FERÎDÜDDİN ATTÂR’IN PENDNÂME’SİNDE DİN VE TOPLUM

ZfWT Vol. 8 No. 1 (2016) 271-288
271
FERÎDÜDDİN ATTÂR’IN PENDNÂME’SİNDE DİN VE TOPLUM
RELIGION AND SOCIETY IN FERÎDÜDDİN ATTÂR’S
PENDNÂME
Vehbi ÜNAL
Özet:
Eserleri ve fikirleri ile birçok düşünür ve mutasavvıfı etkileyen Feridüddin
Attar, özellikle Pendnâme adlı eseri ile Türk toplumunda özgün bir konuma sahiptir.
Yüzyıllar boyunca medreseler ile tekkeler ve tasavvufî çevrelerce okunması bu
eserin doğu klasikleri arasına girmesine neden olmuştur.
Attar’ın düşünce dünyasında, insan ve insan sevgisi merkezdedir. Toplumun
tüm kesimlerine öğüt verirken dönemin sosyal hayatını da yansıtmakta, Müslüman
toplumların hangi erdemlere sahip olması gerektiği üzerinde durmaktadır.
Geleneksel din anlayışını eleştiren Attar, dinin şekilci ve biçimsel yönünden ziyade
iç tecrübeye ağırlık veren, hoşgörüyü ön plana çıkaran bir din anlayışını
benimsemektedir.
Pendnâme’de yer alan öğütlerinde sadece dinî ve edebî içeriğe sahip ifadeler
olmamakta, sosyoloji ve din sosyolojisi açısından da geniş muhtevaya sahip
konulara değinilmektedir. Bu nedenle bu tür eserlerin bu çerçeveden incelenerek
literatüre katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.
Bu makale din sosyolojisi açısından Pendnâme’yi incelemektedir. Makalede
nitel araştırma yöntemlerinden, doküman inceleme yöntemi kullanılmıştır. Elde
edilen bulgular, betimsel analiz tekniği kullanılarak analiz edilmiş ve
yorumlanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Pendnâme, Öğüt, Din, Toplum, Toplumsal Yaşam.
Abstract:
Feridüddin Attar affecting many thinkers and mutasavvıf (mystics/sufis) with
his works and ideas has a unique position in Turkish society especially with his
work Pendname. To be read by sufi dervishes and in medrasahs and lodges for
centuries has led this work to become one of the classics of east.
Human and human love is at center in his world of thought. While giving
advice to all sections of society he reflects the social life of the period and focuses
on what virtue Muslim societies must have. Criticizing the traditional religion Attar

 Yrd. Doç. Dr., Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü - Sivas
vehbiunal@gmail.com
Vehbi Ünal
Ferîdüddin Attâr’ın Pendnâme’sinde Din ve Toplum
Religion and Society in Ferîdüddin Attâr’s Pendnâme
272
adopts a religious approach focusing on inner experience and bringing the tolerance
to the fore rather than the formalistic religion and the formal terms.
Advice in Pendnâme are not only the religious and literary expressions it also
addresses the issues with broad content in terms of sociology and the sociology of
religion. Therefore, we believe that the examining of such works in this context will
contribute to the literature.
This article examines the Pendnâme in terms of the sociology of religion. In
this article, from the qualitative research methods, the document analysis method
was used. The resulting findings were analyzed and interpreted by using descriptive
analysis technique.
Key words: Pendnâme, Advice, Religion, Society, Social Life.
GİRİŞ
Edebiyatımızda önemli bir tür olarak varlığını sürdüren pendnâmeler
daha çok dinî ve tasavvufî açıdan dikkat çekmiş ve incelenmiştir. Bu
eserlerin sosyolojik açıdan okunup değerlendirilmesi göz ardı edilmiştir.
Oysa bu eserler zengin sosyolojik içeriklere sahiptir. Dönemin dinî inanç ve
yapısı hakkında bilgi vermenin yanında, ahlâkî ilkeler ve sosyal hayatla ilgili
bilgiler sunmaktadırlar.
Feridüddin Attar’ın Pendnâme isimli eserinin medreselerde öğrencilere
ders kitabı olarak okutulması, tekke ve tasavvufî çevrelerce halka okunması
sebebiyle edebiyatımızda aynı adı taşıyan dinî edebî bir tür olmasına neden
olmuştur (Yıldız, 2013a, s. 333). Öğüt kitabı olarak bu eserin ilk olması ve
daha sonraki yazılan bu tür eserlere de öncülük etmesi bakımından
konumuzla ilgili önemli bir örneklem olacağı düşünülmektedir.
“Pend” kelimesi, Farsça kökenli olup, öğüt ve nasihat anlamına
gelmektedir. Pendnâme ise bir öğüt kitabıdır. Bundan dolayı bu tür eserlere
aynı zamanda nasihatname de denilmektedir. Nasihatnâme, Arapça “nasihat”
ve Farsça “nâme” kelimelerinden türetilmiş olup “insanlara yol göstermek
maksadıyla yazılan manzum veya mensur eser” demektir. Türkçe Sözlük’te
(Doğan, 1989, s. 905) ise, “nasihatnâme, öğüt kitabı” şeklinde
tanımlanmaktadır. Bu tür eserler insanları uyarmak, onları iyiye ve güzele
yöneltmek, doğru yola davet etmek, dürüst ve ahlaklı bir toplum oluşturmak
için kaleme alınmıştır. Nesir ve nazım şeklinde yazılan bu eserler
edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir. Her ne kadar Pendnâme adlı eserin
Attar’a ait olup olmadığı konusu tartışılsa da (Şahinoğlu, 1991, s. 98)
genellikle onun adıyla anılmaktadır. Daha sonra bu tür de yazılan eserlere ilk
örnek oluşturması açısından önemlidir.
ZfWT Vol. 8 No. 1 (2016) 271-288
273
Müslüman milletlerin edebiyatlarında yer alan nasihatnamelerin
temeli, Kur’an-ı Kerim’de geçen Hz. Lokman’ın oğluna verdiği öğütler ile
Hz. Peygamber’in: “Din, nasihatten ibarettir.” hadisine dayanmaktadır. İslâm
bilgin ve şairleri, bu ayetlerin ve bu hadisin önemini göz önünde
bulundurarak nasihate dair risâleler, kitaplar, şiir ve hikâyeler,
nasihatnameler yazmışlardır. Pendnâme adıyla yazılan nasihatnamelerde
dinî, sosyal ve ahlaki birtakım öğütler verilerek insanları çağın gereğine göre
hayatın bütün evreleri için hazırlamak ve yetiştirmek esastır (Yıldız, 2013b,
s. 305-306).
Dinin emir ve yasakları ile gelenek ve töre ahlâkı içinde yapılması
veya yapılmaması gereken davranışları konu alan nasihatnâme türü
kitaplarda yazarların kendi gözlemleri, bilimsel çalışmaları ve kültürel
birikimleri yer almaktadır. Bu eserlerde öğüt verilirken ayet ve hadislerden,
atasözleri ve vecizelerden yararlanılmaktadır. Ayrıca muhtelif hikâyeler
anlatılıp kıssadan hisse alınması öğütlenmektedir. Tarihî süreçte şartların ve
anlayışların değişmesiyle nasihatnâmelerin muhtevasında da farklılıklar
görülmektedir. Evrensel ahlâk değerleri yanında bu tür kitaplarda
toplumların çağdan çağa ferdî veya devlet merkezli düşünceleri, yükselme
ve çözülmeye götüren anlayışlar, dinî ve tasavvufî hayatın algılanışı, görgü
kurallarındaki farklılaşmalar, din ve kültürler arası etkileşimler, resmî ve
sivil toplumun değer yargıları, yöneten ile yönetilenlerin ahlâkî tavırları gibi
gelişim ve değişim süreçleri izlenebilir (Pala, 2006, s. 409).
Araştırmamızın problemi, Attar’ın Pendnâme adlı eserindeki
din/dindarlık anlayışı, halk inançları ve o günün sosyal yaşamı ve insan
tipolojilerini tespit etmektir. Amacımız, Pendnâme adlı eseri din sosyolojisi
açısından ele alıp incelemektir. Din toplum ilişkileri din sosyolojisinin
önemli konularından biridir. Din insanlık tarihi kadar eski aynı zamanda
insanları etkileyen önemli bir olgudur. Günümüzde de din toplumları
etkilemekte, yönlendirmekte, zihniyet kazandırmakta ve çeşitli işlevler
gerçekleştirmektedir. Bu bağlamda din bir yandan toplum üzerinde etkili
olurken diğer taraftan da toplum din üzerinde etkili olmaktadır. Biz konumuz
gereği dinin Pendname çerçevesinde toplum içerisinde işlevlerine bakacağız.
Çalışmamız Attar’ın Pendnâmesi’inde geçen sosyolojik yaklaşımlar,
halk inanışları ve insan tipolojileri konuları ile sınırlıdır. Makalemizde,
Pendnâme’nin M. Nuri Gençosman çevirisiyle Milli Eğitim Bakanlığı
Yayınları tarafından yayımlanan nüshadan yararlanılmıştır.
Çeşitli disiplinlere dayanan ve güçlü kuramsal temelleri olan nitel
araştırmalar, özellikle sosyoloji, antropoloji, psikoloji, felsefe ve dil
bilimlerinde yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Nitel araştırma
yöntemini kullanan disiplinlerin ortak teması, insan davranışını, içerisinde
bulunduğu ortam içinde ve çok yönlü olarak anlamaya çalışmaktır (Yıldırım
ve Şimşek, 1999, s. 14). Makalede Feridüddin Attar’ın din ve toplum
Vehbi Ünal
Ferîdüddin Attâr’ın Pendnâme’sinde Din ve Toplum
Religion and Society in Ferîdüddin Attâr’s Pendnâme
274
anlayışını din sosyolojisi merkezinde, tarihsel ve işlevselci yaklaşımlardan
yararlanılarak “doküman incelemesi yöntemi” ile ele alınıp anlaşılmaya
çalışılmıştır. “Doküman incelemesi yöntemi, geçmiş toplumlara ait kültürler,
gelenekler, kurumlar, yaşantılar ve devlet politikalarına ilişkin bilgilerin elde
edilmesi sürecinde işlevsel bir yere sahiptir” (Şimşek, 2009, s. 42).
1. ATTAR’IN HAYATI, ESERLERİ VE ETKİLERİ
Feridüddin Attar Horasan Selçuklularının son zamanlarında, 537-540
(1142-1145) yılları arasında Nîşâbur’da dünyaya gelmiştir. Eczacılık ve tıp
ile meşgul olduğu için “Attâr” lâkabını almıştır. Asıl ismi, “Ebû Hâmid
Feridüddin Muhammed b. Ebî Bekr İbrahim-i Nişâbûrî” dir. Çocukluk ve
gençlik devresi hakkında kaynakların verdiği bilgiler çok farklı ve
yetersizdir. Ancak eserlerinden, gençliğinde bir taraftan attarlıkla uğraştığı,
diğer taraftan ilim tahsil ettiği, tasavvufî bilgiler edindiği ve çeşitli şeyhlere
hizmet ettiği anlaşılmaktadır. Onunla ilgili olarak, peygamberler ve veliler
hakkında birçok kitap okuduğunu ve otuz dokuz yıl müddetle tasavvufla
ilgili şiir ve hikâyeleri toplamaya devam ettiği söylenmektedir (Şahinoğlu,
1991, s. 95).
Attâr'ın günümüze kadar gelen yedisi manzum, biri mensur sekiz eseri
vardır. Bunlar, Mantıku't-Tayr, İlâhî-nâme, Esrâr-nâme, Musîbet-nâme,
Hüsrev-nâme, Muhtâr-nâme, Dîvân, Tezkiretü’l-Evliyâ’dır.
Nasihat verir tarzdaki eserlerin pendnâme olarak adlandırılması
geleneği İslâmiyet’in kabulünden sonraki döneme rastlar. Bunun temel
nedeni de bu tür eserlerin yazımında İran kaynaklı, ünlü yazar Feridüddin-i
Attar’a ait olan Pendnâme isimli eserin adından esinlenilmiş olmasıdır. Bu
eser; yüzyıllardan bu yana doğu kültürlerinde geniş ve derin bir ilgi ile
okunmuş, tasavvufî görüş ile İslâm ahlâkını geniş kitlelere ulaştırıp yayma
konusunda büyük rol oynamıştır. Daha sonra bu yolda verilen eserlere
örneklik etmiştir (Pendnâmeler, 1990, s. 241-242). Klâsik edebiyatımızda
asırlar boyunca kaleme alınan eserler arasında pendnâmeler ve benzer
nitelikli nasihat kitaplarının ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu tür eserlerin
hemen hepsinin netice itibariyle etkilendiği veya model olarak benimsediği
eser, Feridüddin Attar'ın Pendnâme'sidir (Canım, 1988, s. 153).
Pendnâme yüzyıllardan bu yana doğu kültürlerinde geniş ve derin bir
ilgi ile okunmuş, tasavvufî görüş ve İslâm ahlâkını geniş kitlelere ulaştırıp
yayma konusunda büyük rol oynamıştır (Kuru, 2014, s. 771-784). Türk
edebiyatında nasihat verme geleneği eski zamanlardan beri vardır. İslâmî
Türk edebiyatının ilk eserleri sayılan Kutadgu Bilig, Atabetü’l-Hakâyık ve
Yunus Emre’nin Risaletü’n-Nushiyye adlı eserleri pendnâme tarzında
kaleme alınmış eserlerdendir (Güven, 2006, s. 1; 2009, s. 182-197).
Tecrübeli, yaşlı, bilgili, saygıdeğer kişiler tarafından verilen nasihatler
ZfWT Vol. 8 No. 1 (2016) 271-288
275
toplum düzeninin sağlanmasında ve devamında önemli işlevler yerine
getirmektedir (Kaya, 2000, s. 267-282).
Feridüddin Attar’ın en önemli yönü İslam tasavvufuyla İslam şiirini
buluşturması ve kaleme aldığı mesnevilerinde tasavvufun en zor ve çetrefilli
meselelerini en anlaşılır ve akıcı bir üslupla şiirselleştirmesidir. Attar’ın
yaşadığı dönem İslam medeniyetinin zahirden batına, yani dıştan içe doğru
büyük fethi gerçekleştirdiği dönemdir (Attar, 2013, s. 5).
Çelik (2002, s. 21-38)’e göre Attar, Mevlana’nın düşünce dünyasını
etkilemiştir. Mevlana’nın düşünce dünyası İslam dünyasının değişik
bölgelerine ait tasavvufî eğilimlere açıktır. Bunlardan biri de Orta Asya ve
İran edebiyatı olup esasen bütün anlayış ve yaklaşımını bu temel zemin
üzerinde oluşturmuştur. O, bir yönden Necmeddin Kübra veya babası
Bahaeddin Veled’in tasavvuf anlayışına, diğer taraftan da Feridüddin Attar
ve Hakim Senaî’nin mistik edebiyatına dayanmaktadır.
Hz. Mevlânâ başta olmak üzere Sadi-i Şirazî, Hafız-ı Şirazî, Molla
Câmî ve Şeyh Galip gibi Şarkın en büyük bilgeleri Attar’dan etkilenmiş ve
onu örnek almıştır. Attar, yaşadığı dönemden itibaren İslam dünyasında hem
şairliği hem mutasavvıflığı hem de tasavvuf terminolojisini şiir diline
taşımasıyla adından çok sık bahsettirmiş Şarkın idealize ettiği şahsiyetlerden
birisidir (Attar, 2013, s. 5; Çavuşoğlu, 2011, s. 33).
Attar'ın Pendnâme’si, asırlar boyunca şark İslâm ülkelerinde hemen
her sınıf halk tabakası arasında geniş ve derin bir etki yaratmış olması,
Mevlana’nın Mesnevi’si için öncü olması değerini kaybetmeden günümüze
kadar ulaşmasını sağlamıştır.
Pendnâme’nin zengin bir içeriğe sahip olduğunu ifade etmiştik.
Özellikle konumuz açısından baktığımızda, çeşitli karakter özelliklerden
hareketle insan tipolojileri oluşturulur. Bu tiplere bağlı olarak olumlu ve
olumsuz yönler verilir. Ahmaklar, fasıklar, cimriler, katı kalpliler, cömertler,
münafıklar, dervişler, arifler, takva sahipleri ve gerçek erenler gibi
isimlendirmelere yer verir. Ayrıca halk inançları olarak da adlandırılan
çeşitli doğru yanlış (hurafe) inançlar ve uğursuz sayılan davranışların da yer
aldığını görmekteyiz. Bunun dışında toplum içinde nasıl davranılması
gerektiği konusunda içinde yaşadığı toplumun sosyal hayatı ile ilgili çeşitli
davranış modelleri verilmekte, iyi ve kötü ahlakın özellikleri üzerinde
durulmakta, erdemli olmaya götürücü yollar konusunda değerlendirmelerde
bulunulmaktadır. Bu içeriğinden dolayı din sosyolojisinin bu eserlere
duyarsız kalmasının doğru olmayacağını düşünmekteyiz. Daha önceki miras
üzerinde yapılacak betimsel çalışmaların da alana katkısının olacağını ifade
etmek yerinde bir yaklaşım olacaktır.
Pendnâme yazıldığı dönemin ahlak anlayışını yansıtmakla kalmaz,
Müslüman toplumların hangi erdemlere sahip olması gerektiğini de verir. Bu
Vehbi Ünal
Ferîdüddin Attâr’ın Pendnâme’sinde Din ve Toplum
Religion and Society in Ferîdüddin Attâr’s Pendnâme
276
pendnâmelerde toplumun veya cemaatin bir parçası kabul edilen bireyin
Allah’tan başlayarak anne-babasına, eşine, çocuklarına, komşularına,
mahallesine, şehrine, ülkesine ve insanlığa karşı görevleri hatırlatılmıştır
(Attar, 2013, s. 19-20).
2. ATTAR’IN İNSAN, DİN VE TOPLUM ANLAYIŞI
Berger dinin toplumsal işlevlerini üç başlık altında inceler. Birincisi,
sembolik bütünleştiricidir, toplumsal düzeni sağlayan ve toplumu
bütünleştiren yegâne unsurdur. İkincisi, toplumsal kontroldür, kontrolü içten
ve dıştan olmak üzere iki şekilde gerçekleştirmektedir. Üçüncüsü toplumsal
yapılandırma işlevi ile din kutsal olmayan yapıları da meşrulaştırmaktadır
(Köktaş, 1997, s. 13-15). Attar’ın yaşamış olduğu dönem de göz önüne
alındığında dinin bu işlevleri daha yoğun bir şekilde hissedilmekteydi.
Ayrıca Attar dinin bu işlevlerini toplumda gördüğü için bu tür bir eseri
kaleme alma ihtiyacı da duymuş olabilir.
Attar’ın düşünce dünyasında insanı ve insan sevgisini merkeze aldığını
görmekteyiz. İnsana değer verilmesi, onun incitilmemesi, eksikleri ve
hatalarının yüzüne vurulmaması, düşmanı bile olsa ona affedici davranılması
gerekliliği, günümüz çağdaş toplumları için de geçerliliğini koruyan
yüzeysel ve şekilci insan değerlendirmelerini eleştirmiştir. Onun insan ve din
anlayışını hoşgörü temeli oluşturmaktadır. Özellikle Pendnâme’sinde belli
bir cemaati ya da tarikatı gündeme getirmemesi, farklı görüş ve anlayışlara
açık olması muhtemelen eserinin medrese ve tüm kesimler tarafından
okunmasına neden olmuştur:
“Dünyayı yönetme kudretine sahip olan kişi insanları
incitmemeye özen gösterir (s. 10).”,“Seni inciten kişinin özrünü kabul
et. Allah’ın mağfiretine nail olmak istiyorsan o insana kin tutma,
Halkı inciteni Allah sevmez böyle bir huy dindar bir adama yakışmaz.
Sitemle bir kalbi yaralayan o yarayı kendi vücudunda açmış olur (s.
8).”
“Gönül incitme kaydında olan bir kimsenin cezası sonunda
ağlamaktır. Ey oğul: Gönül incitmeye heves etme. Allah’tan
hoşnutsuzluk kazanma. Saygın bir insan olmak istiyorsan insanları
güzellikle an. İyiliğe gücün yetmezse kötülük yapma (s. 8).”
“Hakkın kahır ve azabından korkusuz yaşama, mümini incitme
sevdasına düşme, incittiğin kimselerden özür dile ki hesap yerinde
sana düşman kesilmesinler (s. 23).”, “ Kimsenin kusurunu yüzüne
vurmamalı zira kusursuz insan yoktur (s. 42).”, “Daima başkalarının
kusurunu gören, bir gün rüsvaylık içerisinde ağzını açamaz (s. 43).”,
“Zahmet ve meşakkatini halktan uzak tut (s. 43).”, “Kardeşim! Halkın
ayıplarını yüzüne vurma ki bir başkası da senin gizli perdeni yırtmasın
(s. 38).”
ZfWT Vol. 8 No. 1 (2016) 271-288
277
İnsanların din algıları zekâ seviyeleri, kabiliyetleri, ilgileri, içinde
yaşadığı toplum, ekonomi, kültür, yaş, cinsiyet, medeni durum vb. nedenlere
bağlı olarak farklılık arz edebilmektedir. Dolayısıyla bu durum dindarlık
anlayışlarını da etkilemektedir. Bu bağlamda farklı dindarlık anlayışları
ortaya çıkmaktadır. Örneğin geleneksel halk dindarlığı seçkinler dindarlığı,
içsel dindarlık dışsal dindarlık, gerçek dindarlık gösterişçi dindarlık, kitabî
dindarlık, tasavvufî dindarlık vb. farklı şekilde kategorize edilmektedir
Günay (1999), Yıldız (2001), Yapıcı (2002), Onay (2004), Arslantürk
(2015).
Attar’ın Pendnâme’sinin genelinde tasavvufî bir anlayış, tüm
konularda yoğun bir şekilde hissedilmektedir. Kullanılan terimler ve
başlıklarda da bunu açık bir şekilde görebiliriz. Örneğin zikir, şükür, nefs,
nefs-i emmâre, zühd, takva, zikir, zikretmenin faydaları, Allah dostlarını
sevmek, dünya süsünü terk, sukut, güzel huylu olmak, doğruluk, hizmet,
öfke ve intikamı terk ile kanaat bunlardan bazılarıdır.
Attar’ın din anlayışına baktığımızda nefsin ve dünyevî arzuların terk
edilmesi önemlidir zira bu düşünce tasavvuf anlayışının da temelini
oluşturmaktadır:
“Ey hürmet ehli, halkın değerini tanırsan halk da sana saygı
gösterir. Düşmanına karşı, ancak af ile suçunu bağışlamak yolu ile
zafer bulabilirsin (s. 38).”, “Cihanda yalnız uyku ve yiyecek
düşüncesinde olan kimse, kıyamette ateşten kurtulamaz; murat ve
arzudan yüz çevir de Allah katına yönel (s. 17).”
“Yüksek bir adam olmak istiyorsan ey oğul! Kendine rahat
kapısını kapa. Cennet kapısı ancak dünyada rahat kapısını
kapayanlara açılır. Mevki peşinde koşan horluğa mahkûm olur (s.
17).”,“Nefsi ancak dört şeyle öldürmek mümkündür. Ey aziz
söyleyeyim de hatırında tut. Sukut hançeri ve açlık kılıcı ile yalnızlık
mızrağı ve uykusuzluk silahı (s. 18).”
“Ey aziz! Beladan kurtulmak için iki şeyden el çekmek gerektir.
Git, dünya ve nefisten elini uzak tut ki belaların seninle bir işi olmasın
(s. 23).”, “Ey oğul, eğer adalet ve ihsandan haberin varsa daima
Allah’ı an. Geceyle gündüzü Allah’ı anmakta yaşat günlerini, gafletle
geçirme (s. 25).”
Attar samimiyetten uzak kuru ve şekilci din anlayışına karşı çıkmakta,
ruhsuz ve gösteriş ile yapılan gösterişçi dindarlık (bk. Okumuş, 2005)
anlayışını eleştirmektedir. Bu tür ibadetin boşuna bir yorgunluk olduğunu,
mü‘minin ibadetinin samimi, saf ve temiz olması gerektiğini ifade
etmektedir:
“Amalinde ihlas olmayan kişi cihanda has kullardan olamaz.
Riyasız ve hak yolunda çalışanların işi daima parlak ve güzel olur (s.
10).”
Vehbi Ünal
Ferîdüddin Attâr’ın Pendnâme’sinde Din ve Toplum
Religion and Society in Ferîdüddin Attâr’s Pendnâme
278
“Ey Zavallı: Dışını süslemeye bakma. Bir ay parçası gibi için
nurlu olsun (s. 14)”.
“Ey oğul: Başını sarıkla ne süsleyip duruyorsun? Mümkünse
gönül kazan, ikbali, malı, mevkii elden çıkarmadıkça, külah gibi
herkesin başına konamazsın. Kendini süslemek yiğitlik değildir.
Dünya süslerine kapılanlar canlarına kastederler (s. 21).”,“Vücuda
takvadan daha güzel elbise yoktur (s. 21).”
“Zikirde önce ihlas gereklidir. Samimi olmayan zikir nasıl
dürüst olabilir. Zikir üç şekilde yalansız olur, bu sözü boş bir laf
zannetme, Avamın zikri ancak dil ile erenlerin zikri ise kalp ile olur.
Evliyanın zikri ise sır iledir (s. 25-26).”, “Allah’a muhabbeti
olmayanın amelinden dolayı kazancı rüzgârdan başka bir şey olamaz
(s. 38).”,“Riya ile bulaşmış olan bir sadaka nasıl Allah katında
makbul olabilir. Amelin altın gibi saf olmazsa bil ki sarrafın gözünde
değersiz olur (s. 44)”.
Günümüz modern toplumlarının dünyevileşmeyi esas alan ve beni
önceleyen ferdiyetçi yaklaşımına karşın Attar’ın tasavvufî düşüncenin bir
yansıması olan dünyaya değer vermeyen tavrı öğütlerin hemen her bölümüne
yansımıştır:
“Ey Kardeşim! Dört şeyde tehlike vardır. Elinden gelirse
bunlardan sakın. Sultana yakınlık, kötülerle dostluk, dünya sevgisi,
kadın düşkünlüğü. Sultana yakın bulunmak yanan ateşe yaklaşmaktır.
Yaramazla düşüp kalkmak canın ölümüdür, Dünyayı her ne kadar
dıştan renkli ve nakışlı görürsen de içinde yılan gibi zehir taşır. Akıllı
insan ondan uzak durur (s. 11).”
“Dünya malı, düşkün olanlara, ahiret günahtan sakınanlara
verilmiştir (s. 18)”, “Ey Aziz! Beladan kurtulmak için iki şeyden elini
çekmek gerekir. Git, dünya ve nefisten elini uzak tut ki belaların
seninle işi olmasın (s. 23).”,“Ey oğul, gönül hoşluğu ile yaşamak
istiyorsan cihanın var ile yoğunu eşit say (s. 23).”
Çok konuşmanın zararı ve susmanın gerekliliği üzerinde de çokça
duran Attar’ın, bu gibi konulara tasavvuf anlayışı nedeniyle olumsuz
yaklaştığı söylenebilir:
“Ey kardeş sen hakkı arayan bir insan isen Allah’ın
buyruğundan başka bir konuda ağız açma. Eğer hiç ölmeyecek olan
Allah’a dair bir bilgin varsa ağzına sükût mührünü vur. Yavrum: öğüt
dinle, kurtuluş istiyorsan dilini tut. Çok konuşanların göğüsleri içinde
kalpleri hastadır. Akıllıların âdeti sükût, cahilin âdeti unutkanlıktır (s.
8).”, “Çok konuşmak kalbi beden içinde öldürür. O sözler isterse
Aden incisi olsun (s. 9).”
“Sükûtu adet edinen emniyette yaşar, bir düşüncesi olmaz. Sana
selamet gerekse sükût et (s. 32).”,“Elden gittikten sonra geri
döndürülmesi imkânsız olan şeyler dörttür. Ansızın ağızından çıkan
ZfWT Vol. 8 No. 1 (2016) 271-288
279
bir söz, yaydan fırlayan bir ok. Söylemiş sözü nasıl geri alabilirsin?
Düşünmeden söz söyleyen çok pişmanlıklar çeker. Söylemediğin sözü
söyleyebilirsin fakat söylediğini gizleyemezsin (s. 32).”
İnsan sosyal bir varlık olmasından dolayı etrafı ile iletişim ve etkileşim
içerisindedir. Attar, toplumsal hayatı terk etme ve kendi başına yaşama gibi
bir anlayış ve tutumun karşısında yer almaktadır. İnsanların içine katılarak
onların sıkıntılarına ve dertlerine ortak olmanın gerekliliği üzerinde
durmaktadır. Yolculuğa benzettiği hayatta insanın tek başına yol almaması
gerektiğini ifade etmektedir: “Yavrum! Sakın yalnız başına yolculuk yapma
(s. 59)”. Yine bireyin iyilerle birlikte olması gerektiği üzerinde durmaktadır:
“Daima sâlih kimselerle oturup kalk (s. 28).”, “Kömür ocağı çevresinde
dolaşanın üstüne kara bulaşır. Attara yakın olana da güzel kokular siner.
Yavrum iyi adamlarla birlikte ol (s. 65).”
Toplum içerisinde yaşama aynı zamanda belirli sorumlulukları da
beraberinde getirmektedir. Attar, haram yemenin kötülüğü ve kul hakkı
üzerinde durarak, iman-amel ilişkisine dikkat çekmektedir:
“Karnını haram lokmadan sakınırsan tam manasıyla imanlı kişi
olursun (s. 9).”,“Karnını haramdan temizlemeyen kişinin ruhu
felekler tarafına yükselemez (s. 10).”, “Ey aziz! Şüphe yok ki
kurtuluşun üç yolu vardır. Bunları sana söyleyeyim de aklında tut.
Birincisi Allah’tan korkmak, ikincisi helal rızık aramaktır. Üçüncüsü
de doğru yolda yürümektir (s. 24-25).”, “Dinin saf ve katıksız bir su
gibi kalması için daima helal rızık iste. Haram rızık peşinde koşanın
kalbi, teni içinde tamamıyla ölüme mahkûmdur (s. 68).”
2.1. Uğursuz Sayılan İnançlar/Davranışlar
Pendnâme’de kitabî din anlayışının yanı sıra bazı hurafe kabul
edilebilecek halk inançlarının da var olduğunu görmekteyiz. İnsanların
uğursuz sayılan çeşitli şeylere inanması ve buna göre davranışlarda
bulunması, gerek ilkel toplumlarda gerekse modern toplumlarda yaygın
olarak görülmektedir. Bu tür inançlar dinin kendisinden ziyade kişinin daha
önce yaşamış olduğu örf, adet ve gelenekler halk dindarlığı içinde şekil
değiştirerek yeni din uygulamaları ile beraber devam etmiştir.
Bâtıl inanç ve davranışlar sadece eski zamana ve mekâna ait bir durum
değil en ilkel kabileden en modern topluma kadar tarih boyunca her
coğrafyada görülen psiko-sosyal bir olgudur (Günay, 2002, s. 11).
Bu tür kabuller daha çok geleneksel halk inanışlarında/dindarlığında
yaygındır. Konumuzu daha iyi anlamak adına popüler ve halk dindarlığının
ne anlama geldiğine kısaca bakılacaktır. Derin dinî bilgisi olmayan normal
halk tabakasındaki yaygın dinî inanışları ifade eden popüler dindarlık daha
çok sosyokültürel yapıdaki alt-üst tabakalaşma farklılıklarına göre
oluşmaktadır (Arslan, 2004, s. 30). Kitabî/resmî dinden ziyade kültürel
Vehbi Ünal
Ferîdüddin Attâr’ın Pendnâme’sinde Din ve Toplum
Religion and Society in Ferîdüddin Attâr’s Pendnâme
280
şartlar ve yaşam biçimi geleneği içeren halkın inanç ve uygulamalarına halk
dindarlığı denmektedir. Geleneksel halk dindarlığı içerisinde çok çeşitli halk
inançları ve uygulamaları, karizmatik otorite, kadercilik, ziyaret ve adak
dindarlığı, türlü örf ve adetler, dinî ve sihrî unsurlar yer almaktadır (Günay,
2003, s. 596-599). Halk dindarlığının en belirgin özellikleri şekilcilik,
geleneksellik, taklitçilik, ritüalizm ve derin teolojik konulara yer
vermemektir (Günay, 1999, s. 263).
Bâtıl inanç ve davranışların birbirinden farklı nedenleri olabilmektedir.
Bunlar arasında “bilgi yetersizliği, korku, çaresizlik, belirsizlik, geleceği
bilme arzusu ve güvende olma duygusu”nu sayabiliriz. Bâtıl inanç ve
davranışların genel olarak hedefi, başarıyı yakalamaktan çok
başarısızlıklardan ve kötü şeylerden kaçınmaktır (Köse ve Ayten, 2009, s.
67-68). Ülkemizde günlük yaşamın sıkıntılarını gidermek amacıyla yatır ve
türbelerde çeşitli bâtıl davranışlara rastlamak mümkündür. Ölülerden medet
ummak, türbelere adak adamak, mum yakmak, çaput bağlamak, taş
yapıştırmak, ruh çağırmak, vb. bunlardan birkaçıdır (Çakan, 2001, s. 25-66 ).
Yıldız (2013a), Anadolu’da yaşayan inanışlardan bazılarının Attar’ın
Pendnâme’sine dayandığını iddia etmektedir. Ona göre söz konusu eserdeki
nasihatlerden bir kısmının, Türk şairleri tarafından kaleme alınan
pendnâmelerde aynen veya değişik ifadelerle tekrar edilmek suretiyle halk
arasında birer inanış olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Örneğin, soğan ve
sarımsak kabuklarının yere atılmaması, sıcak suyun yere dökülmeden önce
besmele çekilmesi, yatan bir kişinin üzerinden atlanarak geçilmemesi,
kapının eşiği üzerine oturulmaması, gece sakız çiğnenmemesi, bazı günlerde
dikiş dikilmemesi, pantolonun yatarken başın altına konulmaması gerektiği
vb. gibi…
Pendnâme’de uğursuzluk olarak sayılan davranışlardan bazıları
şunlardır: gece aynaya bakılmayacağı, evin süpürülmeyeceği, elin yüz ve
çene altına konulmayacağı, tek başına yolculuk yapılmayacağı, kapı eşiğine
oturulmayacağı, elbisenin, insanın üzerindeyken dikilmeyeceği vb. Attar’ın
bu konularla ilgili ifadeleri şu şekildedir:
“Elini yüzüne koymak uğursuzdur (s. 59).”, “Elini çenenin
altına koyma. Bu hareket hal ehli katında buz gibi soğuk düşer (s.
60).”, “Gece aynaya bakmak da hatadır. Gündüz yüzünü görmek
istersen bakabilirsin (s. 60).”, “Dört ayaklı sürüye rast gelirsen
arasına girme.”, “Tanrı’dan nimet bekliyorsan ekmek kırıntılarını
ayakaltına dökme (s. 60).”, “Ölülere bakanların da şüphesiz ömürleri
eksilir (s. 35).”, “Gece evini süpürme. Süprüntüyü de kapı ardına
bırakma. Babanı, ananı kendi adlarıyla çağırırsan Tanrı nimeti sana
haram olur (s. 60).”, “Yavrum! Sakın yalnız başına yolculuk yapma.
Tek başına yolculuk sana tehlike getirir (s. 59).”, “Elbiseyi üstünde
iken dikmek doğru değildir (s. 61).”, “Kapı eşiğinde çok oturma bu
hareket rızık eksikliği getirir. Sık sık kapıya dayanıp durma. Daima
ZfWT Vol. 8 No. 1 (2016) 271-288
281
böyle huylardan uzak ol (s. 61).”, “Ananı babanı kendi adıyla
çağırırsan Allah’ın nimeti sana haram olur (s. 60).”, “Lambayı
üfleyerek söndürmek iyi değildir. Lamba isinin dimağa gitmesine yol
verme (s. 61).”, “Her çöple diş karıştırsan yoksulluğa uğrarsın (s.
60).”, “Yüzünü eteğinle temizlersen rızkın eksilir (s. 61).”, “Evinden
örümcek ağlarını temizle, onların içerde kalması bereketi kaçırır (s.
61).”
2.2. Yapılması Uygun Görülmeyen Davranışlar
Pendnâme’ye göre yapılması uygun görülmeyen bazı davranışlar
vardır, bu davranışlar şunlardır: pazara geç gitmek, başkasının tarağını
kullanmak, sırrını dosttan bile saklamak, ölüye bakmak, çok uyumak,
tuvalette yıkanmak, ayakta su dökmek, yöneticilere yakın olmak vb.
“Pazara geç git erken dön. Çünkü oraya gitmekten hiçbir fayda
göremezsin (s. 61)”, “Başkasına ait tarakla saçını tarama. Kendi
tarağınla taramak daha hoştur (s. 61).”, “Sırrının düşmandan gizli
kalmasını istiyorsan dostlarına karşı çok açılma (s. 37).”, “Elinden
gelirse sırlarını dostlarına açıklama, o dost bizzat kendin bile olsan
yine söyleme (s. 51).”, “İnsanın ömrünü beş şey kısaltır. Bu beşten
biri ihtiyarlıkta muhtaçlık, ötekiler de gariplik, uzun süren hastalıktır.
Bununla beraber ölülere bakanların da şüphesiz ömürleri eksilir ey
oğul, beşincisi düşman korkusudur (s. 35).”, “Çok uyku yoksulluk
getirir yavrum. Az uyu, daha çok uyanık dur (s. 60).”,“Rızık,
yalancılık yüzünden eksilir.... Çok uyku yoksulluk getirir... Ayakta su
dökmek hem fakirlik hem de çok keder ve ihtiyarlık getirir (s. 60).”,
“Dilencilerden ekmek kırıntısı alma.”, “Elinin yetişebildiği şeylerde
darlık çekme (s. 61).”, “Tuvalette yıkanıyorsan bil ki vaktini boşa
harcıyorsun (s. 61).”, “Ey Kardeş! Dört şeyde tehlike vardır, elinden
geldiğince bunlardan sakın. Sultana yakınlık, kötülerle dostluk, dünya
sevgisi, kadın düşkünlüğü (s. 12).”
2.3. Toplumsal Yaşam Anlayışı
Dinin önemli işlevlerinden biri toplumu düzenleyici normlar
koymasıdır (Dursun, 1992, s. 39). Bu bağlamda toplumsal yaşamın daha
düzenli bir şekilde devamı konusunda İslam dini çeşitli ilkeleri koymuştur.
Örneğin akrabalarla ilişkiyi kesmemek, büyüklere saygı, hastaları ziyaret
etmek, iş yaşamında dürüst olmak, kimsesizlere yardımcı olmak vb.
Kişinin çevresini algılama tarzı, içerisinde yetiştiği fiziki ve sosyal
çevre ile ilişkilidir. Attar, dolayısıyla o günün toplumsal yaşam tarzı ve
anlayışı hakkında bilgi vermektedir.
Attar, bireye toplumsal yaşam ile ilgili birtakım hatırlatmalarda
bulunur. Mesela ona göre halk aslında uykudadır, bir uyku âlemindedir ama
bunun farkında değildir.
Vehbi Ünal
Ferîdüddin Attâr’ın Pendnâme’sinde Din ve Toplum
Religion and Society in Ferîdüddin Attâr’s Pendnâme
282
Attar, Pendnâme’de sosyal hayatla ilgili şu konular üzerinde
durmuştur: aile, aile içi iletişim, anne babaya saygı, akraba ve hasta ziyareti,
hoşgörü, misafirperverlik, güzel bir dil kullanma, fakirlere ve kimsesizlere
yardım, iş ve ticaret, iyilerle beraber olma, çocuk ve kadınlar, işin uzmanı ile
istişare etme, sözünde durma.
2.3.1. Aile, Aile İçi İletişim, Anne Babaya ve İnsanlara Saygı
Aile insanlığın sosyal kültürel gelişimin hemen her basamağında yer
almaktadır (Aydın, 2000, s. 35). Aile nüfusu yenileme, milli kültürü taşıma,
çocukları sosyalleştirme, ekonomik, biyolojik ve psiklojik tatmin işlevlerinin
yerine getirildiği bir kurumdur (Erkal, 1997, s. 94). İslam aileyi toplumun
temeli olarak kabul eder. Bu sisteme dâhil olan gerek Selçuklu gerekse
Osmanlı ailesi, askeri zümrede büyük aile olarak, geniş halk kitlesinin
oluşturduğu reaya zümresinde genişletilmiş çekirdek aile görülmektedir
(Tabakoğlu, 2012, s. 33). Sağlıklı aile ilişkileri mutlu bir aile ortamının
oluşmasını sağlar. Attar, mutluluğun ancak güvenilir, sağlıklı ve huzurlu bir
ailede olabileceğini ifade etmektedir. Dost kazanmanın ve sağlıklı bir
iletişimin ancak güzel bir dil kullanımı ile mümkün olacağı, işin uzmanına
danışmanın yanlışları önleyeceği, güzel huylu insanları tüm insanların
seveceği, geçimsiz kişilerin hayatı çekilmez hale getireceği, anne ve babanın
rızasını ve hoşnutluğunu kazanmanın önemli olduğu üzerinde durmaktadır.
O, kalabalık aileyi düşkünlüğe, fakirliğe uğratan sebep olarak görmektedir
(s. 34).
“Ey Azizim! Esenliği arıyorsan onu dört şeyde bulabilirsin, bu
dört nimete ermiş olanlar mutlu olurlar. Evinde nimet bolluğu ve
eminlik, sonrasında sağlık ve huzur. Selametliğin alameti, evinde
nimet ve güven olmasıdır. Huzurlu bir kalple sağlıklı olursun.” (Attar,
2012, s. 28). “Dünyada uygun bir arkadaş, muhabbetli evlat hoş olur
(s. 42).”
“Ey kardeş! Tam akıllı insan isen halka karşı tatlı dilli ol. Ekşi
yüzlü acı sözlü kimselerden dostları yüz çevirirler (s. 11).”
“İşinin baştanbaşa doğru gittiğini görmek istersen, kendi
istediğine göre hareket etme (s. 39).”, “Ahmakla meşveret eden
zavallıyı şeytan yolunu şaşırmış köpeğe döndürür (s. 28).”
“Dört şey herkes için iyidir. Sana söyleyeyim de aklında tut.
Birincisi iyilik yapmak, ikincisi aklını başına toplamandır. Üçüncüsü
sabırlı adamlarla olmak, sonuncusu da halka saygı göstermek (s.
27).”, “Kötü huyları yüzünden geçimsizlik edenler, şüphesiz dostlarını
kaçırırlar (s. 33).”
“Dört şey Allah sevgisindendir. Söyleyeyim de aklında tut.
Allah’ın emirlerini yerine getirmek ikincisi de ana ve babayı
kendinden hoşnut kılmaktır. Üçüncüsü şeytanla savaşmak ve
dördüncüsü düşkünlere iyilik yapmandır (s. 34).”, “İnsanlarla iyi
ZfWT Vol. 8 No. 1 (2016) 271-288
283
geçinmeyenin hayatı şüphesiz sıkıntı ile geçer (s. 40).”, “Uyku ve
yemek hayvanların âdetlerinden başka bir şey değildir. Uyuyanlara
bu nimetten pay yoktur. Ey oğul! Kalk uyan ki yarın çok uyuyacaksın
(s. 14).”
Attar’a göre iletişimde insanların gönlünü kazanmak için alçak gönüllü
olmak gerekir, insanlara küçümseyici şekilde bakmak doğru bir davranış
değildir.
“Ey delikanlı, alçak gönüllülüğü adet edinirsen bütün cihan seni sever
”, “Toprak olmadan önce toprak gibi alçak gönüllü ol (s. 28).” Benzer
ifadelerin Mevlana’da da var olduğunu görmekteyiz. “Ötekini berikini küçük
gören de yalnız kalır (s. 33).”, “Kardeşim! Güleç yüzlü, hoş sözlü ol ki
âlemde cömertlikle ün salasın (s. 40).”
2.3.2. Akraba ve Hasta Ziyareti
Günümüz toplum yaşamında bireylerin gittikçe yalnızlaştığı bir
gerçektir. Toplumsal yaşamda yoğun sosyal ilişkilerin hem bireysel ve
toplumsal buhranları hem de yalnızlık duygusunu azalttığı da bir gerçektir.
Bu çerçevede Pendnâme’de ziyaret konusu üzerinde de durulmuştur:
“Elin zikri, her zavallının yardımına uzanmak, ayağın zikri
yakınları ziyaret etmektir (s. 26).”, “Git hısım ve akrabanı ara, onları
ziyaret et ki ömrün artsın, yakınlarından yüz çevirenin şüphe yok ki
ömrünün bereketi kaçar… Hısım ve akraban kötü kimselerden olsa
bile aile ocağına ilgisiz kalmaktan daha kötü bir hareket yoktur.
Hısımlarına yabancı kalanların adları, kötülükleri yüzünden dillere
destan olmuştur (s. 69).”, “Hastaların ziyaretine uğra, çünkü bu adet
insanları en hayırlısı Hazreti Peygamberin sünnetidir (s. 67).”,
“Hasta bir yetimi sevindiren kapısı kapanmış olan cenneti açık bulur
(s. 68).”
2.3.3. İş, Ticaret ve Çalışma Hayatı
Toplumsal yaşamın düzenli bir şekilde devam edebilmesi için çalışma
ve iş birliği önemlidir. İnsanların dini anlayışları şekil ve ibadet düzeyinden
ahlak ve davranışa dönüşmediği için iş yaşamında da çeşitli sıkıntılar
yaşanmaktadır (Ülgener, 2006, s. 162).
Attar çalışmanın önemi üzerinde durmuş, atalet ve kaderci anlayışa
karşı çıkmıştır. Tembelliğin insanları dilenmeye götüreceğini belirtmiştir.
“Tekellüfsüz ol süs saltanatı isteme, rahat ve tembelliği bir tarafa bırak (s.
15).”, “Dilencilik yapan horluğa uğrar (s. 33).”,“Her kim tembelliği adet
edinirse horlukla baltayı ayağına vurur (s. 30).”,“Tembellikten kurtulan
herkes, nefsinin arzularını yenen bir sultan olur (s. 16).”, “Tembellikten de
düşkünlük hâsıl olur (s. 29).”
Çalışmanın önemi dışında Attar’ın ticaretle ilgili olarak kişinin
altından kalkamayacağı borçlanmaya girmemesi, malını ya da parasını işi
Vehbi Ünal
Ferîdüddin Attâr’ın Pendnâme’sinde Din ve Toplum
Religion and Society in Ferîdüddin Attâr’s Pendnâme
284
bilmeyen ve anlamayana teslim etmemesi, işlerini bir planlama dâhilinde
yapması, işine kendini vermesi yani işine sahip çıkması, kazancını israf
ederek boşa harcamaması gibi konularda bazı tavsiyeleri bulunmaktadır:
“İnsanı düşkünlüğe uğratan dört şeydir. Ey haksever, sana
söyleyeyim de kulak ver. Çok düşman, hesapsız borç, sayısız iş,
kalabalık aile. Yazıklar olsun borca batmış olan o miskinlere ki her an
kaygıdan uzak kan içmektedirler (s. 34)”, “Ahmağa fikir danışmak,
cahile para vermek talihsizliktir (s. 28)”. “Malını cahillere teslim
eden insan nasıl mesut olabilir. Ahmağın eline para girince bol bol
harcayarak yok eder (s. 28)”. “Bir işin sonunu düşünmeyen kimse
neticede bir gün pişmanlık çeker. İşinde tedbirli davranmayanın da
gönlüne ağırlık çöker (s. 33).”, “İşine sahip ve hazır olursan itibarını
artırmış olursun, İşine sahip çıkmayan yanağından yüzsuyunu dökmüş
olur (s. 37).”,“Borç yüzünden fakirin eteğinden çekiştirme” (Attar,
2012, s. 55).
2.3.4. Misafirperverlik
Toplumsal yaşamın gereklerinden ve Türk toplumunun en önemli
özelliklerinden birisi misafirperverliktir. Bunda eski Türk âdetlerinin etkisi
olduğu kadar İslam dininden gelen emir ve tavsiyelerin de büyük etkisi
bulunmaktadır. Özellikle ulaşım araçlarının bugünkü durumda olmadığı bir
toplumda insanların ulaşmak istedikleri yere sağ salim varabilmeleri için
misafir olma zorunluluğu vardı. Bu bağlamda Attar Pendnâme’de misafir
kim olursa olsun saygı gösterilmesi ve ikramda bulunulması üzerinde
özellikle durmaktadır:
“Kardeşim, misafiri aziz tut ki sen de Allah’tan izzet bulasın (s.
49).”, “Misafir Tanrı vergilerinden bir nimettir. Ondan kaçınan
alçaklık etmiş olur... Misafirin gelince de ondan gizlenme. Halktan
veya ululardan misafirin kim olursa olsun önüne yiyecek getirmek
gerektir (s. 50).”, “Hünerin varsa altın kesesine düğüm vurma, evini
ziyarete gelen olursa kapıyı yüzüne kapama! (s. 52).”, “Kardeş!
Misafiri hoş tut. Konuk, Tanrı vergilerinden bir nimettir. Konuk,
rızkını beraber getirir. Sonra ev sahibinin günahını götürür.
Kardeşim; sende yiğitlik, akıl ve idrak varsa misafirin değerini bil (s.
65).”, “Oğlum! Misafire karşı ikramlı ol. Kâfir bile olsa git hemen
kapıyı aç (s. 66).”
2.3.5. Fakirlere ve Kimsesizlere Yardım
Bugünkü sosyal devlet anlayışının gereklerinden biri de toplumdaki
dezavantajlı grupları göz ardı etmemektir. Toplumsal yaşamın bir gereği de
yoksul, fakir ve kimsesizlere sahip çıkmak ve onların ihtiyaçlarını
gidermektir. Çünkü insanlar zenginliklerini içerisinde yaşadıkları topluma
borçludurlar. İnsanların olmadığı bir toplumda zenginliğin bir anlamı yoktur.
İhtiyaç sahiplerine yardım ederken bu yardımın güler yüz ve güzel sözle
desteklenerek muhtaçların gönlünün alınması gerektiğini belirtmektedir.
ZfWT Vol. 8 No. 1 (2016) 271-288
285
Düşkünlere iyilik yapmanın Allah sevgisinden olduğunu bildirmektedir (s.
34).
“Fakire tatlı bir söz söylemek, ona ipek giydirmekten daha
makbuldür (s. 41).”, “Açlara Allah için ekmek ver ki sana Adn
cennetinde yer versinler. Her kim çıplak bir vücudu giydirirse Tanrı
ona rahmetinden bir müjde yollar. Çıplak bir fakire elbise verene
Tanrı iki âlemde de yardımcı olur. Yoksulların ihtiyaçlarını
karşılarsan başında ikbalden bir taç bulursun (s. 50).”, “Yoksullara
yardım edersen çok uygun olur. Çünkü bu meziyet Allah dostlarına
yakışan bir huydur (s. 68).”, “Elinden gelirse susuzları suya kandır.
Meclislerde dostlara hizmet et. Yetimlerin hal ve hatırını da sor ki,
Allah seni daima aziz etsin. Çünkü bir yetimin bir an ağlamasından
bile derhal Tanrı arşı titremeğe başlar (s. 67).”, “Bağışladığın şeyleri
elden ayaktan düşsen bile geri isteme bu durum kusan adamın
kustuğunu tekrar yemesine benzer (s. 58).”
2.3.6. Çocuk ve Kadınlar
Pendnâme’de dikkati çeken konulardan biri de kadınlarla ilgili olarak
kullanılan ifadelerdir. Karacoşkun (2012, s. 10), Pendnâme’de geçen hurafe
denilebilecek ve özellikle kadın ve çocuklarla ilişkilere dair çeşitli ifadeler
sorunlu görülse de bu tarz sosyal hayat ve insan ilişkilerindeki farklılaşmalar
ve bugün doğru bulmadığımız yaklaşımların eserin yazıldığı dönemin
sosyokültürel ortamı dikkate alınarak düşünülmesi ve eserin bütünü ve konu
zenginliğini gölgelememesi gerektiğini ifade etmektedir. O dönemde kadına
böyle bir yaklaşımın ataerkil bir aile yapısından kaynaklanan ve erkeklerin
daha ön planda olduğu bir anlayıştan husule geldiğini düşünmekteyiz.
Dolayısıyla bu anlayışın kadını farklı bir şekilde konumlandırdığını
görmekteyiz:
“(Padişah) hele kadınlarla fazla halvete çekilirse kendini
hürmetsiz bir şah mevkiine düşürür (s. 10).”, “... Kadınlar gibi renk
ve kokuya aldanma... Kadının gösterdiği sevgiyi de yabancıların
dostluğu gibi süreksiz bil. Kadın, bir zaman için muhabbetli
görünürse de varlığın azalınca ağzını açar (s. 30).”, “Kadından vefa
ummak saf insanlar için büyük hatadır (s. 34).”, “Ahmak adamın iki
nişanı vardır. Çocuklarla yoldaşlık, kadınlara düşkünlük… Elinden
gelirse kadınlarla yoldaşlık etme, sırrını da onlara açma (s. 39).”,
“İtibarsızlığa, tasaya, iradesizliğe düşmemek için kadın ve çocuklarla
oyuna girme (s. 42).”, “Bu cihanı, daima kocasının karşısında
süslenen güzel yüzlü bir kadın bil. İnsanı kucağında besler ama
sayısız cilveler, acı ar görür. Bir gün kocasını uyumuş bulunca hemen
onun canına kasteder (s. 46).”
2.3.7. Yöneticilere Öğütler
Pendnâme’de toplumun tüm kesimlerine yönelik çeşitli öğütlere yer
verilmiştir. Bu gruplardan biri de yöneticilerdir. Tarihte, salt idarecilere
Vehbi Ünal
Ferîdüddin Attâr’ın Pendnâme’sinde Din ve Toplum
Religion and Society in Ferîdüddin Attâr’s Pendnâme
286
yönelik öğütler içeren “siyasetname” adıyla müstakil eserler de yazılmıştır.
Attar, yöneticilerin toplum karşısında devletin ciddiyetine yakışmayacak
davranışlarda bulunmamalarını tavsiye ederken vatandaşla yönetici arasında
belirli bir mesafenin olması gerektiği üzerinde de durur. Ayrıca yönetimde
temel unsurun adalet olduğunu, adaletli davranılması durumunda
vatandaşların devlete ve yöneticilere sahip çıkacağını, zulümden ve kadından
da uzak durulması gerektiğini bu tür davranışların haksızlığa ve dedikoduya
yol açabileceğini belirtmektedir:
“Ey kardeş! Dört huy padişahlara ziyan verir. Padişah,
herkesin yanında kahkaha atarsa şüphe yok ki onun heybetine eksiklik
gelir. Her fakirle düşüp kalkmak padişahların değerini azaltır.
Kadınlarla çok halvet ederse kendini hürmetsiz bir sultan kılar.
Cihana hükmetmek kudretine sahip olanlar halkı incitmemek cihetine
meyil gösterirler. Padişahlara adalet ve kerem yaraşır, ta ki âleme bu
nimetlerle sevinç, ferahlık getirsinler. Padişah bir kere zulüm ahengi
tutturdu mu ona ne ordunun ne de hazinenin bir faydası olur. Adaletli
ve güleç yüzlü olursa ülkesinde kalıcı olur (s. 10).”
3. SONUÇ
Öğüt içeren eserlere yaklaşımlar temelde dinî, ahlâkî, edebî çerçevede
temellenmiş gözükse de içerdiği toplumsal veriler dolayısıyla, pendnâmeler
sosyoloji alanına da girmektedir. Attar, toplumu eğitmek, öğüt vermek
amacıyla yazdığı Pendnâme’sinde, yaşadığı dönemin dinî, toplumsal ve
sosyal durumu hakkında bize fikir vermekte, o dönemle ilgili ahlak kuralları
vererek model insan tipolojisi çizmektedir. Bu açıdan yaşadığı dönemin
geleneklerini, göreneklerini, inançlarını ve ahlak kurallarını yansıtan bir
ayna özelliği taşmaktadır.
Ayrıca bu eser vasıtasıyla bireylere hem ferdi hem de toplumsal
anlamda toplumla uyum içerisinde yaşaması için yaşam tecrübelerinden
çıkarılmış öğütler verilmektedir. Bu tür eserlerin birbirleriyle barışık, insani
değerlere saygılı bir toplumun oluşmasına da katkı sağladığını
düşünmekteyiz. Yine bu tür eserlerde yazıldıkları döneme göre toplumsal
yaşamla ilgili konulardaki değişikleri görmek mümkün olmaktadır.
Zikredilen bu özellikleri de Pendnâme’de açık bir şekilde görmekteyiz.
Sonuç olarak, Pendnâme’de yer alan öğütlerin sadece dinî ve edebî
içeriğe sahip ifadeler olmadığını, sosyoloji ve din sosyolojisi açısından da
geniş ve zengin muhtevaya sahip konuların mevcudiyetini ifade edebiliriz.
Bu tür eserlerin de bu çerçeveden incelenerek literatüre katkı sağlayacağını
düşünmekteyiz.
ZfWT Vol. 8 No. 1 (2016) 271-288
287
KAYNAKLAR
Arslan, M. (2004). Türk Popüler Dindarlığı. İstanbul: Dem Yayınları.
Arslantürk, Z. (2015). Din Sosyolojisine Giriş. (2. Baskı), İstanbul: Çamlıca
Yayınları.
Attar, F. (1968). Pendnâme. (4. Baskı), (M. N. Gençosman, Terc.). İstanbul: Milli
Eğitim Basımevi.
Attar, F. (2012). Pendnâme. (M. A. Özkan, Terc.). İstanbul: Semerkant Yayınları.
Attar, F. (2013). Pendnâme. (Y. Çetindağ, Terc.). İstanbul: Etkileşim Yayınları.
Aydın, M. (2000). Kurumlar Sosyolojisi (2. Baskı). Ankara: Vadi Yayınları.
Canım, R. (1988). “Pendnâmeler ve Türk Edebiyatında Benzer Nitelikli Öğüt
Kitapları”. Ondokuz Mayıs Ünv. Eğitim Fakültesi Dergisi, (3), 153-159.
Coşkun, A. (2003). Din ve Kimlik. Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, (24),
5-23.
Çakan, İ. L. (2001). Hurâfeler ve Bâtıl İnanışlar. İstanbul: Rağbet Yayınları.
Çavuşoğlu, A. (2011). İrşat Ekseninde Pendnâme. Kayseri: Laçin Yayınları.
Çelik, C. (2002). Mevlana'nın Fikirlerinin Türklerin Dinî Hayatına Etkileri. Erciyes
Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (12), 21-38.
Doğan, D. M. (1989). Büyük Türkçe Sözlük (6.Baskı). İstanbul: Beyan Yayınları.
Dursun, D. (1992). Osmanlı Devletinde Siyaset ve Din. İstanbul: İşaret Yayınları.
Erkal, M. E. (1997). Sosyoloji (8. Baskı). İstanbul: Der Yayınları.
Günay, M. (2002). Hurafeler ve Bâtıl İnançlar. İstanbul: Sevgi Yayınları.
Günay, Ü. (1999). Erzurum ve Çevre Köylerinde Dini Hayat. İstanbul: Erzurum
Kitaplığı Yayınları.
Günay, Ü. (2003). Din Sosyolojisi (6. Baskı). İstanbul: İnsan Yayınları.
Güven, A. Z. (2006). Edirneli Nazmî’nin Pend-Nâmesinde Ahlâk ve Eğitim
Unsurlarının Tespiti ve İncelenmesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,
Dokuz Eylül Ünv. Eğitim Bilimleri Enstitüsü.
Güven, A. Z. (2009). Edirneli Nazmî’nin Pendnâmesinde Eğitim ve Ahlâk Anlayış”.
Turkish Studies, 4 (5), 182-197.
Karacoşkun, M. D. (2012). Şark-İslâm Klasiği Pendnâme’ye Göre Kişilik Tipleri ve
Mutluluk Yolları. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 12 (3), 7-29.
Kaya, D. (2000). Âşık Edebiyatı Araştırmaları. İstanbul: Kitabevi.
Köktaş, M. E. (1997). Din ve Siyaset: Siyasal Davranış ve Dindarlık. Ankara: Vadi
Yayınları.
Köse, A. ve Ayten, A. (2009). Bâtıl İnanç ve Davranışlar Üzerine Psiko-Sosyolojik
Bir Analiz. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 9 (2), 45-70.
Kuru, E. (2014). Şeyh Ahmed İlâhî ve Pend-Nâme’si. Turkish Studies, 9 (9), 771-
784.
Okumuş, E. (2005). Gösterişçi Dindarlık. İstanbul: Özgü Yayınları.
Onay, A. (2004). Dindarlık, Etkileşim ve Değişim. İstanbul: Dem Yayınları.
Pala, İ. (2006). Nasihatnâme. DİA, XXXII. İstanbul.
Pendnâmeler. (1990). Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi içinde (7, 241-242).
İstanbul: Dergâh Yayınları.
Şahinoğlu, M. N. (1991). Attar Feridüdin. DİA, IV. İstanbul.
Şimşek, H. (2009). Eğitim Tarihi Araştırmalarında Yöntem Sorunu. Ankara Ünv.
Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 42 (1), 33-51.
Vehbi Ünal
Ferîdüddin Attâr’ın Pendnâme’sinde Din ve Toplum
Religion and Society in Ferîdüddin Attâr’s Pendnâme
288
Tabakoğlu, A. (2012). Osmanlı İçtimai Yapısının Ana Hatları. M. Zincirkıran, (Ed.),
Dünden Bugüne Türkiye’nin Toplumsal Yapısı içinde (21-40). Bursa: Dora
Yayınları.
Ülgener, S. F. (2006). Zihniyet ve Din. İslâm, Tasavvuf ve Çözülme Devri İktisat
Ahlâkı. İstanbul: Der Yayınları.
Yapıcı, A. (2002). “Dini Yaşayışın Farklı Görüntüleri ve Dogmatik Dindarlık”.
Çukurova Ünv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2 ( 2), 75-118.
Yıldırım, A. ve Şimşek, H. (1999). Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri.
Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Yıldız, A. (2013a). Geleneğin İzinde. Feridüddin Attar’ın Pendnâme’sinin Türk
Halk İnanışlarına Etkisi. İstanbul: Kitabevi Yayınları.
Yıldız, A. (2013b) Geleneğin İzinde. İbrahim Gülşenî’nin Pendnâmesi. İstanbul:
Kitabevi Yayınları.
Yıldız, M. (2001). Dindarlığın Tanımı ve Boyutları Üzerine Psikolojik Bir Çalışma.
Tabula Rasa,1 (1): 19-42.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar