Çin Kaynaklarına Göre Türklerde Nevruz

67 Curr Res Soc Sci (2016), 2(2)
* Sorumlu Yazar:
Ankara Üniversitesi,
Dil ve Tarih-Coğrafya
Fakültesi, Ankara, Türkiye
nuraniyehe@hotmail.com
Makale Bilgileri:
Gönderim / Received:
07.04.2016
Kabul / Accepted:
22.05.2016
Curr Res Soc Sci (2016), 2(2) • 67-78
Çin Kaynaklarına Göre
Türklerde Nevruz
Nuraniye Hidayet Ekrem*
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Ankara, Türkiye
Öz
Farsça bir kelime olan Nevruz, “Yenigün” manasındadır. Geçmişten günümüze Türkler
tarafından özel bir gün olarak kabul edilen Mart ayının 21. gününde Güneşin “koç” burcuna
girmesi çeşitli ritüeller ile kutlanmıştır. Nevruzun menşei konusu hala tartışılmakta ve bu
konuda farklı görüşler bulunmaktadır. Fakat bilim adamları daha çok Nevruz’un Türk veya Pers
menşeili olduğu konusunda yoğunlaşmıştır. Bunlardan ilki, Çin kaynaklarına dayanılarak
Nevruz’un Türk menşeli olduğu görüşüdür. Bu görüşe göre Nevruz, bilinen en eski devirlerden
beri Türklerin bayramıdır. Türkler arasında, İlk Bahar (21 Mart), Yaz (Mayıs ayında) ve Son
Bahar (Ağustos ayında) mevsimlerindeki ritüeller, Hunlardan beri devletin resmi ve kutsal
bayramı olarak kutlanmıştır. İkinci görüş ise, Nevruz teriminin Farsça bir kelime olmasından ve
Şehname’de rivayet edilen mitolojik bilgilere dayanılarak bu bayramın menşeinin Perslere
dayandığı savunulmaktadır. Bu çalışmada Çin kaynaklarına dayanarak Türklerde bahar ve yeni
yıl ritüelleri kapsamında kutlanan özel günlerin nasıl olduğu ve Nevruz’un Türk menşeli
olabileceği öngörülmeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Nevruz, Türkler, Yıllık etkinlikler, Çin kaynakları, Nevruzun menşei.
According to Chinese Sources Nowruz in Turks
Abstract
Nowruz is a Persian word meaning ‘a new day’. The twenty first day of March, the moment sun
crosses the celestial equator is celebrated by Turks as a special day for many years from past to
present. There are still many arguments and opinions about the origin of this day but the views
of researchers indicate its roots as Turkish or Persian. The first view depending on Chinese
sources accepts its roots as Turkish. According to this view, it has been a Turkish festival since
ancient times. The rituals between Turks in Spring (on 21th March), Summer (in May) and
Autumn (in August) have been celebrated as an official and a religious festival from Hun
Empire to these days. The second point of view accepts its origin as Persian. It is claimed with
gorunds of Persian root of this word and also this view depends on mythological stories of
Firdevsî in his book, Şehnâme. In our study, we have tried to demonstrate Turkish root of
Nowruz depending on Chinese sources not to the mythological stories.
Keywords: Nowruz, Turks, Annual Rituals, Chinese sources, roots of Nowruz.
ARAŞTIRMA MAKALESİ
Curr Res Soc Sci (2016), 2(2) 68
Giriş
“Nevruz” , bugün Türk Dünyası ve komşuları
tarafından tarihin eski devirlerinden beri baharın
ve yeni yılın gelişi ritüelleri içinde kutlanan ve
kutsanan özel bir gündür. Nevruz; Doğu, Orta ve
Kuzey Asya, Kafkasya, Balkan ve diğer
bölgelerdeki pek çok ülkede baharın gelişine ve
Yeni Yıla işaret etmektedir (Bokova, 2015).
Nevruz bugün, Türkiye, Azerbaycan, Afganistan,
Hindistan, İran, Irak, Kazakistan, Pakistan,
Tacikistan ve Türkmenistan gibi ülkelerin ortak
resepsiyon düzenleyerek kutlanan (Özbey, 2016)
uluslararası bir bayram hâlini almıştır. Nevruz
2009’da, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan
Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne kaydedilmiştir,
2010’da, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 21
Mart’ın “Uluslararası Nevruz Günü” olarak ilan
edilmiştir (Bokova, 2015). İranlılar, Nevruz’un
menşeini kendilerine dayandırırken, Türk bilim
adamları da nevruz geleneğinin kendi kültür
geleneklerinin bir parçası olduğu kanısındadırlar.
Böylelikle Nevruz ile ilgili araştırmalar artmış ve
derinleşmiştir. Türklerin Nevruz geleneği
incelenirken, İslamiyet öncesinde Nevruz,
İslamiyet sonrasında Nevruz ve günümüzde
Nevruz gibi üç ana başlık altında incelenebilir.
“Çin Kaynaklarına Göre Türklerde Nevruz”
konulu bu çalışmada, Çin kaynaklarına dayanarak
Türklerin İslamiyet öncesi Nevruz geleneği
incelenmiş ve Nevruz’un Türk menşeli olabileceği
öngörülmeye çalışılırken, metot olarak
Maitland’ın “mukayese” olmadan tarih
yapılamayacağı savından (Divitçioğlu, 1992, s.
19) yola çıkarak Pers örneğiyle mukayese edilerek
ele alınmıştır. Türkler İslamiyet öncesinde,
“Yılbaşı”, “Yeni Gün”, “Bahar Bayramı” ve
“Ergenekon Bayramı” gibi isimlerle adlandırılan
bayramın günümüzdeki adı çeşitli fonetik
varyantları ile “Nevruz” kelimesidir. Dolayısıyla,
makale başlığında “Nevruz” kelimesi
kullanılırken, araştırmamızda, kaynak metin
içinde geçtiği ad ne ise o terim aynen
kullanılmaya özen gösterilmiştir.
1. Nevruzun Menşei Meselesi ve İlgili Görüşler
Nevruz’un yeni bir yılın başlangıcı olarak kabul
edilmesi, takvimler yapılması ve kullanılması
dışında, Nevruz’un menşei konusunda farklı fikirler
ileri sürülmüştür. Nevruz’un Türk menşeli olduğu,
İran menşeli olduğu ve Yunan menşeli olabileceği
yolunda görüşler vardır (Turan, 1998, s.
91). Nevruz, Yenisey-Orhun çevresinden,
Altaylara, oradan da Hunların Avrupa’ya
yürümeleriyle Macaristan’a Balkanlar’a ulaşmış,
M.S. 800’lerden itibaren Hazar’ın güneyinden
Anadolu’ya Mezopotamya’ya taşınmıştır (Turan,
1998, s. 90). Nevruz’un bu kadar geniş bir coğ-
rafya yayılmış olması, farklı kültürlerce kabul gördüğünü
gösterdiği gibi, Nevruz’un yeni bir yılın
başlangıcı olarak kabul edilmesi, takvimler
yapılması ve kullanılması dışında, doğrudan hangi
kültürden çıkmış olduğu meselesini de güçleştirmiştir
(Turan, 1998, s. 90). Nevruz’un menşei
konusunda farklı görüşlerin ileri sürülmesine yol
açmıştır. Dolayısıyla bugün; Nevruz, Türkler ile
İranlılar arasında paylaşılamayan kültür unsuru
olarak pek çok araştırmaya konu olmaktadır.
Mustafa Kafalı (1995, s. 25), XI. yüzyılın meşhur
âlimi El-Biruni’ye dayanarak, Nevruz’un yılbaşı
olarak Türkler de dâhil bütün Ön Asya ve Orta
Asya toplulukları arasında canlı bir şekilde yaşatıldığını
ifade etmiştir. Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı
Lügati’t-Türk adlı eserinde de, Nevruz’un
yılbaşı olduğu kaydedilmiştir (Kaşgarlı, 1940, s.
175; Dankoff, 1982, s. 272; Ercilasun ve
Akkoyunlu, 2015, s. 150).
1.1. İran Menşeli Olması
Nevruz kelimesinin Farsça olmasından yola
çıkarak İran menşeli bir bayram olduğu
düşünülmüştür (Gündüz 2007, s. 60). Nevruz’un
menşeinin Perslere ait olduğunu savunanlar
Ahamenişler devrindeiAhameniş Hükümdarının
tahta oturduğu ve bu İmparatorluğa bağlı diğer
ülkelerin hükümdarlarının “Nevruz Selamı” için
Ahamenişlerin sarayına geldiğinin tasvir edildiği
resim (Bkz. Resim 1) ii öne sürülmektedir (İran
Kültürevi, 2015).
ARAŞTIRMA MAKALESİ
69 Curr Res Soc Sci (2016), 2(2)
Resim 1 (Bkz.: İran İslam Cumhuriyeti Büyükelçiliği Kültür
Müsteşarlığı, (2015) “İranlıların ulusal birlikteliğinin simgesi
Nevruz”, 18 Mrt 2015.
İran İslam Cumhuriyeti Büyükelçiliği Kültür
Müsteşarlığı , “İranlıların ulusal birlikteliğinin
simgesi Nevruz” (2015) başlıklı makalesinde:
“Türkler, Araplar, Afganlar, Pakistanlılar,
Hintler ve Orta Asya halkları İran’ın komşuları
olarak bu tarihi ve büyük medeniyetin etkisi
altında kalmışlar ve Nevruz ritüelleri az çok bu
halklara da geçmiş ve bu İran Medeniyetinin
ihracı anlamına gelmektedir” diye kaydetmiştir.
(İran Kültürevi, 2015)
Yazılı bir kaynak olmaksızın sadece bir kabartma
(rölyef)’ya dayanmak ya da çeşitli mitolojilere
dayanarak herhangi bir konu hakkında fikir beyan
etmek bilimselliğe aykırıdır. Çünkü:
Resim 1’de “Ahamenişler devrinde Ferverdin
ayının ilk gününde Ahameniş Hükümdarının tahta
oturduğu ve bu İmparatorluğa bağlı diğer ülkelerin
hükümdarlarının Nevruz selamı için
Ahamenişlerin sarayına geldiğinin tasviri” olduğu
sadece bir yorumdur. Yapılan bir yoruma
dayanarak Nevruz’un menşeini Perslere
dayandırmak ne derecede bilimsel olabilir? Ayrıca
söz konusu Resim 1’den yola çıkararak yorum
yapılacak ise farklı yorumlar da yapılabilir.
Örneğin: Ahamenişlerin hâkimiyeti altındaki
farklı toplulukların, Nevruz günü kendi
gelenekleri gereği hediye sunmak için
Ahamenişlerin sarayına gelmiş olabileceği gibi,
Perslerin, Nevruz kutlamalarını hâkim olduğu
Orta Asya halklarından öğrenmiş olabileceğini
söylemek mümkündür.
Firdevsi’nin (940-1020) Şehname adlı eserinde,
Nevruz kutlamalarının İran Şahı Cemşid (İran’ın
efsanevi şahı Tahmurs’un oğlu ve dördüncü şahı)
döneminde başladığı yolundaki mitolojik
bilgilerden hareketle Nevruz’un Pers menşeli
olduğu fikri, ileri sürülmeye devam etmektedir.
(Gündüz, 2007, s. 61). Şahnâıne XI. yüzyılda
yazılmıştır, özellikle milattan önceki olaylar
rivayetlere dayandırılmaktadır. Ayrıca Cemşid
hakkında da birbirinden farklı rivayetlerin oluşu
bu kaynağın güvenilirliği konusunda
düşündürmektedir.
Persler, Nevruz bayramını XI. yüzyıldan itibaren
kutlamaya başlamıştır. Parmaksızoğlu, Nevruz’un
Pers milliyetçisi olan Firdevsi’nin teşvikiyle
kutlanmaya başladığını, Firdevsi’nin bu bayramı
Perslerin bayramı olarak gösterdiğini, oysaki
Nevruz’u Perslerin Türklerden öğrendiklerini ileri
sürmektedir (Parmaksızoğlu, 1989, s. 218).
Nevruzu Pers geleneğine bağlayan Firdevsi’nin
Şehnamesi ve diğer kaynakların yanıltıcı olduğunu
ileri süren Mustafayev (2013, s. 70), milâttan
önceki yıllarda Nevruz hakkında Pers metinlerinde
herhangi bir kayıt olmadığını, Nevruz hakkındaki
bilgilerin Perslerde XI. yüzyıldan itibaren
görüldüğünü savunmaktadır. Mustafayev,
özellikle 1200 yıldır diğer Türk gruplarının hemen
hiçbirisi ile ilgisi kalmamış olan Sakalarda Nevruz
geleneklerinin izlerinin kuvvetli bir şekilde bugün
de var oluşuna dikkat çekerken: “Eğer Nevruz
Batı ve İran kaynaklı bir gelenek idiyse, bu
bayramın Sakalara kadar nasıl gittiğini de
kaynaklara müracaat ederek açıklamak gerekir”
demektedir ( Mustafayev, 2013, s. 71).
Nitekim İlhanlıların dördüncü Hükümdarı Argun
Han’ın (1284-91) Papa Honorius IV’e gönderdiği
mektup “Tavuk Yılı (1285)”, Güzel Filip’e
gönderdiği mektup ise “Sığır Yılı (1289)”
tarihlerini taşımaktadır. Bundan sonra İlhanlı
döneminde yazılan Câmi’üt-Tevârih ve Ravzatu’sSafâ
gibi eserlerde hicri tarihle birlikte on iki
hayvan tarihi de verilmiştir. Farsça yazılan bu
eserlerde yıllarda geçen hayvan adlarının Farsça
ve Moğolca olmayıp Türkçe olmaları da ayrıca
dikkat çekicidir. Araştırmalara göre On iki
hayvanlı Türk takvimi sistemi de İlhanlılar ile
birlikte İran’da da kullanılmaya başlanmış ve çok
revaç bulmuştur (Tel, 2008, s. 137-138).
ARAŞTIRMA MAKALESİ
Curr Res Soc Sci (2016), 2(2) 70
Osman Turan’ın araştırmasına (Turan, 2004, s. 65)
göre Moğollar İslam ülkelerinde çok erken bir
dönemde on ikili devreyi hicri tarihe bağlamış
bulunuyorlardı. Zira Selçuklu hükümdarı Alaaddin
Keykubad’a gönderdikleri bir mektubun tarihi
“hicri 633 senesi, ‘Maymun (Biçin) Yılı’nda yazılı
idi.” Hicri tarihin kameri olması nedeniyle şemsi
olan Türk takvimine bağlanması her otuz üç yılda
bir şemsi senenin bulunamamasını ortaya çıkarır.
Mesela İran’da mali sene olarak kullanıldığı
zamanlarda “1152 Maymun Yılı”ndan birden bire
“1154 Tavuk Yılı”na geçilmiştir. Yani 1153 senesi
mevcut olmamıştır (Tel, 2008, s. 137).
Nevruz’u İran geleneğine bağlayan Firdevs’inin
Şehnamesi de dâhil olmak üzere ilk defa XI. yüzyıl
kaynaklarında bulunmasında yola çıkan Reşat
Genç, eğer, İran ’da Hunlarda olduğu gibi milattan
önceki yıllarda Nevruz geleneği var olsa idi, MS.
XI. yüzyıldan önceki metinlerde de bunların izlerinin
bulunması gerektiğini savunmaktadır (Genç,
1995, s. 16). Ayrıca, Nevruz kelimesinin Divan-ü
Lügati’t Türk’te zikredilmiş olmasının, onun, Türk
kültürünün önemli bir unsuru olduğunun delili sayılması
gerektiğini ve Türk kültür yapısı içinde asgari
bin yıllık bir maziye sahip olduğunu belirten
Mustafa Kafalı, Kaşgarlı Mahmud’un yaşadığı dö-
nemde, İran -Sasani Devleti’nin tarihten silineli
400 yılı geçmiş olduğunu ve İranlılığı temsil edecek
en küçük bir kültür ve siyasî gücün kalmadığı-
nı ifade etmektedir (Kafalı, 1995, ss. 2-265) . Bu
hususta Ekrem Memiş de, İran coğrafyasında 1040
yıllarından itibaren Türk hanedanlarının hâkim olduğundan
hareketle eski bir Türk geleneği olan
Nevruz’un kültürel münasebetler çerçevesinde
İranlılar tarafından da benimsenmiş olabileceğini
işaret etmektedir (Memiş, 1996, s. 153). Bu gö-
rüşler muvacehesinde, Yenigün kelimesinin karşı-
lığı olan Nevruz’un, Farslara Türk ananelerini sevdirmek
için kullanıldığı (Kafalı, 1995, s. 26) söylenebilir.
İranlıların kültürünü, geleneklerini ve eski
inançlarını inceleyerek Nevruz geleneğinin
İranlılara mal edilemeyeceğini ileri süren Ahmet
Pirverdioğlu (2002, ss. 44-50) bu konuya sekiz
yönden açıklık getirmeye çalışmaktadır:
1. Eski İran yazılı kaynağı olan “Avesta”da
Akameniş ve Aşkaniler dönemi belgelerinde
Nevruz hakkında hiçbir bilgi yoktur. Sasaniler
dönemine ait belgelerde ise hükümdarlarla ilgili
saray geleneklerinden bahsedilmektedir. Halkın
da katıldığı bayram hakkında ilk bilgiler XI. yy
müelliflerinden Firdevsi, Biruni, Nizamül Mülk ve
Kaşgarlı Mahmut’ta bulunmaktadır ki bunların da
İran geleneğinin mi Türk geleneğinin mi tasviri
olduğu kesin olarak belirtilmemektedir.
2. İran’da yaygın olan efsaneye göre Nevruz,
efsanevî hükümdar Cemşid’in Azerbaycan’a (yani
İran toprakları dışına) seferinden sonra
kutlanmaya başlanır.
3. 365 günlük (360+5) eski İran takvimine göre
Nevruz dört yılda bir gün kayarak farklı
mevsimlere rastlamıştır. İran’da yılbaşı olarak 21
Mart’ın sabitleşmesi Selçuklu hükümdarı Melik
Şah’la başlar. (bu konuda daha geniş bilgi aşağıda
verilecektir).
4. Eski Ön Asya kültürlerinde (örn. Sümer) olduğu
gibi İran kültüründe de daha çok saray geleneği
olan Yılbaşı, Nevruz, millî bayram niteliği
taşımaz. Coğrafî ve dinî açıdan çeşitlilik gösteren
Türklerde ise bu bayram millî özellikler
kazanmıştır.
5. İran geleneğinde öncelikle yılbaşı olarak
kutlanan Nevruz, Türk kültüründe hem yılbaşını
hem de tabiatın canlanmasını, baharın gelişini
sembolize eder, hayvancılık ve tarımla ilgili
hazırlık törenlerini içerir.
6. Nevruzda yakılan ateşler de İran kaynaklı
ateşperestlik ve Zerdüştîlik (Zoroastrianism) ile
ilgili değildir. Bu dinlerde ateş, tapınma objesidir
ve kutsaldır. Bir insan, özellikle yabancı birisi, bu
ateşin üzerinden atlayamaz ve hatta ona
yaklaşamaz. Türk kültüründe ise ateş, bir
temizleme, arınma aracıdır. Kağanların yanına
gelen yabancı elçilerin kötü ruhlardan arınma
amacıyla iki ateş arasından geçirilmesi,
hastalıkların ateşle tedavisi, kirlendiği düşünülen
nesnelerin ateş üzerinde “temizlenmesi” Türk
kültüründe yaygın bir olaydır.
ARAŞTIRMA MAKALESİ
71 Curr Res Soc Sci (2016), 2(2)
7. Nevruz bayramı İran’da Farsların çoğunlukta
olduğu güney bölgelerde Türklerdeki gibi coşkulu
ve ihtişamlı bir şekilde kutlanmaz.
8. Nevruz kelimesi, yılbaşı törenlerini ifade eden
bir terim olarak Farsça’ ya, Türklerle temasın
başlamasıyla yerleşir. O tarihlere kadar Farsların
kullandığı terim “Ferverdegan Şenliği”dir.
Farsçanın kurallarına göre Rüzi Nev olması
gereken Nevruzun, Kaşgarlı’da geçen ve bugün
bile birçok Türk halkının aynı anlamda kullandığı
Yeni Gün, Yeni Kün, Yangı Kün tabirinin
tercümesi olduğu açıktır. Yine Kaşgarlı’ da bu
kelime ile ilgili olarak geçen “Bayram” tabiri de
İran’da kullanılmamakta, bunun yerine “Eyt/Iyd”
denmektedir (Pirverdioğlu, 2002, s. 45).
Bu bilgiler bize, “Nevruz” teriminin Farsça
kökenli olmasına rağmen, Nevruz geleneğinin
Türklerden İranlılara geçtiği tezini
güçlendirmektedir. Nitekim Fars asıllı NizamülMülk
Siyasetname adlı eserinde de Nevruzun
yılbaşı olduğunu ve Türklerin geniş bir şekilde bu
bayramı kutladıklarını yazmaktadır (NizamülMülk
1989, s. 3-32, 114). El Biruni (973-1048)
Eski Halklardan Kalan Yadigârlar, Kanuni
Mesudi ve Et Tefhim adlı eserlerinde Nevruz’dan
bahsederken Türklerde, bütün İç Asya, Ön Asya
ve hatta Uzak Doğu’da Nevruz Bayramı’nın
heyecanlı bir şekilde kutlandığından bahseder.
Kâşgarlı Mahmud Divan-ı Lügat-it Türk adlı
kitabında Nevruz’un Türklerin yılbaşı günü
olduğunu yazmıştır. Ömer Hayyam (1045-1131)
Nevruznâme adlı eserinde yine Türklerin Nevruz
bayramından bahsetmektedir (Kafkasyalı, 2000, s.
28-29).
Öte taraftan Nizami Gencevî “İskendernâme”,
Alişir Navayî “Seddi İskender” adlı eserlerinde M.
Ö. 350 senesinde Nevruz’un halk bayramı olarak
kutlandığını yazar (Tutar, 2002, s. 1116).
Türkler İslamiyet’e girdikten sonra İslam
dünyasında yaygın olan ve “Ay”ı esas alan “Hicri
Takvim”i kullanmaya başlamalarına rağmen,
Selçuklu Sultanı Melikşah (1072-1092), ünlü şair
ve matematikçi Ömer Hayyam’a (1048-1131) bir
takvim hazırlatmıştır. “Celalî Takvimi”iii. Sultan
Melikşah’ın “Celâlü’d-devle Ebu’l-Feth
Melikşah” lakabından dolayı bu ismi alan Celalî
Takvimi, aynı zamanda “Melikî” veya “Takvim-i
Melik Şahî” olarak da anılmıştır (Kafkasyalı,
2000, s. 27-29).
1.2. Türk Menşeli Olması
Çin kaynaklarında, Hunların milattan yüzyıllar önceleri,
21 Mart’ta hazır yemeklerle kıra çıktıkları,
bahar şenlikleri yaptıkları kaydedilmiştir. Aynı geleneklerin
Hunlardan sonra Uygurlarda da mevcut
olduğu bilinmektedir. Çince kaynaklardan Tsi-machian’ın
Tarihi Kayıtlar adlı eserinin “Hun
Monografisi” bölümünde, Hunların bu günde,
kendi adetlerine göre çeşitli kutlamalar yaptıkları,
ibadet ettikleri, atalarına ve Gök Tanrı’ya kurbanlar
kestikleri, büyük törenler yaptıkları kaydedilmiştir.
Ayrıca, Fenye’nin Son Han Sülâlesi Tarihi’nde
yer alan “Güney Hunlar Tezkiresi” bölü-
münde de başta Nevruz (Başay) olmak üzere yılda
üç defa toplanıp Tanrı’ya kurbanlar kestikleri ve
çeşitli törenler yaptıkları kaydedilmiştir (Ekrem,
1995, s. 156). Chou Sülalesi Tarihi (557-581) adlı
eserde de “Göktürkler, bitkilerin yeşerdiği zamanı
yılbaşı olarak kutlarlar” ifadesi vardır (Turan,
1998, s. 90; Ekrem, 1995, s. 156).
2. Çin Kaynaklarına Göre Eski Türklerde
Yıllık Etkinlikler
Shi Ji ve Han Shu gibi Çince kaynaklarda Hunlar
ve Göktürklerin yıllık etkinlikleri hakkında
bilgiler yer almaktadır:
“Hunların geleneklerine göre yılda üç defa
kurultay düzenlerler. Birinci ayda düzenlenen
kurultayda boy reisleri, Hun Hükümdarı otağında
單于庭 toplanırlar, tapınakta祠 dinî ibadetleri
gerçekleştirirler. Beşinci ayda büyük kalabalık
halde Long-cheng 蘢城 (Ejderha Şehri)’inde iv
toplanırlar, kurban keserek ataları, Gök Tanrı,
Yer Tanrı, cinler 鬼 ve ruhlar 神 için ibadetler
yaparlar. Sonbaharda atlar semizleştiğinde, büyük
kalabalık halde Dai-lin 蹛林 adlı yerde insan ve
hayvanların istatistikleri yapılır.” (Sima Qian,
1959, s. 2892; Ban Gu, 1962, s. 3752).
“Hunlar birinci, beşinci ve dokuzuncu aylarda
kurban keserek Gök Tanrı için ibadet ederler”.
(Fan Ye, 1965, s. 2944). “453-454 yıllarında, beş
boydan oluşan ve Gao-cheliler’den 高車 (Çinli
olmayanlar Ding-ling 丁零 veya Chi-le 敕勒
ARAŞTIRMA MAKALESİ
Curr Res Soc Sci (2016), 2(2) 72
denmektedir) yani Yüksek Arabalılar’dan birkaç
on bin kişi bir araya gelip büyük kurultay
düzenlerler. Bu kurultayda kurbanlar kesilir, at
yarışması düzenlenir, gezinti ve yürüyüşler 遊遶
yapılır, şarkılar söylenir. Halkın mutlu halleri
yüzlerine yansırdı. Gao-chelilerin dediklerine
göre bu geleneğinin bugüne kadar böylesi coşkulu
olmamıştı” (Wei Shou, 1974, s. 2309). “Gaocheliler
şarkı söylemesini severler ve uzun hava
şarkıları kurt havlamasına benzemektedir” (Wei
Shou, 1974, s. 2307). “Gao-cheliler bu tür
kurultaya erkek-kadın, büyük-küçük ayrımı
olmadan hepsi katılmaktadır. Tehlikeli durumlar
olmadığında şükranları sunmak 報賽 için Tanrı
için ibadet ederler” (Wei Shou, 1974, s. 2308).
Hunların devamı olan Göktürklerin yıllık
etkinlikleri hakkında da Çin kaynaklarında bilgiler
yer almaktadır.
“Gök Türkler her yıl (Yıl Başında/Nevruz Günü)
atalar mağarasına atfederek dinî ibadetler
yapmaktadır. Ayrıca beşinci ayın ortalarında Taren
Shui’de 他人水 (Tamir ?) kurban keserek
Tanrı için ibadet ederler. Ötüken’in 500 li
batısında yüksek dağlar bulunmaktadır, üzerinde
otlar yoktur, adı da Bo-deng Ning-li 勃登凝黎
olup Çince anlamı Yer Tanrı 地神 demektir”. Bu
bilgilerle birlikte şu ibarede yer almaktadır: “Gök
Türklerin örf - adetleri Hunlara benzemektedir”
(Linghu Defen, 1973, s. 3288). Gök Türklerin örf
- adetleri Hunlara benzediğine göre Gök Türkler
de Hunlar gibi yılda üç kez toplanıp Hunlar gibi
etkinlikler düzenlemesi yüksek ihtimaldir.
Nitekim bir diğer Çince kaynağa göre:
“Gök Türkler beşinci ayın ortalarında bir hayli at
ve koyun keserek Tanrı için ibadet ederler. Gök
Türk erkekleri kumar oynamasını 樗蒲 ve kızlar
top tepmesini 踏鞠 severler. Kımız 馬酪 içerek
kendilerini hoş ederler, karşılıklı şarkı söyleyerek
eğlenirler. Gök Türkler ruh ve cinlere saygı
gösterirler, Şamanlara 巫覡 inanırlar” (Li
Yanshou, 1973, s. 1864). “Batı Gök Türkler de
beşinci ayın sekizinci gününde toplu halde kurban
keserek Tanrıya ibadet etmektedir. Önemli devlet
erkânını atalar mağarasına göndererek kurban
kesmekle ibadet ederler” (Wei Shou, 1935, s.
1077a).
Yine bazı kaynaklarında: “Gök Türklerin beşinci
ve sekizinci aylarda toplanarak Tanrı için ibadet
ettiği” belirtilmektedir (Li Yanshou, 1973, s.
3288).
Bu belgelerden şu anlaşılıyor ki, eski Türkler yılın
birinci ayında boy reisleri Hun Hükümdarı
otağında bir araya gelerek yılın önemli meseleleri
müzakere ederlerdi. Beşinci ayında ise büyük
çapta ve kalabalık bir şekilde boy halkı bir şenlik
düzenlerlerdi. Sekizinci ayında hayvanlar
semizlediği ve sayısı da çoğaldığı bir dönemdir,
bu dönemde boy halkı bir araya gelerek hem
insanların hem de hayvanların istatistiğini
yapıyorlardı. Gök Türkler ayrıca atalar mağarasına
da ziyaret ederek dinî ibadet ediyorlardı.
2.1. Türk Takviminin İlk Ayı (Başay)
Yukarıda anıldığı birinci ayın miladi takvimin
hangi ayına denk geldiği bir problemdir. Çin
kaynaklarında ifade edildiği belgeler olduğu için
söz konusu birinci ay Çinlilerle aynı olabilir.
Çin’in geleneksek takvimi, ay takvimi 陰曆gibi
gözüküyorsa da, aslında bir çeşit ay-güneş karma
takvimi 陰陽曆olarak bilinmektedir.v
Çin’in geleneksel takviminde birinci ay 正月, kış
gündönümünden (20-22 Aralık) 冬至 üç ay
sonrası gelen ayı esas almaktadır. Yani miladi
aylarına göre Şubat ile Mart ayı arasındadır.
Birinci ayın ilk günü 歲首 ise ayın parlaklığı en
düşük olan yeni ayın birinci günüdür. Örneğin:
birinci yılın birinci ayı miladi takvimin birinci yılı
11 Şubat-12 Mart arasına denk gelmektedir. Gök
Türk devletinin kurucusu Tu-men 土門 (Bumin
Kağan) 552 yılının birinci ayında bağlı oduğu
Jauanjuanlara başkaldırarak saldırı düzenlemişti.
Buradaki birinci ay 11 Şubat-10 Mart günlerine
denk gelmektedir (Linghu Defen, 1971, s. 909).
Ta-ye 大業 saltanat devrinin onuncu yılının (614)
birinci ayında Sui Sülâlesi (581-618) İmparatoru
Yang-di 隋煬帝 (569-618), Prenses Xin-yi’yi 信
義公主 Gök Türk Chu-luo Kağan 處羅可汗 ile
evlendirmişti (Li Yanshou, 1973, s. 3302).
ARAŞTIRMA MAKALESİ
73 Curr Res Soc Sci (2016), 2(2)
Buradaki birinci ay 15 Şubat-15 Mart günlerine
denk gelmektedir. Tang Sülâlesi (618-906) Zhenguan
devrinin dördüncü yılının (630) birinci
ayında Gök Türk İllig Kağan’a 頡利可汗 saldırı
düzenlemişti (Sima Qian, 1959, s. 6035). Üçüncü
ayın on beşinci günüde (2 Mayıs 630) İllig Kağan
yakalanarak saraya getirilmişti (Liu Xü, 1975, s.
39). Buradaki birinci ay 18 Şubat-19 Mart
tarihlerine denk gelmektedir. Bazen Mart ayına
denk gelmemektedir. 741 yılının birinci ayında
Bilge Kağan’ın oğlu Bilge Kutlug Kağan 苾伽骨
咄祿可汗 Tang Sülâlesi Sarayı’nı ziyaret etmişti
(Ouyang Xiu, 1975, s. 6054). Buradaki birinci ay
22 Ocak-20 Şubat arasındadır.
Yani Hunlar Çinlilerle aynı takvimi paylaştıysa,
Hunların birinci ayının Şubat ile Mart ayları
arasında olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Çin
kaynaklarında Hunların başlangıçta Çin takvimi
kullanmadığına dair bilgiler bulunmaktadır. Çin’in
siyasal kültüründe saltanatın meşruluğunu
simgeleyen söz konusu takvimin Çin kültür
havzası dışındakiler, özellikle Yi Ti 夷狄 adı
verilen barbar göçebe toplulukların kullanmasına
izin verilmemişti (Ban Gu, 1962, s. 2401). M.Ö.
51 yılında Hun hükümdarı Huhanye Chan yü’nün
呼韓邪單于 (?-M.Ö. 31) Han Sülâlesine biat
etmesine kadar böyle uygulana gelmişti (Ban Gu,
1962, s. 270; Ban Gu, 1962, s. 3282-3283). Kaihuang
saltanat devrinin altıncı yılının (586) birinci
ayının on sekizinci gününde (12 Şubat 586) Gök
Türklere takvim 班曆 bağışlamıştı. Çin’de
kurulan hâkimiyetler, göçebe komşulara kendi
saltanat takvimi kabul ettirmekle kendisinin
yeryüzünün merkezi otoritesine biat etmiş olarak
inanmaktadır. Gök Türklerin Qi-min Kağan’ın 啟
民可汗 (599-609) Sui Sülâlesinin üstünlüğünü
kabul etmesi ile Sui Sülâlesi (581-618) İmparatoru
Yang-di 隋煬帝 (569-618), Ta-ye saltanat devirin
üçüncü yılının yedinci ayının dördüncü gününde
(2 Ağustos 607) bir ferman yayımlayarak Gök
Türklerin takvim istediğini ve kendi üstünlüğü
kabul ettiğini ifade etmişti (Wei Zeng, 1973, s.
1875). Bu tür siyasî nedenle Türklerin Çin
takvimini yaygın kullandığını idea etmek zordur.
Yani Hunlar gibi topluluklar Çin takvimini
kullanması şart değildir, kendi bildiği takvimi
kullanabilirlerdi. (Tokto, 1987, s. 314). Louis
Bazin Gök Türkler Çin takviminden etkilediğini
ileri sürmektedir (Bazin, 1998, s. 156-305).
Çin kaynaklarında yayla bölgesindeki eski
Türklerin ve diğer göçebe toplulukların otların her
yeşerdiğinde yılın birinci ayı olarak tanımladığını
yazmaktadır. Çin kaynaklarına göre Gök Türkler
takvim 年曆 bilmezler, sadece otların yeşermesi
ile yılın başladığını anlarlar (Li Yanshou, 1973, s.
3289; Linghu Defen, 1971, s. 910) Buradaki
takvim bilmezler ifadesi aslında Çinlilerin
kullandığı takvimi bilmezler olarak okunmalıdır.
554 yılında tamamlanmış Wei Sülâlesi Tarihi’nde
魏書 Tibetlere yakın olan Yen-chang Qiang 岩昌
羌topluluğu hakkında verildiği bilgilere göre,
“Yen-chang Qiang topluluğu, ot ve ağaçların
yeşermesi ve sararması ile yıl ve mevsimi
bilmektedir” diye kaydedilmektedir (Wei Shou,
1974, s. 2242). 659 Yılında tamamlanan Kuzey
Sülâleleri Tarihi’nde, Tangutların ataları 黨項人
için de sadece ot ve ağaçların yeşermesi ve
sararması ile yaşını ve mevsimi bilmektedirler
diye kaydedilmektedir (Li Yanshou, 1974, s.
3129).
Hong Hao’nun 洪皓 (1088-1155) 1131-1143
yıllarında Jürcenlerin 女真 yönetimi altında
kaldığı sürede edindiği bilgilere dayandırarak
yazdığı kitaba göre, Jürcenler “yılı kaydetmesini
紀年 bilmezler; bu konuda soru sorulduğunda
‘ben kaç defa otların yeşerdiğini gördüm’ şeklinde
cevap verirler. Onlar için otların her bir yeşermesi
bir yıl (yaş) 歲 anlamına gelmektedir (Hong Hao,
1986, s. 29). Li Xinchuan’ın 李心傳 (1167-1244)
eserinde Moğolların yıl ve ayları bilmediği ve
otların her bir yeşerdiğini bir yıl (yaş) sayarlar
diye zikredilmektedir (Li Xinchuan, 2006, s. 849).
Xu Mengshen’in 徐夢莘 (1124-1207) eserine
göre, Jürcenler yılın birinci ayın birinci gününde
Tanrıya ibadet ederler ve birbirlerini kutlarlar,
Chong-wu 重午 gününde (beşinci ayın beşinci
günü) ok atma yarışması ile Tanrı için kurban
keserek şükranlarını sunarlar. Halkları yıl
hesaplamasını bilmezler, sorulduğunda kendisinin
doğmasından sonra kaç kez otların yeşerdiğini
söylerler, her bir otun yeşerdiğini bir yıl (yaş)
sayarlar (Xu Mengshen,1987:18a). Güney Song
ARAŞTIRMA MAKALESİ
Curr Res Soc Sci (2016), 2(2) 74
Sülâlesi 南宋 (1127-1279) kuzey bölge komutanı
Jia She 賈涉 (1178-1223), 1221 yılında Moğollara
elçi Zhao Hong’u 趙珙 göndermişti ve Zhao
Hong’un dönüşünde hazırladığı gezi raporunda,
Moğolların başlangıçta Çinliler gibi takvim
kullanmıyordu, onlar için otların her bir
yeşerdiğinde bir yıl saymaktadır. Her dolunayı 月
圓 gördüğünde bir ay sayarlardı (Wang Guowei,
2009, s. 337).
Moğollar birinci ayın birinci gününde Tanrıya
ibadet ederler, Chong-wu 重午 gününde (beşinci
ayın beşinci günü) de aynısını yaparlar. Bu aslında
Yan bölgesinde 燕地 uzun yaşamasından ve
Jürcenler 金人 düzenin kalıntısıdır (Wang
Guowei, 2009, s. 353-354). Güney Song
Sülâlesinin elçisi Peng Daya’nın 彭大雅 (?-1245)
1232 yılında ve elçi Xu Ting’in 徐霆 1235-1236
yılları arasında Moğollara yaptığı ziyareti
kapsayan gezi raporundan oluşan Hei-da Shi-lüe
黑韃事略 adlı eserinde, Moğolların on iki
hayvanlı takvimi kullandığını, ancak daha önce
sadece otların yeşerdiğin bir yıl sayardı, her bir
yeni ayın başlaması bir ay olarak bilirlerdi. Biri
onların yaşını sorarsa onlar kaç defa otların
yeşerdiğini anlatırlar (Guowei, 2009, s. 373-374).
Zheng Sixiao’nun 鄭思肖 (1241-1318) eserinde
Moğolların mevsim ve iklim takvimini bilmediği,
her otu yeşerdiğinde bir yıl olduğunu ve insanların
yaşı sorulduğunda sadece kaç defa otlar yeşerdiği
şeklinde cevap verdiğini belirtmektedir (Zheng
Sixiao, 1991, s. 179).
Yukardaki kayıtlardan eski Türklerin ve diğer
göçebe toplulukların Çinlilerin takvimini
kullanmadıkları anlaşılmaktadır. Türkler aslında
fenolojik takvimi kullanmaktaydı (Cai
Hongsheng, 1998:168). Söz konusu bu takvimi
sadece Türkler kullanılmıyor, aynı zamanda diğer
göçebe topluluklar da yararlanmaktaydılar. Çin
kaynaklarına göre eski Türklerde yılın, mevsimin
ve ayın hesaplamasını bilmektedir. Kırgızlar
hakkında bilgi veren Çin kaynaklara göre,
Kırgızlar “yılın ilk ayına Mao-shi Ai 茂師哀 (baş
ay) demektedirler, üç ai (ay) 哀 [dört mevsimin]
bir zaman dilimini oluşturmaktadır. On iki hayvan
ile yılı hesaplamaktadır, örneğin yılın Yin 寅
(Çin’in zaman hesaplama sisteminin bir ögesi) ile
başlarsa bu yılı kaplan yılı olarak kabul ederler”
(Ou-yang Xiu, 1975, s. 6147). Diğer bir kaynağa
göre, “insanlar yılın ilk ayı Mao-shi derler, Yüe’ye
月 Ai (ay) derler. Her üç Ai [dört mevsimin] bir
zaman dilimi olur ve bu şekilde bahar, yaz, güz ve
kışı ayırmaktadır. On iki hayvan ile yılı
hesaplamaktadır. Eğer yıl Zi子 ile başlarsa bu yılı
Sıçan yılı ve Xu 戌 ile başlarsa bu yılı it yılı
denmektedir. Bu da Uygurlarla aynıdır” (Le Shi,
2007, s. 3820).
2.2. Türklerin Bahar Şenlikleri
Yukarıdaki kayıtlardan eski Türklerin otların
yeşerdiği zamanı “Başay” (Nevruz) olarak kabul
ettiği anlaşılmaktadır. Ancak Moğol steplerinde
yazın geç geldiği için ilkbahar döneminde havalar
hala soğuktur. Peng Daya ve Xu Ting’in yazdığı
rapora göre, Moğol toprağında dördüncü ayda
otlar yeşermeye başlar, altıncı ayda yemyeşil olur
ve sekizinci ayda ise kurumaya başlar (Wang
Guowei, 2009, s. 368). Moğol araştırmacı
Lobsang Çoidan’ın 羅布桑卻丹 (1874-1928)
eserinde daha ayrıntılı bilgiler verilmektedir:
Moğol bölgesinin kışı onuncu ayında başlar, on
birinci ay çok soğuk olacak, on iki ve birinci ay da
çok soğuktur. İkinci ve üçüncü aylar orta
soğuklukta ve dördüncü ayda hava ısınmaya
başlar. Beşinci ayın sonuna doğru sıcak olmaya
başlar, altıncı ay ve yedinci ayın on beşinci
gününe kadar çok sıcak olur ve yedinci ayın
ortalarından itibaren hava ılımanlaşmaya başlar.
Dokuzuncu ayda havalar ılımandan soğumaya
başlar (Lobsang Çoidan, 1988, s. 152). Bu
bağlamda Türkler, Çin takviminde belirttiği gibi
yılın ilk ayında yani Şubat-Mart arasında küçük
çapta, beşinci ayda büyük çapta şenlik
düzenlemiş olabilirler. Yani, Şubat-Mart arasında
boy reisleri hükümdar otağında toplanması da bir
çeşit baharı karşılama ve bundan sonra yapılacak
işleri müzakere yapılması olarak düşünülebilir.
Çin kaynakları döneminin diğer topluluklarının ilk
ayı hakkında da bilgi vermektedir. Tang Sülâlesi
döneminde Tibetliler buğdayın olgunlaştığı 麥熟
ilk ayı “Başay” olarak kabul etmektedir (Liu Xü,
1975, s. 5220). Kang Memleketi (Semarkand) on
ikinci ayı (Liu Xü, 1975, s. 5310) ve Merv
ARAŞTIRMA MAKALESİ
75 Curr Res Soc Sci (2016), 2(2)
Memleketi ise beşinci ayı Yılbaşı/Başay
yapmaktadır (Ouyang Xiu,1975, s. 6263).
Wei Shou’nun 魏收 (507-572) 554 yılında
hazırladığı Wei Sülâlesi Tarihi adlı eser 386-534
yıllarını kapsayan tarih eserdir. Bu eserde
Sasaniler hakkında bilgiler verilmektedir:
Persler 波斯 altıncı ayı Yılbaşı 歲首 yapmaktadır.
Özellikle yedinci ayın yedinci günü ve on ikinci
ayın birinci gününe önem vermektedir.
Bugünlerde halk ve yetkililer birbirlerini davet
ederek eğlenmek için şenlik düzenleler, eğlencede
son derece zevk alırlar. Ayrıca her yılın birinci
ayın yirminci gününde ölen ataları anmak için
kurban keserler (Wei Shou, 1974, s. 2272).
Çin kaynağa göre, Persler 波斯 altıncı ayı Yılbaşı
歲首 olarak kabul etmektedir (Du You 1935, s.
1042b). Diğer bir kaynakta daha açık ifadesiyle
Persler altıncı ayın birinci gününü Yılbaşı 歲首
yapmaktadır diye kaydedilmektedir (Liu Xü,
1975, s. 5312). Yani Persler Yeni Yıl ya da
İlkay/Başay’ı altıncı ayda, şenliklerini ise yedinci
ve on ikinci aylarda düzenlemektedirler.
3. Divanü Lugati’t-Türk’te Nevruz
Nevruz’un, Orta Asya, Kuzey Türklüğü ile
Anadolu ve Balkanlar’da çok eski zamanlardan
beri kutlandığı tarihî ve edebî kaynaklarca sabittir
(Özkan, 1995, s. 5-7). Nevruz kelimesi ilk defa
Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divânü
Lügâti’t-Türk’te “yeni gün (nevruz/neyruz)”
şeklinde kaydedilmiştir. Ercilasun ve Akkoyunlu
tarafından neşir edilen Divânü Lügâti’t-Türk’te
ilgili madde şu şekilde kaydedilmektedir:
Türklerde yedi günün adı yoktur. Çünkü
“hafta” İslamiyet’le bilinmiştir. Aynı
şekilde, şehirlerde ay adları da Arapça
adlandırılır. Göçebeler ve cahil kâfirler ise
onu dört mevsimle adlandırırlar. Her üç
aylık dönemin bir ismi vardır. Onunla yılın
geçtiği anlaşılır. Nevruz’dan (Arapça
Neyruz olarak geçer) sonraki baharın
başlangıcına ogla.k ay dendiği gibi. Ondan
sonra ulug ogla.k ay yani “büyük ogla.k
ayı”dır; çünkü ikinci ayda o (ogla.k) büyür.
Ondan sonra ulug ay yani büyük ay. Çünkü
bu, yazın ortasıdır; süt çoğalır, bütün
hayvanların ve yerin ürünleri artar. Diğeri
de bunlar gibidir; çok az kullandıkları için
onu zikretmiyorum; sen anla. (Kaşgarlı,
1940, s. 175; Dankoff, 1982, s. 272;
Ercilasun-Akkoyunlu, 2015, s. 150).
Sonuç
1. Eski Türkler, her üç ay’ı bir dönem olarak
kabul etmişler ve bir isim vermişlerdir.
Bunlar: 1. Baharın başlangıcı olan dönemin
ilk gününe “Nevruz” günü denilmiş bu ilk üç
aya “ogla.k (oğlak) ay”ı denmiştir; 2. İkinci
üç ay için “ulug ogla.k (oğlak) ay” yani
“büyük ogla.k (oğlak) ayı” denmiştir. 3.
Üçüncü üç aya da “ulug ay” yani “büyük ay”
denilmiştir. 4. üç ay hakkında ise: “… diğeri
de bunlar gibidir; çok az kullandıkları için
onu zikretmiyorum; sen anla!” diyerek kış
mevsimin adı verilmemiştir. Dolayısıyla
“kış” kelimesinin eski Türklerde olup
olmadığı konusu, araştırılması gereken bir
konu olarak karşımız çıkmaktadır.
2. Eski Türkler, otların yeşerdiği zamanı
“Yılbaşı” olarak kabul etmişler ve bu olguya
“Yeni Yıl “manasında “Başay” denmiştir.
Ancak, İslamiyet sonrası dönemde kendi
tabirleri olan “Başay” yerine artık “Nevruz”
terimini kullanmaya başlamışlardır.
3. Sasanilerin yılbaşını mart ayında değil,
haziran ayında yaptığı anlaşılması sebebiyle
Türklerin “Nevruz” kelimesinin alınması
dışında yeni yıl olgusunu Perslerden
almadıkları söylenebilir.
4. Eski Türklerin ve diğer göçebe toplulukların
Çinlilerin takvimi kullanmadıkları
anlaşılmaktadır. Türkler aslında fenolojik
takvimi (Phenological calendar)
kullanmaktaydı. Fenolojik takvimde
canlılarda gelişme safhalarının dönemleri çok
hassas hesaplanmaktadır. Söz konusu bu
takvimi sadece Türkler değil, aynı zamanda
diğer göçebe topluluklar da kullanmaktaydı
(Fenoloji, 2007, s. 18).vi
ARAŞTIRMA MAKALESİ
Curr Res Soc Sci (2016), 2(2) 76
5. Türkler hem Fenolojik Takvim’i hem de
Celali Takvim’i ya da Hicri ve Şemsi
Takvimleri eş zamanlı kullanmış olabilir.
Sonuç itibarıyla Nevruz’un menşei ile ilgili
araştırmaların artmasıyla birlikte, daima yeni yeni
açıklamalar ve düzeltmeler olacağı açıktır.
Kaynakça
Ban Gu 班固. (1962). Xiongnu chuan shang匈奴傳上
(Hunlar Biyografisi (a). Han Shu 漢書 (Han Sülalesi Tarihi,
M.Ö. 206-M.S. 8). 卷94a , Bei Jing 北京: Zhonghua Shuju中
華書局.
Bazin, L. (1998). Tujue Lifa Yanjiu 突厥曆法研究, (耿昇
譯). Bei Jing 北京: Zhonghua Shuju中華書局.
Bokova, İ. (2015). UNESCO Genel Direktörü Uluslararası
Nevruz Günü Mesajı.
http://unesdoc.unesco.org/images/0023/002318/231887E.pdf
adresinden erişilmiştir.
Cai Hongsheng 蔡鴻生. (1998). Tang dai Jiuxing Hu yü
Tujue Wenhua 唐代九姓胡與突厥文化 (Tang Dönemi
Dokuz Soğut ve Gök Türk Kültürü), Bei Jing 北京: Zhonghua
Shuju中華書局.
Cen Zhungmian 岑仲勉. (1982) Sui Tang Shi 隋唐史 (Sui ve
Tang Sülaleleri Tarihi). 北京:中華書局.
Cen Zhungmian岑仲勉. (2000). Sui Tang Shi 隋唐史 (Sui ve
Tang Sülaleleri Tarihi). Shijiazhuang石家莊: Hebei jiaoyu
chuban she 河北教育出版社.
Genç, R. (1995). Türk Tarihinde ve Kültüründe Nevruz. Türk
Kültüründe Nevruz, Uluslararası Bilgi Şöleni Sempozyum
Bildirileri, (Ed. Sadık T.). Ankara.
Gündüz, Ş. (2007). Nevruz. Türkiye Diyanet Vakfı İslam
Ansiklopedisi. (cilt. 33, ss. 60-61). İstanbul: Diyanet Vakfı
Yayınları.
Al-Kashghari, M. (1982-5). Dīwān Lughāt al-Turk. (Robert
D. & James K., Ed. and Trans.). Compendium of the Turkic
Dialects ( Dīwān Luγāt at-Turk), 3 vol. Cambridge. MA.
Divitçioğlu, S. (1992). Nasıl Bir Tarih. Ankara: Bağlam
Yayıncılık.
Du You杜佑. (1935). Tongdian 通典, Juan 卷199, Bianfang
shiwu beidi liu 邊防十五北狄六 (Sınır Bölgeleri on beşinci
bölüm - Kuzey Diler altıncı bölüm), Shanghai:上海:
Shanghai shangwu yin shuguan上海商務印書館.
Ekrem, N. H ve E. (1995). Uygurlarda Nevruz Kutlamaları.
Türk Kültüründe Nevruz, Uluslararası Bilgi Şöleni (Sempozyum
Bildirileri), (Ed. Sadık T.). Ankara.
Ercilasun, A. ve Akkoyunlu, Z. (2015). Divan ü Lügat-itTürk.
Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınevi.
Fan Ye 范曄, (1965), Nan Xiongnu liechuan匈奴傳上南匈
奴列傳. Hou Han Shu 後漢書 (Sonraki Han Sülalesi Tarihi,
M.S.25-M.S.220), 卷89, Bei Jing 北京: Zhonghua Shuju中華
書局.
Hong Hao 洪皓. (1986). Song mo ji wen 松漠紀聞 (Song mo
Bölgesi Hatıraları), Changchun長春: Jilin wenshi chuban she
吉林文史出版社.
Kafalı, M. (1995). Türk Kültüründe Nevruz ve Takvim. Türk
Kültüründe Nevruz, Uluslararası Bilgi Şöleni (Sempozyumu
Bildirileri), (Ed. Sadık, T.). Ankara.
Kafkasyalı, A. (2000). Türk Kültüründe Nevruz. Bizim
Dernek Dergisi, 1, 27-29.
Kaşgarlı M. (1985). Divan ü Lugat-it-Türk (Tıpkıbasım).
Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
Le Shi 樂史. (2007). X(Ha)ia jia si 黠戛斯. Taiping Huanyü
ji 太平寰宇記, Juan 卷199, Bei Jing 北京: Zhonghua Shuju
中華書局.
Li Paiyao 李白藥. (1972). Bei Qi Shu 北齊書 (Kuzey Chi
Sülalesi Tarihi, 550-575 Yılları). Bei Jing 北京: Zhonghua
Shuju中華書局.
Li Xinchuan李心傳. (2006). Jian Yan Yilai Chaoye Za Ji建
炎以來朝野雜記 (乙集卷19)下冊. Bei Jing 北京: Zhonghua
Shuju中華書局.
Li Yanshou 李延壽. (1973), Bei Shi 北史 (Kuzey Devletler
Tarihi, 386-581 Yılları). Bei Jing 北京: Zhonghua Shuju中華
書局.
Li Yanshou 李延壽. (1973). Tujue chuan突厥傳 (Gök
Türkler Tezkiresi). Bei Shi 北史, Juan 卷99, Bei Jing 北京:
Zhonghua Shuju中華書局.
Lin Gan 林幹. (1987). Tujue yü Huihe Lishi Lunwen
Xuanji突厥與回紇歷史論文選集 (Gök Türkler ve
Uygurların Tarihine Ait Araştırmalardan Seçmeler). Bei Jing
北京: Zhonghua Shuju中華書局.
Linghu Defen令狐德棻. (1971). Zhou Shu 周書 (Chou
Sülalesi Tarihi, 557-581 Yılları), Juan 卷50, Yiyu xia - Tujue
chuan 異域下∙突厥傳 (Yabancılar Diyarı ve Gök Türkler
Tezkiresi), Bei Jing 北京: Zhonghua Shuju中華書局.
Liu Xu 劉昫, (1975). Jiu Tang Shu 舊唐書 (Eski Tang
Sülalesi Tarihi, 618-907 Yılları), Bei Jing 北京: Zhonghua
Shuju中華書局.
Lobsang Çoidan羅布桑卻丹. (1988). Menggu Fengsu Jian
蒙古風俗鑒, Juan 卷9, 第48, Menggu difang de qihou蒙古
地方的氣候 (Moğolistan’ın yerel hava durumu),
Zhaojingyang yi趙景陽譯 (Zhaojingyang tercümesi).
Shenyang瀋陽: Liaoning minzu chuban she 遼寧民族出版
社.
ARAŞTIRMA MAKALESİ
77 Curr Res Soc Sci (2016), 2(2)
Ma Duanlin 馬端臨. (1936). Wenxian Tongkao 文獻通考
(Eski Kaynaklar Üzerine Tahliller). Shanghai上海: Shangwu
yin shuguan商務印書館.
Memiş, E. (1996). Türk Kültür Tarihi. Konya: Günay Ofset.
Mustafayev, B. (2013). Adriyatik’ten Çin Seddine Uzanan
Nevruz Geleneği. Avrasya Uluslararası Araştırmalar
Dergisi, 2 (3), ss. 60-73.
Ouyang Xiu 歐陽修. (1975). Xin Tang Shu 新唐書 (Yeni
Tang Sülalesi Tarihi. 618-907 Yılları), Juan 卷215a , Tujue
chuan shang突厥傳上 (Gök Türk Bölümü (b), Bei Jing 北京:
Zhonghua Shuju中華書局.
Ouyang Xiu 歐陽修. (1975). Huihu xia - X(H)ia jia si chuan
回鶻下∙黠戛斯傳 (Uygurlar (b) ve Kırgızlar Bölümü). Xin
Tang Shu 新唐書 (Yeni Tang Sülalesi Tarihi 618-907
Yılları), Juan 卷217b, Bei Jing 北京: Zhonghua Shuju中華書
局.
Özbey, G. (2016). Paris UNESCO’da Nevruz Resepsiyonu.
http://www.arti49.com/paris-unescoda-nevruz-resepsiyonu-
127758h.htm adresinden erişilmiştir.
Özkan, İ. (1995). Türk Boylarının Edebiyat ve Folklorunda
Nevruz Şenlikleri. Bilge Yenigün Dergisi, 4, ss. 179-185.
Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Parmaksızoğlu, İ. (1989). Nevruz. Türk Ansiklopedisi (cilt.
25, s. 218). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
Pirverdioğlu, A. (2002). Türklerde Yılbaşı ve Bahar
Geleneği. Türkler Ansiklopedisi. (cilt. 3, ss. 44-50). Ankara:
Yeni Türkiye Yayınları.
Sima Qian司馬遷. (1959). Xiongnu liezhuan匈奴列傳 (Hun
Biyografisi). Shi Ji 史記 (Tarihi Kayıtlar), Juan 卷110 , Bei
Jing 北京: Zhonghua Shuju中華書局.
Tel, G. (2008). Bozkır Kavimlerinde Zaman ve Takvim
(Başlangıçtan Uygur Döneminin Sonuna Kadar).
Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi,
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Turan, O. (2004). Oniki Hayvanlı Türk Takvimi, İstanbul:
Ötüken Yayınları.
Turan, M. (1998). Tarihî Kaynaklar Işığında Nevruz’un
Menşei Meselesi. Milli Folklor (Türk Dünyası Folklor
Dergisi), 5 (37), ss. 90-104.
Tutar, H. (2002). Tarihte ve Mitolojide Nevruz. Türkler
Ansiklopedisi. (cilt. 3, ss. 1109-1126). Ankara: Yeni Türkiye
Yayınları.
Wang Guowei 王國維. (2009). Meng da bei lu jian zheng蒙
韃備錄箋證 (Moğol Seyahat Raporları Araştırmaları). Wang
guo-wei Quanji 王國維全集, 第11冊. Hangzhou 杭州:
Zhejiang jiaoyu chuban she 浙江教育出版社.
Wei Shou 魏收. (1974). Wei Shu 魏書 (Wei Sülalesi Tarihi,
386-534 Yılları). Bei Jing 北京: Zhonghua Shuju中華書局.
Wei Zeng 魏徵. (1973). Beidi ∙ Tujue chuan北狄∙突厥傳
(Kuzey Diler ve Gök Türkler Tezkiresi). Sui Shu 隋書 (Sui
Sülalesi Tarihi, 589-618 Yılları), Juan 卷84, Bei Jing 北京:
Zhonghua Shuju中華書局.
Xu Mengshen徐夢莘. (1987). Sanchao Bei Meng Huibian
三朝北盟會編, Juan 卷3a, Shanghai上海: Shanghai guji
chuban she 上海古籍出版社.
Zheng Sixiao鄭思肖. (1998). Dayi lüexü 大義略敘
(Doğruluklar Üzerindeki İzahlar). Zhengsixiao Ji .鄭思肖集
(Zhengsixiao Eserleri), Shanghai上海: Shanghai guji chuban
she 上海古籍出版社.
İranlıların Ulusal Birlikteliğinin Simgesi Nevruz. (2015).
http://article.irankulturevi.com/Iranlilarin-ulusalbirlikteliginin-simge...
adresinden
erişilmiştir.

Notlar
i
Ferverdin ayının ilk günü eski İran takvimine
göre baharın ilk ayı, 21 Mart-21 Nisan günleridir.
ii “İranlıların ulusal birlikteliğinin simgesi
Nevruz”, İran İslam Cumhuriyeti Büyükelçiliği
Kültür Müsteşarlığı, 18 Mart 2015,
http://article.irankulturevi.com/Iranlilarin-ulusalbirlikteliginin-simge...,
(Erişim:
25.01.2016).
iii Celali Takvim, Büyük Selçuklular döneminde
Sultan Melik Şah tarafından hazırlatılmış ve
kullanılmıştır. Celali Takvimde güneş yılı esas
alınmıştır. 1 yıl 365 gün ve 6 saat olarak hesap
edilmiştir. Celali Takvimin başlangıç tarihi olarak
1079 yılı esas alınmıştır. Celali Takvimi Türkler
haricinde Babür Devleti de kullanmıştır.
iv Long Cheng şehri: Hunlar ile ilgili Çince
kaynaklarda, Long Cheng şehri dini merkez olarak
kaydedilmektedir. (Sima Qian, 1975, ss. 2864,
2892, 2923).
v Mevcut takvimin ilk şekli Xia Sülâlesi 夏朝
döneminde ortaya çıkmıştı ve birinci ay yılın ilk
ayı olarak kullanmıştı. Cen Zhongmian’in
araştırmasına göre M.Ö. yedinci yüzyıllarında
Çin’in kuzeyinde yaşamış olan Tiler狄, yani eski
Türk boyları da bu çeşit takvimi kullanmıştı (Cen
Zhongmian, 2000, s. 614). Xia Sülâlesi yerine
geçen Shang Sülâlesi 商朝 ise on ikinci ayı yılın
ilk ayı alarak değiştirmişti. Shang Sülalesinin
yerini alan Zhou Sülâlesi ise on birinci ayı yılın ilk
ayı alarak tekrar değiştirmişti. Bir süre
karışıklıktan sonra M.Ö. 140’da, Xia Sülâlesinin
ARAŞTIRMA MAKALESİ
Curr Res Soc Sci (2016), 2(2) 78

kullandığı takvime geri dönerek (Ban Gu, 1962, s.
199) ve tarih süreci içinde birinci ayın farklı
aylardan başlatılması yaşandıysa da genel olarak
hep Xia Sülâlesi takvimi kullanılmıştır.
vi Fenoloji: “Bitki ve hayvanların büyüme ve
gelişme dönemlerindeki değişik safhaları
inceleyen bilim dalına fenoloji denir. Meyve
ağaçlarında tomurcukların kabarması, çiçeklenme,
meyve teşekkülü ve olgunlaşma, tahıllarda ekim,
çimlenme, kardeşlenme, başaklanma, çiçeklenme,
hasat olgunluğu, hayvanlarda üreme, otlama, göç

etme (kuşlar için), kış uykusu ve emzirme bu
dönemlere örnek olarak verilebilir. Canlıların
gelişim basamakları ile iklim gidişi arasında çok
yakın bir ilişki mevcuttur. Her canlının yaşadığı
dış ortamda meydana gelen ve sürekli değişiklik
gösteren sıcaklık, rüzgâr, nem ve buharlaşma gibi
iklim faktörleri karşısında bireyden bireye değişen
çeşitli tepkiler görülür. Bundan dolayı bitkilerde
görülen büyüme ve gelişme dönemleri çoğunlukla
hava olaylarının etkisi altında olduğundan,
fenoloji tarım açısından büyük öneme sahiptir”.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar