MEVLEVİHANELERDE MATBAH-I ŞERİF *

Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016 31
MEVLEVİHANELERDE MATBAH-I ŞERİF
MEVLEVİHANELERDE MATBAH-I ŞERİF *
Gökben AZSÖZ **
ÖZ
1925 yılında tekke ve dergahların kapatılmasına yönelik kabul edilen kanunla
tüm tarikatlar gibi; Mevlevilik tarikatı da başta Konya’daki Mevlana Dergahı
olmak üzere bütün Mevlevihaneler kapatılmış; çelebilik, şeyhlik, dervişlik ve
dedelik gibi bütün Mevlevi unvanları ve faaliyetleri yasaklanmıştır. Ne yazık
ki bu tarihten sonra kapatılan tarikat yapılarına gereken önem verilmemiş ve
yok olmaya mahkûm bırakılmışlardır. Bu araştırmada bu yapıların mimari
mekânsal özellikleri araştırılmış ve bu bağlamda diğer tarikat yapılarından
farklı olan noktaları ortaya konmuştur. Özellikle, derviş adayının hem ruhen
hem de bilgi ve görgü olarak olgunlaştırıldığı yer olmasından; hem de 1001
günlük çilenin çekildiği mekân olmasından dolayı Mevlevilikte önemli bir yere
sahip olan Matbah-ı Şerifler üzerinde durulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Mevlevihane, mutfak, asitane, tasavvuf.
32 Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016
*Bu çalışma Gökben AZSÖZ’ün, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Tarihi
Anabilim Dalı, Mimarlık Tarihi ve Kuramı Bölümü’nde hazırlamış olduğu “İstanbul Mevlevihaneleri ve
Matbah-ı Şerifleri” adlı doktora tezinden türetilmiştir.
**Kırklareli Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü Araştırma Görevlisi, Yük. Mim.
Gökben AZSÖZ
MATBAH-I SERIFF IN MEVLEVİHANE
ABSTRACT
Mevlevi order -esspecially Konya Mevlana Mevlevihanes- was outlawed
by the law was adopted in 1925 which is about closure of dervish lodges
and all religious orders. Also Turkish Goverment banned use of celebi,
sheikh like all Mevlevi degrees and dervish lodges activities by this law.
Unfortunately after this date, closed religious order buildings ruined
due to not given the necessary attention. In this research, Mevlevi order
buildings architectural spatial characteristics are studied and this buildings
different points from the architectural structure of other regilious
order buildings are presented. In this content, Matbah-i Sheriff sections
are studied especially because of the spiritually importance that sections
where dervish candidates were matured about spirituality and all good
manners and also where dervish suffered 1001 days.
Keywords: Mevlevihane, kitchen, asitane, mysticism.
Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016 33
MEVLEVİHANELERDE MATBAH-I ŞERİF
GİRİŞ
Mevlana Celaleddin Rumi’nin (1207-1273) oğlu Sultan Veled
(1226-1312) tarafıdan kurulan ‘‘Mevlevi’’ tarikatı ile birlikte Mevlevihane
yapıları da ortaya çıkmıştır. Mevlevihaneler büyüklükleri, işlevleri ve kullanış
amaçları bakımından ‘‘asitaneler ve ‘‘zaviyeler’’ diye iki gruba ayrılmış-
tırlar.
Farsça’da ‘‘kapı eşiği, kapı dibi, eşik yanı’’ gibi anlamlara gelen ‘‘astan’’
kelimesinden türetilen, Türkçe’de ‘‘astane’’ veya ‘‘asitane’’ şeklinde kullanılan
terim, Osmanlı Devri’nde, bir tarikatın veya bir tarikat kolunun merkezi
olan tam teşekküllü tekkeleri ifade eder olmuştur.
Ancak Mevlevilikte asitanenin diğer tarikatlarda bulunmayan farklı
bir anlamı vardır. Bu tarikat erkakına göre asitaneler; içerisinde ‘‘rıza’’ kelimesinin
ebcet karşılığı olan 1001 günlük çile çıkartılan, zaviyelere göre daha
geniş bir alanda kurulan ve dervişlerin eğitim ihtiyaçlarına göre mimari
özellikler taşıyan dergahlardır. Bir Mevlevi asitanesi umumiyetle geniş bir
bahçe içerisinde bulunur ve semahane, türbe, çilehane, hücreler, selamlık,
harem dairesi, mutfak, kiler ve meşkhane gibi birimlerden müteşekkil, geniş
kapsamlı bir külliyedir. (Küçük,2013: 11)
Asitanelerde, ‘‘matbah terbiyesi’’ denilen bir usul takip edilmiştir.
Toplumun her kesiminden yirmibeş yaşını geçmemiş, askerlik vazifesini ifa
etmiş, bekar, müzmin yahut bulaşıcı bir hastalığı olmayan, sara veya akıl
hastalıklarından biriyle malul bulunmayan, ‘‘Matbah-ı Şerif ’’ denilen, içinde
yemeden ziyade ‘‘çiğ kimselerin’’ piştiği mahalde yatıp kalkan ve ‘‘can’’
tabir edilen derviş adayları yetiştirilmiştir. (Küçük,2013: 11)
Mevleviliğin ilk dönemlerinden itibaren içerisinde çile çıkartılan
büyük Mevlevi yapılarına asitane denildiği gibi küçük Mevlevi tekkelerine
zaviye tabir olunmuş, zaviyeler asitanelerden küçük olduğu için, zaviye
şeyhleri de Mevlevi tarikatı hiyerarşisinde mevki bakımından asitane şeyhlerinden
aşağı tutulmuştur. Çile asitanelerde çıkarılmış, dervişler bu tekkelerde
yetiştirilmiş ve zaviyelerde hizmet etmek, çile sayılmamıştır. (Kü-
çük,2013: 11)
Mevleviler açısından zaviye, içlerinde çile çıkarılmayan fakat sema
meşk eden, ney üfleyen, kudüm çalan, ayin okuyan Mevlevi dervişlerinin
bulunduğu, ayrıca seyyah dervişlerin konakladığı mekanlardır. (Kü-
çük,2013: 11)
Matbah-ı Şerif
Matbah mutfak, yemek pişirilen yer anlamına gelse de Mevlevikte
önemli bir anlam taşır. Mevlevi tekkelerinde tarikata giren canların eğitim
ve öğretim gördüğü yani mecazi olarak piştikleri mekandır. Tarikata giren
34 Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016
kişi derviş olana kadar 1001 günlük çilesini matbah kısmında doldur. Tarikata
girmek isteyen can için ilk aşama muhipliktir. Şeyh tarafından sikkesi
giydirilerek kabul edilen muhip’in tarikata girmesi için özel bir tören dü-
zenlenir ve muhip olan canın mertebesi yükselerek ‘‘nevniyaz’’ olur. Daha
sonra Ser-tabbah (ahçı dede), Kazancı Dede, Halife Dede ve diğer dedeler
tarafından kendisine yol, yöntem, adap, erkan, sema öğretilir ve nevniyaz
eğitilir. (Mevlana’nın sayısı kabul edilen) 18 gün Kazancı Dede’nin yanında
hizmet verdikten sonra Ahçı Dede tarafından Mevlevi giysisi olan tennuresi
giydirilir ve 1001 gün süren çilesi başlardı.
Resim 1: Konya Mevlana Müzesi Matbah-ı Şerifi
(http://muze.semazen.net/content.php?id=00024)
1.Mevlevihane Mutfağının (Matbah-ı Şerif ’in) Mekansal Özellikleri
Matbah ocaklar, saka postu, somathane ve nevniyazlara sema yapılmasının
öğretildiği sema talim ve meşk yeri olmak üzere dört bölümden
oluşmaktadır. Matbah’ın girişinde yemeklerin piştiği ocakların bulunduğu
ilk kademede tarikata girmek isteyen muhiblerin üç gün sebat ederek kaldıkları,
1001 günlük çilesine başlamaya ikrar verdikleri yani kendisini bu
Yol’a adayacağına söz verdikleri ‘‘saka postu’’ yer almaktaydı. Bu Yol’a girerek
gerçeğe olan susuzluğunu giderecek ve daha sonrada başka aşıklara
su verecek olmasını mecazi anlamda ifade ettiğinden buraya ‘‘saka postu’’
denilmiştir. (Doğan, 1977: 152)
Gökben AZSÖZ
Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016 35
Şekil1: Mevlevi Tekkesi’nde Matbah Seması
(Mevlanadan Sonra Mevlevilik,Gölpınarlı,1983).
1.Ocaklar / 2.Saka postu / 3.Somathane / 4. Sema talim yeri
/ 5.Kiler evi bağlantısı
Matbah’ta ocakların bulunduğu bölümden bir seki şekkinde yükseltilmiş
‘‘somathane’’ adı verilen kısım tekkenin yemekhanesidir. Matbahta
ocaklarda yemekler pişince; Kazancı Dede niyaz ederek kazanın kapağını
açıp gülbang çeker, yemekler somathanenin sekisine dizilip yuvarlak biçimli
tahtadan sofra kurulurdu. Bazen de yemeklerin dışında kahvaltı, çerez gibi
yiyecekler için kullanılan ‘‘elifi somat’’ denilen uzunlamasına yere serilen,
kullanıldıktan sonra tomar gibi dürülerek kaldırılan meşin sofra kullanılırdı.
(Doğan, 1977: 152-153)
Ortadaki tahta sofranın çevresine ‘‘dolaylı havlu’’ denilen uzunca
bir bez, sofranın kenarını bir karış örtecek ve diğer yarısı oturanlar tarafından
dizlerine alınacak şekilde serilir, etrafına da postlar serilirdi. Sofra
kurulurken yemek vaktini haber vermekle görevli derviş önce şeyhin dairesinin
önünde, sonra derviş hücrelerinin bulunduğu koridorda ‘‘Hu! Somat’a
sala’’ diye bağırarak yemeğe davet ederdi. Yemek bittikten sonra dua edilip
gülbank çekildikten sonra hep birlikte kalkılır, Matbah’ta görevli Dede ve
canlar dışında Matbah boşaltılırdı. (Doğan, 1977: 152-153)
Ahsap kaplı zemini olan ve giriş zemininden daha yüksekte bulunan,
birkaç basamakla çıkılan bölüm Sema talim ve meşk yeridir. Sema eğitiminin
verilebilmesi için nevniyazın ‘‘çark atma’’ talimi yapması gereklidir;
bu amaçla yere belirli aralıklarla pirinçte pürüzsüz çiviler çakılmıştır.
MEVLEVİHANELERDE MATBAH-I ŞERİF
36 Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016
2. Mutfak Mekanının Mevlevihane İçindeki Yeri
Mevlevîliğin en değerli bölümüdür. Elbetteki Matbâhtaki asıl işlev
yemek pişirmek ve yemek yemek ise de, Can tabir edilen Mevlevi adayları-
nın 1001 günlük çile süresi içerisinde, en çok eğitim gördükleri yerin burası
olması nedeniyle “Mevleviler Matbâha, insanın pişirildiği yer” derler. Burada
gürültü edilmez, yüksek sesle konuşulmaz, gülünmezdi. Hatta Matbâha
gösterilen saygının bir ifadesi olarak, Matbâh ın kapısının önünden geçilirken
dahi, baş kesilirdi (Selama durulurdu).
Mevlevihane’de matbah eğitim açısından en önemli bölümdür. Yenikapı
Mevlevihanesi’nin matbah kapısının üzerindeki talik hattı ile yazılmış
kitabede belirtildiği gibi eğitim burada başlar ve devam ederdi.
Resim 2: Matbahın kapısı ve kitabesi
(1940 Encümen arşivi)
Gökben AZSÖZ
Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016 37
3. Mutfak ve Mutfakta Yönetim, Eğitim
Tarikatlar arasında en fazla adap erkan kuralları bulunan ve bunlara
uyulan tarikat Mevleviliktir. Mutfak bu kuralların uygulanmaya başlandığı
ilk ve kutsal bir mekandır. Dergah mutfaklarının yapı olarak diğer mutfaklardan
fazla farkı yoktur; ama değişik görevleri de vardır. Çünkü Mevlevilikte
eğitim mutfakta başlar. Bu nedenle, Mevleviliğe girmek isteyenlerin
üç gün mutfak çalışmalarını izleyeceği bir yer ve eğitim gören yeni canların
sema öğrendiği bir bölümde mutfakta yer alır. (Halıcı, 2008)
Ateş-baz da denilen mutfak, Ateş-baz-ı Veli’nin makamı kabul edilirdi.
Mutfaktaki her ocağın üzerinde ‘‘Ya Hazret-i Ateş-bazı-ı Veli’’ levhası
bulunurdu.
Çelebi; ‘‘Bazı mutfak görmemiş, bu konuda kulaktan dolma eser
vermiş kişiler orada kahve, şerbet içildiğini, misafir kabul edildiğini yazmış-
larsa da bunun adaba aykırı olduğunu arz ederim. Mutfakta her an rahatsız
edilmesinden çeknilen bir ‘ruh’ vardı. Bu nedenle mutfağa ancak önemli bir
iş için gelinirdi. Kapının dışına sessizce yanaşılır, baş kesilir ‘başla selam verilir’,
kapı tokmağı hafif vurulur, kapı açıksa ‘Destur hu erenler’ denir, kapıya
çıkan kimseye yavaşça istek bildirilir, nöbetçi dedenin izni olmadan veya
çağrılmadan içeri girilmezdi. Girilince de iş hemen görülür ve kapıdan geri
geri, baş keserek çıkılırdı.’’ demiştir. (Çelebi, 1986)
Başta aşçı dede olmak üzere, kazancı dede, içeri meydancısı, bula-
şıkçı ve halife dedeler mutfağın yöneticileriydiler. Aşçı dede, bütçeyi düzenler,
tekkeyi yönetir, canları terbiye ederdi. Kazancı dede onun yardımcısıydı.
Halife dede mutfağa yeni girenleri yetiştirir, onlara Mevlevi usul ve erkanını
öğretirdi. Meydancı dede ise doğrudan şeyhin emir altındaydı ve emirler
tebliğ ederdi. Bu dedelerin hepsine ‘‘Dergah zabitanı’’ denilirdi. (Çelebi,
1986)
Dergaha katılmak isteyen bir kişi, ailesinin izniyle gelir, aşçı dedenin
huzurunda ikrar verir, Kabul edilirse mutfak girişinin sol tarafındaki
yüksek yere serilmiş saka postu üzerinde üç gün oturur, mutfak çalışanlarını
izlerdi. Kalmaya karar verirse kazancı dedenin huzuruna götürülür
ve kararını bildirir, kazancı dede onaylarsa geldiği kıyafetlerle on sekiz gün
ayakçılık hizmetleri yapardı. Bu sure dolunca kazancı dede, aşçı dededen
kıyafet teminini isterdi. Aşçı dede sema tennuresinden biraz daha dar ve
kısa olan mutfak tennuresi ve diğer derviş kıyafetlerini getirtir, derviş adayı
üstündeki elbiseleri çıkararak bu kıyafetleri giyer buna da dervişliğe başlamak
anlamında ‘‘soyunmak’’ denilirdi. Soyunan ‘‘nev-niyaz’’ ‘‘mutfak canı’’
adıyla kazancı dedenin gözetiminde bin bir gün sürecek çileye mutfak hizmetleriyle
başlardı.
MEVLEVİHANELERDE MATBAH-I ŞERİF
38 Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016
Çile esnasında can sınanır, aynı iş olmamış diye birkaç kez yaptırılır,
emirlere uyup uymadığı, gelip gitmesi kontrol edilir, sabrı ölçülürdü. Can
bu sınamalara dayanamayacağına kendisi karar verirse ‘çile kırar’, Dergah’ı
terk ederdi. Canın yapamayacağına dedeler karar verirse, ayakkabılarının
burnu kapıya doğru çevrilir ve gitmesi gerektiği anlatılmış olurdu. Eğer kusur
işlediği için ayrılmasına karar verilirse, can bu kez Dergah’ın arkasında
bulunan küstah kapısından yolcu edilirdi.(Halıcı, 2008)
Mevlana’nın ölümünden sonra kurulan Mevlevilik tarikatı, mutfak
çalışma düzenleri ve yemek adabıyla ilgili olarak, günümüzde de devam
eden bazı kurallar ve bunların uygulayıcılarını ortaya koymuştur. Bu kurallar
Türk Mutfağı’nda bilinen ilk ‘‘mutfak çalışma kuralları’’dır.
•Kazancı Dede: Post sahibi olup, gündüzleri mutfakta bulunurdu.
Mutfakla ilgili her konuda baş sorumluluğu taşırdı. Aşçı dedenin muaviniydi.
•Halife Dede: Mutfağa yeni gelen canlara yol gösterir, onları yetiş-
tirirdi.
•Dışarı Meydancısı: Hücredeki dervişlere şeyhin veya aşçıbaşının
emirlerini bildirirdi.
•Çamaşırcı: Çamaşırların yıkanmasını sağlardı.
•Ab-rizci: Hela, şadırvan ve muslukların temizliğini yaptırırdı.
•Şerbetçi: Şerbet yapar ve ikram ederdi.
•Bulaşıkçı: Bulaşıkları yıkar ve yıkatırdı.
•Dolapçı: Dolap ve kapların temizliğini ve kapların kalaylanmasını
gözetirdi.
•Pazarcı: Sabahları zembille pazara gider, alışveriş yapardı.
•Somatçı: Sofrayı kurar ve kaldırırdı.
•İçeri Meydancısı: Kahve pişirir, canlara ve cuma günü dedeler
mutfağı ziyarete geldiklerinde onlara da kahve ikram ederdi.
•İçeri Kandilcisi: Mutfağın kandillerini temizler ve yıkardı.
•Tahmisçi: Kahve döverdi.
•Yatakçı: Yatakları yapar ve kaldırırdı.
•Dışarı Kandilcisi: Dışarıdaki kandilleri yakardı.
•Süpürgeci: Bahçeyi ve etrafı süpürme görevini yapardı.
•Çerağcı: Mutfağın şamdanlarının bakımı ile ilgilenirdi.
•Ayakçı: Ayak hizmetlerinde bulunur, gerekli şeyleri getirir, götü-
rürdü. Mutfağa Kabul edilen can, ilk olarak bu görevle işe başlardı. (Gölpı-
narlı, 1983)
Mutfaktaki canlar on sekizden az olursa sondan başa doğru sıralanmış
bu hizmetlerin birkaçını tek bir can görür, fazla olursa hizmet sahipleri
Gökben AZSÖZ
Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016 39
çoğaltılırdı.
4. Mevlevilikte ve Türk Mutfağında İlk Büyük Aşçıbaşı
Mevlevilik tarikatında aşçılık saygı gösterilen, seçkin ve önemli bir
meslektir. Aşçılığa verilen önem Mevlana zamanına kadar gitmektedir.
İlk aşçı olan taşıyan Ateş-baz-ı Veli (ateşle oynayan anlamındadır)
adına mezar anıt yaptırılmış olmasından dolayı 13. yüzyılda bu mesleğe bü-
yük bir saygı gösterildiğini kavrayabiliriz.
Konya’nın Meram ilçesinde bulunan türbenin taşları da ateş rengidir.
Türbenin ön cephesinde bulunan kitabede ‘‘Bu kabir, kutlu şehid İzzeddin
oğlu, milletin şemsi Yusuf Ateşbaz’ın kabridir. Altı yüz seksen dört yılı
recebinin yarısında Tanrı rahmetine ulaştı. Tanrı yarılasın.’’ Yazısı bulunmaktadır.
Ve biz bu kitabeden Ateş-baz-ı Veli’nin adının Yusuf olduğunu ve
1285 yılında vefat ettiği anlamaktayız.
Mevlevi rivayetlerine ve halk arasındaki inanışlara göre Ateş-baz-ı
Veli ermiş bir kişidir. Hikayeye göre bir gün Ateş-baz-ı Veli Hazretleri
Mevlana’ya ‘‘Ocağı yakacak odun kalmadı’’ demiş. Mevlana da ayaklarını
kazanın altına koymasını söylemiş. ‘‘Eyvallah’’ diyen Ateş-baz-ı Veli gidip
ayaklarını ocağın içine uzatmış. Parmaklarından çıkan alev anında kazanı
kaynatmaya başlamış. Ancak, ‘‘acaba yanar mı’’ diye şüpheye düşünce sol
baş parmağı yanmış. Durumu Mevlana’ya haber vermişler. Mevlana Ateş-
baz’ın yanına gelerek üzüntüyle ‘‘Hay Ateş-baz, hay’’ demiş. O da yanan
parmağını göstermemek için sağ ayağının baş parmağını, yanan parmağın
üzerine koymuş. Semazenlerin semaya başlarken attıkları ilk adım, bu olayı
yad etmek içindir. (Halıcı, 2008)
5.Sofra Düzenleri
Mevlevi Dergahı’nda yemek, yer sofrasında yenirdi. Vakit gelince
mutfakta üçayaklı bir iskemle üzerinde yuvarlak tahtadan yapılmış sofralar
kurulur, çevresine postlar konur ve sofranın kenarına peçete görevi yapacak
olan bütün, uzun bir peşkir dolandırılırdı. Kaşıklar, sapları sağa ve yüzleri
aşağı gelecek şekilde sıralanırdı. Herkesin önüne birer tutam tuz konurdu.
Su sunmakla görevli canlar testi ve su bardaklarını hazırlardı. Tüm hazırlıklar
bitince canlardan biri hücrelerin bulunduğu koridorda yüksek sesle
‘‘Huuu, Somata salaaa!’’ diye herkesi yemeğe davet ederdi. (Halıcı, 2008)
Mevlevilerde bir de meşinden yapılmış, elif harfi gibi uzun şekilde
olan ve bu nedenle ‘‘Elif-i Somat’’ denilen bir sofra vardı. Kaşık yerleri de
bulunan bu sofralar muhtemelen kalabalık öğünlerde mutfak veya meydana
MEVLEVİHANELERDE MATBAH-I ŞERİF
40 Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016
uzunca serilirdi. Canlar bu sofraya karşılıklı otururlardı. Yemekten sonra bu
meşin sofra sabunlu bezlerle silinir, kurulanır, dürülür, kaldırılırdı. (Halıcı,
2008)
Matbah-ı Şerif ’te pişen yemek, Somat-ı Şerif ’e ufak bir pencereden
verilirdi. Canların hizmeti burada da devam ederdi, kısaca Somatçı hizmeti
şöyleydi: Somat-ı Şerif ’te, biri saat 11’de, öteki akşam namazından hemen
sonra, iki kere yemek yenirdi. En kıdemli can kapının önüne çıkar, ‘‘Lokmaya
Sala!’’ diye, üç kere seslendikten sonra ‘‘Huu…’’ diyerek Somat davetini
tamamlar, elleri önünde bağlı olarak ihvanın içeride toplanmasını beklerdi.
Her geçene baş keserdi (başıyla selam verirdi). İçeride on, on iki kişilik, yuvarlak,
yerden 50 cm yükseklikte masalar bulunurdu. Yerde hasır üstünde
oturulurdu. Masayı çevreleyen 70-80 cm eninde, yemek yerken dize konulan,
uzun bir bez veya muşamba bulunurdu. Her oturanın önünde üç dilim
ekmek, bir tutam tuz ve sofranın ortasına, sola kalp tarafına ters olarak dö-
nük (saat onu gösteren yelkovan gibi) bir kaşık dururdu.’’ (Çelebi, 1986)
6. Sofra Adabı
Mevlevilerde mutfak gibi, yemek de kutsal özellikler taşır. Özel kurallarla
pişirilir, hazırlanır, yenir. Yemek pişince kazancı dede kazan veya
tencerenin kapağını açar, mutfak canları kazanı yere indirirler, kazancı dede
şu gülbangi çeker:
‘‘Tabhı şirin ola, Hak berakatın vere, dem-i Hazreti Mevlana, sırrı
Ateş-baz-ı Veli, hu diyelim.’’ ve canlarla hu çekilir. Yemek davetini duyarak
gelen canlar, mutfağa baş keserek girerlerdi. Şeyh de gelince yemek başlardı.
Yemeğe tuzla başlanır, tuzla bitirilirdi. Herkes, sağ işaret parmağını önce diline,
sonra tuza banarak tuzu tadar, sonra yemeğe başlardı. Yemek tek kaptan
yenirdi. Yemek süresince hiç konuşulmazdı. Su istenecek olursa, ayağı
mühürlü olarak niyaz halinde bekleyen cana işaret edilirdi. Can, derhal bardağa
suyu doldurur, bardağı öperek isteyene sunar, o da bardakla görüştükten
sonra, yani bardağı öptükten sonra, suyu içerdi. Birisi su içerken diğerleri
sofradan el çekerek onu beklerlerdi. Böylece kimse, candan bir lokma
bile fazla yememiş olurdu. Su içen aynı şekilde bardakla görüşerek bardağı
sakiye iade ettikten sonra sofradaki şeyhden başlamak üzere en kıdemli kişi,
su içene ‘‘Aşk olsun’’ der; o da niyaz eder ve yemek tekrar başlardı. Sofrada
gülbanktan başka konuşulan tek söz buydu. Yemeğin sonunda ise:
‘‘Bu yoldaki sufileriz, padişahın sofrasında yemek yiyenleriz,
Yarabbi, bu kaseyi, bu sofrayı daim kıl.’’
Gökben AZSÖZ
Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016 41
mealindeki beyit ve aşağıdaki dua okunurdu:
‘‘Salli ve sellim ala eşref-i nur-i cemi-il-enbiyai ve-l-murselin ve-lhamdu
li-l-lahi Rabb-il-alemin-el-Fatiha.’’
Fatiha okunduktan sonra pilav gelir ve gülbank çekilirdi: ‘‘Elhamdü-li-llah,
Eş-şükri li-llah, Hak berekatın vere, erenlerin han-ı keremleri,
nan-u nimetleri müzdad, sabih-ül-hayrat-ı güzeşteganın ervah-ı şerifeleri
şad-u handan, bakiyeleri selamette ola. Demler, safalar ziyade ola. Dem-i
Hazret-i Mevlana, sırr-ı Ateş-baz-ı Veli, keremi İmam-ı Ali, hu diyelimi
hu!’’
Gülbank çekilirken eller, parmaklar içeriye doğru bükük ve sorayı
tutar şekilde sofranın kenarına konurdu. Gülbanktan sonra pilav yenir ve
şeyh sofraya eğilip baş keserek niyaz eder, kalkar, ardından herkes kalkar,
kapıda mutfağa baş keserek çıkardı. Sofradan kalkınca leğen ve ibrik getirilerek
el de yıkanabilirdi. (Halıcı, 2008)
Celaleddin Çelebi sofra adabını şu şekilde vermektedir: ‘‘Yemek
hizmet eden canlar tarafından, masanın ortasına konurdu. Besmelenin
sofradaki en kıdemli kişi tarafından söylenmesi yemeğe başlama işaretiydi.
Yemeğe sağ işaret parmağına bulanan tuzla başlanır, tuzla bitirilirdi. Canlar
Masaya yakın duvar kenarına, elleri bağlı olarak hizmet etmek için beklerdi.
İhtiyaç, onlara bakışla ifade edilirdi. Yemek esnasında hiç konuşulmazdı;
biri su isterse cana bakışıyla bildirir. O da bardağı, dökülmesin, diye biraz
noksan doldurur, uzatırdı. Susayan bardağı alır dudağına götürür, onunla
görüşür, Besmele’yle suyunu içerdi. Bu arada sofrada oturanlar yemekten
ellerini çekerler beklerlerdi. Suyu içen kimse tekrar bardağı yan tarafından
öperek iade eder, hizmet eden can da aynen bardakla görüşüp kenara çekilirdi.
Ortadaki yemek tabağını değiştirmek, yenilemek, vesaire canların
vazifesiydi. (Çelebi, 1986)
Doyan kimse sofradan kalkamazdı, kaşığını çevirir, beklerdi. Ka-
şık sesleri azalınca, bir durgunluk başlayınca, Somat’ta bulunanların ikinci
kıdemlisinin ‘Bismillah, eyvallah’ sesiyle yemeğe devam etmek isteyenler
dahi kaşıklarını ilk haline sokarak, iki ellerinin parmaklarını sofranın kenarına
dayayıp, başlarını öne eğip dururlar. Canlar ellerindeki herşeyi bı-
rakıp, kolları çapraz bağlı, ayakları bitişik ve mühürlü, başları kalbe eğik
kenarda dururlardı. O sırada Somat’’ta tam bir sessizlik hakim olur, bu
sessizlik Somat’ta bulunan en kıdemlinin duasıyla son bulurdu. Dua Hz.
Mevlana’nın Divan-ı Kebir’inden bir beyitle başlar: ‘..Yola düşmüş Sufileriz
biz, Allah’ın nimetlerini yiyenleriz biz. Ya Rabbi, bu sofrayı ebedi kıl…’ Bu
duadan sonra hep birlikte Fatiha okunur, sonra da bir hamdgülbangi okuMEVLEVİHANELERDE
MATBAH-I ŞERİF
42 Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016
nurdu. Mesela: ‘Manı, Merdan, himmeti Yezdan, berekatı Halil-ül Rahman.
Yediğimiz lokmalar nur-u iman ola. Gönüllerimiz aşk-ı ilahiyle her dem
dola. Hamdımız şükrümüz ebedi, neşemiz daim ola. Dem Hazreti Mevlana,
sırrı Şems-i Veled, nuru Muhammedi, sırrı Ateş-baz-ı Veli, hu diyelim,
huuuu…’ Bu duadan sonra isteyen kalkar, sofradaki ihvana elini kalbine koyarak
başıyla selam verir. Öbür sofralardaki ihvana da kapıdan geri çıkarken,
yüzü onlara dönük aynı şekilde selam verirdi. Somat boşalınca canlar
sahanları toplar, Matbahdaki canlara teslim ederdi; sofraları silerler, yerleri
süpürürler, Somat’tan ayrılırlardı’’. (Çelebi, 1986)
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Yedi asır varlığını devam ettirmiş olan Mevlevilik tarikatı, özünü
Mevlana Celaleddin Rumi’den almış, Sultan Veled’le vücud bulmuş ve Ulu
Arif Çelebi ile Anadolu ve Osmanlı coğrafyasına yayılarak varlığını devam
ettirmiştir.
9. yüzyılda ortaya çıkan tasavvuf düşüncesi ancak 12. yüzyıldan
itibaren kendini göstermeye başlamıştır. Varlığını tarikat olarak hissettiren
Mevlevilik ‘‘Can’’ın manevi gelişimini sağlamakla beraber toplum ve devlet
yaşamında; asayişin sağlanmasında, sosyal huzurun oluşmasında etkili
olmuştur. Allah aşkını, kamil insan olmayı, sevgiyi, merhameti, hoşgörüyü
anlatan Mevlevilik 700 yüzyıl boyunca sadece Anadolu’da ve İslam coğrafyasında
değil bütün dünyada etkisini göstermiştir.
Mevlevilik yüzyıllarca imparatorluğun gelişmesine paralel bir gelişme
göstermiş ve her dönemde ilim-irfan ocakları olmuşlardır. Ancak,
17. yüzyıldan sonra tarikatın yapısında bir takım aksaklıklar yaşanması ile
birlikte ciddi problemlerin yaşanmasına neden olmuştur. Halktan kopan ve
yüksek zümreye hitap etmeye başlayan bu tasavvuf anlayışının yayılması
durmuş, mevlevihanelerde muhib yetiştirilmesi güçleşmiş olduğundan tarikat
yıpranmış ve çöküş dönemine girmiştir.
İşte tamda bu dönemde Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni modern, Avrupai
ve laik bir çizgiye getirmek isteyen Atatürk, dağılmaya ve çürümeye
başlayan tekke ve zaviyeleri kapatmış böylece bütün tarikatları kaldırmak
istemiştir. İlk olarak 2 Eylül 1925 tarihli hükümet kararnamesiyle tekke ve
dergahlar kapatılmış, daha sonra Konya milletvekili Refik Bey (Koraltan) ve
beş arkadaşının Meclis’e sunduğu öneriyle “Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin
Seddine ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair” 677
sayılı kanun 30 Kasım 1925 günü Meclis’te kabul edilmiş ve böylece Türkiye
Cumhuriyeti’ndeki bütün tekke, dergah, türbeler kapatılmış, her türlü tarikat
faaliyeti de yasaklanmıştır.
Gökben AZSÖZ
Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016 43
30 Kasım 1925’te Meclis’te kabul edilen ve 13 Aralık 1925’te Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bu kanunla Mevlevilik tarikati, baş-
ta Konya’daki Mevlana Dergahı olmak üzere bütün Mevlevihaneler kapatılmış;
çelebilik, şeyhlik, dervişlik ve dedelik gibi bütün Mevlevi unvanları ve
faaliyetleri yasaklanmıştır.
Bu tarihten sonra ne yazık ki, Mevlevihanelere gereken önem verilmemiştir.
Bu binalar yapılış amaçları dışında ve hoyratça kullanıldıklarından
dolayı zarar görmüşler ve pek çok bölümü de yıkılmış, günümüze
ulaşamamıştır.
Oysa temelleri hoşgörü ve sevgiye dayanmakta olan bu tarikatın,
yapılarının her bir bölümü kendine has özellikleri ve mimarisiyle 700 yıllık
bir tarihi bünyesinde barındırmaktaydı. Semahanesi, meydan-ı şerifi, dedegan
hücreleri, harem ve selamlık gibi mekanları olan mevlevihanelerde
en önemli bölümlerinden biri de ‘‘Mevlevi dergahı’’nın ruhu da denilen
Matbah-ı Şerif ‘tir. Asitanelerde günlük mutfağın dışında 1001 gün süren
çilenin çekildiği diğer bir mutfakta mevcuttur. Kendine has mimarisi olan
bu mekanlarda Ateşbaz-ı Veli Ocağı, Saka Postu, Sema (meşk) talim yeri,
Somathane, bulaşıklık, Çilekeş Canlar Odası gibi bölümler bulunmaktadır.
Mevlevilikte çile çıkarmak için karanlık bir odaya kapanma, inzivaya
çekilme, halvet, oruç gibi insanüstü çabayı gerektiren bir anlayışı yoktur.
Muhib adap ve terbiyeyi; pazarcılık, çamaşırcılık, bulaşıkçılık, hela temizliği
gibi 18 hizmetten oluşan bir çile ile öğrenir ve eğitimi tamamlanır. İşte bu
nedenden dolayıdır ki Mevlevi eğitimi Ser-tabbah tarafından şerefli mutfak
da denilen Matbah-ı Şerif ’te başlar.
Kendine has bir sofra adabı ve yemek tarifleri olan Mevlevilik tarikatında,
Matbah-ı Şerif ’te, o mevlevihanenin ruhunun yaşadığına inanılırdı
ve bu nedenle çok büyük saygı gösterilirdi.
KAYNAKÇA
Arapoğlu, M. (2010), Üsküdar Mevlevihanesi’nin Tarihsel Gelişimi ve Yeniden Değerlendirilmesi, Yüksek
Lisans Tezi, Haliç Üniversitesi, İstanbul.
Arkeoloji Müzesi, Encümen Arsivi, 1940
Çelebi, C. (1986) ‘‘Uluslararası Yemek Kongresi’’ bildirisi, I. Milletlerarası Yemek Kongresi, Eylül 25 – 30,
Konya.
Çelebi, E. (2006). Evliya Çelebi Seyahatnamesi. (10 Cilt). Prof.Dr. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman,
Yücel Dağlı (haz.). İstanbul: Y.K.Y.
MEVLEVİHANELERDE MATBAH-I ŞERİF
44 Toros Üniversitesi İİSBF SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl:3 Sayı:5 Temmuz 2016
Dogan, A. I., (1977). Osmanlı Mimarisinde tarikat yapıları, tekkeler, zaviyeler ve benzer nitelikteki futuvvet
yapıları, Doktora Tezi, İ. T. Ü., İstanbul.
Gölpınarlı, A. (1983) Mevlana’dan Sonra Mevlevilik. İstanbul: İnkılap ve Aka Kitapevleri.
Halıcı, N. (2007). Mevlevi Mutfağı. İstanbul, Metro Kültür Yayınları.
Işın, E. (2007) Mevleviliğin Toplumsal Tarihi. Aşk Ocağında Can Olmak: 49–65, İstanbul: T.C. Kültür ve
Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Yayınları.
Işın, E. (1994) Yenikapı Mevlevihanesi. Dünden Bügüne İstanbul Ansiklopedisi, c.7.: 476-481. İstanbul,
Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayını.
Işın, E. (1994) Beşiktaş Mevlevihanesi. Dünden Bügüne İstanbul Ansiklopedisi, c.2.: 168-171, İstanbul,
Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayını.
Işın, E. (1994) Bahariye Mevlevihanesi. Dünden Bügüne İstanbul Ansiklopedisi. c.1.: 537-538, İstanbul,
Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayını.
Karpuz, Haşim, Ahmet Kuş, İbrahim Dıvarcı, Fevzi Şimşek. (2005) Türkiye Mevlevihaneleri. Konya,
Konya İl Kültür Müdürlüğü Yayınları.
Karpuz, Haşim, Ahmet Kuş, İbrahim Dıvarcı, Fevzi Şimşek. (2007) Dünya Mevlevihaneleri. Konya,
Konya İl Kültür Müdürlüğü Yayınları.
Küçük, S. (2013) ‘‘Genel Hatlarıyla Mevlevilik’’, Mevlevi Dünyasında Bahariye Mevlevihanesi, 9-21, İSTEV,
İstanbul.
Özdemir, Y. (2010), Galata Mevlevihanesi Müzesi Koleksiyonlarının Çağdaş Müzecilik Anlayışı İçinde
Değerlendirilmesi, Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul.
Tanrıkorur, B. (2007) Türkiye Mevlevihanelerinin Mimari Özellikleri. Aşk Ocağında Can Olmak: 66-93,
İstanbul: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Yayınları.
Tanman, M. Baha, (1994) Galata Mevlevihanesi. Dünden Bügüne İstanbul Ansiklopedisi. c.3.:364-367,
İstanbul, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayını.
Tanman, M. Baha, (1994) Yenikapı Mevlevihanesi. Dünden Bügüne İstanbul Ansiklopedisi. c.7.:481-
485, İstanbul, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayını.
Tanman, M. Baha, Galata Mevlevihanesi. İslam Ansiklopedisi. c.13.:317-321, İstanbul, Türk Diyanet
Vakfı.
Ünal, N. (2007), Yenikapı Mevlevihanesi’nin Tarihsel Gelişimi ve Harem Konağı’nın Restitüsyon Projesi,
Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul.
İnternet adresi: Konya Mevlana Müzesi Matbah-ı Şerifi
http://muze.semazen.net/content.php?id=00024 (22.03.2016)
Gökben AZSÖZ

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar