TÜRKÇE VE FARSÇADA ORTAK KULLANILAN ATASÖZLERİ

Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Sosyal Bilimler Dergisi Journal of Social Sciences
Sayı/Number 57, Aralık/December 2016, 127-138
Gönderim Tarihi: 25.08.2016 Kabul Tarihi: 07.10.2016
TÜRKÇE VE FARSÇADA ORTAK KULLANILAN ATASÖZLERİ
Common Proverbs in Persian and Turkish
Şeyda ARISOY

Öz
Atasözleri, bir toplumun yüzyıllar
öncesinden gelen kültürel birikimini
yansıtan kısa, öğüt verici ve kalıplaşmış
anonim sözlerdir. Sosyoloji, felsefe, tarih,
edebiyat gibi birçok bilim dalını ilgilendiren
her milletin kullandığı bu sözler, oldukça
zengin bir anlatım gücüne sahiptir. Arapça
ve Farsçada mesel, Türkçede atasözleri
denmekle beraber eskiye doğru gidildiğinde
atalar sözü, seyrek olarak da atalar sözleri
şeklinde kullanılmıştır. Bu çalışmada, Farsça
ve Türkçede aynı anlama gelen birkaç
atasözü incelenmiş ve bunların ortaya çıkış
hikâyeleri anlatılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Atasözü, Mesel, Türkçe
ve Farsça Ortak Atasözleri.

Abstract
Proverbs are the short advice-giving
and stereotyped anonym expressions
reflecting the cultural heritage from the past
period of the society centuries ago. Used by
many nations, these words concerning a
number of disciplines such as sociology,
philosophy, history and literature have a rich
narrative power. Though called "mesel" in
Arabic and Perisan and atasözü in Turkish, at
past, proverbs were used as the words of the
ancestors. In this study, the proverbs having
the same meanings in Persian and Turkish
have been studied, and their the origin
stories have been told.
Key Words: Proverb, Mesel, Common
proverbs in Persian and Turkısh.

GİRİŞ
Atasözü; ibret verici bir hikâyeye veya nükte yapan bir söze işaret eden kısa ve
ün yapmış sözdür. Atasözleri bilginlerin öğütlerinden veya ileri gelen büyük insanların
hayat tecrübelerinden oluşmuş hikâyelerden meydana gelmiştir. Bu hikâyelerin çoğu
gerçek yahut efsaneleşmiş hikâyeler olarak bilinir. Bir kısım atasözlerinin söyleniş
hikâyeleri de vardır, fakat bunlardan pek azı günümüze ulaşmış, diğerleri zaman içinde
unutulup gitmiştir. Atasözleri manzum ve mensur eserlerde kullanılmıştır. Edebi açıdan


Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü Yüksek Lisans
Öğrencisi, seydarsy@gmail.com.
128 SBD
57 Şeyda ARISOY
cinas, teşbih, mübalağa, kinaye, mecaz gibi sanatlara sahiptir. Atasözleri çok defa ölçülü
ve kafiyeli olur. Böylece akılda daha kolay tutulurlar.1 Atasözü, nesilden nesile, kulaktan
kulağa aktarılmış halk kültüründen bir parçadır. Atasözünün önemi konusunda; bir
milletin atasözlerinin çok oluşu o milletin ne kadar akıllı olduğunun göstergesi olarak
kabul edilmiştir. Bazen tarihî ve toplumsal olaylara açıklık getirir; onunla bir konunun
alanı ve kökleri ortaya çıkarılabilir.
Bazen de yaygın bir konu veya düşüncenin kısa bir ibarede yansıması, uzun ve
detaylı bir makaleden daha kolay ve daha olanaklı bir şekilde etki eder ve söyleyenin
maksadı gerçekleşmiş olur.2
Zamanında ve yerinde kullanıldıklarında güçlü bir anlatım
aracına dönüşen atasözleri için çeşitli tanımlar yapılmıştır. Yapılan tanımların çoğu ortak
noktalarda birleşmektedir. Bu ortak noktalar atasözlerinin anonim olmaları, gözlem ve
deneyimlere dayanmaları, ortaya çıktıkları toplumun özelliklerini yansıtmaları, genel bir
ifadede bulunmaları ve kalıplamış olmalarıdır.3
Bir atasözünün ilk halini tek bir kişi ortaya çıkarmamıştır. Zamanla birçok kişi
onun üzerinde değişiklikler yaparak, onu toplumun kabul edeceği hale getirmiştir. Bu
yüzden atasözleri bir şahsın değil toplumun ürünüdür.4 Atasözleri, başta dilbilimciler ve
halkbilimciler olmak üzere birçok meslek adamını kendi alanına çekerek üzerinde en çok
durulan, çeşitli yazıların ve kitapların yayımlandığı bir konu haline gelmiştir. 5
Atasözlerinde ustaca bir üslup, büyüleyici ve inandırıcı bir anlatım özelliği vardır.6
Atasözleri, kullanılmaya başlandığı ilkçağlardan bugüne kadar aynı kalmayıp,
sosyal yapıya, zamana, bölgelere, dini inançlara, törelere ve kültürel etkileşimlere göre
değişikliklere uğramıştır. Farklı dil ailelerine mensup olmalarına rağmen Türkçe ve
Farsçada bazı kelime değişikliklerine uğramış birçok benzer atasözü görmek
mümkündür. Atasözlerinin iki dilde bu şekilde benzerlik göstermesi, iki millet arasındaki
ticarî, siyasî, ilmî, edebî ve toplumsal ilişkilerden kaynaklanmış olabilir. Örneğin; Farsça
konuşulan topraklardan Anadolu’ya göç etmiş olan Mevlâna’nın eserlerinde yer verdiği
atasözleri ve deyimler halkımız tarafından kabul görmüş ve kullanılmıştır. Bu
atasözlerinin dayandırıldığı hikâyeler her ne kadar birbirinden farklı olsa da kullanım
alanları aynıdır.
Ortak yazılı ve sözlü edebi eserler aracılığıyla atasözleri ve deyimler bir dilden
başka dile geçmiş, kastedilen amacın dışına çıkmadan söz içinde bazı değişikliklere
uğrayarak halk tarafından kabul görmüştür. Atasözleri, günümüzde pedagoji eğitiminde;
konuşmaya renk verdiği, canlılık ve espri kattığı, konuşmacının sözlerine açıklık getirdiği
için sözlü ve yazılı edebiyatta; halkla yakınlık kurmak için politikacıların konuşmalarında;

1 Aydın Oy, “Atasözü”, DİA, İstanbul 1994, IV, 44.
2 Cevâdbân, “Zarbu’l-mesel”, Dânişnâme-i Edeb-i Fârsî (ed. Hasan Enûşe), Tahran 1381, II, 925.
3 Mehmet Emin Tuğluk, Atasözlerinin Sınıflandırılması ve Yapısal Özellikleri (Dicle Üniversitesi,
Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Yüksek lisans Tezi), Diyarbakır 2012, s. 1.
4 Aksoy, Ömer, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü I, İstanbul 2015, İnkılâp Kitabevi, 28.
5 Aydın Oy, a.g.m., IV, 45.
6 Aksoy, Ömer, a.g.e., s. 22.
Türkçe ve Farsçada Ortak Kullanılan Atasözleri
SBD 57 129
genel kültürü geliştirmek için çeşitli eğlence ve yarışma programlarında
kullanılmaktadır.7 Atasözlerinden edebiyatta bilhassa şiirde edebi sanatlar bahsinde geniş
bir şekilde istifade edilmiştir. Bu bağlamda bahsedilen konuyla alakalı olarak nazım veya
nesirde sözü pekiştirmek veya ispat etmek için atasözü ve hikmetli bir söz getirmeye
Fars edebiyatında irsâl-i mesel veya temsîl adı verilmektedir.8
Söz konusu çalışmada seçili atasözlerinin ilkin Türkçedeki kullanımı verilmiş;
ardından Farsçadaki karşılığı ve hikâyesi aktarılmıştır.
Ayağını yorganına göre uzat
Kişi gelirini giderine göre uyarlamalı, gelirinden daha fazla harcama
yapmamalıdır.9
Ayağını kilimine göre uzat
Bir iş yaparken kendi haddini ve sınırını bilmeli ve o işe gücünün yettiği kadar
yaklaşmalıdır. Derler ki; bir gün hükümdar bir yoldan geçiyordu. Kendisini kiliminin
içine girecek kadar toplamış, kilimin üzerinde uyuyan birini gördü. Hükümdar ona bir
avuç sikke vermelerini emretti. O adam macerasını arkadaşlarına anlattı. O toplulukta
tamahkâr bir adam vardı. O da hükümdarın bahşişinden nasiplenmeyi düşündü. Bu
umutla hükümdarın yolunun başına bir kilim serdi ve hükümdarın dönüşünü beklemeye
oturdu. Hükümdarın alayı ulaşınca elinin ve ayağının birini bedenin yarısı toprakta
olacak şekilde bir tarafa uzattı.
O anda hükümdar onu bu halde görünce tamahkâr adamın elinin ve ayağının
kilimin dışında kalan kısımlarını kesmelerini emretti.
Hükümdarın yakınlarından biri ona “Siz giderken bu yerde uyuyan bir adamı
gördünüz ve ona bahşiş verdiniz ama dönerken uyuyan diğer adamı gördünüz ve
cezalandırdınız. Bu işin sırrı nedir?” diye sordu.
Hükümdar cevap verdi:
“İlki ayağını kendi kiliminin ölçüsüne göre uzatmıştı, ama ikincisi ayağını
kiliminden daha fazla uzatmıştı.”10
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
Sıkıntılı ve güç bir durumdan kurtulmaya çalışırken daha büyük bir felakete
uğramak.11

7 Güneş, Sadriye, Türk ve Rus Atasözleri Arasındaki Benzerlikler (İstanbul Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Yüksek lisans Tezi), İstanbul, 1999, s. 19.
8
Değirmençay, Veyis, Fünûn-i Belâgat ve Sınâât-i Edebî, Ankara 2004, Aktif Yayınevi, s. 111.
9
Somuncu, Samet, Açıklamalı Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, İstanbul 2007, Karçiçeği Yayınları, s. 15.
10 http/://vista.ir/article/8149/کن –دراز -خود -گلیم- اندازۀ -به -را -پا , Erişim tarihi: 10.10.2014.
11 Parlatır, İsmail, Deyimler, Ankara 2013, Yargı Yayınevi, s. 889.
130 SBD
57 Şeyda ARISOY
Bataktan çıkmak ve çukura düşmek
Sadî’nin Gülistan’ında şöyle geçtiği söylenir:
Şefkatli dostların sohbetinden yorulmuştum. Mukaddes çöle gitmeye niyet ettim.
Haçlılara esir düşüp Trablus kuyusunda Yahudilerle çamur işine koyulana kadar
hayvanlarla arkadaşlık ettim. Aramızda eski bir tanışıklık olan Halep’in ileri
gelenlerinden biri oradan geçerken beni tanıdı. Dedi:
“Bu ne haldir!”
“Allah’ tan başka bir şeyle meşgul olmamak için sürekli insanlardan dağa ve çöle
kaçtım. Şimdi halimi düşün ki bu saatte insan olmayanlarla yaşamam gerekiyor.
Dostların yanında ayakta zincir olması yabancılarla bahçede özgür olmaktan daha iyidir.
Benim halime acıdı ve on dinarla kölelikten kurtardı ve kendisiyle Halep’e
götürdü. Kızını yüz dinar mihirle bana nikâhladı. Bir süre geçti. Huysuz, asi ve isyankâr
bir kızdı. Dil uzatmaya başladı ve hayatımı kararttı. İyi adamın sarayında kötü kadın
olursa bu dünya onun ârâfıdır. Bu kötü yakınlıktan ve bu ateşin azabından Allah’a
sığınırım.
Bir defasında sivri diliyle şöyle diyordu:
“Babamın Haçlıların köleliğinden satın aldığı da sen değil misin?”
Dedim:
“Evet, ben on dinara Haçlıların köleliğinden satın alınıp, yüz dinara sana tutsak
edilen kişiyim.”12
Pire için yorgan yakmak
Küçük bir zararı önlemek için büyük bir zararı göze almak yanlıştır.13
Bir Kayseriye14
mendili için yangın çıkarmak
Tuhafiyeci bir adamın yanında çalışan bir çocuk vardı. Yeteneği olmayan ve iş
bilmeyen bu çocuk bir an evlenmeyi düşünür ve bir şekilde kendi için bir kız bularak
işin adını koyar.
Bir gün tuhafiyeci dükkânını çocuğa emanet etti ve evine gitti. Tesadüfen
çocuğun nişanlısı dükkâna geldi. Selam ve hal hatırdan sonra gözünü dükkândaki güzel
kumaşlara ve mendillere dikti. Çocuktan mendillerden birini ona vermesini istedi.
Çocuk:

12 http://vista.ir/article/افتاد -چاه -به -و -آمدن در -چاله -از ,Erişim tarihi: 14.10.2014.
13 Aksoy, Ömer, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü II, İstanbul 2007, İnkılâp Kitabevi, s. 91.
14 Kapalı çarşı.
Türkçe ve Farsçada Ortak Kullanılan Atasözleri
SBD 57 131
“Bu mendiller benim değil.” dedi. Kız ısrar ediyor, çocuk olmaz diyordu.
Çocukcağız mendilin peşini bıraksın diye nişanlısına ne kadar dil döktüyse de
başaramadı.
Sonunda eda ve işvesiyle kız işini yaptı ve çocuk ona mendillerden iki tane verdi.
Kız gittikten sonra çocuk kendine geldi ve şöyle dedi:
“Ben nasıl bir iş yaptım, şimdi ben ne halt edeceğim? Eğer dersem, veresiye
verdim, niçin der? Eğer sattığımı söylersem, parasını isteyecek; desem ki kaybolmuş,
bedelini isteyecek!”
Kısacası o çocuk ahmakça bir plan yaptı ve dükkânın sahibinin mendil olayını
anlamaması için dükkânı ateşe vermeyi en iyi yol sandı. Şeytanca uğursuz işini yapmak
için bir ateş korunu dükkânın ve kumaşların ortasına bıraktı, dükkânın kapısını kapattı
ve eve gitti. Ateş yavaş yavaş tutuştu ve bütün kumaşlara ulaştı; dükkânı ateş sardı. Bir
dakika geçmemişti ki ateş kulübelere ve diğer dükkânlara da ulaştı. Kapalı çarşının
tamamı ateşe yem oldu. Ne kadar uğraşsalar da kapalı çarşıyı kurtaramadılar. Her yer
duman ve ateşle doldu. Sonra o güzellikteki kapalı çarşı akılsız o ahmak çocuk sebebiyle
yok oldu ve çok sayıda kişi malsız mülksüz kaldı, ama artık ne fayda, iş işten geçmişti.15
Bir taşla iki kuş vurmak
Bir davranışla iki ayrı sonuç elde etmektir.16
Bir okla iki hedef vurmak
Ne kurşun kalem, ne tükenmez ne de dolma kalemin olmadığı bir zamanda
insanlar sazlıktan topladıkları ince kamışları yontuyor ve kalem olarak onlardan
yararlanıyorlardı.
Günümüz hattatları da aynı işi yapıyor olsa da birçok kitabın yazarı büyük bilgin
İbn-i Cevzî17 hiçbir hat üstadının yapmadığı bir iş yapmıştır. O kalemini açtığında
diğerlerinin aksine onun talaşlarını atmıyor bir keseye döküyordu. Etrafındakiler sürekli
ona, bu işinin ne faydası olduğunu ve sebebinin ne olduğunu soruyordu; ama İbn-i
Cevzî onlara her seferinde doğru ve tutarlı bir cevap vermiyor, sadece gülüyor ve şöyle
diyordu:

15 http://www.beytoote.com/fun/proverb/handkerchief-fired2-gheissarieh.html, Erişim tarihi:
18.10.2014.
16 Somuncu, Samet, a.g.e, s. 179.
17 510 (1116) yılı civarında Bağdat’ta doğmuştur. İslâmî ilimlerin hemen her dalındaki çalışmalarıyla
tanınan Hanbelî âlimidir. Tarih, biyografi, hadis, tefsir ve akaid alanlarında eser telif etmiş, aynı
zamanda çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir. 12 Ramazan 597 (16 Haziran 1201) tarihinde vefat
etmiştir ve Bâbü Harb Kabristanı’nda bulunan Ahmed b. Hanbel’in mezarının yanına
defnedilmiştir (Yusuf Şevki Yavuz, “İbnü'l-Cevzî”, DİA, İstanbul 1999, XIX, 543-549).

132 SBD
57 Şeyda ARISOY
“Kalem talaşları çok çabuk alev alır, eğer çoğalırsa onunla iyi bir ateş yakılabilir.”
Hiç kimse İbn-i Cevzî’nin kalem talaşlarını ateş için topladığına inanmıyordu.
Niçin hazır odun varken ateş yakmak için kalem talaşlarına ihtiyaç olsun ki?
Yavaş yavaş İbn-i Cevzî’nin kesesi doldu; bir kese oldu iki kese, iki kese oldu üç
kese, üç kese ve daha niceleri…
Artık kalem talaşlarının birikmesi İbn-i Cevzî’nin etrafındakiler için
sıradanlaşmıştı ve hiç kimse bu iş hakkında bir soru sormuyordu.
Günler geçti ve İbn-i Cevzî yaşlandı; artık okuyacak ve yazacak halinin kalmadığı
zaman gelmişti. Hasta yatağına düşmüştü, sadece Allah’a ömrü boyunca yazabildiği
kitaplar ve yetiştirebildiği öğrenciler için şükrediyordu.
Bir gün öğrencileri ona hasta ziyaretine gittiklerinde İbn-i Cevzî’nin öldüğünü ve
onlara bir vasiyet bıraktığını öğrendiler. Bu arada eşi geldi ve vasiyetnameyi onlara
verdi. Vasiyetnamede şunlar yazılmıştı:
“Kışın başında bir gün öleceğimi biliyordum. Kesinlikle guslüm için ateş
yaktığınızda ve sıcak su istediğinizde eliniz ayağınız birbirine girecekti. Bedenimin
guslünün suyunu kalem talaşlarımla yaktığınız ateşle ısıtınız.”
O garip yer altına gitti ve keseleri dışarı çıkardılar. Bütün o talaşları gören İbn-i
Cevzî’nin öğrencilerinden biri şöyle dedi:
“Bunları görerek hocamızın ne kadar zahmet çektiğini anladım. Kitaplarını bize
hatıra olarak bırakabilsin diye ne kadar yazmış ve temize çekmiş. O bir taşla iki kuş
vurmuş; hem kalemlerini yontmuş hem kitap yazmış hem de kitaplarını yazmak için bir
ömür sarf ettiğini diğerlerine hatırlatmıştır.”
Bir okla iki hedefin vurulmasına imkân olmamasına rağmen o zamandan beri her
zaman bir işle iki fayda sağlayan kimseye “bir okla iki hedef vurmuş” derler.18
Kazma kuyuyu kendin düşersin
Başkasını tuzağa düşürmeye çalışan kimse, bu tuzağa ondan önce kendisi düşer.19
Biri için kuyu kazma ilk önce kendin düşersin sonra o kişi
Birisi başka birine kötülük ettiyse veya bir toplulukta bir kişi ona yapılan
kötülüklerden bahsederse derler ki;
“Senin için bir kişi kuyu kazarsa ilk önce kendisi kuyuya düşer.”
Hz. Muhammed zamanında bu ailenin düşmanı olan bir şahıs vardı.
Müslümanların ilerlediğini ve kâfirlerin peygambere iman ettiğini her görüşünde bir
hayli üzülüyordu. Sonunda peygamberi evine davet edip o hazrete zarar vermeyi

18 http://www.jamnews.ir/detail/News/194099, Erişim tarihi: 20.10.2014.
19 Aksoy, a.g.e., s. 263.
Türkçe ve Farsçada Ortak Kullanılan Atasözleri
SBD 57 133
planladı. Bu amaç için evinde bir kuyu kazdı ve onu hançer ve mızrakla doldurdu. Sonra
peygamberin yanına gidip şöyle dedi:
“Ya Resulallah mümkünse bir gece evimi teşrif eder misiniz?” Hazret kabul etti
ve şöyle buyurdu:
“Git hazırlığını yap biz kalabalığız.”
Davet gecesi olduğunda peygamber Hz. Ali ve diğer arkadaşlarıyla o kişinin evine
gitti. Adam kuyunun üstüne yastık ve minder atarak ısrarla peygamberi onun üstüne
oturtmaya çalıştı. Peygamber “bismillah” deyip öyle oturdu. O adam, peygamberin
kuyuya düşmemesini görüp rahatsız oldu ve şaşırdı. Sonra kendi kendine “Madem
peygamber kuyuya düşmedi benim de evimde peygamber ve arkadaşları ölsün diye
yemeğe koyabileceğim bir zehrim var.” dedi. Zehri yemeğe karıştırdı ve misafirlerin
önüne koydu. Peygamber:
“Sabrediniz ve bismillah deyip başlayınız.” diye buyurdu ve bir dua okudu.
Herkes o yemekten yedi. İkram bittikten sonra peygamber ve arkadaşları evden çıkıp
yola düştüler. Karı koca peygamberi yolcu etmek için yanlarına mum aldılar. Yemek
yemek için peygamberin gitmesini bekleyen o adamın çocukları, anne babalarının
peygamberle evden çıktığını gördüklerinde odaya fırladılar ve tabaklarda kalan yemekleri
yemeye başladılar. Ama peygamber dua ederken sofrada olmadıkları için zehir onların
ölümlerine neden oldu. Karı koca peygamberi yolcu edip döndüklerinde bütün
çocuklarının öldüğünü gördüler. O şahıs üzülerek kuyunun başına gidip kuyuya attığı
döşeği tekmeleyerek “Zehirler peygamberi öldürmedi de sen niye düşmedin.” dedi.
Ansızın kendisi kuyuya düştü ve paramparça oldu. O günden beri “Kimseye kuyu kazma
önce kendin düşersin.” derler.20
Ne ekersen onu biçersin
Bugün birisine iyilik yapan, yarın ondan iyilik; kötülük yapan da kötülük görür.21
İyilik de yapsan kötülük de yapsan her ne yaparsan kendine yaparsın
Derler ki; mahallede ve sokakta gezen ve “İyilik de yapsan kötülük de yapsan her
ne yapsan kendine yaparsın!” diyen bir derviş vardı. Tesadüfen düzenbaz bir kadın bu
dervişi gördü ve onun ne söylediğini duymak için iyice kulak verdi ve onun şiirini
duyunca “Ben bunun canına okurum.” dedi.
Kadın eve gitti ve hamur yoğurdu ve tatlı bir fitir22 pişirdi. Fitirin arasına biraz
da zehir döktü ve götürdü dervişe verdi. Sonra evine gidip komşularına şöyle dedi:
Ben bu dervişe “Her ne yaparsan kendine yaparsın” sözünü göstereceğim.

20 http://www.beytoote.com/fun/proverb/wells-lack-yourself-second.html, Erişim Tarihi: 02.12.2014.
21 Aksoy, a.g.e., s. 395.
22 Bir çeşit İran tatlısı.
134 SBD
57 Şeyda ARISOY
Tesadüfen kadının yedi yıldır kaybolan oğlu ilk defa ortaya çıkmıştı. Dervişle
karşılaştı ve selam vererek şöyle dedi:
“Uzak yoldan geldim ve açım.” Derviş de zehirli olan bu tatlı fitiri ona uzatarak
şöyle dedi:
“Bir kadın sevap için bu fitiri bana pişirmiş, al ye genç adam!”
Çocuk fitiri yiyip halsizleşince, Derviş’e şöyle dedi:
“Derviş bu neydi? Yandım!”
Derviş hemen gidip kadına haber verdi. Kadın koşa koşa geldi çocuğun kendi
oğlu olduğunu görünce başına vurarak ağıt yaktı ve şöyle dedi:
“Gerçekten sen doğru söylüyordun; iyilik de yapsan kötülük de yapsan, her ne
yaparsan yap, kendine yaparsın.”23
Her koyun kendi bacağından asılır
Herkes kendi yaptığından sorumludur. Kimse başkasının yaptığı hatanın bedelini
ödemez.24
Keçi kendi bacağından koyun da kendi bacağından asılır
Bir varmış bir yokmuş. İmam Sadık’ın25 öğrencilerinden Behlül26 isimli akıllı ve
bilgin bir adam varmış; ama Harun Reşit’in27 zulmüne maruz kalmak istemiyormuş.

23 www.beytoote.com/fun/proverb/keep-good2-proverb.html, Erişim tarihi: 08.01.2015.
24 Yüksel Arvas, Selcen, Atasözleri ve Hikâyeleri, Carpe Diem Yayıncılık, İstanbul, 2015, 96.
25 İsnâaşeriyye’nin altıncı, İsmâiliyye’nin beşinci imamı, Caferî fıkhının kurucusudur. 80 (699)
veya 83 (702) yılında Medine’de doğdu. Babası İsnâaşeriyye’nin beşinci imamı Muhammed elBâkır,
annesi Hz. Ebû Bekir’in torunu olan Kasım b. Muhammed’in kızı Ümmü Ferve’dir. Künyesi
büyük oğlu İsmâil’e nisbetle Ebû İsmâil ise de onun kendisinden önce vefat etmesi sebebiyle daha
çok Ebû Abdullah, bazan da Ebû Mûsâ diye anılmıştır. Lakaplarının en meşhuru Sâdık olup
Sâbir, Fâzıl, Tâhir ve Âtır lakaplarıyla da zikredilmiştir. Ca‘fer es-Sâdık Medine’de vefat etti. Şiî
rivayetlerine göre onun Abbâsî Halifesi Ebû Ca‘fer el-Mansûr tarafından zehirlenerek
öldürülmüştür (Mustafa Öz, “Ca'fer es-Sâdık”, DİA, İstanbul 1993, VII, 1-3).
26 Ukalâ-yi mecânînden (deli görünüşlü akıllılar) olan Behlûl-i Dânâ, Behlûl-i Dîvâne, Sultânü’lmeczûbîn
ve Abbasî halifesi Hârûnürreşîd (788-809) ile olan münasebeti dolayısıyla Behlûl erReşit
diye de anılır. Aslen Kûfeli olup Bağdat’ta yaşamıştır. Behlûl başlangıçta saf ve deli olmayıp
sonradan ilâhî cezbeye tutularak kendinden geçtiği, bir daha kendine gelmediği ve nefsinin
tamamıyla silinip gittiği rivayet edilmektedir. Sorulan sorulara çoğunlukla gülerek, bazen de
kahkaha atarak cevap verir, ancak bu alaycı tavırları genellikle bir uyarı ve öğüt anlamı taşırmış.
Bazı menkıbeler onu Hârûnürreşîd’in kardeşi, bazıları yeğeni, bazıları da nedimi olarak gösterir.
806’da vefat etmiştir. (Uludağ, Süleyman, “Behlûl-i Dânâ”, DİA, İstanbul 1992, V, 352-353).
27 Abbasî halifesidir. Muharrem 149’da (Şubat-Mart 766) veya 30 Zilhicce 145’te (20 Mart 763)
Rey’de doğmuştur. Babası Halife Mehdî-Billâh, annesi Hayzürân bint Atâ olup Hz. Abbas’ın
yedinci göbekten torunudur. Abbâsî hânedanının İslâm dünyası dışında en fazla tanınan siması
Türkçe ve Farsçada Ortak Kullanılan Atasözleri
SBD 57 135
Kendini deliliğe verip öyle sözler söylermiş ki eğer akıllı olsaymış Harun onu öldürmeyi
emredermiş; ama Harun ona tahammül ediyormuş.
Behlül deliler gibi çok fazla gülüyor ve feryat ediyordu; ama uzun bir süredir
onun yüzünde bir tebessüm bile belirmiyordu ve gülünç işler yapmıyordu. Harun bir
şey düşündü. Behlül’ün artık niçin gülmediğini öğrensin diye bir görevli tuttu. O,
sebebini anlayıncaya kadar sürekli Behlül’ü takip ediyordu. Nihayet bir gün sabah
Harun’un görevlisi Behlül’ün güldüğünü gördü. O gün Behlül her zamanki gibi şehirde
yürürken pazara uğradı. Pazarda aniden bir kasap dükkânın önünde durdu ve keçi,
koyun ve kuzunun cansız bedenine bakarak birden bire kahkaha attı. Harun’un görevlisi
çabucak kendini saraya attı ve şöyle dedi:
“Efendim müjde! Behlül güldü.” Harun dedi:
“Neye güldüğünü anlamadın mı?” Görevli dedi:
“Hayır anlamadım.”
Harun, Behlül’ü huzuruna getirmelerini emretti. Behlül gelince ona dönüp şöyle
dedi:
“Galiba durumun düzelmiş, ne oldu da yeniden güldün?”
Behlül dedi:
“Önceden korkuyordum, bu sebeple üzgün ve asık suratlıydım; ama artık
korkmuyorum.”
Harun sordu:
“Niçin korkuyordun?”
Behlül dedi:
“Sen çok fazla kötü şeyler yapıyor ve günah işliyorsun. Allah’ın senin günahlarına
karşılık bir ceza gönderip senin günahının ateşinde kurunun yanında yaşı da
yakmasından korkuyordum; ama bugün kasap dükkânın önünde keçiyi kendi bacağından
koyunu da kendi bacağından astıklarını gördüm.
Allah’ın adaletli olduğunu ve hiç kimseyi başkasının mezarına koymadığını
anladım.” Böyle bir cevabı beklemeyen Harun sinirlendi ve Behlül’ü saraydan
çıkarmalarını emretti.

Hârûnürreşîd’dir. Tûs şehrinde 3 Cemâziyelâhir 193’te (24 Mart 809) vefat etmiştir (Nahide
Bozkurt, “Hârûnürreşîd”, DİA, İstanbul 1997, XVI, 258-261).
136 SBD
57 Şeyda ARISOY
O zamandan bu zamana iyi ve kötü işin hesabını tutmayı söylemek istediklerinde
“keçi kendi bacağından koyun da kendi bacağından asılır” derler.28
Ak koyunu (ala keçiyi) gören, içi dolu yağ sanır.
Bir şeyin dıştan görünüşüne bakarak içinin de öyle olduğunu sananlar
aldanırlar.29
İçi beni yakar dışı sizi
Derler ki;
Köylü bir adam şehre gitti. Onun şehirli arkadaşlarından birinin çok çirkin bir
kızı vardı. Arkadaşlarından iki üç kişi birlik olup onun etrafını sardılar, kızcağızı onunla
nikâhladılar. Köylünün ona yaptığı hileyi anladığında iş işten geçmişti. Sonra kaderine
razı oldu ve onu kabul etti. İki gün sonra karısı eşeğe bindi ve köye doğru yol aldı.
Kadın şehirli olduğu için başında şatafatlı bir örtü vardı ve yüksek topuklu bir ayakkabı
giymişti, tam anlamıyla kendini alımlı gösteriyordu.
Onun bu görünüşü köylülerin dikkatini çekti ve gerçekten boylu poslu olduğu
için bakışların çoğunu üstüne topluyordu. O, köyün sokaklarında çarşafla ve yüzü peçeli
dolaştığı için hiç kimse onun yüzünü göremiyordu. Herkes yüzünün de endamı gibi
güzel olduğunu düşünüyordu. Tesadüfen bir gün kocası köy ahalisinden bir grupla
bakkal dükkânının sekisinin üzerine oturmuş çay içerken bu kadının aynı süslü
çarşafıyla oradan geçtiğini ve köyün iki üç serserisinin onun peşine takıldığını gördü.
Kadının cazip ve gönül alıcı görünüşü orada oturan diğer köylülerin de birçoğunun
dikkatini çekmişti ve hepsi bakışlarını ona doğru çeviriyordu.
Adam, karısının peşinden giden o birkaç gencin ve kendi etrafındakilerin de
gönlünü çaldığını görünce, gayri ihtiyari yerinden kalktı ve çarşafı başından çekti. Onun
çirkin, yaralı yüzünü, kepçe kulağını ve onun kelliğini o topluluğun gözünün önüne
serdi. Şöyle dedi: Allah aşkına içinin beni dışının sizi nasıl yaktığına bakınız ve
anlayınız.30
SONUÇ
Kaynağını geçmişte tecrübe edilmiş olaylardan alan ve anonim niteliği taşıyan
atasözleri, bu tür hikâyelerin nesilden nesile aktarılmasıyla toplum tarafından kabul
görmüştür. Her hikâyenin sonunda karşı tarafa o hikâyeden bir çıkarım yaptıracak kısa
ve nükteli bir söz günümüze atasözü olarak gelmiştir. Atasözleri bir kültürün duygu
düşünce ve inanç yapısını yansıttığı için atasözünün kaynağı olan hikâyeler kültürden
kültüre farklılık gösterebilir ama her toplum için aynı dersi verir. Atasözleri bir konu

28 www.beytoote.com/fun/proverb/cat-smell1-flesh.html, Erişim tarihi: 11.01.2015.
29 Aksoy, a.g.e, s.132.
30 www.vista.ir/article/8122/, Erişim tarihi:06.01.2015.
Türkçe ve Farsçada Ortak Kullanılan Atasözleri
SBD 57 137
hakkında savunulan bilginin tanıklığını yapar. Bu yüzden bir konunun en iyi
açıklayıcısıdır. Atasözleri ile ilgili anlatılan hikâyeler zaman ve mekân değiştikçe farklılığa
uğramış olabilir.
Çalışmada incelenen Farsça atasözleri ve hikâyeleri Türk edebiyatındakilere yakın
ve benzer özellikler taşımaktadır. Kullanım şekilleri farklı olsa da çıkarılan anlamlar ve
dersler dilimizdeki kullanım alanlarıyla aynıdır. Bu bağlamda her dilde kullanılan
atasözleri ve deyimler söz konusu şahsiyetler, meydana geldikleri yerler kesin olmasa da
mutlaka yaşanılmış bir olay sonucu meydana geldiği görülmektedir.
KAYNAKLAR
Aksoy, Ömer, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü I, İstanbul 2015, İnkılâp Kitabevi.
Aksoy, Ömer, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü II, İstanbul 2007, İnkılâp Kitabevi.
Bozkurt, Nahide, “Hârûnürreşîd”, DİA, İstanbul 1997, XVI, 258-261.
Cevâdbân, “Zarbu’l-mesel”, Dânişnâme-i Edeb-i Fârsî (ed. Hasan Enûşe), İntişârât-i
Vezaret-i Ferheng-i Îrşad-i İslam Tahran 1381 hş. I-VII, 925-927.
Değirmençay, Veyis, Fünûn-i Belâgat ve Sınâât-i Edebî, Ankara 2004, Aktif Yayınevi.
Dihhudâ, Ali Ekber, Lugatnâme, Tahran 1341 hş. I-L.
Güneş, Sadriye, “Türk ve Rus Atasözleri Arasındaki Benzerlikler” (İstanbul Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek lisans Tezi), İstanbul, 1999.
Kanar, Mehmet, Farsça Türkçe Sözlük, İstanbul 2010, Say Yayınları.
Oy, Aydın, “Atasözü”, DİA, İstanbul 1994, IV, 44-46.
Öz, Mustafa, “Ca'fer es-Sâdık”, DİA, İstanbul 1993, VII, 1-3.
Parlatır, İsmail, Deyimler, Ankara 2013, Yargı Yayınevi.
Somuncu, Samet, Açıklamalı Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, İstanbul 2007, Karçiçeği
Yayınları.
Tuğluk, Mehmet Emin, “Atasözlerinin Sınıflandırılması ve Yapısal Özellikleri” (Dicle
Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Yüksek lisans Tezi), Diyarbakır 2012.
Uludağ, Süleyman, “Behlûl-i Dânâ”, DİA, İstanbul 1992, V, 352-353.
Yavuz, Yusuf Şevki “İbnü'l-Cevzî”, DİA, İstanbul 1999, XIX, 543-549.
Yüksel Arvas, Selcen, Atasözleri ve Hikâyeleri, İstanbul 2015, Carpe Diem Yayıncılık.
www.vista.ir/article/8149/کن –دراز -خود -گلیم-اندازۀ -به -را -پا ,Erişim tarihi: 10.10.2014.
www.vista.ir/article/8125افتادن –چاه -به -و -آمدن در -چاله -از ,Erişim tarihi: 14.10.2014.
138 SBD
57 Şeyda ARISOY
www.beytoote.com/fun/proverb/handkerchief-fired2-gheissarieh.html, Erişim tarihi:
18.10.2014.
www.jamnews.ir/detail/News/194099, Erişim tarihi: 20.10.2014.
www.beytoote.com/fun/proverb/wells-lack-yourself-second.html, Erişim tarihi: 02.12.2014.
www.beytoote.com/fun/proverb/keep-good2-proverb.html, Erişim tarihi: 08.01.2015.
www.beytoote.com/fun/proverb/cat-smell1-flesh.html, Erişim tarihi: 11.01.2015.
www.sarapoem.persiangig.com/link7/zarb143.html, Erişim tarihi: 10.03.2015.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar