NAZÎM YAHYA’NIN BİR AŞK HİKÂYESİ: “DÂSTÂN-I HECR Ü VİSÂL”

A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 57, ERZURUM 2016, 1663-1700
NAZÎM YAHYA’NIN BİR AŞK HİKÂYESİ: “DÂSTÂN-I HECR Ü VİSÂL”
İsmail YILDIRIM
Öz
XVIII. asır şairlerinden Nazîm Yahya (ö. 1727) Klâsik Türk edebiyatı
dairesinde yetişmiş, devrinin önde gelen simalarından birisidir. İstanbul’un
Kumkapı semtinde doğan şairin asıl adı Yahya’dır. Şair aynı mahlası
kullananlardan ayırt edilmek için Nazîm Yahya Çelebi ismiyle anılmıştır.
Arapça ve Farsça’yı iyi bilen şair, özellikle musikî alanında devrinin önde
gelen musikîşinaslarından biridir. Ayrıca, Divan şiirinde çok na’t yazan
şairler arasında yer alan Nazîm’in tek eseri, beş ayrı divandan oluşan Divan-ı
Belâgat-unvân-ı Nazîm’idir. Söz konusu Divan, klâsik edebiyatımızın en
hacimli divanlarından birisidir.
Şairin Dâstân-ı Hecr ü Visâl adlı mesnevisi, 1668 tarihinde tamamladığı
birinci divanında yer almakta ve 160 beyitten meydana gelmektedir. Sade ve
akıcı bir üslûpla kaleme alınan mesnevide genel olarak; Hecr ve Visâl’in
aşkı, rakiplerin bu aşka olan tahammülsüzlükleri, iki sevgilinin ayrılması ve
âşığın başından geçen maceraları konu edinmektedir. Hikâye, klâsik mesnevi
tarzı tertip ve hususiyetlerini içerisinde barındırmakta; başından sonuna
tahkiyevî anlatımın esrarengiz havası içinde geçmektedir. Ayrıca mesnevi
içerisinde konunun akışına uygun ve tekdüzeliği kırmak maksadıyla kaleme
alınan bir gazel, bir de rubaî bulunmaktadır. Bu çalışmada önce Nazîm
Yahya’nın hayatı ve edebî şahsiyeti hakkında bilgi verilecek; sonra yukarıda
adı geçen hikâye incelenerek mesnevinin transkribe edilmiş metni
sunulacaktır.
Anahtar Sözcükler: Nazîm Yahya, Divan şiiri, Mesnevi, Dâstân-ı
Hecr ü Visâl.
A LOVE STORY BY NAZÎM YAHYA: “DÂSTÂN-I HECR Ü VİSÂL”
Abstract
Being one of the poets of 18th century, Nazîm Yahya (d. 1727) is one of
the leading faces of the era who was educated in Classical Turkish literature.
Born in Kumkapi district of Istanbul, the poet’s real name is Yahya. The poet
was referred to as Nazîm Yahya Çelebi so that he can be differentiated with
those using the same pseudonym. Being able to speak Arabic and Persian, the
poet is particularly one of the prominent music lovers of the era.
Furthermore, being one of the poets who write lots of odes, Nazîm has
Divan-ı Belâgat-unvân-ı Nazîm, which consists of five different divans. This
Divan is one of the most voluminous divans of the Classical literature.
The poet’s mesnevi called Dâstân-ı Hecr ü Visâl is included in the first
divan which was completed by him in 1668 and it consists of 160 couplets.
Written with a simple and fluent style, that mesnevi includes the love of Hecr
and Visâl, intolerances of the rivals towards that love, separation of those
lovers and the adventures of the lover in general. The story contains classical
mesnevi style disposition and intimacies; and it is in a mysterious atmosphere

 Arş. Gör.; Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
ismailyildiriim@gmail.com.
1664* TAED 57 İsmail YILDIRIM
in its narration from the beginning to the end. There are also a gazelle and a
rubaie which is written in conformity with the flow of the subject and to
disrupt uniformity inside the mesnevi. And this study will primarily give
information about Nazîm Yahya’s life and literary personality and then
examine the abovementioned story and give the transcribed version of the
mesnevi.
Keywords: Nazîm Yahya, Divan poetry, Mesnevi, Dâstân-ı Hecr ü Visâl.
Giriş
Arapça “ŝ, n, y” üçlü kökünden türeyen ve “ikişer ikişer” manasına gelen
“mesnen” kelimesinin bir nisbet şekli gibi görünen mesnevi kelimesi, Arapçada
kullanılmamıştır.1
İştikakı itibariyle Arapça olan mesnevi tabiri, Farsçada genelleşerek
yayılmış ve daha sonra Türkçeye geçmiştir.2 Beyit sayısı bakımından hiçbir kısıtlayıcı
kurala bağlı değildir. Gerek beyitler arasında kafiye bağlantısı bulunmaması, gerek
beyit sayısının sınırlı olmaması, şairlerin işledikleri konuyu istedikleri kadar
genişletmelerine imkân sağlamış; bu yüzden de çok kullanılan bir nazım şekli
olmuştur.3
Klâsik Türk edebiyatı ürünlerine bakıldığında mesnevi nazım şekli ile
meydana getirilen birçok eser görülür. Farklı konular etrafında kaleme alınan bu
eserler kimi zaman aşk konulu, kimi zaman destansı, kimi zaman ahlâkî vs. temalar
etrafında şekillenmiştir. Bu tarz mesnevilerin konuları çoğu zaman Arap ve Fars
edebiyatından alınmakla beraber, şairlerimiz onları tercüme eder veya yeniden
yazarken ekleme yahut çıkarmalar yapmış; böylece şiirdeki ustalıklarını ve hünerlerini
göstermeye çalışmışlardır. Hatta şairler bu vadide beş mesnevi yazarak bir hamse4
oluşturma gayreti içerisine de girmişlerdir.
Nazîm Yahya (ö. 1727)’nın kaleme aldığı Dâstân-ı Hecr ü Visâl adlı mesnevi
“iki kahramanlı aşk hikâyeleri” adı altında değerlendirilebilir. Hikâyenin
kahramanının Nazîm olduğu anlaşılan metinde, hikâye kahramanlarının başından
geçen maceralar anlatılır. Klâsik Türk edebiyatının farklı dönemlerinde bu tür eserler
kaleme alınmış olup, devrin genel vasıflarını yansıtan edebî eserler içinde aşk

1 Ahmet Ateş, “Mesnevî” İslâm Ansiklopedisi, MEB Yayınları, C. 8, İstanbul 1971, s. 127.
2 Âmil Çelebioğlu, Türk Edebiyatında Mesnevi [XV. Yüzyıla Kadar], Kitabevi Yay., İstanbul 1999, s. 21.
3
İsmail Ünver, “Mesnevi”, Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı II (Divan Şiiri), S. 415-416-417/Temmuz-Ağustos-Eylül,
Ankara 1986, s. 432.
4 Hamse hakkında geniş bilgi için bk. Mehmet Arslan, Türk Edebiyatı’nda Hamse, Türkiye Araştırmaları Literatür
Dergisi, C. 5, S. 9, 2007, s. 305-322; Tahsin Yazıcı-Cemal Kunaz, “Hamse” TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1997,
C. 15, s. 499-500; Hüseyin Ayan, Divan Edebiyatında Hamseler, AÜ Edebiyat Fakültesi Araştırma Dergisi, (Ahmed
Caferoğlu Özel Sayısı), S. 10, Ankara 1979, s. 87-100.
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1665
mesnevileri ön planda tutulmuştur. Hamdullah Hamdi (ö. 1503)’nin Yûsuf u
Züleyhâ’sı5
, Fuzulî (ö. 1556)’nin Leylâ vü Mecnûn’u6
, Şeyh Galib (ö. 1799)’in Hüsn ü
Aşk’ı7
üslup ve muhteva açısından dönemlerinin en yetkin aşk mesnevileri arasında
yer alır.
Aşk konusunun işlendiği bu hikâyelerin çoğu maddî aşkı ve bu uğurda
âşıkların başından geçen maceraları konu alan mesnevilerdir. En güzel örnekleri XIV,
XV ve XVI. yüzyıllarda kaleme alınan bu eserler arasında Yûsuf u Züleyhâ, Leylâ vü
Mecnûn, Husrev ü Şîrîn, Ferhâd u Şîrîn, Varaka ve Gülşah, Cemşîd ü Hûrşîd, Vâmık u
Azrâ, Süheyl ü Nevbahâr en çok işlenen hikâyeler arasında yer almaktadır.8 Aşk
mesnevileri iki âşık kahramanın aşk merkezinde yaşadıklarının konu edildiği vaka
esasına dayalı eserlerdir. Vaka herhangi bir alakayla bir arada bulunan veya
birbirleriyle ilgilenmek mecburiyetinde kalan fertlerden en az ikisinin karşılıklı
münasebetlerinin tezahürüdür.9
Nazîm’in Dâstân-ı Hecr ü Visâl’i de söz konusu mesneviler gibi vaka esaslı,
şairin başından geçen hadiseleri konu edinen bir hikâyedir. Mesnevi, İstanbul’da
Takvîm-i Vakâyi’ Matbaası’nda 1257 (1841) tarihinde basılan ve beş ayrı divandan
meydana gelen “Dîvân-ı Belâgat-unvân-ı Nazîm”
10 isimli külliyatın birinci divanının
145-150. sayfaları arasında yer almaktadır. Eseri incelemeye geçmeden önce meydana
getiren şair hakkında bilgi vermek uygun olacaktır.
Nazîm Yahya Çelebi
İstanbul’un Kumkapı semtinde Gedikpaşa’da dünyaya gelen şair, bu sebeple
Gedikpaşalı Nazîm diye anılmıştır. Kaynaklarda11 Nazîm’in vefatında seksen yaşlarında olduğu
belirtildiğine göre 1059 (1649) civarında doğduğu söylenebilir. Divanındaki bir tarih
manzumesinden12 anlaşıldığına göre babası 1103 (1692) vefat eden Ali Çelebi’dir. Şiir ve

5 Naci Onur, Hamdi, Yûsuf u Züleyhâ, Akçağ Yayınları, Ankara 1991.
6 Hüseyin Ayan, Leylâ vü Mecnûn, Dergâh Yayınları, İstanbul 2011.
7 Muhammet Nur Doğan, Hüsn ü Aşk, Ötüken Yayınları, İstanbul 2002.
8 Mustafa Uzun, “Aşk” (Edebiyat, Kültür ve Sanat), DİA C. 4, TDV Yay., İstanbul 1991, s. 19.
9
Şerif Aktaş, Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Akçağ Yayınları, Ankara 2005, s. 46.
10 Yahya Nazim, Divan-ı Belâgat-unvân-ı Nazîm, Takvîm-i Vakâyi’ Matbaası, İstanbul 1247.
11 Rûşen Ferit Kam, Bestegâr Şair Nazim, Hilâl Matbaası, İstanbul 1933, s. 4.
12 Nazîm girye-künân fevtine didüm târîh
“Cihânda Kevser içe dembedem Ali Çelebi” (1103) [Divan, s. 144]
1666* TAED 57 İsmail YILDIRIM
musikiye olan kabiliyetinin anlaşılması üzerine Enderun’a alınan şair, burada iyi bir tahsil
görmüş, Arapça ve Farsça öğrenmiştir.13
Gençlik yıllarında Mevlevî tarikatına intisap ederek üç yıl kadar Galata Mevlevihanesi
şeyhi Arzî Mehmed Dede’nin hizmetinde bulunduğu, daha sonra Edirne Mevlevihanesi şeyhi
Neşatî Dede’ye bağlandığı, onlardan edebiyat ve musiki konularında faydalandığı haklarında
yazdığı medhiyelerden anlaşılmaktadır. Edirne Mevlevihanesinin Neşâtî Dede tarafından tamiri
vesilesiyle söylediği bir tarihten hareketle onun postnişinlikte bulunduğu 1670-1674 yılları
arasında bir müddet Edirne’de yaşadığını tahminen söylemek mümkündür.14
Şairin ilk mahlası Halîm’dir. Safâyî Tezkiresi’nde yer alan “Nice zaman Halîm tahallüs
edip ba’dehu Nazîm’de âheng-i karar ihtiyar etmişdir”
15 ifadesi bu hükmü doğrular niteliktedir.
Daha sonra Neşatî tarafından kendisine Nazîm mahlası verilmiştir. Şairin tahsili hakkında ise
Sâlim Efendi “… tahsîl-i ma’ârif-i vefîr ve tekmîl-i avârif-i kesîrden”
16, Safâyî ise, “…evâil-i
hâlinde tahsîl-i ma’ârif-i bisyâr ile asrun şu’arâsından olup”
17 ifadelerine yer verir.
Yahyâ Nazîm’in tek eseri, Dîvân-ı Belâgat-unvân-ı Nazîm’idir. Divanının üçte ikisini
na’tlar oluşturur.18 Divan şiirinde çok na’t yazan şairler arasında yer alan Nazîm, kasidelerinde
Nef’î (ö. 1635), gazellerinde Neşatî (ö. 1674)’nin tesirleri görülen ve her iki şair yanında Fehîmi
Kadîm (ö. 1648)’e de nazireler yazmış; divan edebiyatında şarkı türünün ilk örneklerini
vermiştir. Bestekârlığının yanı sıra tiz ve etkili sesiyle dönemin önde gelen hânendelerinden
olan Nazîm, devrin na’thanları ve dinî edebiyatın önemli şairleri arasında yer almış bir
sanatkârdır.19 Bu hususta Bursalı Mehmed Tâhir Bey (ö. 1925): “Na’t-gū-yı bî-nazîr olan bir
şâir-i şehîrdir”
20 ifadelerini kullanır. Tarihçi Atâ Bey (ö. 1883) ise Nazîm Yahya’yı, Na’t-gû

13 Mustafa Uzun-Nuri Özcan, “Nazîm”, DİA C. 32, TDV Yay., İstanbul 2006, s. 452.
14 Mustafa Uzun-Nuri Özcan, agm., s. 452.
15 Pervin Çapan, Tezkire-i Safâyî, AKM Başkanlığı Yayınları, Ankara 2005, s. 660.
16 Adnan İnce, Tezkiretü’ş-Şu’arâ, Sâlim Efendi”, AKM Başkanlığı Yayınları, Ankara 2005, s. 670.
17 Pervin Çapan, age., s. 660.
18 Şairin söz konusu külliyatı üzerine yapılmış çalışmalar için bk. Nevin Gümüş, Yahya Nazim Divanı I (İncelemeMetin),
Erciyes Üni., SBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1992: Aynur Çağlıişlek, Yahya Nazim
Divanı II (İnceleme-Metin), Erciyes Üni., SBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1991: Mehmet Şimşek,
Yahya Nazim Divanı III (İnceleme-Metin), Erciyes Üni., SBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 2007:
Ahmet Kurban, Yahya Nazim Divanı IV (İnceleme-Metin), Erciyes Üni., SBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi,
Kayseri 1992: Şaziye Kayhan Ertürk, Yahya Nazim Divanı V (İnceleme-Metin), Erciyes Üni., SBE, Yayımlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1996.
19 Mustafa Uzun-Nuri Özcan, agm., s. 453.
20 Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri I-II-III, (haz. Cemal Kurnaz-Mustafa Tatçı), Bizim Büro Yayınevi, C.
II, Ankara 2009, s. 452.
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1667
Nazîm Efendi olarak tanıtmış, çok sayıda na’tının olduğunu ayrıca ilim ve sanatını Enderun’da
edindiğini kaydetmiştir.21
Edebiyat tarihimizde na‘t söyleyicilikle ün kazanmış olan Nazîm, lisanına hâkim,
kalemine sahip ve divan edebiyatının icap ettirdiği bilgilere hakkıyla vâkıf bir üstad
olduğundan, o devirde yetişmiş şairlerimizin önde gelenleri arasında görülür. 22 Şeyhülislâm
Es’ad Efendi’nin (ö. 1753) Atrabü’l-âsâr’ında23 500’den fazla beste, semaî ve şarkısı olduğunu
söylediği Nazîm’in eserlerinden 300’e yakınının güftesi, güfte mecmualarında tespit
edilmiştir.24
1. Üslûp ve Şekil Özellikleri
Eser, çift kahramanlı aşk mesnevilerinde konu edinilen aşk hikâyelerine benzemesine
rağmen hayalî ve olağanüstü herhangi bir olayın geçmediği, beşerî bir aşkın işlendiği gerçek bir
hikâye görünümündedir. 160 beyitten meydana gelen mesnevi, sade bir üsluba sahiptir.
Klâsik mesnevilerin aksine Dâstân-ı Hecr ü Visâl’de “Besmele” kısmı
bulunmamaktadır. Genel olarak ifade edilmek istenirse mesnevi, ana hatlarıyla üç ana bölümden
meydana gelmektedir. Bunlar giriş, konunun işlendiği asıl bölüm ve hâtimedir. Eserin
mukaddime kısmı tevhid (1-3. beyitler), münâcât (3-7. beyitler), na’t (8-14. beyitler), sebeb-i
te’lif (15-23. beyitler)’ten meydana gelmekte; asıl konunun yer aldığı âgâz-ı dâstân (24-145.
beyitler) arasını kapsamakta ve son olarak hâtime (146-160. beyitler) kısmı gelmektedir. Şair,
eser içerisinde 103 ile 109. beyitler arasını gazele; 113 ve 114. beyitleri ise rubaîye ayırmıştır.
Eser, aruz vezninin hafif bahrinden fe’ilâtün (fâ’ilâtün) mefâ’ilün fe’ilün (fa’lün)
kalıbıyla yazılmıştır. Şairin eserde aruzu başarıyla kullandığı ifade edilebilir. Fakat, eserde yer
alan birkaç beyitte vezin aksaklıkları göze çarpmaktadır. Söz konusu beyitler şu şekildedir:25
Źerreden de ĥaķįr iken dil-i zār
Ŧaġlarca henūz ġuśśası var (36)

21 Muhittin Eliaçık, Edebiyat Tarihimize Işık Tutan Bir Eser: Atâ Tarihinin 4-5. Ciltleri, İlmî Araştırmalar S. 20,
İstanbul 2005, s. 76.
22 Nazmi Özalp, Türk Mûsikîsi Tarihi, MEB Yayınları, C. 1, Ankara 1986, s. 169.
23 Eser hakkında tafsilatlı bilgi için bk. Cem Behar, Şeyhülislâm’ın Müziği 18. Yüzyılda Osmanlı/Türk Musikisi ve
Şeyhülislâm Es’ad Efendi’nin Atrabü’l-Âsâr’ı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2010.
24 Mustafa Uzun-Nuri Özcan, agm., s. 453.
25 Veznin aksadığı mısralar italik gösterilmiştir.
1668* TAED 57 İsmail YILDIRIM
Nicedür ol ġarįbüñ ĥāli
ǾAceb ol derd-mendüñ aĥvāli (98)
Türk şiirinde imale, yabancı kelimelerin dile yerleşmeye başlaması ve şairlerin aruz
ölçüsüne gittikçe alışmalarıyla birlikte giderek azalmaya başlamış, ama hiçbir zaman bütünüyle
ortadan kalkmamıştır. Bütün çabalara rağmen yine de yüzyıllar boyu ve bütün şairlerde az ya da
çok imaleli aruz uygulamaları görülmüştür.26 Nazîm’in mesnevisinde de bu uygulamanın yoğun
olarak kullanıldığını görüyoruz. Eserde bunun örnekleri çoktur, biz burda birkaç tanesini
vermekle yetiniyoruz:
Şādmān it beni ĥabįbüm ile
Ħastası oldıġım ŧabįbüm ile (8)
Yir içerken anıñla şām u seher
Bana dirken peder ben aña püser (69)
Ĥālüme çeşm-i Ǿişve-bāzuñ içün
Nažar eyle nigāh-ı nāzuñ içün (134)
Mesnevilerde çoğunlukla kullanılan kafiye türü tam kafiyedir. Çoğu zaman zengin
kafiye de (uzun ünlülerle yapılan kafiyeler: -ân, -ûn, -în gibi) kullanılmış olup, tam ve zengin
kafiye “gür ve bol sesli” bir kafiyedir.27 Dâstân-ı Hecr ü Visâl’de de tam kafiye oranının diğer
kafiye çeşitlerine nazaran daha yoğun kullanıldığını görüyoruz. Redifler çok defa divan şiirinin,
Türkçe’nin ifade imkânlarını, söyleyiş hususiyetlerini denediği ve ana dilde kendisini bulduğu
tarafıdır. Divan şiirinin redifleri Arapça ve Farsça kelimelerden çok Türk dilinin malzemesi
üzerine kurulmuştur.
28 Nazîm Yahya’nın mesnevisinde rediflerin önemli bir yeri vardır. Şair
mesnevisinin 95 beytinde redife yer vermiştir. Bunların büyük kısmını Türkçe kelimeler teşkil
etmektedir. Türkçe rediflerin bazıları şöyledir:
O Reśūlüñ çihār-yāri içün
Bezm-i ħāśśında yār-ı ġārı içün (5)

26 Haluk İpekten, Nazım Şekilleri ve Aruz, Dergâh Yayınları, İstanbul 2010, s. 147.
27 Cem Dilçin, Fuzulî’nin Bir Gazelinin Şerhi ve Yapısal Yönden İncelenmesi”, C. 9, S. 1, Türkoloji Degisi, s. 43-98.
28 Ömer Faruk Akün, Divan Edebiyatı, İsam Yayınları, İstanbul 2013, s. 76.
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1669
Cānı cānānuma mülāķį ķıl
Beni sermest anı sāķį ķıl (9)
Evvel eylerken iltifāt baña
Ĥased eylerdi kāǿināt baña (63)
Nazîm Yahya mesnevisini sade bir dille kaleme almıştır. Nazîm, Sebk-i Hindî
hareketinin tesirinde kalmış; bu tesir daha çok kendisini divanının muhtevasında göstermiştir.
Derin hayaller, ince mazmunlar şairin şiirinde yer alan temel ögelerdir. Bununla beraber şairin
Dâstân-ı Hecr ü Visâl’i üslûbunun akıcılığı ve yalın diliyle dikkat çekmektedir. Şairin şu beyti
tamamen Türkçe kelimelerden meydana gelmektedir:
Bilmezem n’eyleyem nice ideyüm
Nereye başumı alup gideyüm (80)
Kelime seçimi, ünlü ünsüz ilişkileri (aliterasyon/asonans), söz tekrarları, mısra
tekrarları, vezin, kafiye, redif gibi paralellikler Divan şiirinde ahengi sağlayan en önemli
unsurlardandır.29 Şair Nazîm, mesnevisinde söz konusu ses ve kelime tekrarlarına yer vererek
üsluba canlılık kazandırmak istemiştir. Şair, böylece şiirde müzikaliteyi sağlamak ve ahenkli bir
bütün ortaya koyma gayretindedir. Okuyucuya duygularının yoğunluğunu duyurma gayretinde
olan şair, kulağa hoş gelen ses ve sözleri oldukça yoğun ve başarılı bir şekilde kullanmıştır. Bu
hususta ön plana çıkan beyitler şöyledir:
Derd-i dilberde derde düşdi tenüm
Düşmenüm düşmeye o derde benüm (42)
El-amān ey maĥabbet-i cānān
El-amān ey meşaķķat-i hicrān (78)
Maĥrem-i rāz u yār-ı ġārum idi
Kūşe-i ġamda ġam-güsārum idi (84)

29 Bahir Selçuk, Divan Şiirindeki Ses ve Ahenkle İlgili Sanatlara Genel Bir Bakış, Ulusal Eski Türk Edebiyatı
Sempozyumu, Adıyaman 15-16 Mayıs 2008, s. 484.
1670* TAED 57 İsmail YILDIRIM
Cūy-veş sū-be-sū revān oldum
Cüst ü cū eyleyüp anı buldum (111)
Eserde önemli bir yer tutan izafet kesreli tamlamalar hemen her beyitte görülür: (āl-i
Aĥmed, viśāl-i Aĥmed, ħāk-i pāy, çeşm-i ĥaśret, āġūş-ı cān, bāġ-ı dünyā, pāy-ı Ǿaķl vs).
Tamlamaların önemli bir yekûnunu da vasıf terkipleri oluşturur: (sehį-ķad, şūr-pezįr, teşne-leb,
lāle-ħad, Ǿişve-endįşe, vefā-pįşe, Ŧūbā-ķıyām, sidre-ħırām, meymenet-lüzūm vs). Mesnevinin
dilinin sade olmasına binaen Sebk-i Hindî’nin de etkisiyle zincirleme isim tamlamaları eserde
(şeref-i Ĥażret-i Muĥammed, naġme-perdāz-ı meclis-i gül, ĥabbe-i ħāl-i rūy, derd-i miĥnet-i
Ǿaşķ, çeşme-sār-ı Ǿālem-i ġayb, māh-ı bedr-i şām-ı ümįd, āfitāb-ı śubĥ-ı saǾįd, ġayret-i āhuvān-ı
Çįn ü Ħıŧā, deyr-i ĥüsn-i melāĥat, şemşįr-i cān-teǿŝįr-i āh, ālūde-i çirk-āb-ı töhmet, KāǾbe-i kūy-
ı yār, meh-i bedr-i şām-ı āmāl, mihr-i raħşān-ı śubĥ-ı iķbāl, Kevŝer-nümūn-ı bāġ-ı behişt, naħl-i
bāġ-ı cān, keyf-i cām-ı leb, mest-i śaĥbā-yı Ǿaşķ, neyyir-i ĥüsn-i bį-miŝāl, rūĥ-ı pāk-i
Muĥammed, kemāl-i źevķ-i viśāl, ĥāl-i ħaśm-ı denį) 22 adettir.
Şair Nazîm, mesnevisinde 1 beytini mülemmâ beyit sayılabilecek Arapça kelimelerden
meydana getirmiştir. Bununla birlikte şair, Arap edebiyatında kullanılan bir atasözüne de yer
vermiş olur. Aynı doğrultuda şair “Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur” ve “Hatasız kul
olmaz” gibi Türk atasözlerini kullanarak irsal-i mesel sanatı yapar:
Ŧaġ ŧaġa ķavuşmasa meŝelā
Ķavuşur ādem ādeme cānā (127)
Çeşmüme sensiz oldı ħˇāb ĥarām
ǾAcebā li’l-muĥibbi keyfe yenām
30 (130)
Nola Ǿafv eyleseñ benüm günehüm
Ķul ħaŧāsız olur mı pādişehüm (142)
Eserde sevgili hayli başarılı bir şekilde tasvir edilmiştir, denebilir. Mesnevilerde önemli
bir yer tutan tasvir hakkında Şentürk’ün tespitleri şu yöndedir: “Tasvirin amacı bir durumu veya
imajı zihinde canlandırmak olduğundan, şair bu yolla sayfalarca anlatılabilecek bir sahneyi
okuyucunun zihninde birkaç kelimeyle oluşturabilmektedir. Tasvirî anlatım, okuyucu veya
dinleyiciyi çabuk etkileyen, verilmek istenen mesajı en kısa yoldan verip öğreten, hislendirip

30 Seven nasıl uyur şaşarım!
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1671
düşündüren bir metottur.”31 Dolayısıyla edebî tasvirde mecazî değişim genellikle teşbih, istiare,
mecâz-ı mürsel, kinaye vb. edebî sanatlarla yapılmaktadır. Bu tasvirlerde kullanılan
benzetmeler, mecazlar, tasvir edilen unsurları canlı ve neşeli göstermek amacına uygun olarak
seçilmiştir. Şair sevgilisinin boyu için, servi ve fidan benzetmelerini kullanır:
Nāǿil eyle viśāl-i Aĥmedüme
Serv-i āzāduma sehį-ķadüme (10)
Sözleri, ruhunun tercümanı, dili ise can bağışlayıcıdır:
Süħanı tercümān-ı rūĥ-ı revān
Cān baġışlar ne söylese o zebān (48)
Sevgilinin ağzı, gayb âleminin çeşmesi; beli ise kıl kadar ince ve kusursuzdur:
Deheni çeşme-sār-ı Ǿālem-i ġayb
Mū miyānında ķıl ķadar yoķ Ǿayb (49)
Saçları sünbül, yüzü taze bir menekşe; yanakları lâle, yüzü gül, göğsü nesrin (yaban
gülü) gibidir:
Zülfi sünbül ħaŧı benefşe-i ter
Lāle-ħad gül-Ǿiźār u nesrįn-ber (50)
Yanakları âdeta mutlu sabahın doğan güneşi, alnı ise ümit akşamının dolunayıdır:
Cebhesi māh-ı bedr-i şām-ı ümįd
ǾĀrıżı āfitāb-ı śubĥ-ı saǾįd (51)
Çene çukuru sanki Zemzem suyunun çıktığı kuyu gibi, saçı da Kâbe’nin örtüsü gibi
siyahtır:
Źeķanı gūyiyā çeh-i Zemzem
Kisve zülfi cemāli Beyt-i Ĥarem (52)
Sevgilinin kaşları çekilmiş iki yay gibi, gözlerinin okunun hedefi ise âşığın can ve
gönlüdür:

31 A. Atilla Şentürk, XVI. Asra Kadar Anadolu Sahası Mesnevilerinde Edebî Tasvirler, Kitabevi Yayınları, İstanbul
2002, s. 21-22.
1672* TAED 57 İsmail YILDIRIM
Ebruvānį keşįde iki kemān
Nāvek-i çeşmine hedef dil ü cān (53)
Sevgilinin elleri beş parmak, sanki güneşin pençelerini andırmaktadır:
Kef-i desti ile o beş barmaķ
Pençe-i āfitābdur el-ĥaķ (55)
Bedeni kâfûr mumuna naz eder, gömleği ise ona işve fanusudur:
ŞemǾ-i kāfūra nāz ider bedeni
Aña fānūs-ı Ǿişve pįreheni (57)
Şair, mesnevisinin 103 ile 109. beyitleri arasında ise tekdüzeliği kırmak, üsluba akıcılık
katmak, ayrıca sevgilisinin lutfuna layık olabilmek için bir gazel söyler. 7 beyitten müteşekkil,
aruzun fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün kalıbıyla yazılan gazelde şair, gazeli söylemeden
önce bu durumu 102. beyitte okuyucuya haber verir:
Luŧf-ı yāre olınca erzānį
Eyledüm şevķıle ġazel-ħˇānį (102)
Gazelin habercisi olan bu beyitten sonra şair, söz konusu gazelde sevgilisinden
kendisine merhamet etmesini ister. Âşık perişan hâldedir. Gönül mülküne sultan yaptığı
sevgilisi, şaire dönüp bakma lutfunu bile esirgemiştir artık. Şairin tek isteği sevgilisinin
kendisine merhamet etmesidir. Nazîm bütün bunlar için sevgilisine niyaz etmekte; bu niyazını
daha tesirli kılabilmek için de Hz. Peygamber’in mübarek şahsiyetini ve şefaatini dile
getirmektedir:
Gözlerüm yaşını sil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Ķadrümi bir kerre bil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Bāde-i āl olmasun ruħsāruña reng-i ĥayā
Kendüñi itme ħacil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Serv-i dāmen-çįde ol seyl-i Ǿalāyıķdan ĥaźer
Cūy-ı śāfį-veş çekil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1673
El-ĥaźer şemşįr-i cān-teǿŝįr-i āhumdan benüm
Ġayr bezminden kesil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Olmasun ālūde-i çirk-āb-ı töhmet dāmenüñ
Pāk-rū ol muttaśıl Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Maĥfil-i vaślunda yansun tünd-bād-ı hicrile
Sönmesün ķandįl-i dil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Merĥamet eyle Nažįm-i zāra aĥvāl-i dilin
Söylemek lāzım degil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına (103-109)
Şair sevgilisinin mahallesini görmek için gayret sarfetmektedir. Şair bu gayretini 112.
beyit vasıtasıyla bir rubaîyi işaret ederek bizi haberdar etmektedir:
Nerede oldıġın maĥalle-i yār
Bu rubāǾįyle eyledüm işǾār (112)
Mesnevinin 113 ve 114. beyitlerini teşkil eden ve aruzun mef’ûlü mefâ’ilün mefâ’ilün
fa’ kalıbıyla yazılan bu rubaîde şairin can gözü, sevgilinin ayrılığı ile onu arzu etmektedir.
Sevgilinin yüzünün aks etmesiyle âşığın ağlayan gözü, Aynalı Çeşme’yi anımsatmaktadır:
RubāǾį
Ĥayretde iken firāķla dįde-i cān
ǾArž itdi yine Ǿiźār-ı pākin cānān
ǾAks eyleyeli cemāli Ǿaynile Nažįm
Āyįneli Çeşme oldı çeşm-i giryān (113-114)
Nazîm Yahya mesnevisinin hâtime kısmının son beytinde ise eserinin insanlar
tarafından okunması için bir söz veya hikâye yazdığını, bu hikâyenin adını da Dâstân-ı Hecr ü
Visâl koyduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla şair son beyitte eserinin ismini de zikretmiş olur:
ǾĀleme ĥasb ü ĥāl olup bu maķāl
Didiler Dāstān-ı Hecr ü Viśāl (160)
1674* TAED 57 İsmail YILDIRIM
2. Tahkiyevî Özellikler ve Muhteva
Klâsik Türk edebiyatı mesnevi yazım geleneğinde muhteva bakımından aşk konulu
mesneviler genellikle âşık ile sevgili arasındaki aşkı anlatır (Leylâ vü Mecnûn, Yûsuf u
Züleyhâ, Süheyl ü Nevbahâr). Dâstân-ı Hecr ü Visâl’de genel itibariyle Hecr (âşık)’in Visâl
(sevgili)’e âşık olması, daha sonra Visâl’in Hecr’den ayrılması ve Hecr’in sevgilisine kavuşma
yolunda çektiği sıkıntılar ve maceralar anlatılır.
Dâstân-ı Hecr ü Visâl mesnevisinin şahıs kadrosu zengin değildir. Kahramanlar Hecr,
Visâl, Hecr’in yakın arkadaşı ve rakiplerdir. Fakat Hecr ve Visâl’in ismi –mesnevinin son
beytinde eserin ismi hariç- hiç zikredilmez. Zira bu ikili arasındaki aşk hikâyesi hadiselerin
zuhuru ve konunun gelişim çerçevesi içinde okuyucuya hissettirilir. Okuyucu bu yolla âşığın
“Nazîm” olduğunu anlar ki şair eserinde birkaç yerde mahlasını kullanıp; kendisine hitap ederek
âşığın, aşk serüveninde maruz kaldığı meşakkatleri dile getirmesi bu fikri destekler
mahiyettedir.
Anlatma esasına dayalı bir metin niteliği taşıyan bu mesnevide, esas özne anlatıcının
(ben anlatıcı, kahraman anlatıcı, tanık anlatıcı) varlığından söz etmek mümkündür.
Bu anlatıcı, kahramanlardan birisiyle aynileşir. Böylece metnin yapısı ve üslubu
üzerinde “kahraman anlatıcı”nın kültür seviyesi, mizacı, dikkati ve içinde bulunduğu sosyolojik
ve psikolojik şartlar etkili olur. Bu bakış açısından hareketle kaleme alınmış eserlerde
“kahraman anlatıcı” daima ön plandadır. Eser boyunca, onun zaman içinde değişerek gelişmesi
anlatılabileceği gibi, önce hayatının belirli bir dönemi nakledilir, bazı özellikleri belirtilir; sonra
da çeşitli vesilelerle geçmiş dikkatlere sunulur. 32 Bu anlatıcı kendini roman kişisiyle
özdeşleştirir; adeta onun bedenine girer ve onun diliyle konuşur. 33 Hikâyenin ben anlatıcısı
Nazîm’dir. Nazîm, âşıkla aynileşmiş, âşığın başından geçenleri ve aşk yolunda maruz kaldığı
sıkıntıları kronolojik olarak okuyucuya olay örgüsü içinde vermiştir.
Dâstân-ı Hecr ü Visâl mesnevisinde mekân, çok net çizgilerle bilinen dış dünyaya ait
coğrafyalar olarak verilmez. Mesnevi kahramanlarının ikamet ettiği herhangi bir mekân da
yoktur. Hadiseler, yeri/konumu açıkça belirtilmeyen genel mekânlarda geçer. Anlatılarda,
mekânın hususiyetleri üzerinde duran Tekin şu tespitlerde bulunuyor: “Mekân, anlatılarda
sadece dış gerçekliğin (fizikî çevrenin) değil, büyük ölçüde iç gerçekliğin (moral gerçeğin)

32 Şerif Aktaş, Anlatma Esasına Bağlı Edebî Metinlerin Tahlili, Kurgan Edebiyat, Ankara 2015, s. 83.
33 Nurullah Çetin, Roman Çözümleme Yöntemi, Öncü Kitap, Ankara 2009, s. 106.
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1675
ortaya konulmasında, yansıtılmasında araç olarak kullanılır. Bu bakımdan mekân unsuru,
kişilerin kimliğini yönlendiren bir etken olarak kullanıldığını bilmek gerekir.”34 Örneğin eserde
yer alan Kâ’be motifi âşığın sevgilisinin mahallesini temsil etmekte, divan şiirinin terennüm
ettiği söz konusu bu Kâ’be motifi sevgilinin ikametgâhıyla bütünleşmektedir:
KāǾbe-i kūy-ı yāre ŧālib idüm
Görmege ol maķāmı rāġıb idüm (110)
Ayrıca eserde yer alan bu ve buna benzer mekânsal ögeler daha çok hayalî olup, teşbih
ve tasvir amaçlı kullanılmıştır. Şair, en ufak bir çöp parçasının gözüne Kaf dağı gibi
göründüğünü, sevgilinin mahallesinin ise Kâ’be’yi andırdığını ifade eder. Yine şair, sevgilinin
çenesini Zemzem kuyusuna; yüzünü Beyt-i Harem’e teşbih eder. Son olarak ise sevgilinin misk
kokulu beni, Çin ve Hıta ülkesinde yaşayan ceylanların gayretine benzetilmiştir:
Cebel-i Ķāf idi hemān kef-i ħas
Baña ǾAnķā gelürdi per-i meges (27)
Źeķanı gūyiyā çeh-i Zemzem
Kisve zülfi cemāli Beyt-i Ĥarem (52)
Ħāl-i müşgįni ĥabbetü’s-sevdā
Ġayret-i āhuvān-ı Çįn ü Ħıŧā (54)
Şair, tevhid, münâcât ve na’t bölümlerinden sonra sebeb-i te’lif kısmında dünyada gam
ve kederinin olmadığını, güzel günler geçirdiğini, güzellerin kendi sohbet ve ülfetine meyilli
olduğunu, Kaf dağı ve Anka kuşunun gözünde bir değeri olmadığını söyler. Belli bir mekânı
yoktur; gönlü nereyi arzu ederse orada ikamet eder. Gündüzünün ve gecesinin bayram, bahtının
açık olduğunu, kısacası vaktini mutlu bir şekilde geçirdiğini dile getirir:
Bir zamān ben de bāġ-ı dünyāda
Her ŧaraf geşt iderdüm āzāde (15)
Ħūblar ŧālib idi ülfetüme
Dilberān rāġıb idi śoĥbetüme (18)

34 Mehmet Tekin, Roman Sanatı, Hece Yayınları, Ankara 2007, s. 142.
1676* TAED 57 İsmail YILDIRIM
Çarħ yanumda berg-i tere idi
Gözüme āfitāb źerre idi (25)
Cebel-i Ķāf idi hemān kef-i ħas
Baña ǾAnķā gelürdi per-i meges (27)
Ġamdan olmışdı cān u dil Ǿārį
Germ idi źevķ u şevķ bāzārı (28)
Pür-neşāŧ idi meclis-i ŧarabum
ǾIyd u Ķadr olmışıdı rūz u şebüm (29)
Meskenüm bāġ u rāġ idi evvel
Baña ŧaġ üsti bāġ idi evvel (30)
Çarħ-ı kec-rev degildi nā-hemvār
ŦāliǾüm yāver idi baħtum yār (31)
ǾAyş u Ǿişretde şād u ħurrem iken
Bezm-i Ǿālemde böyle bį-ġam iken (32)
Fakat şair, ansızın aşk belasına tutulmuş; dalgalanıp coşan bir deniz iken sessizliğe
bürünmüştür. Aşka düşmeyi, kaza ve belaya giriftar olmak şeklinde telakki eden şair, aşk
fitnesinin can ve gönül mülkünü içine aldığını, ayrıca aşk derdinin canına yettiğini, aşkın
heybetinin kendi sesini, soluğunu kestiğini ifade eder:
Nāgehān bir belāya duş oldum
Yem-i pür-cūş iken ħamūş oldum (33)
Dil-i zārı belāya uġratdum
Ne belāya ķażāya uġratdum (34)
Mülk-i cān u dil oldı pür-teşvįr
Fitne-i Ǿaşķ itdi şūr-peźįr (37)
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1677
Cāna kār itdi derd-i miĥnet-i Ǿaşķ
Beni dem-beste ķıldı heybet-i Ǿaşķ (39)
Aşka tutulan şair, âlemi tesir altına alan aşk derdinden yakınmakta; kendisinin düştüğü
bu derde düşmanının düşmesini bile istememektedir. O güzeller şahının müptelası şair, aşk
dergâhının dilencisi konumuna düşmüştür. Sevgili, şair için saçlarının gamıyla yanıp yakınılan
bir Leyla, dudaklarının ayrılığıyla susuzluğu hissedilen bir Şirin’dir:
Āh ey derd-i Ǿaşķ-ı Ǿālem-gįr
Ki ider şįri gürbe gürbeyi şįr (40)
Derd-i dilberde derde düşdi tenüm
Düşmenüm düşmeye o derde benüm (42)
Bir şeh-i ĥüsne mübtelā oldum
Dergeh-i Ǿaşķına gedā oldum (43)
Ġam-ı zülfiyle Leylį bir miskįn
Hecr-i laǾliyle teşne-leb Şįrįn (45)
Hecr’in, sevgilisine duyduğu derin sevgi ve muhabbetin karşılığında Visâl de âşığına
iltifatlar etmekte, ağladığı zaman ona merhamet göstermektedir. Visâl, âşığını tebessümüyle
mutlu eder, Hecr’in canına can katar. Fakat rakipler bu durumu kıskanmaktadır. Sevgili hem
güzel ahlakıyla hem de güzelliğiyle meşhurdur, öyle ki lutfunu âşığından esirgememektedir.
Sevgilinin hayal edilebilecek olumsuz taraflarına karşılık o, âşığın canı, yaşama vesilesidir:
Evvel eylerken iltifāt baña
Ĥased eylerdi kāǿināt baña (63)
Girye itsem teraĥĥum eylerdi
Her nigehde tebessüm eylerdi (64)
Ĥüsnile ħulķıla olup meşhūr
Beni itmişdi luŧfına maġrūr (65)
1678* TAED 57 İsmail YILDIRIM
Bilmiş iken o şūħ-ı mekkārı
Cānumuñ cānı Ǿömrümüñ varı (66)
Şair, sevgilisi ile bahtiyar iken rakipler bu durumdan rahatsız olurlar, aralarında ittifak
ederek bu iki sevgiliyi birbirinden ayırmak isterler. Rakiplerden birinin âşığın yakın dostu
olduğunu, sabah akşam âşıkla birlikte olduklarını, hatta aralarında baba-oğul yakınlığının
bulunduğunu anlıyoruz. O rakip, âşığı sevgilisinden ayırmış, gönlüne ayrılık ateşini
düşürmüştür. Rakibi “hasûd” (çok kıskanç) olarak vasıflandıran ve İblis’e teşbih eden şair,
ömrünün kısa olması ve iki cihanda hiçbir muradına ermemesi yönünde beddualarda bulunur:
Ruķebā ĥayf ittifāķ itmiş
Ĥaberüm yoġiken nifāķ itmiş (67)
İçlerinden o demde bir bį-dįn
Yoġiken beynümüzde kibr ile kįn (68)
Yir içerken anıñla şām u seĥer
Baña dirken peder ben aña püser (69)
Sebeb oldı firāķ-ı cānuma
Dil ü cānumda dāġ-ı ĥicrāna (70)
O melekden beni ayırdı ĥasūd
Ola İblįs-i ġūl-veş merdūd (71)
ǾÖmri nāķıś ġamı ziyād olsun
İki Ǿālemde nā-murād olsun (72)
Şair, sonunda sevgilisinden ayrı düşmüş, ayrılık derdi canına işlemiştir. Bu dert, şairi
toplum içinde gülünecek bir hâle getirmiş, gözleri kanlı yaşlar dökmektedir. O derece ki şair,
sevgilisinin yüzünü suyun aksinde veya rüyasında görebilmeyi arzu etmektedir. Âşık ne
yapacağını bilememekte, garip ve çaresiz kalmıştır:
Yārdan Ǿāķıbet cüdā düşdüm
Derd-i hicrāna mübtelā düşdüm (73)
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1679
Cānuma geçdi firķat-i cānān
Baġrumı yaķdı āteş-i hicrān (74)
Derd-i devri esįr-i künc itdi
Beni Ǿālemlere gülünc itdi (75)
Ĥasretiyle gözüm döker ķan yaş
Görmeyeydüm bu demleri ey kāş (76)
ǾAksine ķāǿil oldum āb içre
Yāri görsem n’olaydı ħˇāb içre (77)
Bilmezem n’eyleyem nice ideyüm
Nereye başumı alup gideyüm (80)
Bu çaresizlik içinde âşık gam köşesinde ağlamakta, hasret ateşi göğsünü dağlamaktadır.
Âşığın bu durumundan haberdar olan bir sırdaşı, sohbet arkadaşı, yalnızlık köşesinde gam ve
kederini paylaştığı bir dostu vardır. Arkadaşı, âşığın bu hâlini gider sevgilisine arz eder. Âşığın
kendisine can u gönülden bağlı olduğunu, uygun görürse tekrar lutfuna mazhar olmasını beyan
eder. Ayrıca sevgilisinden insaflı davranıp âşığa merhamet etmesini talep eder:
Künc-i ġamda demādem aġlar iken
Nār-ı ĥaśretle sįne daġlar iken (82)
Var idi bir ħabįr-i aĥvālüm
Aña maǾlūm idi benüm ĥālüm (83)
Maĥrem-i rāz u yār-ı ġārum idi
Kūşe-i ġamda ġam-güsārum idi (84)
Varup aĥvālümi dimiş yāre
O cefā-cūya ol sitemkāre (85)
Cān u dilden muĥibb-i śādıķdur
Mažhar-ı luŧfuñ olsa lāyıķdur (87)
1680* TAED 57 İsmail YILDIRIM
Śadme-i āhı Ǿālemi yıķdı
Nālesi çaķ feleklere çıķdı (88)
Saña inśāf virsün Allāhum
Ġarażuñ cevr ise yeter şāhum (89)
Sevgili, âşığın arkadaşını dinler ve alnını buruşturarak “kendisine sadık bir köleyim”
diyen âşığın bir daha kendisini anmamasını ister; kulu olsa da onu serbest bıraktığını, âşığa da
aynen böyle söylemesini ifade eder. Sevgili naz ve işvesine devam etmiş; eziyet maksadıyla çok
kelâm söylemiştir. En sonunda âşığa selam ederek arkadaşını göndermiştir:
Gūş idüp sözlerin śūret-i çįn
Gösterüp nāzikāne çįn-i cebįn (90)
İtmesün Ǿāşıķum diyü beni yād
Ķulum olursa eyledüm āzād (92)
Böyle söyle dimiş o hem-rāza
Başlamış nice şįve vü nāza (93)
Gāh nāz u gehį niyāz olmış
Arada çoķ niyāz u nāz olmış (94)
Ķaśd-ı cevrile çoķ kelām itmiş
Āħirinde velį selām itmiş (95)
Arkadaşı bu haberle âşığın yanına gelir, dertli gönlünü neşelendirmek ister. Kırılan
kalbini yine eskisi gibi şâd etmek ve ayrılık duygusunu artık gönlünden çıkarmasını söyler. Zira
âşık perişan hâlde, acı çekmekte ve bu duruma son verme gayreti içerisindedir:
Dimiş ol ġuśśa-mendi şād ideyüm
Yine vaślımla ber-murād ideyüm (96)
Ķalbini ġamdan eyleyüp āzād
İdeyüm ħāŧır-ı ĥazįnini şād (97)
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1681
Nicedür ol ġarįbüñ ĥāli
ǾAceb ol derd-mendüñ aĥvāli (98)
İntižārı irişdi pāyāna
Eylesün el-vedāǾ hicrāna (99)
Âşık, arkadaşından müjdeyi alır ve sevgilisi için iyi dileklerde bulunmak ister. Âşık,
sevgilisinin boyunun servi gibi yüksek; ömrünün saçları gibi uzun olmasını diler. Sevgilinin
lutfuna tekrar mazhar olan âşık, bu şevk ile bir de gazel terennüm eder:
Bu ħaberle o dilber-i ŧannāz
Eylemiş bendesin yine mümtāz (100)
Ķāmeti serv-i ser-efrāz olsun
ǾÖmri zülfi gibi dırāz olsun (101)
Luŧf-ı yāre olınca erzānį
Eyledüm şevķıle ġazel-ħˇānį (102)
Ġazel
Gözlerüm yaşını sil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Ķadrümi bir kerre bil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Bāde-i āl olmasun ruħsāruña reng-i ĥayā
Kendüñi itme ħacil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Serv-i dāmen-çįde ol seyl-i Ǿalāyıķdan ĥaźer
Cūy-ı śāfį-veş çekil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
El-ĥaźer şemşįr-i cān-teǿŝįr-i āhumdan benüm
Ġayr bezminden kesil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Olmasun ālūde-i çirk-āb-ı töhmet dāmenüñ
Pāk-rū ol muttaśıl Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
1682* TAED 57 İsmail YILDIRIM
Maĥfil-i vaślunda yansun tünd-bād-ı hecr ile
Sönmesün ķandįl-i dil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Merĥamet eyle Nažįm-i zāra aĥvāl-i dilin
Söylemek lāzım degil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına (103-109)
Edebiyatta aşk, sevgi, güzellik, kavuşma vs. imajlar için Kâ’be adı çokça anılır.
Özellikle tenasüp yoluyla çok kullanılır. Sevgilinin yüzü ve mahallesi Kâ’be’ye benzetilir. Âşık
orada dolaşmakla Kâ’be’yi tavaf etmiş olur.35 Şair Nazîm de bu duygular içinde sevgilisine
tekrar kavuşmak için onun mahallesine (Kâ’be) gitmek ve onu görmek ister. Sevgilisinin
mahalllesine su gibi akan şair, onu bulma gayretindedir. Şair, sevdiğinin mahallesinin nerede
olduğunu bir rubaî ile bildirmekte; böylece onun Aynalı Çeşme’de oturduğunu ima etmektedir:
KāǾbe-i kūy-ı yāre ŧālib idüm
Görmege ol maķāmı rāġıb idüm (110)
Cūy-veş sū-be-sū revān oldum
Cüst ü cū eyleyüp anı buldum (111)
Nerede oldıġın maĥalle-i yār
Bu rubāǾįyle eyledüm işǾār (112)
RubāǾį
Ĥayretde iken firāķla dįde-i cān
ǾArž itdi yine Ǿiźār-ı pākin cānān
ǾAks eyleyeli cemāli Ǿaynile Nažįm
Āyįneli Çeşme oldı çeşm-i giryān (113-114)
Sevgilinin mahallesine erişen şair, burada ona medhiyeler dizmektedir. Şair, vecd hâli
içinde kendinden geçmiştir. Sevgili, âşığın nazarında arzularının akşamı, dolunayı; saadet
sabahının parlayan güneşidir. Cennet içerisinde boyu Tûbâ, yürüyüşü ise Sidre ağacı gibidir.
Dudakları cennet bağının kevseri, yanakları parlak bir gül, yine boyu gönül bağının fidanıdır.
Âşık, sevgilisinden kendisini kavuşma şarabıyla mest edip keder sarhoşunu ayıltmasını ister.

35 İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Kapı Yayınları, İstanbul 2012, s. 245.
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1683
Çünkü şairi, aşka rüsva eden ve aşk kadehine düşüren yine sevgilidir. Sevgilisiz, âşığın gözüne
uyku girmemekte; seven insanın da hasret acısı çekerken nasıl uyuduğuna da şaşırmaktadır. Can
u gönülden, bütün samimiyeti ile kendisine hitap eden âşık, riyasız olarak sevgilisinin sadık bir
kölesidir:
Ey meh-i bedr-i şām-ı āmālüm
Mihr-i raħşān-ı śubĥ-ı iķbālüm (115)
Ey behişt-i melāĥat içre müdām
Ķadi Ŧūbā-ķıyām u Sidre-ħırām (116)
Ey cinān-ı cemāle ĥūr-ı sirişt
Lebi Kevŝer-nümūn-ı bāġ-ı behişt (117)
Ruħlaruñ verd-i bį-ĥazānumdur
Ķāmetüñ naħl-i bāġ-ı cānumdur (118)
Bāde-i vuślatuñla mest eyle
Bu ħumār-ı ġamı şikest eyle (121)
Beni rüsvā-yı Ǿaşķ iden sensün
Mest-i śaĥbā-yı Ǿaşķ iden sensün (123)
Çeşmüme sensiz oldı ħˇāb ĥarām
ǾAcebā li’l-muĥibbi keyfe yenām36 (130)
Cān u dilden Nažįm-i Ǿāşıķuñam
Bį-riyā bir muĥibb-i śādıķuñam (132)
Âşık, sevgilinin verdiği bunca cevr ü cefanın sebebini merak eder. Suçunu öğrenmek ve
ondan bin utanç içinde özür dilemek ister. Sevgilisinin kendisini affetmesini ve ona eskisi gibi
âşık olduğunu söylemeyi diler. Çünkü bu gönül onu sevmekle kâfir olmamıştır ya... Ayrıca kin
ve nefret tutan kişilerin kalbinde din duygusu olmaz. İnanan insanın kalbinde de kibir ve kin

36 Seven nasıl uyur şaşarım!
1684* TAED 57 İsmail YILDIRIM
gibi olumsuz huylar bulunmaz. Âşık, sevgilisinden suçunu bağışlamasını -eğer bir suç
işlemişse- neticede kul olanın da suç işleyebileceğini bütün samimi duyguları ile dile
getirmektedir:
Baña bildür günāhumı bileyüm
ǾÖzrümi biñ ĥicāb ile diyeyüm (137)
Bu güneh besdür ol dil-figāre
Ki saña Ǿāşıķum diye yāre (139)
Ey büt-i deyr-i Ǿişve el-ĥāśıl
Seni sevdiyse kāfir olmadı dil (140)
Ehl-i buġż u ġarazda dįn olmaz
Ķalb-i müǿminde kibr ü kįn olmaz (141)
N’ola Ǿafv eyleseñ benüm günehüm
Ķul ħaŧāsız olur mı pādişehüm (142)
Âşık aslında kendisine iftira atıldığını, bu iftira karşısında güzeller şahının kendisini
affetmesi gerektiğini söyler. Çünkü sevgili, rakiplerin sözüne itimat etmiş; âşığının yüzüne dahi
bakmamıştır. Bundan dolayı âşık, sevgilinin sohbetinden hep mahrum kalmış; kendisine
mazlum, sevgilisine de zalim sıfatını uygun görmüştür:
Saña lāyıķ mı ey şeh-i ħūbān
Ħaśm-ı dūn eyleye baña bühtān (143)
İǾtimād eyleyüp anuñ sözine
Baķmaz olduñ bu bendenüñ yüzine(144)
Śoĥbetüñden senüñ olam maĥrūm
Saña žālim dine baña mažlūm (145)
Âşık, eserinin hâtime bölümünde Hz. Peygamber’in mübarek ruhuna salât u selâm
getirir. Şair, bu mahallede sevgilisini görmüş; eli ve eteğine yüzünü sürmüştür. Sonunda ise
düşmanları âşığı sevgilisinden ayırmıştır. Fakat şair muradına erememiş biri olarak, doğru ve
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1685
yalanların ortaya çıkmasıyla da son derece mutludur. O nifak ehlinin yüzü kara, kendisinin ise
alnı açık, yüzü paktır. Düşmanlarının hâli mahv olmuş, talihleri ise tersine dönmüştür:
Beni senden ayırmış idi Ǿadū
Başına geldi āħir ey meh-rū (153)
Nice dem gerçi nā-murād oldum
Śıdķ u kiźbüm bilindi şād oldum (154)
Oldılar rū-siyāh ehl-i nifāķ
Oldı alnum açıķ benüm yüzüm aķ (155)
Ĥāl-i ħaśm-ı denį tebāh oldı
Baħtı ber-geşte kārı āh oldı (156)
Yine hâtime bölümünde şair, bozguncu rakiplerin kendi ettiklerini bulduklarını, beter
bir hâle geldiklerini ifade etmektedir. Âşık, kendisine yapılan kötülüklerin müsebbibini de
tanımış, rakibin kendi kazdığı kuyuya kendisinin düştüğünü ifade etmiştir. Şair söz konusu
hikâyesinin ismini Dâstân-ı Hecr ü Visâl koymuş, insanların okuması ve birbirleriyle
hâlleşmeleri için de eserin bir vesile aracı olduğunu kaydetmiştir:
Baña Ĥaķ Ǿāķıbet o nā-merdi
Nice istersem öyle gösterdi (158)
Yolına geldi uġradı āha
Kendüsi düşdi ķazduġı çāha (159)
ǾĀleme ĥasb ü ĥāl olup bu maķāl
Didiler Dāstān-ı Hecr ü Viśāl (160)
Sonuç
Nazîm Yahya’nın kaleme aldığı Dâstân-ı Hecr ü Visâl, şairin 1668 tarihinde
tamamladığı birinci divanında yer almaktadır. 160 beyitten meydana gelen mesnevi, âşıkâne
konulu bir sergüzeşttir. Eser, genel manada üç ana (giriş-asıl konunun işlendiği bölüm-hâtime)
bölümden meydana gelmekte; klâsik mesnevi hususiyetlerini (tevhid-münâcât-na’t-sebeb-i
1686* TAED 57 İsmail YILDIRIM
te’lif, âgâz-ı dâstân-hâtime) içerisinde barındırmaktadır. Ayrıca şair metin içinde bir gazel ve
rubaîye yer vererek; tekdüzeliği kırmak, üslûba akıcılık ve heyecan kazandırmak istemiştir.
Dâstân-ı Hecr ü Visâl aşk temalı bir mesnevidir. Konusunu âşık ile sevgilinin
arasındaki hikâyeden alır. Birbirlerine derin ve samimi bir muhabbet duyan iki âşık, aşkın
verdiği neşe ile mutlu bir hayat sürmekte iken rakiplerin türlü oyunları neticesinde araları
bozulmuştur. Aralarının bozulması sonucu yaşanan hadiseler mesnevinin seyrini teşkil etmiş,
tahkiyevî ve tasvirî anlatımın kattığı canlı ve renkli üslûp vesilesiyle edebî bir metin değerini
kazanmıştır. Metinde sevgilinin âşığı affettiği veya onunla tekrar bir araya geldiğine dair
herhangi bir kaydın da bulunmaması, eserin dikkat çeken bir başka yönüdür.
Hikâye, okura özne anlatıcının (ben anlatıcı) ağzından nakledilmiştir. Bu durumda
âşığın asıl kimliği şairle birleşmiş, yaşananların Nazîm’in başından geçtiği anlaşılmıştır. Sade
bir üslûpla kaleme alınan eser, yazıldığı dönemin başarılı mesnevileri arasında sayılabilir. Yer
yer mahallî unsurların da görüldüğü eserde, dönemin dil zevki ve estetik anlayışı müşahede
edilmektedir. Şairin yegâne eseri Divan-ı Belâgat-unvân-ı Nazîm’i incelenip, tahlile tabi
tutulduğunda eserin edebiyat tarihi içindeki yerinin tespit edilmesinde önemli katkılar
sağlayacağı da açıktır.
DĀSTĀN-I HİCR Ü VİŚĀL
fe’ilâtün / mefâ’ilün / fe’ilün
Ey muǾįn u žahįr olan Allah
ǾĀcize dest-gįr olan Allah
1. Sen muǾįn ü žahįrüm ol yā Rabb
ǾĀcizem dest-gįrüm ol yā Rabb
2. Şeref-i Ĥażret-i Muĥammed içün
Śaĥb u evlād u āl-i Aĥmed içün
3. O ĥabįbüñ cemāli ĥürmetine
Saña ķurb u viśāli ĥürmetine
4. O Reśūlüñ çihār-yāri içün
Bezm-i ħāśśında yār-ı ġārı içün
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1687
5. Ĥasan ile Ĥüseyn ĥürmetine
Veled ü vālideyn ĥürmetine
6. Baña luŧf it murād u maķśūdum
Ey Kerįm ü Raĥįm maǾbūdum
7. Şādmān it beni ĥabįbüm ile
Ħastası oldıġım ŧabįbüm ile
8. Cānı cānānuma mülāķį ķıl
Beni sermest anı sāķį ķıl
9. Nāǿil eyle viśāl-i Aĥmedüme
Serv-i āzāduma sehį-ķadüme
10. Yine bir kez cemālini göreyüm
Yüzümi ħāk-i pāyiñe süreyüm
11. Gelsün āġūş-ı cāna cānānum
Yerine Ǿavdet eylesün cānum
12. Beni böyle ġarįb ü āvāre
Ķomasun firķatiyle bį-çāre
13. Yoldadur çeşm-i ĥaśretüm yā Rabb
Ķalmadı śabra ŧāķatum Yā Rabb
14. Bir zamān ben de bāġ-ı dünyāda
Her ŧaraf geşt iderdüm āzāde
15. Pāy-ı Ǿaķlumda yoġidi ķaydum
Şāhbāzān-ı nāz idi śaydum
16. Śubĥum olmışdı gün gibi tābān
Şebüm eylerdi meh-veşān raħşān
17. Ħūblar ŧālib idi ülfetüme
Dilberān rāġıb idi śoĥbetüme
18. Ķanda bir ġonce ola bülbül idüm
Naġme-perdāz-ı meclis-i gül idüm
1688* TAED 57 İsmail YILDIRIM
19. Leb-i dilber śunardı maǾcūnum
Ĥabbe-i ħāl-i rūyı efyūnum
20. Germ-bāzār idüm şarāb gibi
Ħāne-ber-dūş idüm ĥabāb gibi
21. Dembedem mecmaǾ-ı hüner-mendān
Baña olmışdı mekteb-i Ǿirfān
22. Ĥāśılı bį-niyāz idüm meŝelā
Nāz-ı dehre iderdüm istiġnā
23. Bį-ġam-ı rūzgār idi nāmum
Kāmrāne geçerdi eyyāmum
24. Çarħ yanumda berg-i tere idi
Gözüme āfitāb źerre idi
25. Nažarumda felek degildi kelek
ǾAynuma gelmez idi ĥūr u melek
26. Cebel-i Ķāf37 idi hemān kef-i ħas
Baña ǾAnķā38 gelürdi per-i meges
27. Ġamdan olmışdı cān u dil Ǿārį
Germ idi źevķ u şevķ bāzārı
28. Pür-neşāŧ idi meclis-i ŧarabum
ǾIyd u Ķadr olmış idi rūz u şebüm
29. Meskenüm bāġ u rāġ idi evvel
Baña ŧaġ üsti bāġ idi evvel
30. Çarħ-ı kec-rev degildi nā-hemvār
ŦāliǾüm yāver idi baħtum yār

37 “İptidaî kültürlerden itibaren gelişim süreci izlenebilen bu motif İslâm kültüründe Kafdağı adıyla bilinir. Kur’an’da
bir bilgi bulunmamasına rağmen tefsir, tarih ve edebiyat literatüründe bu konu genişçe işlenmiştir. Kafdağı’nın
mahiyeti tartışmalıdır. Bazı rivayetlerde somut gerçekliği, coğrafî varlığı olan bir dağ, bazılarında soyut, mistik bir
sembol olarak kabul edilmektedir.” bk. (Demirci, 2001, s. 144)
38 “Ankâ, divan edebiyatının manzum ve mensur metinlerinde müsbet özellikleriyle zikredildiğinde renkli tüyleri ile
bir cennet kuşudur. Kafdağı’nda yaşaması, yükseklerden uçması ve kolay avlanamayışı gibi özellikleri sebebiyle
ulaşılması çok zor durumları ifade etmek için kullanılır.” bk. (Pala, 1991, s. 201)
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1689
31. ǾAyş u Ǿişretde şād u ħurrem iken
Bezm-i Ǿālemde böyle bį-ġam iken
32. Nāgehān bir belāya duş oldum
Yem-i pür-cūş iken ħamūş oldum
33. Dil-i zārı belāya uġratdum
Ne belāya ķażāya uġratdum
34. Şāh-ı Ǿaşķa dil oldı dest-āvįz
Mihre gūyā ki źerre-i nāçįz
35. Źerreden de ĥaķįr iken dil-i zār
Ŧaġlarca henūz ġuśśası var39
36. Mülk-i cān ü dil oldı pür-teşvįr
Fitne-i Ǿaşķ itdi şūr-peźįr
37. Sipeh-i Ǿaşķa pāymāl oldum
Kevkeb-i mevkibiyle lāl oldum
38. Cāna kār itdi derd-i miĥnet-i Ǿaşķ
Beni dem-beste ķıldı heybet-i Ǿaşķ
39. Āh ey derd-i Ǿaşķ-ı Ǿālem-gįr
Ki ider şįri gürbe gürbeyi şįr
40. Göñlüme derd-i Ǿaşķ maĥremdür
Gözüme ħūn-ı eşk hem-demdür
41. Derd-i dilberde derde düşdi tenüm
Düşmenüm düşmeye o derde benüm
42. Bir şeh-i ĥüsne mübtelā oldum
Dergeh-i Ǿaşķına gedā oldum
43. Mihr-i enver ħacįl cemālinden
Māh şermende rūy-ı ālinden
44. Ġam-ı zülfiyle Leylį bir miskįn
Hecr-i laǾliyle teşne-leb Şįrįn

39 Bu mısrada vezin aksamaktadır.
1690* TAED 57 İsmail YILDIRIM
45. Lebi Ǿayniyle çeşme-i ĥayvān
Bir içim śudur ol şeh-i ħūbān
46. Deheninde gören o dendānı
Śadefinde güher śanur anı
47. Süħanı tercümān-ı rūĥ-ı revān
Cān baġışlar ne söylese o zebān
48. Deheni çeşme-sār-ı Ǿālem-i ġāyb
Mūmiyānında ķıl ķadar yoķ Ǿayb
49. Zülfi sünbül ħaŧı benefşe-i ter
Lāle-ħad gül-Ǿiźār u nesrįn-ber
50. Cebhesi māh-ı bedr-i şām-ı ümįd
ǾĀrıżı āfitāb-ı śubĥ-ı saǾįd
51. Źeķanı gūyiyā çeh-i Zemzem40
Kisve zülfi cemāli Beyt-i Ĥarem
52. Ebruvānı keşįde iki kemān
Nāvek-i çeşmine hedef dil ü cān
53. Ħāl-i müşgįni ĥabbetü’s-sevdā
Ġayret-i āhuvān-ı Çįn41 ü Ħıŧā42
54. Kef-i desti ile o beş barmaķ
Pençe-i āfitābdur el-ĥaķ
55. Ķadi serv ü cinān-ı ĥüsn ü behā
SāǾidi şāħ-ı Sidre vü Ŧūbā
56. ŞemǾ-i kāfūra nāz ider bedeni
Aña fānūs-ı Ǿişve pįreheni
57. Deyr-i ĥüsn-i melāĥat içre müdām
Kāfir-i zülfi düşmen-i İslām

40 “Kâbe yakınlarında kuyudan çıkan, müslümanların büyük değer verdiği su.” bk. (Küçükaşcı, 2013, s. 242)
41 “Edebiyatta Çin, resim sanatının merkezi olarak işlenir. Ayrıca Çin ülkesinde Türkler ve özellikle Hıtâ, Huten,
Maçin diyarının halkıyla Çiğil güzellerinin de bulunuşu kelimeye geniş kullanım sahası sağlamıştır. Bu ilişkiden yola
çıkılarak sevgilinin misk kokulu saçı anılır. Çünkü misk orada bulunur.” bk. (Pala, 2012, s. 103)
42 “Çin’in kuzeyi ile Türkistan topraklarına verilen ad. Hatâ ve Huten şekilleriyle de kullanılan bu kelime özellikle
ahu ve misk ile birlikte kullanılır.” bk. (Pala, 2012, s. 197)
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1691
58. Pįşesi nāz u Ǿişve-endįşe
Hem cefākār u hem vefā-pįşe
59. Gerçi maĥbūb-ı şūħ u şengüldür
Āşināsı hezār bir güldür
60. Çekilür yār içün ġam-ı aġyār
Ħārsız gül bulınmaz ey dil-i zār
61. Böyledür rūzgāruñ aĥvāli
Ki degil nūş nįşden ħālį
62. Evvel eylerken iltifāt baña
Ĥased eylerdi kāǿināt baña
63. Girye itsem teraĥĥum eylerdi
Her nigehde tebessüm eylerdi
64. Ĥüsn ile ħulķ ıle olup meşhūr
Beni itmişdi luŧfına maġrūr
65. Bilmiş iken o şūħ-ı mekkārı
Cānumuñ cānı Ǿömrümüñ varı
66. Ruķebā ĥayf ittifāķ itmiş
Ĥaberüm yoġiken nifāķ itmiş
67. İçlerinden o demde bir bį-dįn
Yoġiken beynümüzde kibr ile kįn
68. Yir içerken anıñla şām u seĥer
Baña dirken peder ben aña püser
69. Sebeb oldı firāķ-ı cānuma
Dil ü cānumda dāġ-ı ĥicrāna
70. O melekden beni ayırdı ĥasūd
Ola İblįs-i ġūl-veş merdūd
71. ǾÖmri nāķıś ġamı ziyād olsun
İki Ǿālemde nā-murād olsun
1692* TAED 57 İsmail YILDIRIM
72. Yārdan Ǿāķıbet cüdā düşdüm
Derd-i hicrāna mübtelā düşdüm
73. Cānuma geçdi firķat-i cānān
Baġrımı yaķdı āteş-i hicrān
74. Derd-i devri esįr-i künc itdi
Beni Ǿālemlere gülünc itdi
75. Ĥasretiyle gözüm döker ķan yaş
Görmeyeydüm bu demleri ey kāş
76. ǾAksine ķāǿil oldum āb içre
Yāri görsem n’olaydı ħˇāb içre
77. El-amān ey maĥabbet-i cānān
El-amān ey meşaķķat-i hicrān
78. Ĥasret-i yāre gāyet olmaz mı
Bu firāķa nihāyet olmaz mı
79. Bilmezem n’eyleyem nice ideyüm
Nereye başumı alup gideyüm
80. Nice günler ġarįb ü āvāre
Bį-dil ü bį-ķarār u bį-çāre
81. Künc-i ġamda demādem aġlar iken
Nār-ı ĥasretle sįne daġlar iken
82. Var idi bir ħabįr-i aĥvālüm
Aña maǾlūm idi benüm ĥālüm
83. Maĥrem-i rāz u yār-ı ġārum idi
Kūşe-i ġamda ġam-güsārum idi
84. Varup aĥvālümi dimiş yāre
O cefā-cūya ol sitemkāre
85. Saña bir mübtelā selām eyler
ǾArż-ı ĥāliyle iĥtirām eyler
86. Cān u dilden muĥibb-i śādıķdur
Mažhar-ı luŧfuñ olsa lāyıķdur
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1693
87. Śadme-i āhı Ǿālemi yıķdı
Nālesi çaķ feleklere çıķdı
88. Saña inśāf virsün Allāhum
Ġarażuñ cevr ise yeter şāhum
89. Gūş idüp sözlerin śūret-i çįn
Gösterüp nāzikāne çįn-i cebįn
90. Dimiş aña tecāhülāne o dem
Baña ne virdi ālümüz bilsem
91. İtmesün Ǿāşıķum diyü beni yād
Ķulum olursa eyledüm āzād
92. Böyle söyle dimiş o hem-rāza
Başlamış nice şįve vü nāza
93. Gāh nāz u gehį niyāz olmış
Arada çoķ niyāz u nāz olmış
94. Ķaśd-ı cevrile çoķ kelām itmiş
Āħirinde velį selām itmiş
95. Dimiş ol ġuśśa-mendi şād ideyüm
Yine vaślımla ber-murād ideyüm
96. Ķalbini ġamdan eyleyüp āzād
İdeyüm ħāŧır-ı ĥazįnini şād
97. Nicedür ol ġarįbüñ ĥāli43
ǾAceb ol derd-mendüñ aĥvāli
98. İntižārı irişdi pāyāna
Eylesün el-vedāǾ hicrāna
99. Bu ħaberle o dilber-i ŧannāz
Eylemiş bendesin yine mümtāz
100. Ķāmeti serv-i ser-efrāz olsun
ǾÖmri zülfi gibi dırāz olsun

43 Bu mısrada vezin aksamaktadır.
1694* TAED 57 İsmail YILDIRIM
101. Luŧf-ı yāre olınca erzānį
Eyledüm şevķıle ġazel-ħˇānį
102. Gözlerüm yaşını sil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
Ķadrümi bir kerre bil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
103. Bāde-i āl olmasun ruħsāruña reng-i ĥayā
Kendüñi itme ħacil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
104. Serv-i dāmen-çįde ol seyl-i Ǿalāyıķdan ĥaźer
Cūy-ı śāfį-veş çekil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
105. El-ĥaźer şemşįr-i cān-teǿŝįr-i āhumdan benüm
Ġayr bezminden kesil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
106. Olmasun ālūde-i çirk-āb-ı töhmet dāmenüñ
Pāk-rū ol muttaśıl Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
107. Maĥfil-i vaślunda yansun tünd-bād-ı hecr ile
Sönmesün ķandįl-i dil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
108. Merĥamet eyle Nažįm-i zāra aĥvāl-i dilin
Söylemek lāzım degil Aĥmed Muĥammed Ǿaşķına
109. KāǾbe-i kūy-ı yāre ŧālib idüm
Görmege ol maķāmı rāġıb idüm
110. Cūy-veş sū-be-sū revān oldum
Cüst ü cū eyleyüp anı buldum
111. Nerede oldıġın maĥalle-i yār
Bu rubāǾįyle eyledüm işǾār
112. Ĥayretde iken firāķla dįde-i cān
ǾArž itdi yine Ǿiźār-ı pākin cānān
113. ǾAks eyleyeli cemāli Ǿaynile Nažįm
Āyįneli Çeşme44 oldı çeşm-i giryān
114. Ey meh-i bedr-i şām-ı āmālüm
Mihr-i raħşān-ı śubĥ-ı iķbālüm

44 Arif Nihat Asya (ö. 1975) da İstanbul Göksu’da bulunan söz konusu Âyîneli (Aynalı) Çeşme’yi kendisine
geçmişini, geçmişteki günlerini hatırlatması vesilesiyle bir rubaîsinde zikretmektedir. bk. (Asya, 1976, s. 178)
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1695
115. Ey behişt-i melāĥat içre müdām
Ķadi Ŧūbā45
-ķıyām u Sidre46
-ħırām
116. Ey cinān-ı cemāle ĥūr-ı sirişt
Lebi Kevŝer47
-nümūn-ı bāġ-ı behişt
117. Ruħlaruñ verd-i bį-ĥazānumdur
Ķāmetüñ naħl-i bāġ-ı cānumdur
118. Burc-ı baħtumda kevkebüm sensün
Mihr-i rūzum meh-i şebüm sensün
119. Gel gel ey bezm-i şevķıme sākį
Cāndan var iken ramaķ bāķį
120. Bāde-i vuślatuñla mest eyle
Bu ħumār-ı ġamı şikest eyle
121. Keyf-i cām-ı lebüñle cūş ideyüm
Ŧoluñı Ǿāşıķāne nūş ideyüm
122. Beni rüsvā-yı Ǿaşķ iden sensün
Mest-i śaĥbā-yı Ǿaşķ iden sensün
123. Ķandasın ķanda gel gözüm nūrı
Cigerüm yaķdı āteş-i dūrį
124. Firķatüñ cānı derd-nāk itdi
İntižāruñ dili helāk itdi
125. Şādmān it beni ķudūmüñle
Maķdem-i meymenet-lüzūmuñla
126. Ŧaġ ŧaġa ķavuşmasa meŝelā
Ķavuşur ādem ādeme cānā

45 “Tûbâ müslüman milletlerin kültür, sanat ve edebiyatında kökü Hz. Peygamber’in makamı olan “vesîle”
cennetinde dalları en üstten alta doğru bütün cennet tabakalarına ulaşacak şekilde tasavvur edilen ağaçtır.” bk. (Uzun,
2012, s. 318)
46 “Tefsirlerdeki açıklamalar göz önüne alındığında sidre, Hz. Peygamber Allah’ın huzuruna varmadan önce
Cennetü’l-me’vâda Cebaril’i yanında bıraktığı mübarek bir ağaçtır. Sidre aynı zamanda Cebrail’in makamıdır.” bk.
(Uzun, 2009, s. 152)
47 “Kevser, cennettte bir ırmağın adıdır. Edebiyatımızda tatlı ve temiz, saf şarap manalarında kullanılmıştır.” bk.
(Kurnaz, 2013, s. 257)
1696* TAED 57 İsmail YILDIRIM
127. Nice bir firķatüñle zār olayum
Nice bir zār u bį-ķarār olayum
128. Beni ķıldı nizār o mūy miyān
Ķılca ķaldı tenümde hecr ile cān
129. Çeşmüme sensiz oldı ħˇāb ĥarām
ǾAcebā li’l-muĥibbi keyfe yenām48
130. Gözümüñ yaşına nigāh eyle
Baġrımuñ başına nigāh eyle
131. Cān u dilden Nažįm-i Ǿāşıķuñam
Bį-riyā bir muĥibb-i śādıķuñam
132. Māǿilüm çeşm-i Ǿişve-bāzuña ben
Ķāǿilüm bir nigāh-ı nāzuña ben
133. Ĥālüme çeşm-i Ǿişve-bāzuñ içün
Nažar eyle nigāh-ı nāzuñ içün
134. Neyyir-i ĥüsn-i bį-miŝālüñ içün
Māh-ı tābān gibi cemālüñ içün
135. Serv-i bālā gibi ķıyāmuñ içün
O śanavber-reviş ħırāmuñ içün
136. Baña bildür günāhumı bileyüm
ǾÖzrümi biñ ĥicābile diyeyüm
137. Bilürüm ey civān-ı sįm-berüm
Cürmüm oldur hemān seni severüm
138. Bu güneh besdür ol dil-figāre
Ki saña Ǿāşıķum diye yāre
139. Ey büt-i deyr-i Ǿişve el-ĥāśıl
Seni sevdiyse kāfir olmadı dil
140. Ehl-i buġż u ġarazda dįn olmaz
Ķalb-i müǿminde kibr ü kįn olmaz

48 Seven nasıl uyur şaşarım!
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1697
141. N’ola Ǿafv eyleseñ benüm günehüm
Ķul ħaŧāsız olur mı pādişehüm
142. Saña lāyıķ mı ey şeh-i ħūbān
Ħaśm-ı dūn eyleye baña bühtān
143. İǾtimād eyleyüp anuñ sözine
Baķmaz olduñ bu bendenüñ yüzine
144. Śoĥbetüñden senüñ olam maĥrūm
Saña žālim dine baña mažlūm
145. Yiter Aĥmed bu cevrile ĥarekāt
Rūĥ-ı pāk-i Muĥammede śalavāt
146. Ĥamdüli’llāh ki ey nažįr-i melek
Gözlerüm varımış seni görecek
147. Şükrüli’llāh cemālüñi gördüm
Dest ü dāmenüñe yüzüm sürdüm
148. Bulmış idi kemāl-i źevķ-ı viśāl
Ġam-ı hicrāna da irişdi zevāl
149. Beni refǾ itdi ħākden keremüñ
Yiridür baśsa dįdeme ķademüñ
150. Cilve-i nāzuña ķumāş-ı niyāz
Olsun ey naħl-i Ǿişve pāy-endāz
151. Ben niyāz eyledükce nāz eyle
Gāg gāh eyle az az eyle
152. Beni senden ayırmış idi Ǿadū
Başına geldi āħir ey meh-rū
153. Nice dem gerçi nā-murād oldum
Śıdķ u kiźbüm bilindi şād oldum
154. Oldılar rū-siyāh ehl-i nifāķ
Oldı alnum açıķ benüm yüzüm aķ
1698* TAED 57 İsmail YILDIRIM
155. Ĥāl-i ħaśm-ı denį tebāh oldı
Baħtı ber-geşte kārı āh oldı
156. Baña itmişdi itdügin buldı
Şimdi benden o beş bed-ter oldı
157. Baña Ĥaķ Ǿāķıbet o nā-merdi
Nice istersem öyle gösterdi
158. Yolına geldi uġradı āha
Kendüsi düşdi ķazduġı çāha
159. ǾĀleme ĥasb ü ĥāl olup bu maķāl
Didiler Dāstān-ı Hecr ü Viśāl
Kaynaklar
Aktaş, Ş. (2015). Anlatma esasına bağlı edebî metinlerin tahlili. Ankara: Kurgan Edebiyat.
Aktaş, Ş. (2005). Roman sanatı ve roman incelemesine giriş. Ankara: Akçağ Yayınları.
Akün, Ö. F. (2013). Divan edebiyatı. İstanbul: İsam Yayınları.
Arslan, M. (2007). Türk edebiyatı’nda hamse, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 5(9).
Asya, A. N. (1976), Rubâiyyât-ı Ârif-I. İstanbul: Ötüken Yayınevi.
Ateş, A. (1971). Mesnevi. İslâm ansiklopedisi C 8, İstanbul: MEB Yayınları.
Ayan, H. (1979). Divan edebiyatında hamseler. AÜ Edebiyat Fakültesi Araştırma Dergisi
(Ahmed Caferoğlu Özel Sayısı).
Ayan, H. (2011). Leylâ vü Mecnûn. İstanbul: Dergâh Yayınları.
Behar, C. (2010). Şeyhülislâm’ın müziği 18. yüzyılda Osmanlı/Türk musikisi ve Şeyhülislâm
Es’ad Efendi’nin Atrabü’l-Âsâr’ı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Bursalı Mehmed Tâhir (2009). Osmanlı Müellifleri I-II-III. (haz. Cemal Kurnaz-Mustafa Tatçı).
Ankara: Bizim Büro Yayınevi.
Çağlıişlek, A. (1991). Yahya Nazîm Divanı II (İnceleme-Metin). Yayımlanmamış yüksek lisans
tezi. Kayseri: Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Çapan, P. (2005). Tezkire-i Safâyî. Ankara: AKM Başkanlığı Yayınları.
Nazîm Yahya’nın Bir Aşk Hikâyesi: “Dâstân-ı Hecr ü Visâl”
TAED 57* 1699
Çelebioğlu, Â. (1999). Türk edebiyatında mesnevi [XV. Yüzyıla Kadar]. İstanbul: Kitabevi
Yayınları.
Çetin, N. (2009). Roman çözümleme yöntemi. Ankara: Öncü Kitap.
Demirci, K. (2001). Kafdağı. DİA C. 24, İstanbul: TDV Yayınları.
Dilçin, C. (1991). Fuzulî’nin bir gazelinin şerhi ve yapısal yönden incelenmesi. Türkoloji
Dergisi. C. 9, S. 1.
Doğan, NUR M. (2002). Hüsn ü aşk. İstanbul: Ötüken Yayınları.
Eliaçık, M. (2005). Edebiyat tarihimize ışık tutan bir eser: Atâ Tarihinin 4-5. Ciltleri. İlmî
Araştırmalar, 20.
Ertürk, Ş. K. (1996). Yahya Nazîm Divanı V (İnceleme-Metin). Yayımlanmamış yüksek lisans
tezi, Kayseri: Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Gümüş, N. (1992). Yahya Nazîm Divanı I (İnceleme-Metin). Yayımlanmamış yüksek lisans tezi,
Kayseri: Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
İnce, A. (2005). Tezkiretü’ş-Şuarâ Sâlim Efendi. Ankara: AKM Başkanlığı Yayınları.
İpekten, H. (2010). Nazîm şekilleri ve aruz. İstanbul: Dergâh Yayınları.
Kam, R. F. (1933). Bestegâr Şair Nazîm. İstanbul: Hilâl Matbaası.
Kartal, A. (2013). Doğu’nun uzun hikâyesi Türk edebiyatında mesnevi. İstanbul: Doğu
Kütüphanesi.
Kurban, A. (1992). Yahya Nazîm Divanı IV (İnceleme-Metin). Yayımlanmamış yüksek lisans
tezi, Kayseri: Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Kurnaz, C. (2013). Ahmet Talat Onay, açıklamalı divan şiiri sözlüğü. Ankara: Kurgan Edebiyat.
Kutlar Oğuz, F. S. (2014). Mehmed Nebîl Bey ve Hicr ü Visâl’i. Turkish Studies, 9(12).
Küçükaşcı, M. S. (2013). Zemzem. DİA C 44, İstanbul: TDV Yayınları.
Onur, N. (1991). Hamdi, Yûsuf u Züleyhâ. Ankara: Akçağ Yayınları.
Özalp, N. (1986). Türk mûsikîsi tarihi. Ankara: MEB Yayınları.
Pala, İ. (1991). Ankâ (Edebiyat). DİA C 3, İstanbul: TDV Yayınları.
1700* TAED 57 İsmail YILDIRIM
Pala, İ. (2012). Ansiklopedik divan şiiri sözlüğü. İstanbul: Kapı Yayınları.
Selçuk, B. (2008). Divan şiirindeki ses ve ahenkle ilgili sanatlara genel bir bakış. Ulusal Eski
Türk Edebiyatı Sempozyumu, Adıyaman.
Şentürk, A. A. (2002). XVI. asra kadar Anadolu sahası mesnevilerinde edebî tasvirler. İstanbul:
Kitabevi Yayınları.
Şimşek, M. (2007). Yahya Nazîm Divanı III (İnceleme-Metin), Yayımlanmamış yüksek lisans
tezi, Kayseri: Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Tekin, M. (2007). Roman sanatı. Ankara: Hece Yayınları.
Uzun, M. (1991). Aşk (Edebiyat, Kültür ve Sanat). DİA C 4, İstanbul: TDV Yayınları.
Uzun, M. (2009). Sidretü’l-müntehâ (Edebiyat). DİA C 37, İstanbul: TDV Yayınları.
Uzun, M. (2012). Tûbâ (Kültür ve Edebiyat). DİA C 41, İstanbul: TDV Yayınları.
Uzun, M.-ÖZCAN, N. (2006). Nazîm. DİA C 32, İstanbul: TDV Yayınları.
Ünver, İ. (1986). Mesnevi. Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı II (Divan Şiiri), 415-416-
417/Temmuz-Ağustos-Eylül, Ankara.
Yahya Nazîm (1257). Divan-ı Belâgat-unvân-ı Nazîm. İstanbul: Takvîm-i Vakâyi’ Matbaası.
Yazıcı, T. ve Kurnaz, C. (1997). Hamse. DİA C. 15, İstanbul: TDV Yayınları.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar