla yazan Horasanlı Şeyh İzzeddin Hasanoğlu'dur. XIII. yüzyıl
Selçuklu sarayında Türkçe ve Farsça şiirler yazan Hoca Dehhani de Horasanlı'dır.
Bu da, Oğuz lehçesi ile kliisik edebiyatın ilk önce Horasan merkezlerinde geliştiğini,
yani Osmanlı ve Azerbaycan edebiyatlarının aynı kaynaktan geldiğini gösteriyor. 19
Hasanoğlu'nun iki Türkçe gazelinden birisi şu beyitle başlıyor:
"Apardı könlümü bir t:ıoş gemer yüz, canfeza dilber20,
Ne dilber? Dilber-i şahid. Ne şahid? Şahid-i server."
Müellifi belli olmayan, i 632 mısradan oluşan "Ahmet Haram! Destanı" XIII.
yüzyılda Azerbaycan Türkçesi ile yazılmış ilk mesnevi örneğidir. Bu eserin yegane
17 çatınag: Ulaşmak.
i 8 Nizarnı, Hikmet ve Nesihetler Aforizmi, Yazıçı Neşr., Bakı- i 982; Ali Kafkasyalı, a. g. e.,
s.126.
19 M. Fuad KöprülU, İslam Aıısiklopedisi, "Azeri" maddesi, M.E.B. Yay., İstanbul-1979, c.
2, s. 129.
20 Bazı kaynaklarda bu beyit "Ayırdı könıümü ..." diye başlıyor.
-106- A Kafkasya"; İran Türkleri ye İran Türk Edebjyatı
el yazma nüshasını Talat Onayortaya çıkarmış, 1928 ve 1946 yınarında
yayımlamıştır. 2l
XIV. asrın başlarında İlhanlı Devleti'nin zayıflamasından faydalanan
Celayirliler, Irak, İran, Azerbaycan ve Doğu Anadolu'da beylikler kurmuşlardır. Bu
beylikler bölgenin imarında ve bu bölgede Türk nüfusunun gelişmesinde büyük rol
oynamışlardır. 22 Ne var ki asrın son yınarında bölge Timur istilası ile sarsılmıştır.
XV. asırla birlikte bölge Karakoyunlular'ın hakimiyetine girmiştir.
Bu dönemde Safaeddin Urmavi, Abdülkadir Marağayı, Fahrettin Hinduşah
Nahcivani, Fazlullah Reşideddin, Zekeriya Kazvinı gibi büyük ilim adamları
sahalarında seslerini dünyaya duyurmuşlardır. Marağa'da kurulan rasathane,
Tebriz'de kurulan "Reb'-i Reşidl" adlı büyük ilim ve kültür merkezi, dünyanın
çeşitli yerlerinden gelen ilim ve kültür insanlarını bir araya getirmiş ve aynı
zamanda çeşitli medeniyetlerin harmanlandığı merkezler olmuştur.
XIII. yüzyılda Azerbaycan, Kafkasya ve İran Türkleri arasında gelişmeye
başlayan tasav'vuf şiirinin, XIV. yüzyıla gelindiğinde çok büyük mesafe aldığını
görüyoruz. Gelişen tasav'vuf şiirinin en önemli temsilcilerinden biri Şeyh Mahmut
Şebüsterı'dir. Çok iyi bir medrese tahsili gören ve Arapça, Farsça dilleriyle birlikte
tabiat, astronomi ve felsefe ilimIerini de tahsil eden Saadettin Şeyh Mahmut
Şebüsterı, tasavvufun teorik ve felsefi meselelerini ele alıp, panteizmin esaslarını
açıklayarak, sufizme ve felsefeye yeni ufuklar ve yeni görüşler kazandırdığı ve soru
cevap metodu ile yazdığı "Gülşen-i Raz" adlı eseriyle Azerbaycan'da felsefi ve ilmi
fikrin gelişmesinde büyük roloynamıştır. Onun fikirlerinden ve yorumlarından hala
faydalanılmaktadır.
Marağah Evhedi XIV. asrın "ansiklopedik salnamesi" sayılan meşhur "Cam-ı
Cem" adlı eseriyle devrin edebı dünyasını zenginleştirmiştir. Yine bu devrin
sanatkarlarından Essar Tebrizi ile Ali Erdebili manzum roman diyebileceğimiz
büyük manzum hikaye (poema) türünü geliştirmişlerdir. Şair Essar Tebrizı "Mehr
ve Müşteri" adlı meşhur eseri ile edebiyatı, astronomiyi ve sfifizmi kucaklaştırarak
mesnevi türüne çok farklı bir boyut getirmiştir.
Kadı Burhanettin ve Yusuf Meddah'ın lirik şiirleri ve Nesimi'nin hurfıfizmi
devrİn diğer zenginlikleridir.
Nesimi, tarikatına çok samimi olarak bağlı kalmış, ideali ve inancı uğrunda
canını feda etmeyi göze almış bir sufidir. Sa'vunduğu idealinin veya gittiği yolun
tutarlı olup olmaması tartışılsa da onun davasına olan samimi bağlılığı zannederim
tartışma götürmüyor. Onun gibi ideali uğruna canını veren çok az kişi vardır.
21 Taıat Onay, Destan-ı Ahmet Haramı, TDK Yay., İstanbul-I 946.

22 Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Yay., İstanbul-1971, c. I, s.

350.
.....aA""Iı.ı."r...,JIL.IIOIDrklUiYYl8ILt..aıAı:ır8~şbwrı:ıımIlll8LUlawrıuE~D~sÜw·tJliOşl.Uüu.Da;e.LIrg;ııisu..i..ilS~8Yl.l.I"""24s.....ı:.Eı1Jrzr.ııuILJrulUlmIL2'ı1QwQ4~ --=-1 07­
Nesimi 1404 yılında mahkeme üyelerinin ve din adamlarının karşı çıkmasına
rağmen, Sultan Müeyyeddin'in emri ile Halep'te derisi yüzüIerek öldürülmüştür. 23
Çeşitli kaynaklarda yer alan bir menkıbeye göre, Nesimi'nin soyulmasına
fetva veren Arap müftü, onun kanının pis olduğunu, bir uzva damlarsa onu kesmek
gerektiğini söyler. Soyma esnasında Nesimi'nin bir damla kanı müftünün parmağına
sıçrar. Oradakilerden birisi, "fetvanıza göre parmağınızı kesmemiz gerekmez mi?"
diye sorunca, müftü: "kesmek gerekmez, suyla yıkarsak gider." diye cevap verir.
Bunu duyan Nesimi, yarı soyulmuş vaziyette, İslam'ın özünden uzak, sözde ve
şekilde müslüman geçinen kara güruh zihniyetin tipik karekterini tasvir edercesine
şöyle der:
"Zahidin bir parmağın kessen dönüp Hak'tan kaçar,
Gör bu miskin aşığı ser-pa soyarlar ağlamaz.,,24
XV. ve XVI. yüzyıllar, Azerbaycan Türkleri'nin siyasi, ekonomik ve kültürel
hayatlarının yükseliş devridir.
XV. asrın başlarında Timur'un oğulları arasında geçen mücadeleler Timur
Devleti'nin zayıflamasına sebep olmuştur. Azerbaycan beylerinin mücadelesiyle de
Timuroğulları Azerbaycan'dan çekilmek mecburiyetinde kalmışlardır. Azerbaycan
beylerinden Şirvanşah İbrahim, bütün beylikleri bir araya getirerek büyük bir
Azerbaycan devleti kurmaya çalışmıştır. Ancak Azerbaycan'la birlikte Gürcistan,
Ermenistan, Irak ve İran'ın büyük bir bölümünü ellerinde bulunduran Karakoyunlu
Devleti, Şirvanşah İbrahim'in gayretlerini sonuçsuz bırakmıştır. Karakoyunlular'ın
hakimiyeti de uzun sürmemiştir. Akkoyunlular, 1467 yılında Karakoyunlular'ı
yenerek onların sahip oldukları bütün topraklara hakim olmuşlardır. 25 Böylece XV.
yüzyılın ikinci yarısından itibaren Şirvanşahlar Azerbaycan'da bağımsızlıklarını ilan
etmeyi başarmışlardır. XV. asrın sonlarına doğru Akkoyunlular'ın zayıflamasıyla
birlikte, yıllardan beridir mücadele veren Safevi hanedanı iktidarı ele geçirmiştir.
Şah İsmail i 502 yılında Safevi Türk Devleti'nin temelini atmıştır. Şah İsmail'in
başında bulunduğu Safevi Devleti, kısa sürede Akkoyunlular'ın hakim oldukları
bütün toprakları hakimiyeti altına almış ve Şirvanşahlar Devleti'ni de ortadan
kaldırarak, bütün bu bölgeye hakim olmuştur.
Karakoyunlular' ın büyük hllkümdarlarından Mirza Cihan Şah (i 397-1467),
sanat, edebiyat ve mimarlığa çok önem vermiştir. Türk mimarisinin şah eserlerinden
23 E. Seferli, 1;1. Yusifov, Gedim ve Orta Esrler Azerbaycan TariJ:ıi, MaarifNeşr., Bakı- i 982,
s. 267. (Ayrıca bu kaynakta Nesilni'nin ölüm tarihi 1417 olarak gösterilmektedir.
24 Abdülbaki Gölpınarlı, Nesimi, Usuli, Ruhi, İstanbul-1953, Varlık Yay., s. 6 ; Nesimi
Divanı (Yayıma Hazırlayan: Dr. Hüseyin Ayan), Akçağ Yay., Ankara-1990, s. 24.
25 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, T. T. K.
Basımevi, Ankara- 1984., s. 180-187.
-108- A. Kafkasya": İran TOrkleri ye tran TOrk Edebiyatı
olan Tebriz'deki Gök Medrese'yi de o inşa ettirmiştir.26 Mirza Cihan Şah, Hakiki
mahlası ile Türkçe şiirler yazmıştır. Bir gazelinin ilk beytinde "sevgilinin" verdigi
ıstıraptan şöyle yakınıyor:
"Ya Reb, ne nur imiş ki, meni yaMı narına,
Ya Reb, ne zat imiş ki, meni çekdi darına.',27
Şah İsmail Hatai'nin, ilim adamlarını ve sanatkarları şuurlu bir şekilde
koruması sayesinde, Tebriz merkezli Azerbaycan ve İran'da bütün pozitif ilimlerle
birlikte, Türkçe, musiki, mimari, resim gibi bilim ve sanat dalları altın çagını
yaşamıştır. Büyük Hakan Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşı'ndan sonra Tebriz'e
girdiginde bazı kaynaklara göre yedi yüz, bazı kaynaklara göre ise bin sanatkar ve
ilim adamını İstanbul'a götürmüştür. Bu hadise bile XVI. yüzyıl Tebriz'inde ilmin
ve sanatın ne seviyede oldugunu açıkça göstermektedir28.
XV. yüzyılda soylu bir Türk ailesinde parlak bir güneş gibi dogup Türk diline
ve edebiyatına ışık saçan büyük Türk dilbilimcisi ve şairi Ali Şir Nevai'yi de burada
yad etmek yerinde olur.
Ali şir Nevaı (1441-1501), okul arkadaşı ve vefalı dostu Horasan Hükümdarı
Hüseyin Baykara'nın veziri olunca, onun ilmi, dehası ve eserleri, sarayın
imkiinlarının da yardımı ile Herat'tan taşarak, uzak Türk illerine doğru yansımaya
başlamıştır. Azerbaycan'dan ve diger birçok Türk diyarından "Baykara-Nevaı Edebı
Muhiti"ne şairler ve edipler toplanmıştır. Kimileri uzaktan uzaga, kimileri de
yakınında bulunarak bu büyük Türk dehasından ilham almışlardır. Safevi Devleti
kurulunca ve ilk hükümdarı Şah İsmail, devletin resmi dilini Türkçe yapıp, alim ve
sanatkarları sarayın himayesine almaya başlayınca, Herat'ta bulunan şair ve edipler
Azerbaycan'a dönmüşlerdir. Bu şair ve yazarların da tesiri ile Özbek Türkçesi ve
medeniyeti Azerbaycan'da büyük kabul görmüştür. Birçok şair şiirlerinde Çagatay
Lehçesi'ni kullanmıştır. Bu sebepten büyük Türk şairi Ali Şir Nevai'yi de bu bölge
Türk edebiyatının banilerinden birisi saymak yerinde olur.
Azerbaycan ve İran Türk dünyasında devlet adamlığı kadar şairligi ile de
önemli yer tutan hükümdar şairlerden birisi de Şah İsmail Hatai'dir (1486-1524).
Devrinin en büyük şairi olan Hatai, Erdebil'in Türk asıllı ünlü şeyhi Şeyh Safi'nin
torunu Şeyh Haydar ve Akkoyunlu Devleti Hükümdarı Uzun Hasan'ın kızı Halime
Beglim'ün evliliginden dünyaya gelmiştir. İsmail, yedi yaşında şeyh, 12 yaşında da
26 İ. Hakkı Uzunçarşilı, a. g. e., s. 186.

27 Cahanşah Hegigi, Gezelerti ve RUbileri, Yazıçı Neşriyatl, Bakl-I988, s. 84.

28 Eli Ekber Viliiyeti, Şah İsmayıl Sefevi Dövründe İran'ın !:Iarici Eliigeler Tari!}i, Bakı­
1998, s. 173 (El!}Oda Neşr., İran-Tthran).
.....aA""'.ıu..'r......ıIUlUlI.Jrkıı.ı.iyXJ3LLl .l:lıAJjraı,ışhwrUlwIlil3W113wrluE:..ıJuı.ııSlwil.ıı;UslJlü ..... PU;eLire.,.isı.ı..i -"lşa.:ayu.I...,24z...ı;.E ...... ... rzu.uru mLL.2ioJjO~041-- --=-1 09­
şah olmuş ve Akkoyunlu devletinin başına geçmiştir. Dedesinin adından ötürü
devletin adını Safevı Devleti koymuştur.
Azerbaycan ve İran Türk edebiyatı ve tarihi bu dönemde hem büyük bir
şanslılık hem de büyük bir şanssızlıgı birlikte yaşamıştır.
Türk edebiyatının şanslılıgı, Şah İsmail'in Türkçe'yi devletin resmı dili
yapmasl29, Türk edebiyatının esasını oluşturan Türk halk edebiyatına büyük önem
vermesi ve Kurbanı gibi Tufarganlı Aşık Abbas gibi halk şair/erini ve aşıklarını da
diger sanatçılarla birlikte sarayına almasıdır. Bu dönemde Türkçe ve Türk edebiyatı
altın çagını yaşamıştır. Diger yandan kendisi de şiirlerinin tamamına yakınını
TUrkçe yazmış, halk edebiyatı nazım türlerinde çok gUzel şiirler oluştumıuştur.
Bu dönem Türk tarihinin ve edebiyatının talihsizliği ise iki şair Türk
hakanının yani Selimı mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazan büyük hakan
Yavuz Sultan Selim ile Hataı (Hatayı) mahlası ile Türkçe şiirler yazan Şah İsmail'in
karşı karşıya gelmesidir.
Safevi'ler devri Türk dilinin ve Türk edebiyatının en imkanlı dönemlerinden
birisi olmuştur. Ancak, "Safevıler devrinin şimdiye kadar hiç ehemmiyet
verilmeyen ve tetkik edilmeyen hususiyetlerinden biri, Türkçenin ve Türk
edebiyatının bu asır/ar esnasında büyük bir mevki kazanmasıdır. HUkümdar
ailesinin ve bütün askerı aristokrasinin ve ordunun ana dili olan Türkçe, yani Azeri
lehçesi, resmi dil ve edebiyat dili olarak, sarayda ve divanda yer almıştır. İran
kültürünün ve Farsça'nın hiç eksilmeyen tahakkümüne rağmen, sarayda, orduda,
aristokratların muhitinde Türk şehir ve köylerinde konuşma dili olarak, Türkçe
hakim idi."
Yavuz Sultan Selim'in Eylül IS14'te Tebriz'den ayrılırken beraberinde
Anadolu'ya getirdigi 700 seçkin sanatkardan birisi de Kurbani'dir.30 Türk
edebiyatının ana kaynagı olan Türk Ozan Gelenegi'nin en gür sesi ve elimizde
eserleri bulunan, en eski aşıgı Kurbanı, XV. yüzyılın sonlarında Kuzey İran
topraklarında kutup yıldızı gibi dogmuş ve Türk aşıklık gelenegine ruh vermiştir.
Kurbanı'nin sadece şu geraylısına bakıldıgında, onun sanatının ve Türkçeyi
kullanma gücünün yüksekligi görülebiliyor:
291. Langıe. Voyages du Chevalier Charddin, en Perse, et Autres Lieux de L'orient, Le
Norrnant, Imprimeur-Libraire, Paris, 181 ı, c. LV, s. 238; Peter Jackson and Laurence
Lockhart, The Cambridge History of Iran, Cambridge Universsity Pres, London New York
New RocheIle Melbourne Sydney, Volume 6, s. 950; M. Fuad Köprülü, İslam
Ansiklopedisi, "Azeri" maddesi, M.E.B. Yay., İstanbul-l 979, c. 2, s. 130.
30 A. Zeki Velidi Togan, İsHim Ansiklopedisi, "Azerbaycan" maddesi, M.E.B. Yay.,
İstanbul-1979, c. 2, s. 113.
-110- A Kafkasyalı: İran Türkleri ve İran Türk Edebiyatı
"Girdim yarın bağçasına,
Dedim derdim güle, güle.
Men ona ele mUştağam,
Nece bülbül güle, güle.
Naşı bağban, satma gülü,
Hararndı aJ:ıçasl, pulu,
Küsdürdün şeyda bülbülü,
Daha gelmez güle, güle.
Gurbanl'yem, ennemişem 3 i,
Yar gesrine ginnemişem,
Bele cellad gönnemişem,
Aldı canım güle, güle.,,32
Azerbaycan ve İran Türk edebiyatı kadar Osmanlı/Anadolu edebiyatmın
tekamülünde de büyük bir nüfuza sahip olan Fuzfıli'nin eserleri Azerbaycan ve İran
Türkleri arasında adeta kutsal bir kitap sayılmıştır. Onun eserleri sayesinde Türk dili
ve edebiyatı bu coğrafyada yüzyıllarca büyük bir vakar ile hayatiyetini devam
ettinniş, yabancı tesirlerden kendisini korumayı başarmıştır. 33
Fuzuli, Azeri lehçesinin hakim olduğu Tebriz, Gence, Kayseri, Bağdat
dörtgeninin Bağdat köşesinde oturmuş ve bu bölge ile birlikte bütün Türk
Dünyası'na, hatta bütün dünyaya edebiyat ziyafeti çekmiştir. Kendisinden sonra
gelen Azerı, çağatay ve Anadolu lehçesiyle yazan birçok şaire ışık olmuştur. 0,
büyüklüğünü zamanın ilim ve edebiyat dili olan Arapça, Farsça ve Türkçe eserler
vücuda getirerek Arap şairlerden de Fars şairlerden de daha güçlü şiirler
yazabildiğini göstermiştir. Cihan hakimi devletin, cihan hakimi şairi olduğunu
ispatlamıştır. Böyle olduğu için Azerbaycan edebiyatı, XVi. yüzyılda bilhassa
nazım dalında çağatayedebiyatı ve Anadolu edebiyatı gibi İran şiiri ile arada
mesafe bırakmamıştır.
XVII ve XVIII. yüzyıllar, Azerbaycan ve İran tarihinin en sıkıntılı ve en
sancılı dönemlerinden birisidir diyebiliriz. İktidar kavgaları, iç isyanlar ve dış
saldırılar sebebiyle merkezı yönetim gittikçe zayıflamış, ülke bir kaos içerisine
düşmüştür. Açlık, yokluk ve haksızlıklardan bunalan halk isyanlara başlamıştır.
Tufarganlı Abbas, Hasta Kasım, Meşkinli Mehemmet gibi üstadlar bu yüzyıllarda
halkın gönül tercümanı olmuşlardır. Bunlardan başka Azerbaycan Türkçesi ve
3ı Ermemişem: Ulaşamamışım.
32 Azerbaycan Aşıgları ve EI Şairleri, Tertib Edeni: Elmi~an ~undov, Elm Neşriyatı, Bakı­
ı 983, c. I, s.20.
33 Köprülü, a. g. e., s. 135.
---8A...!.1u.."r..,.JTUlÜl[Jrkıı.ı.iYı:.ıau.l .öAJ:lraUşlWırUlIDlliIawlalLrıuE~D~slwilIlliUŞuıUuDaCLlrı:~islLi ..ôlS!ll,aYı:.ı.ı.... 24:s.....ı;E..... rzr.ıluWrUı&ıIDII...ıiıl20LIIO::ı.4 ~-111-
Farsça ile hem divan, hem de halk şiiri türlerinde mükemmel şiirler yazıp divanlar
oluşturan Muharmnet Emanl'yi görüyoruz. O, devrinin sıkıntılarını, yolsuzluklarını
büyük bir cesaretle ve keskin bir dille tenkit etmiş, devrin yöneticilerini sürekli
adalete, insafa davet etmiştir. Onun klasik şiir üslObunda yazdıgı manzum hikayeleri
de önemli mevkiye sahiptir. Konusunu halk edebiyatından alan bu hikayelerde
Emani çok ilgi çekici kahramanlar oluşturmuştur. Araştırmacılar onun iki hikayesi
üzerinde çok fazla durmaktadırlar. Bunlardan birisi "Devesi Ölmüş Kadın", diğeri
ise "Tiryekçi" adlı hikayesidir. "Hatem Tai ve Gerib" adlı hikayesi de meşhurdur.
Yaklaşık on bin mısradan oluşan "Verga ve Gülşa" eserini yazan Mesihi,
XVII.-XVIII. asır Azerbaycan ve İran Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan
bir şairdir. Mesihi, bu eserini 1628 yılında tamamlamıştır. "Dane YÜ Dam" ve
"ZenbOr ü Esel" adlarında iki eserinin oldugu biliniyorsa da bunlar henüz
bulunamamıştır.
1601 yılında Tebriz'de dünyaya gelen ve genç yaşlarında iken Mekke,
Medine, Bagdat, İstanbul gibi dünyanın birçok yerini gezip devrin ünlü simaları ile
fikir alış verişinde bulunan ünlü şair Saib Tebrizi dönemin bir diğer ünlü şairidir.
İsfahan'da sarayın sayesine girmeyi başaramayan Saib, 1625 yılında
Hindistan'a gitmiş, Şah Cihan'la görüşme imkanı bulmuştur. Şah Cihan, şaire
Müsteid Han lakabını verip onu "Hezare" ünvanı ile taltif etmiştir. Saib, şiirlerinde
XVII. yüzyıl insanının manevi hürriyetini, ahlaki, manevi güzelliklerini terennüm
etmiştir. Üç yüz bin beyitten fazla şiir yazan Saib, aynı zamanda büyük bir
araştırmacıdır.
Saib, Fuzali edebi anJanesini 17. asır Azerbaycan şiirinde devam ettirmiştir.
Şibli Numan gibi bazı mütehassıslar onu İran şiirinin son temsilcisi olarak
göstermişlerdir. 34
Devrin büyük şairlerinden biri de Abbas Tufarganlı'dır. XVI. yüzyılın sonları
ile XVII. yüzyılın balarında yaşayan Abbas Tufarganlı, iyi bir tahsil görmüştür.
Türkçe ile birlikte Arap ve Fars dillerini bilmektedir. Halk edebiyatı nazım
türlerinin yanında divan edebiyatı nazım türlerinde de eserler vermiştir.
Meşhur "Şehriyar ve Senuber" adlı halk hikayesinden faydalanılarak XVIII.
yüzyılda yeniden kaleme alınan "Şehriyar Dastanı" XVIII. yüzyıl Azerbaycan ve
İran Türk edebiyatı nesrinin en önemli örneğini teşkil etmektedir. EI yazma bir
nUshasl günümüze kadar gelen bu eserin müellifi kesin belli değildir.3 5
İlmini ve idealini davranış haline getirmiş, bunun için de halkın dilinde
deyim haline gelen "Her okuyan Molla Penah olmaz." sözüne esas olmuş Molla
34 M. Fuad KöprUIU, a. g. e., s. 137.

35 Azerbaycan Edebiyatı TariI:ıi, A.E.A. Neşr., Bakı- i 960, s. 452; Mehemmed Şehriyar
(Tertip Eden: Elydr Seferli), YazıÇı Neşriyyat, Bakl-1987.
-112- A. Kafkasyalı: İran Türkleri ye İran Türk Edebiyatı
Penah Vakıf, Azerbaycan edebiyatında Fuzfıl1'den beri devam etmekte olan divan
edebiyatı geleneğine yeni bir boyut getirmiştir. Azerbaycan Türkçesi ile yazma ve
millileşme akımını başlatmıştır. O hem klilsik tarzda, hem de aşık edebiyatı tarzında
şiirler yazmıştır.
i 759 yılında Gürcistan ile Azerbaycan arasında meydana gelen siyası
gerginlik yüzünden Şuşa'ya gitmiş, orada mektepler açmış, öğretmenlik yapmıştır.
Karabağ hükümdarı İbrahim Han, onu saraya almış, önce dışişleri bakanı daha sonra
da başvezir yapmıştır.
i 795 yılında Muhammet Şah Kaçar, Karabağ üzerine yürüyünce İbrahim
Han, Dağıstan'a çekilmiştir. Vakıf, ülkesini terketmemiştir. Muhammet Şah Kaçar,
Şuşa'yı almıştır. Şuşa'nın alınmasından yedi gün sonra Molla Penah Vakıf, idam
edilmek üzere zindana atılmıştır. Vakıfın idam edileceği günden önceki akşam İran
şahı Muhammet Şah Kaçar kendi muhafızı Sefer Ali Bey tarafından öldürülmüştür.
Bazı kaynaklar bu suikastı Molla Penah Vakıfın tertip ettiğini, bunun için de
Şuşa'dan ayrılmadığını ileri slirmektedirler36. Muhammet Şah Kaçar'ın ölümünden
sonra geçici olarak iktidara gelen Muhammet Bey Cavanşir, seksen yaşındaki üstad
şair, büyük devlet adamı Molla Penah Vakıf i, oğlu Ali Ağa ile birlikte 1797 yılında
idam ettirmiştir. Vakıf idam edildiğinde evi barkı her şeyi yağmalanmıştır. Bütün
eserleri yakılmıştır. Elde bulunan şiirler, Vakıf hayranlarının hafızalarında ve
cönklerinde saklayarak günümüze getirdikleri şiirlerdir.
Vakıf ın şiirleri Türk dünyasının birçok yerinde türkü türkü, şiir şiir
okunmaktadır. Türkiye radyo ve televizyonlarında sıkça seslendirilen "Ağla, gözüm,
ayrılırsan canandan." mısrası ile başlayan meşhur türkü Vakıf ın koşmalarındandır.
"Ağla, gözlim, ayrılırsan canandan,

Her kesi ki, görsen, şikayet eyle!

Öldün getdin, belke yarı görmedin,

Ke'be'yi kuyini ziyaret eyle!

Sen menim cananım, rilh-i revanım,
Lebleri şirinim, gönçe dehanım,
Bir saat görmesem, tilti zebanım,
Gopacag başıma giyilmet eyle!

Vagif bir şeydadır, dolanır bağı,
I:Iestedir, dermanı, dilber dodağı.
O alma yanağı, büllur bu~ağı,
Allah, bed nezerden selamet eyle!"

36 E. Seferli, I:I. Yusifov, Gedim ve Orta Esrler Azerbaycan Edebiyyatı Taribi, MaarifNeşr.,
Bakı-1982, s. 359.
......aA...:.ILJ.. ..J.wTUlÜl[Jrkiıı.ı.·yı:ıau.t,.:ıA.ı:ıraQsllltır[JJIDlllIaw!au:ru! EI:dDu.stwit~üsilllüuDLlieOLlrrOliisu.i...ı;Stil,aYı.ıIJl.2:ı.4..ı;E .... rz",uILruIUIDIUıl20.uıOi:L4 ~-113-
Azerbaycan'ın Şemkir şehrinde doğup büyüdüğü halde -Azerbaycan, Gürcistan ve

Ennenistan'ın birleştiği üçgende bulunan- Şıhlı kentine yerleşen Molla Veli Vidadi

devrin bir diğer şairidir.
Molla Veli Vidadi de Hakani gibi devrm hakim güçleriyle geçinememiştir. Herhalde

bu sebepten olsa gerek, Gürcistan'da hapsedilmiştir. Hapisteyken yazdığı "Könül

hesret, can müntezir, göz yolda" mısraı ile başlayan şiiri ile hanlara ve sultanlara

karşı nefretini dile getinniştir.
"KönOl hesret, can mOntezir, göz yolda,

Örnr azaldı, ve'de keçdi san ile.

Bir de könlum istediyi gözleri,

Görerem mi ol şövketle, şan ile? "

XVIII. yüzyılın sonları XIX. yüzyılın başlarında gür seslerini duyduğumuz
şairler arasında Save Kaşkayi Türkleri'nden Telim Han'ı, Kaşgayi Türkleri'nden
Harakanlı Yusuf Ali Bey Hüsrev'i ve Nahcivanlı Heyran Hanım'ı sayabiliriz.
Telimhan (1742 - 1829), Orta İran'da, Tahran ile Kum arasında bulunan ve
bütün köyleriyle birlikte tamamen bir Türk ili olan, Save şehrindendir}7 14-15
yaşlarından itibaren çok mükemmel şiirler yazdığı için Telimhan'a, "Hak aşığı"
denilmiştir. 1996 yılında kaybettiğimiz Save Kaşkayi Türkleri'nden Ali Kemali, on
yıldan fazla bir zamanını ayırarak Telimhan'ın yaklaşık on bin beyit şiirini toplamış
ve bir divan haline getirip baskıya hazırlamıştır 38 .
Büyük Türk şairi Telimhan bir şiirinde kendisini şöyle tanıtıyor:
"Bilenler bilsinler men Telimf:ıan'am,
Bilmiyenler bilsin gövherem, kanam,
Merağey sakini esii Türkmanam,39
Geze geze bu cahannan gelirem.,,40
Telim Han'ın sanat gücünü ortaya koyduğu bir şiiri:
37 Kafkasyalı, a. g. e., c. III, s. 53.
38 Dr. Gulam Hüseyin Begdili, Yeni Tapıntılar ve Medeni İrsimize Bir Nezer, Varlıg dergisi,
1360 (1981), Tehraıı-İraıı, Sayı: 25, s. 57.
39 Bu mısra bazı yayımlarda "Sakin-i Merağay'am" şeklinde yazılıdır: Varlıg dergisi. 1360
(1981), Tehraıı-İraıı, Sayı: 25, s. 53.
40 Ali Kemali, Güney İran Türklerinin Şairleri: YusufHüsrev, Varhg dergisi, 1360 (1981),
Tehraıı-İran, Sayı: 25, s. 50-S8; Kardaş Edebiyatıar. 1994-Erzurum, Sayı: 28, s. 28·32;
Sayı: 38, s. 12-17 ve Sayı: 39, s. 26-29.
-114- A. Kafkasya'" İran TUrkleri ye İrap Türk Edebiyatı
"Gül başımdan, gül aglımı gül aldı,
Gül gaşların gül gözlerin gül üzün4 I.
Gül teklifi, gül bizlere gül etme,

Gül gedin siz, gülşeninden gül üzün42.

Harakanlı Yusuf Ali Bey Hüsrev, tarih boyunca Save Bölgesi'ni vatan tutmuş
Kaşkayi Türkleri'ndendir. Dr. Ali Kemali Bey'in araştırmalarına göre 18. yüzyılda
yaşadığı tahmin edilen43 Harakanlı Yusuf Ali Bey Hüsrev, devrinin gür sesi
olmuştur:
"Soruşmadın yar, ehvalın necedir,
Olmuşdur başıma dünya dar menim.
'Sultan,44 başın üçün günüm gecedir,
O bineva ğemli göynüm zar menim.
Hegiget aşıgem billah degil laf,
Zeri zerger tanır, negreni serraf.
Felek, reva degiı, özün ver insaf,
Şikar edib terlanımı sar menim.
Yusufei) Hüsrev'i etdin I]On ciger,
Gülşen ekdim, hicran eyledim semer,
Bivefa olma sen, vefalı dilber,
Sultan sende çol] ümidim var menim.,,45
Heyran Hanım (1780?-i 850?) adında güzel bir Türk kızının musikiyle
yoğrulmuş güzel sesini Nahcivan'dan duyuyoruz. Nahcivan'ın Dünbüli oymağından
Heyran Hanım, Rus-İran (1826- i 828) Savaşı 'nda yenilen Şah orduları geri
çekilirken, Ruslar yol güzergahında bulunan yerleşim yerlerindeki halkı da İran'a
göçe mecbur ederler. İyi bir tahsil alan ve şark dillerini ve edebiyatlarını iyi bilen
Heyran Hanım da zorunlu olarak Tebriz'e göçenler arasında yer alır.
i 828 Türkmençay antlaşması ile ikiye bölünen ülkesinin halini bir gazelinde
şöyle hissettirir:
41 Üz: Yüz, çehre.
42 Üz- : Koparmak; Kardaş Edebiyatlar dergisi, 1997-Erzurum, Sayı: 38, s. 17.
43 Ali Kemali, Güney İran Türkleri'nin Şairleri: Yusuf I:Iüsrev(2), Varlık Dergisi, Tehran­
1985, Sayı: 71-72. s. 91-93.
44 Sultan: Sevdiği kızın adıdır.
45 E. Ağçaylı. Gaşgayl EI Edebiyatı, Gülşen çap~anesi. 1361 -Tebriz; Kafkasyalı, a. g. e., c.
III, s. 58.
-I:lA..ııu.."ı...JTUlQi[Jrkıı.ı;iy):llaLLta.Aı:ıralJ!ştwırWIDl.iIaJ.lllal.[JrıuE:.JIn~st~jt.lllQsI.IIU.... DtlöclJ;rg;ııistLi -'!Sa;ayı.ı-I...,24L...LEcurzr..ııuJ,JruuIDıı...2;.ı.O!1l04L- ---=-1l5­
"Olubdu gem yatagı, şad gördügün könlüm,
Dagıldı güsseden, abiid gördügün könıüm.
Çekib şerareler, etdi vücudumu Heyran,
Misal-küre-yi heddad gördügün könlilm.,,46
İran Türkleri'nin son iki yüzyıllık tarihi onun bütün tarihinin hülasası gibidir.
Bu zaman dilimi içerisinde meydana gelen siyası ve sosyalolaylar, İran Türkleri'nin
talih, tarih, kültür ve edebiyatını derinden etkileyerek büyük izler bırakmıştır.
İslamiyet öncesinde Zerdüştiligin 47 , İran'ı "din devleti" yaptıgı gibi
İsliimiyet sonrasında da bilhassa Safevilerle birlikte İran "mezhep devleti"
olmuştur4 8 . Bu anlayış İslam ülkeleri arasında birçok çatışmalara sebebiyet vermiş,
bölge her zaman sancılar içerisinde olmuştur.
XX. yüzyılın başlarında İran, Kafkasya ve Osmanlı Devleti topraklarında
meydana gelen "meşrutiyet" hareketlerinden bahsetmeden, bu hareketlerin
oluşmasında etkili olan fikirlerden birkaç cümle ile söz etmek yerinde olur. Bu
"hürriyetçi" ve "meşrutiyetçi" hareketlerin oluşmasında etkili olan fikir
akımlarından önemlileri Cemalettin Efgani'nin ve İsmail Gaspıralı'nın fikirleridir.
1838 yılında Hemedan'ın Türk köylerinden Esadabad kasabasında 49
dünyaya gelen ve küçük yaşta Afganistan'a giderek Kabil medresesinde İslami
ilimIerin en yüksek derecesine kadar tahsilini ikmal eden, felsefe ve müspet
ilirnlerle yakından ilgilenen Cemaleddin Efgani (Esadabadı), Hindistan'dan
İngiltere'ye, Mısır'dan Türkistan'a, Bagdat'tan İstanbul'a kadar birçok ülkede
bulunmuş, birçok devlet, ilim ve fikir adamıyla görüşmüş, onlara fikirlerini
serdetmiştir. 50 Müslümanları içinde bulundukları taassup Merninden kurtarmak için
çalışan Afganı'nin asıl gayesi, "Müslüman memleketlerini Avrupalıların siyası
nüfuz ve iktisadi istismarından kurtararak, bu ülkelerde liberal siyasi idareler
kurmak suretiyle, onların dahili inkişat1arınl temin etmek ve böylece, Şii İran da
dahilolmak üzere, bütün İsliim alemini bir tek halifenin siyaseti altında toplayıp,
46 Kafkasyalı, a. g. e., s. 62.
47 Tahsin Yazıcı, İslam Ansiklopedisi, "Safev'iler" maddesi, M.E.B. Yay., İstanbul-1980, c.
10, s. 53; Nizamü'l-Mülk, Siyasetname, Kültür Bakanlıgı Yay., 1981, ikinci Baskı, s. 247.
48 Taha Akyol, Osmanlı'da ve İran'da Mezhep ve Devlet, Milliyet Yay., İstanbul-1999, s.
93.
49 Büyük Lardusse, Milliyet yayınları, c. 5, s. 2256; Mehmet Emin Resulzade, İran Türkleri,
Türk Yurdu, (1328) c. Il, Sayı: 9 (21), s. 650.
50 Mümtaz'er Türköne, Cemaleddin Efgani, T.D.V. Yay., Ankara-I 994, s. 15.
-116- A. Kafkasya!!' İran Tilrklerj ye İran TÜrk Edebiyatı
Avrupa'nın müdahalesine mukavemet edecek kuvvetli bir İslam devleti vücuda
getirmek idi5b,.
Diğer yandan fikirlerini "Dilde, fikirde, işte birlik" cümlesi ile formüle eden
İsmail Gaspıralı'nın Kırım'ın başkenti Bahçesaray'da 10 Nisan 1883'te
yayımlarnaya başladığı "Tercüman,,52 gazetesinin ve Bakü'de Hasan Bey
Zerdabı'nin 22 Temmuz 1875'ten itibaren ayda iki defa çıkardığı "Ekinci,,53
gazetesinin ilimden, eğitimden, birlikten yana görüşleri de İran Türkleri'ne tesir
etmiştir.
Bu fikir akımlarının paralelinde olsa gerek Mirza Hasan Rüşdiyye 54 1893 'te
"Debistan" ve "Rüştiyye Millı Mektebi" adlarında mektepler açmış, ders kitapları
yazmıştır. Habibuııah Ağazade de 1907 yılından itibaren Urmiye'de "Feryad" adlı
haftalık bir Türkçe gazete çıkarmayı başarmış, ancak 23 sayı çıkarabilmiştir. 1909
yılında da Tebriz'de "Sohbet" adlı Türkçe haftalık bir gazete daha çıkarılmaya
başlanmıştır. Bu gazete de 4. sayısında yayımlanan "Kec Gaburga" (Eğri Kaburga)
adlı yazıdan dolayı kapatılmıştır. 1911 yılında tekrar Habibuııah Ağazade ve
Mahmut Eşrefzade "Ferverdin" adlı bir Türkçe gazete çıkarmışlardır ve 28 sayı
çıkarılabilmiştir. 55
Mirza Şafi Vazeh, Abbasgulu Ağa Bakihanov, Mirza Fetali Ahundov, Celil
Memmedguluzade, Hasanbey Zerdabı mektebinin üyeleri gibi görülen M. A.
Talibzade (1834-1911) ve Z. Marağayı (1837-1910), İran Türkleri'nin ve bütün
İran halkının içinde bulunduğu durumu, feodal idare tarzını, diktatör şah idaresinin
amansız zulmünü, toplumdaki çete ve mafya hakimiyetini, yolsuzlukları,
zorbalıkları, bazı din ve devlet adamlarının din, mezhep, tarikat adı altında
yaptıkları reziliikleri, şuurlu bir vatan evladının yürek yangısıyla tasvir etmişler,
uyuyan ve uyuşmuş halkı uyarmağa, düşünen beyinlerin dikkatlerini bu gerçekıere
çekmeğe çalışmışlardır. Mirza Abdurrahim Ebutalibzade56, "Kitab Yüklü Eşşek"
(1888), "Ehmed'in Kitabı" (I. c. 1894, II. c. 1895) ve "Azadlıg Haggında İzahat"
(1906) adlı kitaplarıyla İran ve Doğu halklarının hayatını, düşüncesini, tavrını,
davranışını, beklentilerini büyük bir ayna gibi yansıtmıştır. Zeynelabidin Marağayı
de "İbrahim Bey'in Seyahatnamesi" adlı üç ciltlik romanı ile (I. c. 1896. II. c. 1905,
51 İ. Goldziher, İshlm Ansiklopedisi, "Cemaleddin Efgani" maddesi, M.E.B. Yay., İstanbul­
1977, c. 3, s. 81; Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Yay.,
İstanbul-197l, c. ll, s. 1084.
52 Mehmet Kaplan, Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar 2, Dergdh Yay. İstanbul-1987, s.
174.
53 KöprüıÜ, a. g. e., c. 2, s. 145.
54 Kafkasyalı, a. g. e., c. III, s. 444.
55 Resulzdde, a. g. e. c. II, sayı: 10 (22), s. 677.
56 Kafkasyalı, a. g. e. , c. III, s. 343.
-dA"",,ıu.. ..r'.JTl.IlliI[Jrkllol.iy)::jall.t.doAı:ıra~şhwr::umıııaJlllallJrıL.JE:dlD~ştlııitJllüşI.IIU .... D!li:eLlirg;ı.ıişlLi ..ı;zSiljayu.,!iC.24LJ:.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar